fbpx

Makaleler

Tefecilik İddiası Kanıtlanmadan Vergi Tarhiyatı Önerilemez

Tefecilik İddiası Kanıtlanmadan Vergi Tarhiyatı Önerilemez , ikrazatçılık faaliyetleri yasal izin alınarak yapılması gerekli faaliyetler olarak karşımıza çıkmaktadır. İkrazatçılık, faiz mukabilinde ödünç para verilmesi ile ilgili işlemleri ve faaliyetleri içermektedir. 193 sayılı GVK’nuna göre ikrazatçılık faaliyetleri vergi kapsamına alınmıştır. Halk arasında ikrazatçılık faaliyetleri tefecilik olarak da adlandırılmaktadır.

Yasal düzenleme gereği olarak ikrazatçılık faaliyetlerinin banka ve sigorta muameleleri vergisi konusuyla da ilişkisi söz konusudur.  6802 sayılı yasaya göre her türlü ve her şekilde yapılan ödünç para verme işlemleri sonucunda lehine para tahakkuk eden kişi açısından BSMV mükellefiyeti söz konusu olacaktır.

Diğer taraftan, ikrazatçılık faaliyeti sonucunda lehine para tahakkuk eden kimseler bu faaliyetleri sonucunda ayrıca aldıkları komisyon, ücret, hizmet karşılığı gibi adlarla aldıkları paralar da BSMV’ye tabidir(1). Uygulamada tefecilik iddiaları konusunda çeşitli yayın görüşler bulunmaktadır. Öncelikle bu iddianın somut kanıtlarla ortaya konulması zorunludur. İddialar kanıtlanmadan menkul sermaye iradı konusu ile ilgili  vergi inceleme raporu yazılarak tarhiyat önerilemez(2).

 

Benzeri bir konuda tefecilik yaptığı iddiasıyla tarhiyat yapılan bir mükellef hakkında verilen yerel mahkeme kararı gerekçesi kısaca şöyledir:

 

“Olayda,  davacının faaliyetinin ikrazatçılık olarak değerlendirilemeyeceği mahkeme kararı ile hüküm altına alındığından, davacının basit usul vergi mükellefiyetinin şartlarını ihlal etmediği, dolayısıyla halen basit usul vergi mükellefi olarak mükellefiyetinin devam ettiği görülmektedir.

Bu durumda; basit usulde vergilendirilen mükelleflerin teslim ve hizmetlerinin KDV’den istisna tutulduğu ve davacının da halen basit usulde vergilendirilen mükellef olduğu göz önüne alındığında KDV beyannamesi vermediği gerekçesiyle davacı adına re’sen vergi tarh edilmesinde yasal isabet bulunmamıştır.”(3).

Öte yandan, Danıştay 7. Dairesi tarafından verilen bir başka kararda:

 

“Birden fazla şahsa borç vermediği anlaşılan davacı adına salınan  BSMV ile kesilen ağır kusur cezasında hukuka uyarlık görülmemiştir.” şeklinde karar verilmiştir(4).

 

İzinsiz olarak faiz mukabilinde para kullandırılması fiilleri 1 yıl içerinde  birden çok kerre tekrarlanması durumunda veya birden çok kişiye yıl içerisinde ödünç ve faiz mukabilinde para verilmesi karşılığında elde edilen her türlü menfaatler sonuç olarak tefecilik olarak işlem görmektedir.  Bu tür faaliyetlerin vergi idaresi  tarafından incelenmesi sonucunda  düzenlenen raporlara göre de bu işleri yapanlara hem gelir vergisi yönünden ve hem de BSMV yönünden cezalı tarhiyatlar yapılagelmektedir.

 

“Yargıtay 7.Ceza Dairesinin vermiş olduğu bir kararında: Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/07/1995 gün ve 7/207-236 sayılı karında da belirtildiği üzere tefecilik sucunun oluşması için birden fazla kişiye sürekli ve sistemli bir biçimde faiz karşılığı ödünç para verilmesi gerekmekte olup, sanıkların bir çok kişiye faiz karşılığı ödünç para vermek suretiyle kendilerine çıkar sağlayıp sağlamadıkları, bu işi meslek haline getirip getirmedikleri  araştırılıp tespit olunmadan müşteki adına birden fazla faizle borç verildiğinden bahisle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir şeklinde karara varmıştır(5).

 

Sonuç olarak: ikrazatçılık faaliyetlerinde temel özellik bir paranın bir yıl içerisinde

birden çok kişiye sürekli olarak ve de faiz gözetilerek para kullandırılması faaliyetleri tefecilik olarak nitelendirilebilir(6).

 

Şöyle ki; ödünç para verme işini sürekli olarak icra edenlerin bu faaliyeti neticesinde elde ettikleri gelir menkul sermaye iradı değil, ticari kazanç olarak kabul edilebilmektedir. Ancak uygulamada süreklilik halinin tespitinde bazı tereddütler yaşanabilmektedir. Bu konu ile ilgili en önemli kriter yıl içinde ödünç para verme işinin kaç kez yapılmış olduğunun tespit edilmesidir. Buna göre süreklilik halinin varlığından bahsedilmesi için ödünç para verme işinin bir yıl içerisinde birden fazla yapılması yeterli olacak ve elde edilen gelir ticari kazanç olarak değerlendirilecektir. Ancak faaliyet yıl içerisinde bir defa yapılmış ise, elde edilen gelir menkul sermaye iradı olarak kabul edilerek buna göre vergilendirilecektir.

——————–
(1) 
Bkz. 6802 sayılı yasa md.1.

(2) Danıştay 7. D. 5/6/2000 gün ve E:1999/2399-K:2000/1801 sayılı kararları, Bkz. TOPUZ İbrahim – ÖZKAYA Kadir, “Seçilmiş Danıştay Kararları”, Yaklaşım Yayıncılık, 2005, s. 409-417.

(3) İzmir 3. Vergi Mahkemesi Başkanlığı, 6/3/2008 gün ve E:2007/840-K:2008/280 sayılı kararları.

(4) Dnş. 7. D. 11/3/2002 gün ve E:2000/2963-K:2002/1017 sayılı kararları.

(5) Yargıtay 7.Ceza Dairesi 12/02/2004 gün ve E:2003/3925-K:2004/1723 sayılı karar.

(6) Bkz. ŞAHİN Yaşar – ALPASLAN Mustafa, “Tefecilik Suçunun Vergisel Açıdan Değerlendirilmesi Ve Emsal Bir Yargı Kararının İrdelenmesi”, Mayıs 2008, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, Sayı:53, s.115-117.

 

VERGİ MÜKELLEFİ SAVUNUCULARI DERNEĞİ
Soru ve sorunlarınız için derneğimize üye olabilirsiniz. Detaylı Bilgi İçin: 0850 304 95 42 veya 0216 606 08 10