fbpx
Pazar, 12 Temmuz, 2020
Bilgi Edinme Başvurusu Karşılanmayan Tarafa Manevi Tazminat Ödenmesi Gerekir

Bilgi Edinme Başvurusu Karşılanmayan Tarafa Manevi Tazminat Ödenmesi Gerekir

Bilgi Edinme Başvurusu Karşılanmayan Tarafa Manevi Tazminat Ödenmesi Gerekir Bilgi Edinme Talebini Karşılamama Konusunda Danıştay Kararı – Danıştay 15. Dairesi, çocukları ölü doğan anne ve babanın bilgi edinme başvurularını karşılamayan üniversitenin, hizmetin kusurlu işletildiği hususunda oluşturdukları kanıdan dolayı, manevi tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdi.
İŞTE DANIŞTAY KARARI
T.C.
DANIŞTAY
Onbeşinci Daire
Esas No : 2014/5076
Karar No: 2015/2184
Özeti : Bilgi edinme hakkının kullanılması kapsamında talep edilen başta hasta dosyası olmak üzere, epikriz ve ölüm raporlarının davacı tarafa süresinde verilmemesinin çocukları ölü olarak doğan anne ve baba nezdinde, sağlık uygulamalarının kusurlu işletildiği hususunda yaratılan şüphe ve ruhsal çöküntü manevi tazmin talebinin karşılanması gereğini ortaya koyduğu hakkında.

Karar Düzeltme İsteminde Bulunan (Davacılar) : 1- ..2- … Vekili : Av. …

Karşı Taraf (Davalı) : Gazi Üniversitesi Rektörlüğü

Vekili : Av. …

Müdahil (Davalı Yanında) : …

Vekili : Av. …

İstemin Özeti: Danıştay Onbeşinci Dairesi’nin 19.12.2013 tarih ve E:2013/4262, K:2013/11471 sayılı kararının, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Karar düzeltme isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi’nce Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip dosyadaki belgeler incelendikten sonra karar düzeltme talebi kabul edilerek Dairemizin 19.12.2013 tarih ve E:2013/4262, K:2013/11471 sayılı kararının kaldırılıp gereği görüşüldü:
Dava, davacının gebelik takibi süresince yanlış teşhis ve tedavi yapıldığı, yeterince bilgilendirilmediği ve bu suretle bebeklerini kaybetmelerine neden olunduğu, ayrıca hasta dosyasının kendilerine verilmediğinden bahisle idarenin ağır hizmet kusurundan dolayı uğranıldığı ileri sürülen 10.000 TL manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

Ankara 13. İdare Mahkemesi’nce; Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle olayda hizmet kusuru bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İdare Mahkemesi tarafından verilen kararın, dairemizce 19.12.2013 tarih ve E:2013/4262, K:2013/11471 sayılı kararla onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Davacı tarafça usul ve hukuka aykırı olduğundan bahisle Dairemizce verilen onama kararının kaldırılması suretiyle İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Dosya kapsamından davanın, gebelik takibindeki tıbbi hatalar ile hasta dosyasının verilmemesi olmak üzere iki iddia üzerine kurulu olduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda; dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacı … ‘in gebelik takibinin Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı doktorlarından Prof. Dr. … tarafından yapıldığı, hamileliği boyunca aylık rutin kontrollerine devam edildiği, son olarak 14.05.2008 tarihinde yapılan muayenede adı geçen doktor tarafından doğumdan önceki 3 haftaya kadar çalışabileceğine dair onay verildiği, her şeyin normal olduğu söylenilerek planlanan doğum tarihinden önceki son kontrol için 18.06.2008 tarihine kadar randevu verildiği, 15.05.2008 tarihinde erken doğum teşhisiyle yatişının yapıldığı ve 17.05.2008 tarihinde taburcu edildiği, bu dönemde nidilat isimli bir ilaç verilerek doğumun durdurulduğunun ifade edildiği, davacılar tarafından gebelik takibi süresince yanlış teşhis ve tedavi yapıldığı, yeterince bilgilendirilmediği ve bu surede bebeklerini kaybetmelerine neden olunduğu ileri sürülmektedir.

Olayla ilgili Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nca düzenlenen 25.08.2010 tarih ve 2959 sayılı bilirkişi raporunda özetle; ” 07.06.2008 tarihinde intrauterin 36 haftada ölü doğduğu tespit edilerek sezeryan yolu ile doğurtulduğu bildirilen … ve … kızı bebek hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde veriler birlikte değerlendirildiğinde; tıbbi belgeler ve otopside tanımlanan mevcut bulgularla bebeğin intrauterin ölüm nedeninin belirlenemediği, kişinin 28.05.2008 tarihli rutin kontrolünde çekilen NST grafisinin reaktif olduğu, gebelik süresince rutin tetkiklerinin yapılmış olduğu, takiplerinde bebekle ilgili bir problem tespit edilmediği dikkate alındığında uygulanan takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu ” yolunda görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
idarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

İdare hukuku ilkeleri ve Dairemizin içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararın tazmini, idarenin hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilir.

Tüm bu yapılan açıklamalar ışığında gebelik takibi ve doğum eyleminde uygulanan tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun olduğu, dolayısıyla davalı idarece sunulan sağlık hizmetinin kusurlu işletilmediği anlaşılmaktadır.
Davacılardan … tarafından ölü doğum eyleminden sonra Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliğine hitaben yazılan
13.06.2008 tarihli dilekçede özetle; ” Hastanenin Kadın Hastalıkları ve doğum bölümü doktorlarından Prof. Dr. … gözetiminde aylık kontrollerim devam ederken ve bebeğim 35 hasta 3 günlük iken 07.06.2008 tarihinde saat 20.00 sıralarında sezeryan yöntemiyle ölü doğum yaptım. 08.06.2008 tarihinde 23.00 gibi de hastanenizden ayrıldım. Ölüm nedeni ve hastanın durumu konusunda adı geçen doktor tarafından bana ve eşime veya diğer bir yakınıma herhangi bir şey açıklanmadığı gibi, tarafımıza bir epikriz, ölüm raporu veya taburcu işlemlerine ait bir belge de verilmemiştir … 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve Hasta Hakları Yönetmeliği gereğince, hastanenizde adıma kayıtlı olan 1072996 saydı dosyamın tamamının, epikriz, ölüm raporu, varsa ölüm nedenini de açıklayan belgeler ve diğer belgelerin onaylı bir nüshasımn amlan kanundaki süreler içerisinde tarafıma verilmesi hususunda gereğini rica ederim. ” denilmektedir.
Başhekimlik kayıtlarına giren dilekçe hakkında 17.06.2008 tarihli yazı ile adı geçen hekimden bilgi istemiştir.
Adı geçen hekim Başhekimliğe hitaben 09.07.2008 tarihli cevap yazısında özetle; ” … gebelik takibimde olan bir hasta olup, rutin kontrollerinde bir risk taşımayan, muayene bulgularında gerek anne gerek fetusta herhangi bir sorun olmadığı halde 35 hafta 3 günlük iken 07.06.2008 tarihinde bebek hareketlerinde azalma ile kliniğimize başvurmuştur. Yapılan incelemede fetusun kalp atışının izlenmediği tespit edilip, ” intrauterin ani fetal ölüm ” ve mükerrer sezeryan tanısı ile sezeryene alınıp gebelik sonlandırılmıştır. Hasta postoperatif 1. Gününde erken olmasına karşın kendi isteği üzerine hastaneden ayrılmıştır. İntrauterin ani fetal ölüm sebebi bulunması açısından bebek otopsiye gönderilmiş olup, diğer incelemeler hasta kendi isteği ile sezeryan sonrası erken dönemde hastaneden ayrıldığı için tamamlanamamış olup, polikliniğimize başvurduğu takdirde loğusa dönemi sonraki yapılacak olan kontrol muayenesinde tamamlanacaktır. ” denilmiştir.
Adı geçen hekim tarafından Başhekimliğe sunulan yazı, davacının 13.06.2008 tarihli dilekçesine cevap olarak davacıya 10.07.2008 tarihinde gönderilmiştir.

Bunun üzerine davacı tarafından Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne yeniden başvurulmuştur. Başvuru dilekçesinde gebelik takip süreci ve ölü doğum eylemi anlatıldıktan sonra özetle; 13.06.2008 tarihli dilekçeyle Başhekimliğe başvurarak 1072996 sayılı dosyamın tamamının, epikriz, ölüm raporu, varsa ölüm nedenini de açıklayan belgeler ve diğer belgelerin onaylı bir nüshasının anılan kanundaki süreler içerisinde tarafına verilmesini istediği halde bu hususun yerine getirilmediği, doktorun olayı anlatan yazısının kendilerine verildiği belirtilir ve bir kez daha hasta dosyası istenir.

Başvuruyu değerlendiren Üniversite Rektörlüğü Bilgi Edinme Birimi; 08.08.2008 tarihli yazıyla hastane başhekimliğinden, daha önce istenmiş olan hasta dosyasının ve diğer bilgilerin, ilgili kişiye iletilmek üzere en geç 7 gün içerisinde kendilerine gönderilmesini istemiştir.

Rektörlük Bilgi Edinme Birimi Yazısını alan Başhekimlik ise 13.08.2008 tarihli yazıyla doktor …’tan istenen bilgi ve belgelerin Başhekimliğe iletilmesini istemiştir.

Doktor … tarafından 18.08.2008 tarihinde Başhekimliğe sunulan yazıda ” … Dilekçe sahibi sayın … şikayet konusunu tazminat davalarına dönüştürebileceği de göz önüne alındığında verilecek belgelerin yetkisiz belki de Anabilim Dalımız kadar bilgi ve tecrübe birikimi olmayan kişilerin eline geçmesiyle kurumumuz aleyhine kullanabilecekleri ve bu davranışların hasta ve hekim etiğine uymayacağı görüşündeyim. Kliniğimizde bulunan hasta …’e ait 1072996 protokol numaralı hasta dosyasının bir fotokopisi ilişikte sunulmuştur. ” denilmektedir.

Doktor tarafından hazırlanan cevabi yazı ve eki hasta dosyası fotokopisi Başhekimlik kanalıyla Üniversite Rektörlüğü’ne 19.08.2008 tarihinde iletilmiştir.

Üniversite Rektörlüğü gönderilen cevabi yazı ve eki hasta dosyası fotokopisini bilgi edinme talebinin karşılanması noktasında yeterli görmeyerek 27.08.2008 tarihli ve ” … Yazımızda istenen …’e ait hastanenizde adına kayıtlı 1072996 no lu dosyası ile epikriz, ölüm raporu ve ölüm nedenini açıklayan bilgi ve belgeler yazınızda eksik bildirilmiştir. 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında talepteki iddiaye yönelik, hasta dosyasının onaylı fotokopileri ile epikriz, ölüm raporu ve nedenini açıklayan bilgi ve belgelerin ilgili kişiye iletilmek üzere en geç 7 gün içerisinde gönerilmesini …” içerikli yazı hastane Başhekimliğine gönderilir.
Başhekimlik 03.09.2008 tarihli yazıyla; ” … Adı geçene ait hastanemizde başkaca gönderilecek bilgi ve belge bulunmamaktadır. ” cevabı verilmiştir.
Üniversite Rektörlüğü davacılardan …’e 11.09.2008 tarihinde, istenen bilgi ve belgelerin ekte gönderildiği yazışım gönderilmiştir.
Gelişen süreçte davacılardan …, bilgi edinme talebinin hastane yönetimi ve Üniversite Rektörlüğü tarafından vaktinde ve tam olarak karşılanmadığından bahisle 06.08.2008 tarihinde Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na başvurmuştur.
Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu 16.10.2008 tarih ve 2008/1070 sayılı kararla; ” Hasta Hakları yönetmeliğine göre zaten ilgili kişiye karşı aleni olması gereken, hastamn kendisine ait bilgi ve belgelerin, 4982 sayılı Kanun’da düzenlenmiş olan istisnalar kapsamında da olmadığı anlaşıldığından, anılan Kanunun Bilgi Verme Yükümlülüğü başlıklı 5. maddesi uyarınca başvuru sahibinin erişimine açılmasına… ” karar vermiştir.
Dava dosyası incelendiğinde; hasta dosyası ile diğer bilgi ve belgeye ulaşmada yaşanan gecikme nedeniyle de manevi zarara uğranıldığmın ileri sürüldüğü görülmekle birlikte bu hususun İdare Mahkemesi tarafından değerlendirilmediği yalnızca tıbbi uygulamaların incelendiği görülmüştür. Bu Bağlamda;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ” Dilekçe, Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı ” başıklı 74. maddesine göre; vatandaşlar (Ek ibare:3/10/2001 -4709/26 md.) ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayederi hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, (Ek ibare: 03/10/2001-4709/26 md.) gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazık olarak bildiriür. (Ek fıkra: 07/05/2010-5982/8 md.) Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Bilgi Edinme Kanunu’nun ” Bilgi veya Belgeye Erişim ” başkkk 10. maddesine göre; Kurum ve kuruluşlar, başvuru sahibine istenen belgenin onaylı bir kopyasını verirler. Aynı Yasa’nın ” Bilgi veya Belgeye Erişim Süreleri ” başlıklı 11. Maddesine göre; Kurum ve kuruluşlar, başvuru üzerine istenen bilgi veya belgeye erişimi onbeş iş günü içinde sağlarlar. Yine aynı Yasa’nın ” Başvuruların cevaplandırılması ” başlık 12. Maddesine göre; Kurum ve kuruluşlar, bilgi edinme başvurularıyla ilgili cevaplarını yazık olarak veya elektronik ortamda başvuru sahibine bildirirler. Başvurunun reddedilmesi haknde bu kararın gerekçesi ve buna karşı başvuru yolları belirtir.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin ” Bilgilendirmenin Kapsamı ” başlık 15. Maddesine göre Hastaya;

a) Hastalığı muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
ç) Muhtemel komplikasyonları,
d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbi yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir.

Aynı yönetmeliğin “Kayıtları İnceleme ” başlıklı 16. Maddesine göre; Hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgiler bulunan dosyayı ve kayıtları, doğrudan veya vekili veya kanuni temsilcisi vasıtası ile inceleyebilir ve bir suretini alabilir. Bu kayıtlar, sadece hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olanlar tarafından görülebilir.

Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, hasta dosyası ve diğer bilgi ve belgelerin yasal süresinde hastamn erişimine açılmadığı anlaşılmaktadır.

Bu noktada dava konumuz bakımından önem arz eden husus, bilgi edinme hakkı ihlalinin hizmet kusuru teşkil edip etmeyeceğidir.

Anayasa’mn 125. Maddesi gereği İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaldık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

İdare hukuku ilkeleri ve Dairemizin içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararın tazmini, idarenin hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilir.

İdare tarafından bilgi edinme birimlerinde yeterli sayıda ve kalitede personel istihdam edilmemiş olması, personelin gerekli eğitime sahip olmaması, personelin hizmetin görülmesinde gerekli dikkat ve özeni göstermemiş olması, taleplere yanlış/hatalı veya eksik cevap verilmesi gibi durumlarda ” hizmetin kötü işlemesinden ” dolayı idarenin kusuru doğacakür.

Yine bilgi edinme hakkının kullanımına ilişkin başvuruların, yasal süresi geçirildikten sonra cevaplandırılması ” hizmetin geç işlediğinin ” göstergesi olacaktır.

Bilgi edinme hakkı, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bağlamında vazgeçilmez haklardan biridir. Bu hakkın kullanımı bireylerin, kamu kurum ve kuruluşların tarafından iş ve işlemlerle ilgili olarak bilgi edinebilmesi, kamu yönetiminde ve sunulan hizmetlerde şeffaflığın sağlanması bakımından da önem arz etmektedir.

Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 16. Maddesinde yerini bulan ” Kayıtların İncelenmesi ” başlıklı düzenlemenin ve Bilgi Edinme Kanunu’nun Bilgi ve Belgeye Erişim Başlıklı 10. Maddesinin ihlal edildiği anlaşılmaktadır.
Manevi tazminat, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracıdır.
Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir miktarda olması gerekmektedir.

Manevi tazminat, evrensel hukukta eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuru da ön plana alınmaktadır. Gelişen hukuktaki bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde, tatmin olma duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini de ortaya koymakta ve vücut bütünlüğü yanında ruh sağlığını da içeren kişi haklarının önemini vurgulamaktadır.

Manevi tazmin ile amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek değil, hizmet kusuruyla zarar veren idareyi, gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda etkili biçimde uyarmaktır.

Dava konusu olayda, bilgi edinme hakkının kullanılması kapsamında talep edilen başta hasta dosyası olmak üzere, epikriz ve ölüm raporlarının davacı tarafa süresinde verilmemesinin çocukları ölü olarak doğan anne ve baba nezdinde, sağlık uygulamalarının kusurlu işletildiği hususunda yaratılan şüphe ve ruhsal çöküntü manevi tazmin talebinin karşılanması gereğini ortaya koymaktadır.

Bu durumda olayda hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddeden İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğundan söz etmek mümkün olmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacı tarafın temyİ2 isteminin kabulü ile Ankara 13. İdare Mahkemesinin 12/04/2011 tarih ve E:2009/398; K:2011/430 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine 15/04/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Karar Düzeltme isteminin reddi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

İdari Yargı Yerlerinin Denetim Yetkisi Ve Re’sen Araştırma İlkesi

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu
Tarih    : 10.02.2016
Esas No : 2016/35
Karar No  : 2016/156

VUK Md. 359

İYUK Md. 2

İDARİ YARGI YERLERİNİN DENETİM YETKİSİ VE RE’SEN ARAŞTIRMA İLKESİ

İdari yargı yerlerinin denetim yetkisinin, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılışının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsadığı, idari yargı yerinin defter ve belgelerin ibraz edilememesi nedeniyle idarece yapılamayan inceleme ve araştırmayı yapması idarenin yerine geçmesi sonucunu doğuracağından böyle bir inceleme ve araştırma yapılmasının re’sen araştırma yetkisinin kullanılması olarak kabulüne olanak bulunmadığı, davacının defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi, VUK’un 359. maddesi uyarınca “gizleme” olarak kabul edildiğinden ve ziyaa uğratılan bir vergi bulunması halinde vergi ziyaına, bu maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmiş olacağından cezanın üç kat olarak uygulanması gerektiği, mücbir sebep hali olmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyerek indirim hakkından yararlanmak için yasal koşullardan birini yerine getirmeyen davacı adına yapılan vergilendirmede hukuka aykırılık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek Ocak ila Aralık 2008 dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri davaya konu yapılmıştır.

Vergi Mahkemesi kararıyla; defter ve belge isteme yazısının 29.11.2012 tarihinde davacı şirketin müdürü (…)’a elden tebliğ edildiği, verilen süre içinde defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmediği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin 2. fıkrasına göre idari yargı yerlerinin denetim yetkisinin, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılışının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsadığı; söz konusu yetkilerin idari yargı yerlerince kullanılması sonucunu yaratmayacağı, davacının tutum ve davranışı ile idarenin inceleme ve araştırma yapmasını önlemesi sonucu tesis edilen işlemin iptal davasına konu edilmesi durumunda, idari yargı yerinin idarece yapılamayan inceleme ve araştırmayı yapması idarenin yerine geçmesi sonucunu doğuracağından böyle bir inceleme ve araştırma yapılmasının re’sen araştırma yetkisinin kullanılması olarak kabulüne olanak bulunmadığı, vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elemanına ibraz edilmediği için biçimsel varlığının gerçek mahiyetiyle uyumlu olup olmadığı tespit edilemeyen defter ve belgelerin, davacı lehine verilecek karara dayanak alınması, vergilemede esas olan “gerçek mahiyet”in biçimselliğe feda edilmesi anlamına geleceğinden, gerçek mahiyetiyle uyumlu olduklarının, idari yargı yerince saptanmasına olanak bulunmayan; aksine, yetkili inceleme elemanına ibraz

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Faturaların Sahte Ve Muhteviyatı İtibarıyla Yanıltıcı Belge Olduğu İhtimal Ve Varsayımdan Öte Somut Ve İnandırıcı Delillerle Ortaya Konulmalı

Danıştay 9. Dairesi

Tarih    : 23.03.2017

Esas No : 2014/11324

Karar No  : 2017/3145

VUK Md. 3

KDVK Md. 29

FATURALARIN SAHTE VE MUHTEVİYATI İTİBARIYLA YANILTICI BELGE OLDUĞU İHTİMAL VE VARSAYIMDAN ÖTE SOMUT VE İNANDIRICI DELİLLERLE ORTAYA KONULMALI

Şirketin sahte fatura ticareti ile uğraştığının ve düzenlediği tüm faturaların sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge olduğunun ihtimal ve varsayımdan öte somut ve inandırıcı deliller ile ortaya konulamadığı görüldüğünden, eksik tespit ve incelemeye dayanılarak düzenlenen rapor esas alınmak suretiyle tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinde ve açılan davanın reddine ilişkin mahkeme kararında hukuka uygunluk görülmediği hk.

İstemin Özeti: Davacı adına, (…) Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün (…) vergi numaralı mükellefi (…) Ltd. Şti.’nden aldığı faturaların sahte olduğu yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2010/Ağustos-Ekim dönemleri için re’sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi’nin kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Borçlarının Tahsili Amacıyla Şirket Hakkında Takip Yolları Tüketilmeden Kanuni Temsilcinin Takip Edilmesi

Danıştay 4. Dairesi
Tarih    : 19.10.2017
Esas No : 2013/8939
Karar No  : 2017/6986

VUK Md. 103

6183 s. AATUHK Mük. Md. 35

VERGİ BORÇLARININ TAHSİLİ AMACIYLA ŞİRKET HAKKINDA TAKİP YOLLARI TÜKETİLMEDEN KANUNİ TEMSİLCİNİN TAKİP EDİLMESİ

Amme alacağının asıl borçlusu olan şirket adına düzenlenen ihbarname ve ödeme emirlerinin bilinen adreslerinde tebliğ edilemediğinin usulüne uygun olarak tespit edilememesi, dolayısıyla ilanen tebliğ şartlarının oluşmaması halinde, söz konusu ödeme emirlerinin usulüne uygun tebliğ edildiğinden ve asıl borçlu olan şirket adına kesinleşmiş bir borçtan söz edilemeyeceğinden, asıl vergi borçlusu şirket hakkında takip yolları tüketilmeksizin vergi borcunun ilişkin olduğu dönemde şirketin kanuni temsilcisi olduğundan bahisle kanuni temsilcinin takip edilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı adına, kanuni temsilcisi olduğu şirketin vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen 10.09.2012 gün ve 52, 53, 54, 55, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 65, 66, 67 ana takip dosya numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; dava konusu 10.09.2012 gün ve 52, 54, 57, 65 numaralı ödeme emirlerinin takipten kaldırıldığı anlaşıldığından davanın bu kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığı, diğer ödeme emirleri yönünden ise; amme alacağının asıl borçlusu olan şirket adına düzenlenen ihbarname ve ödeme emirlerinin bilinen adreslerinde tebliğ edilemediğinin usulüne uygun olarak tespit edilemediği, dolayısıyla ilanen tebliğ şartlarının oluşmadığı, söz konusu ödeme emirlerinin usulüne uygun tebliğ edildiğinden ve asıl borçlu olan şirket adına kesinleşmiş bir borçtan söz edilemeyeceğinden, asıl vergi borçlusu şirket hakkında takip yolları tüketilmeksizin vergi borcunun ilişkin olduğu dönemde şirketin kanuni temsilcisi olduğundan bahisle davacının takip edilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Nihai Tüketiciden Alınan Araç İçin Gider Pusulası Düzenlenmemesi Nedeniyle Özel Usulsüzlük Cezası Kesilemez

Davacının, nihai tüketiciden, noter satış senediyle satın aldığı otomobilin, 213 Sayılı Kanunun 234’ncü maddesinde belirtilen altın, mücevher gibi kıymetli eşya niteliği taşımadığı ve aracın satıcısının vergiden muaf esnaf olmadığının tartışmasız olduğu olayda, alım satıma konu araçla ilgili olarak gider pusulası düzenlemesi zorunluluğundan söz edilemeyeceğinden, davacı adına kesilen özel usulsüzlük cezası hukuka uygun değildir.(DANIŞTAY 3. DAİRESİ)

 

 

Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığından:

Esas No: 2016/10706

Karar No: 2017/2848

Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı

Davacı : …….. Otomotiv Oto Kaporta Boya Döşeme Elektrik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi

Vekili . _ :

Karşı Taraf : Selçuk Vergi Dairesi Müdürlüğü – KONYA

Konya Vergi Dairesi Başkanlığı – KONYA

İstemin Özeti : Davacı şirket adına, 27 .12.2011 tarihinde nihai tüketiciden satın aldığı araç için gider pusulası düzenlemediğinin şirket müdürü nezdinde düzenlenen tutanakla saptaması üzerine 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353’üneü maddesinin i’inci bendi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasına karşı dava açılmıştır. Konya Vergi Mahkemesinin 29.6.2ol2 gün ve … sayılı kararıyla; alım satımı noter satış sözleşmesi ile sabit olan araç için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 234’ün maddesi uyarınca gider pusulası düzenlenmesi gerekirken, düzenlenmediğinin tesbiti üzerine, zamanaşımı süresi içerisinde kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık  bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiş, bu karara karşı yapılan itirazı reddederek kararı onayan Konya Bölge idare Mahkemesinin 14.11.2012 gün ve E 2012/775, K 2012/l156 sayılı kararının düzeltilmesi istemini reddeden Konya Bölge İdare Mahkemesinin 25.1.2013 gün ve Ez2ol3/151, K:2013/l 15 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı tarafından; 213 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinin (B) bendinde yer alan, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği hükmü ile vergilendirmede serbest delil sisteminin kabul edildiği, yükümlülerin öncelikle 213 sayılı Kanunda sayılan belgeleri, bu belgelerin kapsamadığı iş ve işlemler açısından hukuken geçerli her türlü belgeyi ispatlama vasıtası elarak kullanabilecekleri, yükümlülerin kullanmak mecburiyetinde oldukları, düzenlenmesi ve alınması gereken belgelerin Kanunun 229 ilâ 242’nci maddelerinde belirtildiği, Kanunun “Gider pusulası” başlıklı 234’üncü  maddesinde de, birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla, kazancı basit usulde tespit edilenlerin ve  defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin, vergiden muaf  esnafa; yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip, işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulasının vergiden. muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmünde olduğu, bu belgenin, birinci ve ikinci sınıf tüccarların, zati eşyalarını satan kimselerden satın aldıkları altın, mücevher gibi kıymetli eşya için de tanzim edileceğinin hüküm altına alındığı, mevcut düzenleme uyarınca; ticaret ve serbest meslek erbabı veya vergiden muaf esnaf olarak kabulü mümkün bulunmayan. nihai tüketicilerden, altın ve mücevher gibi kıymetli eşya niteliği taşımayan diğer eşyanın alımında gider pusulası düzenlenmesi zorunluluğu bulamadığından, davacı şirketin noter senedi ile nihai tüketiciden satın aldığı otomobil için gider pusulası düzenlenmediğinden bahisle kesilen özel usulsüzlük cezasında kanuna uyarlık görülmediğinden kanun yararına bozulması istenmiştir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Tekniği Raporunun İhbarname Ekinde Tebliğ Edilmemesi

Danıştay 7. Dairesi
Tarih     : 27.03.2017
Esas No : 2016/1660
Karar No  : 2017/2184

VUK Md. 35

VERGİ TEKNİĞİ RAPORUNUN İHBARNAME EKİNDE TEBLİĞ EDİLMEMESİ

Davaya konu işlemlerin dayanağı vergi tekniği raporunun ihbarname ekinde tebliğ edilmemesinin davacı şirket hakkında tesis edilen işlemleri hükümsüz kılacak nitelikte esasa etkili şekil hatası olduğu hk.

İstemin Özeti: Davacı şirketin 2011 takvim yılı hesap ve işlemlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen vergi inceleme raporuyla satın aldığı baz yağ cinsi emtiayı üretimde kullanmayıp içeriği itibarıyla yanıltıcı belge düzenlemek suretiyle sattığı ve bu suretle özel tüketim vergisi kaybına sebebiyet verdiğinin belirlendiğinden bahisle, 2011 yılı Nisan ila Aralık dönemleri için re’sen salınan özel tüketim vergileri ile kesilen vergi ziyaı cezalarına ilişkin işlemleri; vergi inceleme raporunun dayanağı vergi tekniği raporu tebliğ edilmediğinden, davacı şirketin savunma hakkının engellendiği tartışmasız olup, davaya konu işlemlerin dayanağı vergi tekniği raporunun ihbarname ekinde tebliğ edilmemesinin davacı şirket hakkında tesis edilen işlemleri hükümsüz

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

ÖTV Kanunu’nun 8/1.Maddesi Kapsamında Teminat Uygulaması

Danıştay 7. Dairesi
Tarih     : 30.05.2017
Esas No : 2016/2593
Karar No  : 2017/4767

ÖTVK Md. 8

ÖTV KANUNU’NUN 8/1. MADDESİ KAPSAMINDA TEMİNAT UYGULAMASI

Davacı adına tecil edilen özel tüketim vergilerinin, (I) sayılı listeye dahil olmayan malların imalinde kullanıldığına ilişkin yeminli mali müşavir üretim tasdik raporunun ilgili idareye sunulmasından sonra, artık bu aşamada İdarece inceleme yetkisinin kullanılarak tecil edilen vergilerin terkin edilip edilmeyeceğinin ortaya konulması ve söz konusu incelemenin neticesine göre işlem yapılması gerekirken, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın görüşü doğrultusunda geçmişe dönük olarak teminat istenilmesi ve teminatların verilmediğinden bahisle tecili gerçekleştirilen özel tüketim vergilerinin ödeme emriyle tahsili yoluna gidilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı hakkında, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca verilmesi gereken teminatların verilmediğinden bahisle, 2011 yılının Ağustos ve Eylül dönemlerine ilişkin olarak tecil edilen özel tüketim ve beyannamelere ilişkin damga vergilerinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerini; olayda, davacı adına tecil edilen özel tüketim vergilerinin, (I) sayılı listeye dahil olmayan malların imalinde kullanıldığına ilişkin yeminli mali müşavir üretim tasdik raporunun ilgili idareye sunulmasından sonra, artık bu aşamada İdarece inceleme yetkisinin kullanılarak tecil edilen vergilerin terkin edilip edilmeyeceğinin ortaya konulması ve söz konusu incelemenin neticesine göre işlem yapılması gerekirken,

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Konusu Para Olmayan Davalar Hakkında Yapılan İstinaf Başvuru Üzerine Bölge İdare Mahkemeleri Tarafından Verilen Kararların Temyiz Edilemeyeceği

Danıştay 3. Dairesi
Tarih     : 26.09.2017
Esas No : 2017/3002
Karar No  : 2017/6071

İYUK Md. 46

KONUSU PARA OLMAYAN DAVALAR HAKKINDA YAPILAN İSTİNAF BAŞVURUSU ÜZERİNE BÖLGE İDARE MAHKEMELERİ TARAFINDAN VERİLEN KARARLARIN TEMYİZ EDİLEMEYECEĞİ

Konusu para olmayan vergiye ilişkin idari işlem niteliğindeki özel esaslara tabi mükellefler listesine alınma işleminin iptali talebi hakkında vergi mahkemelerince verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine bölge idare mahkemelerince verilen kararların kesinleşeceği, dolayısıyla bu kararların temyiz istemine konu edilemeyeceği hk.

İstemin Özeti: İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 29.05.2017 tarih ve E. 2017/1457, K. 2017/1693 sayılı kararının bozulması istenmiştir.

Karar: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinin birinci fıkrasında, Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin maddede sayılan davalar hakkında verdikleri kararların, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştay’da, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebileceği hüküm altına alınmıştır.

Aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde ise konusu yüz bin Türk Lirasını aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan davalar hakkında bölge idare mahkemesinin istinaf yoluyla yapılan, başvurular üzerine verdikleri kararlar, temyiz edilebilecek olan kararlar arasında sayılmıştır.

İstinaf başvurusunun idari yargılama hukukunda yeni bir kanun yolu olarak getirildiği 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun gerekçesinde, tahdidi olarak sayılan konular dışındaki davaların bölge idare mahkemelerinde istinaf incelemesi neticesinde kesinleşeceği, böylece Danıştay’ın temyizen karara bağladığı iş yükünün azaltılarak içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir.

Anılan mevzuat hükümleri ve 6545 sayılı Kanunun gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde sayılan konusu yüz bin Türk Lirasını aşmayan davalar ve konusu para olmayan davalar hakkında vergi mahkemelerince verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine bölge idare mahkemelerince verilen kararların kesinleşeceği, dolayısıyla bu kararların temyiz istemine konu yapılamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

Bu nedenle, konusu para olmayan vergiye ilişkin idari işlem niteliğindeki özel esaslara tabi mükellefler listesine alınma işlemini iptal eden Vergi Mahkemesinin kararına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi’nin 29.05.2017 tarih ve E. 2017/1457, K. 2017/1693 sayılı kararının bozulması istemiyle yapılan temyiz başvurusunun incelenme olanağı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin incelenmeksizin reddine, oyçokluğuyla karar verildi(*).

(*)         KARŞI OY X: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinde bölge idare mahkemelerinin konusu yüz bin Türk Lirasını aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştay’da, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebileceği yolunda düzenleme getirilmiştir.

Anılan madde hükmünde bölge idare mahkemesi kararlarından tahdidi olarak sayılan davalar dışında kalanların istinaf incelemesi sonucu kesinleşeceği açıktır.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Takdir Komisyonuna Başvurulması Halinde Zamanaşımının Tespiti

Danıştay 9. Dairesi
Tarih     : 02.05.2017
Esas No : 2016/2623
Karar No  : 2017/4354

VUK Md. 114

TAKDİR KOMİSYONUNA BAŞVURULMASI HALİNDE ZAMANAŞIMININ TESPİTİ

Mahkemelerce görülmekte olan davaların çözümünde Anayasa Mahkemelerince verilen iptal kararlarına uyulmasının zorunlu olduğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarıyla ortadan kaldırılan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinin 2. fıkrasının zamanaşımı tespitinde dikkate alınmasının mümkün olmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı adına, ticari kazanç elde ettiğinden bahisle, takdir komisyonu kararına istinaden re’sen tarh edilen 2006 yılı gelir vergisi ile 2006/Ocak-Mart, Nisan-Haziran, Temmuz-Eylül, Ekim-Aralık dönemleri geçici vergi ve kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; gelir vergisi ile vergi ziyaı cezaları yönünden reddeden, geçici vergi yönünden incelenmeksizin reddeden Vergi Mahkemesi kararının dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

Karar: Uyuşmazlıkta, davacı adına takdir komisyonu kararına istinaden re’sen tarh edilen 2006 yılı gelir vergisi ile 2006/Ocak-Mart, Nisan-Haziran, Temmuz-Eylül, Ekim-Aralık dönemleri geçici vergi ve kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; gelir vergisi ile vergi ziyaı cezaları yönünden reddeden, geçici vergi yönünden incelenmeksizin reddeden Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Tarh zamanaşımını, süre geçmesi nedeniyle vergi alacağının kalkması şeklinde tanımlayan Vergi Usul Kanunu’nun 113. maddesini izleyen 114. maddenin birinci fıkrasında bu süre, vergi alacağının doğduğu yılı izleyen yıl başından başlayarak beş yıl olarak belirlenmişse de ikinci fıkradaki matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasını, zamanaşımını durduran bir neden olarak düzenleyen kural, Anayasa Mahkemesi’nin 08.01.2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 15.10.2009 tarih ve E. 2006/124, K. 2009/146 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve iptal kararının yayımından altı ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Tekniği Raporunun İhbarname Ekinde Tebliğ Edilmemesi

Danıştay 7. Dairesi
Tarih     : 27.03.2017
Esas No : 2016/1660
Karar No  : 2017/2184

VUK Md. 35

VERGİ TEKNİĞİ RAPORUNUN İHBARNAME EKİNDE TEBLİĞ EDİLMEMESİ

Davaya konu işlemlerin dayanağı vergi tekniği raporunun ihbarname ekinde tebliğ edilmemesinin davacı şirket hakkında tesis edilen işlemleri hükümsüz kılacak nitelikte esasa etkili şekil hatası olduğu hk.

İstemin Özeti: Davacı şirketin 2011 takvim yılı hesap ve işlemlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen vergi inceleme raporuyla satın aldığı baz yağ cinsi emtiayı üretimde kullanmayıp içeriği itibarıyla yanıltıcı belge düzenlemek suretiyle sattığı ve bu suretle özel tüketim vergisi kaybına sebebiyet verdiğinin belirlendiğinden bahisle, 2011 yılı Nisan ila Aralık dönemleri için re’sen salınan özel tüketim vergileri ile kesilen vergi ziyaı cezalarına ilişkin işlemleri; vergi inceleme raporunun dayanağı vergi tekniği raporu tebliğ edilmediğinden, davacı şirketin savunma hakkının engellendiği tartışmasız olup, davaya konu işlemlerin dayanağı vergi tekniği raporunun ihbarname ekinde tebliğ edilmemesinin davacı şirket hakkında tesis edilen işlemleri hükümsüz kılacak nitelikte esasa etkili şekil hatası olduğu gerekçesiyle iptal eden Vergi Mahkemesi’nin kararının; vergi tekniği raporunun tebliğ edilmemiş olmasının tarhiyatın muhatabına duyurulması için düzenlenen ihbarnamenin hukuken geçersiz sayılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı, davacının savunma hakkının kısıtlandığından da bahsedilemeyeceği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Mükellefi Savunucuları