fbpx

    İşçilere İmzalatılan İbranamenin Geçerlilik Hususları Yargıtay Kararı

    Yargıtay 22. Hukuk Dairesi Kararı E. 2016/1414 – İbranamenin Geçerlilik Koşulları

    Yargıtay 22. Hukuk E. 2016/1414

    T.C

    YARGITAY

    1. Hukuk Dairesi

    Esas No: 2016/1414

    Karar No: 2018/26582

    Tarihi: 10.12.2018

    • İBRANAMENİN GEÇERLİLİK KOŞULLARI
    • İBRANAMENİN YAZILI OLMA, ZORUNLULUĞU
    • İBRANAMENİN İBRA TARİHİ İTİBARI İLE İŞ SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİNDEN BİR AY SONRA DÜZENLENMİŞ OLMASININ GEREKMESİ
    • İBRA KONUSU ALACAĞIN TÜRÜNÜN VE MİKTARININ İBRANAMEDE AÇIKÇA BELİRTİLMİŞ OLMASININ ZORUNLU OLMASI
    • İBRA KONUSU, ÖDEMENİN EKSİKSİZ VE BANKA KANALIYLA YAPILMIŞ OLMASININ GEREKMESİ
    • YASANIN ARADIĞI KOŞULLARI TAŞIMAYAN İBRANAMENİN KESİN OLARAK HÜKÜMSÜZ OLACAĞI

    ÖZETİ: Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup 132. maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.

    İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir. 6098 sayılı Kanun’da, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur. Söz konusu düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.

    6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.

    DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ………………. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

    Davacı İsteminin Özeti:

    Davacı vekili, 31.12.2011 tarihinde davalı tarafça deprem gerekçe gösterilerek müvekkilinin iş sözleşmesine son verildiğini; ancak, 2012 yılı Nisan ayına kadar kefalet senedi gösterilerek zorla çalıştırıldığını ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile müvekkiline ödenmediğini iddia ettiği bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı Cevabının Özeti:

    Davalı vekili; zamanaşımı definde bulunmuş, davacıya kıdem ve ihbar tazminatının ödendiğini, davalı şirketin ibra edildiğini ve davacı taleplerinin yerinde bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

    Mahkeme Kararının Özeti:

    Mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Temyiz:

    Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

    Gerekçe:

    1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

    2- Davalı tarafından dosyaya sunulan ibranamelere değer verilip verilemeyeceği ve bu bağlamda davacının hafta tatili, ulusal bayram genel tatil ve fazla çalışma alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

    Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup 132. maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.

    İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.

     

    6098 sayılı Kanun’da, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur. Söz konusu düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.

    6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır. 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için kanuni şartların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, daha önce Yargıtay’ca kabul edilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.

    İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:

    1. a) İş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkündür.
    2. b) İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.
    3. c) İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.

    Öte yandan mülga 818 sayılı Kanun’un 21. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma(gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir. İbranamedeki irade fesadı hallerinin, Kanun’un 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.

    1. d) İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu sebeple, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.
    2. e) Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz.
    3. f) Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp ispatlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır.
    4. g) Yine, işçinin ibranamede kanuni haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir. İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir. İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.

    Somut olayda; Mahkemece davacı tanıklarından birinin davalı işyerinde çalışmasının olmaması, diğerinin husumetli olması, davalı tanık anlatımları ile ise davacının hafta tatili, ulusal bayram genel tatil günü çalışmaları ve fazla çalışma iddiasının ispatlanamadığı, ayrıca bu alacak kalemleri yönünden davalı işverenliğin ibra edildiği gerekçeleriyle söz konusu alacak talepleri reddedilmiştir. Dosya kapsamında yer alan ve 01.07.1998-31.12.2011 çalışma dönemine ilişkin 03.01.2012 tarihli beyan ve ibra tutanağında, davacının fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili çalışması yapmadığını ifade ederken kıdem ve ihbar tazminatlarının ise bordrolarla ödendiğinin belirtildiği görülmektedir. Aynı çalışma dönemine dair tarihsiz bir diğer ibranamede ise, davacının fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili çalışmaları karşılığı ücretlerini aldığı belirtilmiştir. Aynı çalışma dönemine ilişkin ve birbiri ile çelişkili bu ibranamelerin geçersiz olduğu açıktır. Bu nedenle hafta tatili, ulusal bayram genel tatil ve fazla çalışma alacakları açısından davalının ibra edildiği yönündeki karar gerekçesi hatalıdır. Öte yandan, husumetli tanık anlatımlarının başka delillerle desteklenmemesi halinde tek başına delil teşkil edemeyeceği asıl olup ve davacının tüm çalışma dönemi boyunca davalı işverenliğe ait işyerinin pazarlama biriminde çalışan davalı tanığı M. … ‘in, pazarlamacıların milli bayramlarda çalıştığını belirtmesi ve davacının aynı işyerinde gazete dağıtımı, pazarlama, satım ve tahsilat işlerinde çalıştığı hususunun davalının kabulünde olması karşısında, davacının dini bayramlar haricindeki genel tatillerde çalıştığının kabulü dosya içeriğine uygun düşecektir. Hafta tatili ve fazla çalışma iddialarının ise taraf tanık anlatımları ile ispatlanamadığı anlaşılmakla, bu alacak istemlerinin reddi sonucu itibariyle doğru olmuştur.

    Sonuç:

    Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

     

    Sahte Fatura Düzenlemek ve Kullanmak Suçları Hakkında

    Sahte Fatura Düzenlemek ve Kullanmak Suçları Hakkında

    Sahte Fatura Düzenlemek ve Kullanmak Suçları Hakkında  Yargıtay’ın ilginç 3 adet bozma kararı

    Temmuz 2017 tarihinde, Yargıtay 11.Ceza Dairesi tarafından sahte fatura düzenlemek ve kullanmak suçları ile ilgili 3 adet önemli karar verilmiştir. Kararların özelliği itibariyle önemli bir karar olması ve ilgililer için yararlı olabileceği düşüncesiyle söz konusu 3 adet bozma kararlarına aşağıda yer verilmiştir:

    1- YARGITAY

          11.CEZA DAİRESİ                                                              İlgili Kanun/Madde

    Esas No.        2017/3603                                                       213 s. VUK/230

    Karar No.      2017/3679                                                       5271 s. CMK/225

    Tarihi:            11.05.2017                                                      5237 s. TCK/53

     

    ÖZETİ: Sahte fatura düzenlemek ile sahte fatura kullanmak suçlarının birbirinden ayrı ve bağımsız suçlar olduğu, birbirine dönüşmeyeceği, 5271 sayılı CMK’nın 225.maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup, sanık hakkındaki kamu davasının sahte fatura kullanmak suçundan açıldığı gözetilmeden, iddianame dışına çıkılmak suretiyle sahte fatura düzenlemek suçundan hüküm kurulması, 5237 sayılı TCK’nın 53.maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün 2014/140 esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, yasaya aykırıdır.

     

    2- YARGITAY

          11.CEZA DAİRESİ                                                                İlgili Kanun/Madde

    Esas No.        2017/5656                                                         5237 s. TCK/207

    Karar No.      2017/3654

    Tarihi:            11.05.2017

     

    ÖZETİ: Sahte fatura düzenleme nedeniyle Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet suçundan mahkemenin 2010/49 esas sayılı dosyası ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan Ordu Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2011/4 esas, 2011/146 karar sayılı dosyasında yürütülen yargılama akıbetlerinin araştırılıp mümkünse dosyaların birleştirilmesi, değilse dosyaları getirtilip incelenerek bu davayı ilgilendiren belgelerin onaylı örneklerinin dava dosyasına alınması ve eylemin sübutu halinde 5237 sayılı yasanın 207.maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturacağı da dikkate alınarak hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, yasaya aykırıdır.

     

     

     

    3- YARGITAY

         11.CEZA DAİRESİ                                                                 İlgili Kanun/Madde

    Esas No.       2016/7259                                                          213 s. VUK/227

    Karar No.     2017/2673

    Tarihi:           10.04.2017 

     

    ÖZETİ: Sahte fatura düzenleme suçunda suçun maddi konusunun fatura olması, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 227.maddesinin 3.fıkrasındaki “Bu kanuna göre kullanılan veya bu kanunun Maliye ve Gümrük Bakanlığı’na verdiği yetkiye dayanılarak kullanma mecburiyeti getirilen belgelerin, öngörülen zorunlu bilgileri taşımaması halinde bu belgeler vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılır” şeklindeki düzenlemeye göre de faturaların Vergi usul Kanunu’nun 230.maddesinde öngörülen zorunlu bilgileri içermesinin gerekmesi, suça konu faturaların ele geçmemiş olması karşısında; sahte olarak düzenlendiği iddia olunan faturaların kanunda öngörülen şekil şartlarını taşıyıp taşımadıklarının incelenmesine imkan bulunmaması nedeniyle suçun unsurları itibariyle oluşmayacağı anlaşıldığından katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi hk.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Emekli Maaşının Haczi ve Yapılan Kesintilerin İadesi

    Yargıtay 4. Hukuk Dairesi

    Tarih : 01.12.2015

    Esas No : 2015/8063

    Karar No : 2015/13909

    5510 s. SSGSSK Md. 93

    EMEKLİ MAAŞININ HACZİ VE YAPILAN KESİNTİLERİN İADESİ

    Kural olarak borçlunun aldığı emekli maaşı üzerine ha­ciz konulamayacağı, ancak başlatılan icra takibi kapsamında borçlunun emekli maaşından uzunca bir süre kesinti yapıldıktan sonra şikâyeti üzerine kesinti işlemine son verilen somut olayda, haciz ve ilk kesinti tarihinin üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen emekli maaşından kesinti yapılmasına açıkça karşı çıkmayarak zımni rıza gösteren borçlunun geçmişe yönelik ya­pılan kesintilerin iadesini talep etmesinin Medeni Kanun’un 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği, buna göre sadece şikâyet tarihinden sonra yapılan kesintiler yönünden itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, davacının zımni rıza gösterdiği dönemi de kap­sayacak şekilde itirazın tümden iptalinin doğru olmadığı hk.

    İstemin Özeti: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabu­lüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    Davacı, davalı tarafından aleyhine başlatılan icra takibi kapsamında, emekli maaşına haciz konularak kesinti yapıldığını, haksız kesintinin iadesi için davalı hakkında başlattığı icra takibinin davalının itirazı üzerine durdu­ğunu belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Birden Fazla Sahte Fatura Kullanma

    Yargıtay 11. Ceza Dairesi
    Tarih    : 30.05.2013
    Esas No         : 2012/27552
    Karar No        : 2013/9075

     

    BİRDEN FAZLA SAHTE FATURA KULLANMA

    Aynı takvim yılına ait sahte fatura kullanma eylemi tek bir suç oluşturur.

    Karar: (…) Geri Dönüşüm şirketinin 2005 takvim yılı hesaplarının incelenmesinde (…) Metal Plastik (…) Şirketinden verilme 53 adet sahte fatura kullandıklarının iddia ve kabul edildiği olayda; Ticaret Sicili Memurluğu’nun 25.06.2009 tarihli yazısında 2005 yılında şirket yetkililerinin (HÇ) ve (HS) olarak belirlendiği, 22.08.2008 havale tarihli mütaalanın ve 23.06.2008 tarihli vergi suçu raporunun da bu kişiler için düzenlendiği, Cumhuriyet Başsavcılığının vergi işlemlerinin kimler tarafından gerçekleştirildiğinin ilgili vergi ya da ticaret sicili

     

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Dava Dilekçesinde Talebin Açık Olmaması

    Yargıtay 17. Hukuk. Dairesi
    Tarih     : 07.06.2012
    Esas No           : 2012/1406
    Karar No  : 2012/7467

     

    DAVA DİLEKÇESİNDE TALEBİN AÇIK OLMAMASI

     

    Dava dilekçesi içeriğinden davacının talebinin ne olduğunun açık ve net bir şekilde anlaşılamaması halinde, mahkemece davacı tarafa isteğinin ne olduğunun açık ve net bir şekilde açıklattırılması ve ondan sonra karar verilmesi gerektiği hk.

    İstemin Özeti: Davacı vekili davalı (A) Ltd. Şti.’nin müvekkiline kamu borcu bulunduğunu bu şirketin diğer davalı şirket içerisinde eritilerek yok edildiğini, bu nedenle her iki şirketin tek tüzel kişilik üzerinden faaliyetini sürdürdüğünün, her iki kurum arasındaki devrin yapıldığına ilişkin hukuki ilişkinin varlığının ve her iki şirketin tüm amme borcundan müteselsilen sorumlu olduklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

    Mahkemece eda davası açılması mümkün olan hallerde tespit davası açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Karar: Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde müvekkilinin davalı (M) Ltd. Şti.’nden olan alacağı için hakkında icra takibi başlattıklarını, alacağın tahsil edilemediğini, ancak borçlu şirketin varlıklarının diğer davalı şirkete devredilip borçlu şirket varlıklarının eritildiğini öne sürerek her iki şirket faaliyetinin tek tüzel kişilik içinde

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Usulsuz Tebligat Kararı Kesinleşmeden Hacizlerin Kaldırılmayacağı

    Usulsuz Tebligat Kararı Kesinleşmeden Hacizlerin Kaldırılmayacağı

    T.C
    YARGITAY
    12.HUKUK DAİRESİ
    ESAS NO:2014/4357
    KARAR NO:2014/6802
    KARAR TARİHİ: 11.03.2014

    MAHKEMESİ : Ordu İcra Hukuk Mahkemesi
    TARİHİ : 19/06/2013
    NUMARASI :2013/169­2013/372

    Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    İflasın Ertelenmesi Davası Haczin Kaldırılması

    İflasın Ertelenmesi Davası Haczin Kaldırılması

    İflasın Ertelenmesi Davası Haczin Kaldırılması

    T.C.YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2010/31494 K. 2011/12863 T. 21.6.2011

    • İFLASIN ERTELENMESİ DAVASI ( Verilen Tedbir Kararı Alındığı Tarihten İtibaren Hüküm İfade Edeceği – İflasın Ertelenmesi Davasında Verilen Tedbir Kararından Sonra Hiç Bir Takip İşlemi Yapılamayacağı )
    • HACZİN KALDIRILMASI ( İflasın Ertelenmesi Davasında Verilen Tedbir Kararından Sonra Hiç Bir Takip İşlemi Yapılamayacağı – Tedbir Kararından Sonra Borçluya Ait Araçlar Üzerine Konulan Hacizlerin Kaldırılmasına Verilmesi Gereği )

    2004/m. 179

    1086/m. 101

    İflasın Ertelenmesi Davası Haczin Kaldırılması
    İflasın Ertelenmesi Davası Haczin Kaldırılması

    ÖZET : İflasın ertelenmesi davasında verilen ihtiyati tedbir kararı alındığı tarihten itibaren hüküm ifade edeceğinden, bu tarihten sonra hiç bir takip işlemi yapılamaz.

    DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

    KARAR : Sair temyiz itirazları yerinde değilse de;

    Burdur 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2008/241 esas sayılı iflasın ertelenmesi davasında verilen 28.8.2008 tarihli ihtiyati tedbir kararı ile borçlu şirket aleyhine İ.İ.K.nun 206. maddesinin 1. sırasında yazılı alacaklara ilişkin olanları hariç olmak üzere, H.U.M.K.’nun 101 ve İ.İ.K. 179/a ve 179/b maddesine göre 6183 Sayılı Yasaya ilişkin icra takipleri ve diğer alacaklılar tarafından hangi nedene dayalı olursa olsun yapılmış veya yapılacak olan tüm icra takiplerinin ve icra takiplerine ilişkin olarak ihtiyati tedbir ve ihtiyati hacizlerin durdurulmasına, bu kapsamda fiili haciz ve muhafaza işlemlerinin yasaklanmasına karar verildiği görülmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla