Vergi Uygulamalarında Tebligat Yönünden “Adrese Dayalı Nüfus Sistemi”

Adrese dayalı nüfus sayımı sonucunda Başbakanlığın yayınladığı 8 Nolu Genel Tebliğ, 213 sayılı VUK’nun  tebligat hükümlerine yeni bir açılım  getirmektedir.    Bu sistem  gereği  gerçek kişilerin vergi ile ilgili tebligatlarında  problemler bir ölçüde en aza indirgenmiş  olmaktadır.[1]

 

Yasal düzenleme gereği,  vergide  zamanaşımı uygulaması  tarhiyat açısından ayrı 5 yıl,  tahsilat zamanaşımı bakımından ise 5 yıl ayrıca uygulanmaktadır.  Uygulamada tarh zamanaşımı için 213 sayılı VUK hükümleri geçerlidir. Diğer taraftan, tahsilat açısından ise,  5 yıllık zamanaşımın hesabı 6183 sayılı yasanın 102. maddesi hükümlerine göre düzenlenmektedir.  Bazı yazarlar vergide  fiili anlamda zamanaşımı bulunmadığını imalı bir dille ifade etmektedirler. [2]

 

Tahakkuk  zamanaşımı vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından itibaren başlayarak 5 yıl içerisinde  mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar. [3] Diğer yandan, vergi alacağı, vadesinin rastladığı  takvim yılını takip eden yılın başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. [4]

 

Genellikle zamanaşımı uygulaması vergi, vergi cezaları ve diğer amme alacaklarında çok ortaya çıkan bir konu değildir. Hemen hemen yıl sonlarına doğru bütün vergi daireleri amme alacağının zamanaşımına uğramaması için gazetelere ilanlar vermekte veya vergi dairelerinin ilan koymaya mahsus ilan tahtalarına askıya çıkarmaktadırlar. Kimi zaman da mükellefin borcuna açıktan para yatırılarak tahsilat yapılmış havası yaratılmaktadır. [5] Oysaki bu durum kanuna uygun olmayıp,  düzenlenen vezne alındıları veya  tahsilat makbuzları hukuken geçerli değildir.  Bir bakıma  bu makbuzlar mükelleflerin haberleri olmaksızın  gıyabında  onlar adına ödeme yapılarak düzenlenmektedir.  Gerçekte vergi mükelleflerinin kasasından veya bankalarından böyle bir ödeme yapılmamaktadır.  Bu durumun tespiti veya ispatı her zaman mümkündür.  Bu konuda ispat yükü kime ait olacaktır? Bu da ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü, ispat yükü her zaman vergi yükümlüsüne ait olmayabilir. İspat yükü zaman zaman yer değiştirip kimi zaman idareye olayına göre de kimi zaman mükellefe ait olabilecektir.

 

6183 sayılı AATUHK’nun 102. maddesinde amme alacağının vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılın başından itibaren (5) yıl içinde tahsil edilmeyen alacaklarının zamanaşımına uğrayacağından bahis edilmektedir.  Keza, aynı yasanın 103. maddesinde ise ödeme, haciz tatbiki, cebren tahsil ve takip işlemleri neticesinde yapılan her çeşit  tahsilatlar, ödeme emri tebliği, mal beyanı, mal edinme ve mal artışlarının bildirilmesi, sayılan işlemlerden herhangi birinin şahsi kefile veya yabancı kişi ve kurumların mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması, ihtilaflı kamu alacaklarında  yargı organlarından bozma kararlarının gelmesi, amme alacağının güvenceye bağlanması, yargı organları tarafından yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş olması, iki kamu idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı kamu idaresi tarafından borçlu amme idaresine borcun ödenmesi için yazılı olarak başvurulması, amme alacağının özel yasalara göre ödemek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması halinde “zamanaşımının kesileceği” ve kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden yılın başından itibaren yeniden çalışmaya başlayacağı hüküm altına alınmıştır.

 

Yaşanmış bir olayda, 1995 yılının 6. ayına ilişkin ödeme emrinin vadesinin 1995 yılının 7. ayı olması nedeniyle, tahsil zamanaşımının dolduğu yıl 2000 yılı olup, bu zamana  kadar şirket adına ödem emrinin hukuksal olarak geçerli bir ilanla tebliğ edilmemiş olması karşısında düzenlenen ödeme emirlerinde  hukuka uyarlılık görülmemiştir. [6]

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

Hemen Tıkla

 

Soru ve sorunlarınız için derneğimize üye olabilirsiniz. Hemen Mesaj Gönder: https://m.me/versavorg