Vergi ve Cezalarda Zamanaşımı

Vergi ve Cezalarda Zamanaşımı , mükellefin müracaatı olmaksızın hüküm ifade eder ve vergi alacağı için yasada yer alan bu hüküm ceza bakımından VUK 374. maddede yer almamıştır. Ancak VUK 374. maddenin ilk fıkrasında “aşağıda yazılı süreler geçtikten sonra vergi cezası kesilmez” hükmü gereği vergi dairesi bakımından emredici bir yasa kuralıdır. Bu bakımdan VUK 113. maddede yer alan hükmün VUK 374. maddede ifade edilmemiş olması ceza zamanaşımı için mükellefin başvuruda bulunmasını gerektirmemektedir.

 

Yasal düzenleme gereği, vergide zamanaşımı uygulaması tarhiyat açısından ayrı 5 yıl, tahsilat zamanaşımı bakımından ise 5 yıl ayrıca uygulanmaktadır. Uygulamada tarh zamanaşımı için 213 sayılı VUK hükümleri geçerlidir. Diğer taraftan, tahsilat açısından ise, 5 yıllık zamanaşımın hesabı 6183 sayılı yasanın 102. maddesi hükümlerine göre düzenlenmektedir. Bazı yazarlar vergide fiili anlamda zamanaşımı bulunmadığını imalı bir dille ifade etmektedirler. [1]

 

Tahakkuk zamanaşımı vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından itibaren başlayarak 5 yıl içerisinde mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar. [2] Diğer yandan, vergi alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden yılın başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. [3]

 

Genellikle zamanaşımı uygulaması vergi, vergi cezaları ve diğer amme alacaklarında çok ortaya çıkan bir konu değildir. Hemen hemen yıl sonlarına doğru bütün vergi daireleri amme alacağının zamanaşımına uğramaması için gazetelere ilanlar vermekte veya vergi dairelerinin ilan koymaya mahsus ilan tahtalarına askıya çıkarmaktadırlar. Kimi zaman da mükellefin borcuna açıktan para yatırılarak tahsilat yapılmış havası yaratılmaktadır. [4] Oysaki bu durum kanuna uygun olmayıp, düzenlenen vezne alındıları veya tahsilat makbuzları hukuken geçerli değildir. Bir bakıma bu makbuzlar mükelleflerin haberleri olmaksızın gıyabında onlar adına ödeme yapılarak düzenlenmektedir. Gerçekte vergi mükelleflerinin kasasından veya bankalarından böyle bir ödeme yapılmamaktadır. Bu durumun tespiti veya ispatı her zaman mümkündür. Bu konuda ispat yükü kime ait olacaktır? Bu da ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü, ispat yükü her zaman vergi yükümlüsüne ait olmayabilir. İspat yükü zaman zaman yer değiştirip kimi zaman idareye olayına göre de kimi zaman mükellefe ait olabilecektir.

 

6183 sayılı AATUHK’nun 102. maddesinde amme alacağının vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılın başından itibaren (5) yıl içinde tahsil edilmeyen alacaklarının zamanaşımına uğrayacağından bahis edilmektedir. Keza, aynı yasanın 103. maddesinde ise ödeme, haciz tatbiki, cebren tahsil ve takip işlemleri neticesinde yapılan her çeşit tahsilatlar, ödeme emri tebliği, mal beyanı, mal edinme ve mal artışlarının bildirilmesi, sayılan işlemlerden herhangi birinin şahsi kefile veya yabancı kişi ve kurumların mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması, ihtilaflı kamu alacaklarında yargı organlarından bozma kararlarının gelmesi, amme alacağının güvenceye bağlanması, yargı organları tarafından yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş olması, iki kamu idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı kamu idaresi tarafından borçlu amme idaresine borcun ödenmesi için yazılı olarak başvurulması, amme alacağının özel yasalara göre ödemek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması halinde “zamanaşımının kesileceği” ve kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden yılın başından itibaren yeniden çalışmaya başlayacağı hüküm altına alınmıştır.

 

Yaşanmış bir olayda, 1995 yılının 6. ayına ilişkin ödeme emrinin vadesinin 1995 yılının 7. ayı olması nedeniyle, tahsil zamanaşımının dolduğu yıl 2000 yılı olup, bu zamana kadar şirket adına ödem emrinin hukuksal olarak geçerli bir ilanla tebliğ edilmemiş olması karşısında düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlılık görülmemiştir. [5]

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya KAYIT olmanız gerekmektedir.

 

yorum Yap
WhatsApp
Gönder