fbpx
    Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 7.2.2018 Gün ve 2017/626 E. , 2018/51 K. Sayılı Kararı

    Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 7.2.2018 Gün ve 2017/626 E. , 2018/51 K. Sayılı Kararı

    DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU,

    7.2.2018 gün ve 2017/626 E. , 2018/51 K. Sayılı kararıyla;
    3.4.2007 tarih ve 26482 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.2.4.3 Bedelsiz olarak elde edilen hisse senetlerinin satışından sağlanan kazançların durumu” başlıklı bölümünde yer alan “Dönem kârından ayrılan yedekler kullanılmak suretiyle sermaye artırımında bulunulması halinde ise bu işlem sonucu ortaklara bedelsiz hisse senedi verilmesi ile fiilen kâr payı dağıtılması arasında fark bulunmamaktadır.

    Her iki halde de ortaklar, kurum bünyesinde oluşan kârlar üzerinde tasarrufta bulunma imkanına sahip olmaktadır. Dolayısıyla, kâr yedeklerinden karşılanan sermaye artırımları sonucunda ortaklarca bedelsiz iştirak hissesi iktisap edilmesi durumunda, alınan bu iştirak hisseleri nominal bedelle iştirak hesaplarında izlenecek ve iştirak kazançları istisnası nedeniyle kurumlar vergisine tabi tutulmayacaktır.” şeklindeki düzenlemenin iptali istemi ile açılan davayı “davacının iştirak edilen gayrimenkul yatırım ortaklığının kâr yedeklerini ilave ederek sermaye artışına gitmesi sonucu bedelsiz elde ettiği kâr payı niteliğindeki iştirak kazançları, istisna kapsamına alınan kazançlar arasında yer almadığın” gerekçesiyle reddetmiştir.

    Temsil ve İlzama Yetkili Olmayan Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyesinin Şirketten Tahsil Edilemeyen Vergi Alacağı İçin Takip Edilemeyeceği

    Temsil ve İlzama Yetkili Olmayan Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyesinin Şirketten Tahsil Edilemeyen Vergi Alacağı İçin Takip Edilemeyeceği

    Danıştay 9. Dairesi
    Tarih    : 18.10.2017
    Esas No : 2014/8458
    Karar No  : 2017/7016

    VUK Md. 10

    TEMSİL VE İLZAMA YETKİLİ OLMAYAN ANONİM ŞİRKET YÖNETİM KURULU ÜYESİNİN ŞİRKETTEN TAHSİL EDİLEMEYEN VERGİ ALACAĞI İÇİN TAKİP EDİLEMEYECEĞİ

    Anonim şirketlerde şirketten tahsil edilemeyen vergi alacağının anonim şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınan yöneticilerin malvarlığından tahsil edilebileceği, şirket yönetim kurulu üyesi bulunmakla birlikte şirketi temsile ve ilzama yetkili kılınmayan yöneticilerin şirketin borcu nedeniyle takip edilemeyeceğinden taşınmazları üzerine uygulanan haciz işleminde ve davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmadığı hk.

    İstemin Özeti: … Tekstil Boya San. ve Tic. A.Ş’ne ait kamu alacağının tahsili için kanuni temsilci sıfatıyla davacıya ait üç adet motorlu taşıt üzerine uygulanan haczin kaldırılması istemiyle açılan davanın reddine ilişkin Vergi Mahkemesi kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Tebliğ Evrakının Teslim Şekli ve Tebliğ Zarfı Üzerindeki İmzanın Geçerliliği

    Tebliğ Evrakının Teslim Şekli ve Tebliğ Zarfı Üzerindeki İmzanın Geçerliliği

    Danıştay 3. Dairesi
    Tarih    : 16.02.2017
    Esas No : 2016/15452
    Karar No  : 2017/898

    VUK Md. 94, 102

    Tebliğ Evrakının Teslim Şekli ve Tebliğ Zarfı Üzerindeki İmzanın Geçerliliği

    Tebliğ mazbatası üzerindeki “Teslim Alan” bölümündeki imzanın aksi kanıtlanıncaya kadar muhatabına ait olduğunun kabulü gerektiği hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, yasal defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden 2011 yılının Ocak ila Aralık dönemleri için re’sen salınan katma değer vergileriyle tekerrür hükümleri uyarınca artırılarak kesilen üç kat vergi ziyaı cezasına karşı dava açılmıştır. Vergi Mahkemesi; defter ve belge isteme yazısına ilişkin tebliğ alındısında, tebliğin kime yapıldığının belirtilmemesi ve davacıya yakınlık derecesinin de yazılmaması ayrıca imzanın çıplak gözle dahi davacının imzasına benzemediği hususları karşısında, sözü edilen tebliğ işleminin usule uygun olarak yapıldığından, dolayısıyla defter ve belgelerin gizlendiğinden bahsedilemeyeceği, bu nedenle re’sen yapılan tarhiyatın hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle kaldırmıştır. Davalı idare tarafından, defter ve belge isteme yazısının davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği ve yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

    Karar: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 94. maddesinde, tebliğin mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenlere veya temsilcilere yapılacağı; tüzel kişilerin mütaaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılmasının kafi olduğu, tebliğ, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müstahdemlerinden birine yapılacağı, 102. maddesinde, tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerine yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği, bu işlemlerin komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vazedilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tespit olunacağı kurallarına yer verilmiştir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi İncelemesine İlişkin Kurallara Aykırı Yöntemlerle Elde Edilen Veriler Doğrultusunda Düzenlenen İnceleme Raporu

    Vergi İncelemesine İlişkin Kurallara Aykırı Yöntemlerle Elde Edilen Veriler Doğrultusunda Düzenlenen İnceleme Raporu

    Danıştay VDDK
    Tarih    : 13.12.2017
    Esas No : 2017/368
    Karar No  : 2017/626

    VUK Md. 140

    Vergi İncelemesine İlişkin Kurallara Aykırı Yöntemlerle Elde Edilen Veriler Doğrultusunda Düzenlenen İnceleme Raporu

    Defter ve belgeleri usulüne uygun şekilde yazıyla ve Yasa’da öngörülen süre verilerek kendisinden istenmeyen davacının defterlerine, muhasebecisi hakkında başlatılan bir inceleme sırasında ve muhasebecisinin işyerinde, sulh yargıcından alınmış bir arama kararı bulunmaksızın hukuk dışı yollarla el konulmuş ve davacının imzasını taşıyan bir tutanak da düzenlenmemiş olması karşısında; Vergi Usul Kanunu’nun, vergi incelemesine ilişkin kurallarına aykırı olarak gerçekleştirilen yöntemler kullanılarak elde edilen veriler doğrultusunda düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca yapılan tarhiyatın hukuka aykırı olduğu hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, 2011 yılı yasal defter ve belgelerinin boş olduğunun tespit edilmesi nedeniyle hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca, katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek anılan yılın Mayıs ilâ Aralık dönemleri için re’sen salınan katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezası davaya konu yapılmıştır.

    Vergi Mahkemesi; 2011 yılına ait yasal defter ve belgelerin boş olduğunun tespit edilmesi üzerine söz konusu durumun tutanağa bağlandığı, davacı tarafından kayıtların bilgisayar ortamında tutulduğu ileri sürülmüş ise de bununla ilgili bilgi ve belgeler dosyaya sunulmadığı gibi sunulmuş olmasının da defter tutma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, defter ve belgeleri yasal kayıt düzenine uygun şekilde tutmayan davacı, indirim hakkından yararlanmak için gereken yasal koşullardan birini yerine getirmediğinden, katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

    Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi, 09.07.2015 gün ve E.2015/579, K.2015/8458 sayılı kararıyla; katma değer vergisinin indirim konusu yapılabilmesi için, indirim konusu yapılacak verginin fatura veya benzeri belgeler üzerinde ayrıca gösterilmesi ve söz konusu belgelerin kanuni defterlere kaydedilmiş olması gerektiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda re’sen araştırma ilkesi benimsendiği, aynı Kanun’un 31. maddesinin atıfta bulunduğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin özel bilgi ve uzmanlık isteyen bir konuda bilirkişi incelemesi yaptırmaya yetkili olduğunun kurala bağlandığı, davacı tarafından, dava ve temyiz dilekçelerinde, bilgisayarda tutulan yasal defterlerin çıktısı ile alış belgelerinin ibraz edilebileceği belirtildiğinden, Vergi Mahkemesi’nce bu kayıt ve belgeler istenerek, vergi dairesinin de haberdar edilmek suretiyle söz konusu belgelerin gerçekten alış yaptığı emtiaya ait faturalar olup olmadığının araştırılması ve gerçek alış faturaları gözönüne alınarak ödenecek verginin tespiti için gerekirse bilirkişi incelemesi de yaptırılarak ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmek üzere kararı bozmuş, davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

    Vergi Mahkemesi; ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeye ek olarak; Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 29.03.2017 gün ve E.2017/96, K.2017/179 sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle ısrar etmiştir.

    Davacı tarafından; mali müşavir nezdinde düzenlenen ve kendisini doğrudan ilgilendiren tutanağın hukuken geçerli olmadığı, defter ve belgelerinin ancak kendisinden istenebileceği, mali müşavirin işlemlerini incelemek üzere giden inceleme elemanının inceleme yetkisinin, sadece mali müşavirin işlemleri ile sınırlı olduğu, muhasebeci nezdinde bulunan (140) mükellefe ait defterlere el koyma yetkisi bulunmadığı ileri sürülerek, ısrar kararının bozulması istenmiştir.

    Karar: Davacı adına, 2011 yılı yasal defter ve belgelerinin boş olduğunun tespit edilmesi nedeniyle hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca, katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek anılan yılın Mayıs ilâ Aralık dönemleri için re’sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine karşı açılan davanın reddi yolunda verilen ısrar kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    Vergi idaresinin, mükelleflerin vergi kanunlarına uyup uymadıklarını denetleme araçları ve denetleme işlevini yerine getirirken tabi olacağı kurallar, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Yoklama ve Vergi İncelemesi” başlıklı yedinci kısmında; Yoklama, Vergi İncelemeleri, Arama ve Bilgi Toplama başlıklarını içeren dört bölümde, 127 ilâ 152/A maddeleri arasında düzenlenmiştir.

    Vergi Usul Kanunu’nda, 2365 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle, ekonomik delil sistemi kabul edilerek vergi incelemesinin kapsamı genişletilmiş; 134. maddedeki düzenlemeyle, vergi incelemesinin tanımı; ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak şeklinde, amacına işaret edilerek yapılmıştır.

    Bu düzenlemeye paralel olarak 3. madde ile iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya normal ve olağan olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa yüklenilmiş, vergilendirmede, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu düzenlemesiyle, vergi incelemelerinin ve buna bağlı olarak da inceleme elemanlannın vergi matrahının tespitine yönelik yetkilerinin sınırı belirlenmiş, inceleme elemanının inceleme yetkisini ne şekilde kullanacağı hususu da belirli esaslara bağlanmıştır.

    213 sayılı Kanun’un “İncelemede Uyulacak Esaslar” başlıklı 140. maddesinde, 6009 sayılı Kanunla 2011 yılında yapılan düzenlemelerle, keyfi uygulamaların önüne geçilmesi amacına yönelik olarak, vergi incelemesine ilişkin kurallar, daha net ve açık olarak belirlenmiş, aynı amaçla hazırlanan Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, 21.10.2011 tarih ve 29868 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

    Bu düzenlemelerle inceleme elemanlarının, inceleme dönemini veya incelenen vergi türünü re’sen genişletme veya mevcut inceleme kapsamında başka mükellefleri inceleme yetkisi sona erdirilmiş; incelemeyi genişletme talebinde bulunması halinde, görevlendirme yapma yetkisi, denetim biriminin takdirine bırakılmıştır.

    Vergi Usul Kanunu’nda yer alan düzenlemelere göre vergi incelemesinin, incelemeye tabi olan mükellef veya vergi sorumlusunun işyerinde yapılması genel kural olup iş yerinin müsait olmaması, ölüm ve işi terk gibi zorunlu hallerin varlığı ile mükellef veya sorumluların, incelemenin dairede yapılmasını isteme halleri, bu genel kuralın istisnalarıdır. İncelemenin dairede yapılmasını gerektiren durumda ise ibraz zorunluluğuna aykırı davranıştan söz edilebilmesi için defter ve belgelerin usulüne uygun tebliğ edilen yazıyla istenmesi, ayrıca ibraz için yükümlülere belli bir süre verilmesi gerekmektedir.

    Vergi inceleme elemanlarının, gerekli gördükleri hallerde aramalı vergi incelemesi yapma yetkisi de bulunmaktadır. Kanun’un sistematiğinden, başlı başına bir vergi denetim aracı olmayıp vergi incelemesinin bir türü olduğu anlaşılan “arama” ve buna bağlı olarak da “el koyma” tedbirleri; 213 sayılı Kanun’un 142 ilâ 147. maddelerinde düzenlenmiştir.

    İhbar ve yapılan incelemelerden hareketle bir mükellefin vergi kaçırdığına delalet eden emarelerin bulunması halinde bu mükellef veya kaçakçılıkla ilgisi görülen diğer şahıslar nezdinde ve üzerinde arama yapılabileceğini düzenleyen 142. maddede; bu aramanın, gerekçeleri belirtilmek suretiyle sulh yargıcından izin talep edilmesi ve sulh yargıcının da istenilen yerlerde arama yapılmasına karar vermiş olması şartıyla yapılabileceği öngörülmüştür. Aramadan sonra, el konulması gereken bilgi ve belgelerle ilgili uyulması gereken kurallar, Kanun’un 143. maddelerinde düzenlenmiş olup birbirinin devamı olan her iki maddenin değerlendirilmesinden, doğrudan el koyma imkanının bulunmadığı, öncesinde bir arama kararının bulunması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Anayasa’nın 38. maddesinde de ifade edildiği üzere, Kanun’a aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

    Dosyanın incelenmesinden, … adlı şahsın serbest muhasebeci ve mali müşavirlik faaliyetiyle ilgili yapılan inceleme sırasında, muhasebe bürosunda muhafaza edilmekte olup aralarında davacının da bulunduğu (140) mükellefin yasal defterlerinin boş olduğu, kayıtların işlenmediği tespit edilerek, bu defterlere el konulduğu; bu durumun adı geçen şahıs ile inceleme elemanı tarafından imzalanan 12.10.2013 tarihli tutanağa bağlandığı ve bu tespite istinaden incelemeye alınan davacı adına, yasal defterlerinin boş olması sebebiyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek uyuşmazlık dönemleri için cezalı tarhiyat yapıldığı anlaşılmıştır.

    Defter ve belgeleri usulüne uygun şekilde yazıyla ve Yasa’da öngörülen süre verilerek kendisinden istenmeyen davacının defterlerine, muhasebecisi hakkında başlatılan bir inceleme sırasında ve muhasebecisinin iş yerinde, sulh yargıcından alınmış bir arama kararı bulunmaksızın hukuk dışı yollarla el konulmuş ve davacının imzasını taşıyan bir tutanak da düzenlenmemiş olması karşısında; vergi incelemesine ilişkin Yasa’nın emredici kurallarına aykırı olarak gerçekleştirilen yöntemler kullanılarak elde edilen veriler doğrultusunda düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca yapılan tarhiyatın hukuka uygun olduğundan söz edilemeyeceğinden, davanın reddi yolunda verilen ısrar kararının bozulması gerekmiştir.

    Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Mahkemesinin kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, kararın tebliğ tarihini izleyen on beş (15) gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oyçokluğuyla karar verildi(*).

    (*)         KARŞI OY: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında vergi mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

    Şirketle İlgili VergiCeza İhbarnamesinin Kanuni Temsilcinin İkamet Adresinde Eşine Tebliğ Edilmesi

    Şirketle İlgili Vergi/Ceza İhbarnamesinin Kanuni Temsilcinin İkamet Adresinde Eşine Tebliğ Edilmesi

    Şirketle İlgili Vergi/Ceza İhbarnamesinin Kanuni Temsilcinin İkamet Adresinde Eşine Tebliğ Edilmesi

    Danıştay VDDK
    Tarih    : 13.12.2017
    Esas No : 2017/536
    Karar No  : 2017/629

    VUK Md. 94

    Şirketle İlgili Vergi/Ceza İhbarnamesinin Kanuni Temsilcinin İkamet Adresinde Eşine Tebliğ Edilmesi

    Şirket hakkında yapılan tarhiyata ilişkin vergi/ceza ihbarnamesinin, kanuni temsilcinin ikamet adresinde eşine tebliğ edilmesinin usulüne uygun olduğu, bu tebliğ tarihine göre açılan davada süre aşımı bulunduğu hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2006 yılı Aralık dönemi için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi davaya konu yapılmıştır.

    Vergi Mahkemesi; dosyada mevcut tebliğ alındısının incelenmesinden, cezalı tarhiyata ilişkin dava konusu ihbarnamenin, davacı şirket yetkilisi …’in ikametgah adresinde eşi … imzasına 03.12.2011 tarihinde tebliği üzerine, otuz (30) günlük yasal dava açma süresinin son günü olan 02.01.2012 tarihi geçirildikten sonra 03.01.2012 tarihinde dava açıldığının anlaşıldığı, davacı şirket yetkilisince tebligatın usulsüz ve geçersiz olduğu iddia edilmekte ise de adresinde bulunamaması nedeniyle 30.09.2009 tarihi itibarıyla mükellefiyeti re’sen terkin olunan ve işyeri bulunmayan şirket hakkında yapılan tarhiyata ait ihbarnamenin, temsilcisine ait ikametgah adresinde tebliğ olunmasında mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.

    Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi, 04.02.2015 gün ve E.2012/5101, K.2015/199 sayılı kararıyla; şirketin adresinde bulunamaması nedeniyle 30.09.2009 tarihinde mükellefiyetinin re’sen terkin edildiği, defter ve belge isteme yazısının şirket müdürü …’in kendisine ait işyeri adresi olan “…” adresinde 07.10.2011 tarihinde, dava konusu ihbarnamenin ise şirket yetkilisinin ikamet adresinde eşi …’e 03.12.2012 tarihinde tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, şirket hakkında tebliğlerin, bunların kanuni temsilcilerine yapılması; bu kişilerin ikamet adresine gidildiği durumlarda ise tebliğin, bizzat ilgilisine yapılması gerektiği, zira böyle bir tebliğin o adreste bulunanı değil şirketi ilgilendirir nitelikte olduğu, dolayısıyla, şirket adına yapılacak tebliğin, ilgilisinin o anda adreste bulunamaması halinde şirketle ilgisi olmayan eşe yapılamayacağı, kaldı ki tebliğ alındısında, tebligatın neden ilgilisine (şirket temsilcisine) değil de eşine yapıldığı yolunda bir açıklama da bulunmadığından, usulsüz tebligata dayanılarak davayı süre aşımı nedeniyle reddeden Mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuş; davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

    Vergi Mahkemesi; ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeye ek olarak; dava dilekçesinde ihbarnamenin tebliğ tarihinin 03.12.2011 olarak belirtildiği, öte yandan adreslerinde bulunamayan şirketlerle ilgili tebligatların, ancak şirket müdürleri ile ortaklarına ikametgah adreslerinde yapılabileceği, aynı konutta oturan kişiler açısından yapılacak tebligat konusunda ise Yasa’da herhangi bir sınırlama getirilmediği gerekçesiyle, ısrar etmiştir.

    Davacı tarafından; şirketle hiçbir ilgisi bulunmayan şahsa yapılan tebligatın usulüne uygun olduğu söylenemeyeceğinden, sürelerin, bu tarihten başlatılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek ısrar kararının bozulması istenmiştir.

    Karar: Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesinin ısrar kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.

    Bu nedenlerle, temyiz isteminin reddine, kararın tebliğ tarihini izleyen on beş (15) gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oyçokluğuyla karar verildi(*).

    (*)         KARŞI OY: Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının Danıştay Dördüncü Dairesi’nin kararında yer  alan   hukuksal   nedenler   ve   gerekçe   uyarınca bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

    Defter ve Belge İbraz Yazısının Şirket Müdürünün Babasının İkametgah Adresinde Babasına Tebliğ Edilmesi

    Defter ve Belge İbraz Yazısının Şirket Müdürünün Babasının İkametgah Adresinde Babasına Tebliğ Edilmesi

    Danıştay VDDK
    Tarih        : 14.12.2016
    Esas No   : 2016/1011
    Karar No  : 2016/1212

    VUK Md. 94

    Defter ve Belge İbraz Yazısının Şirket Müdürünün Babasının İkametgah Adresinde Babasına Tebliğ Edilmesi

    Defter ve belge ibraz yazısının, şirket müdürünün babasının ikamet adresinde babasına tebliği, usulüne uygun tebliğ sayılamayacağından, ibraz yükümlülüğü yerine getirmediği söz edilerek katma değer vergisini indirimlerinin reddi suretiyle yapılan tarhiyatta Yasa’ya uygunluk bulunmadığıhk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2004 yılının Ocak ilâ Mayıs dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri davaya konu yapılmıştır.

    Vergi Mahkemesi kararıyla; olayda, defter ve belge isteme yazısının davacı şirkete 19.06.2009 tarihinde tebliğ edildiği, verilen sürede defter ve belgeler ibraz edilmediği gibi dava dilekçesinde mücbir sebep iddiasında da bulunulmadığı, davacı tarafından defter ve belge isteme yazısının taraflarına tebliğ edilmediği iddia edilmişse de söz konusu yazı 19.6.2009 tarihinde davacı şirketin kanuni temsilcisi olan İ…’ın … 3. Noterliği’nce onaylı … tarih ve … sayılı vekaletname ile vekil tayin ettiği babası …’a tebliğ edildiği gibi 22.07.2009 tarihli tutanak ile ifadesine başvurulan anılan şahsın “…Denetmenliğinizce istenmiş olan 2004 ve 2005 takvim yılına ait defter ve belgeleri de o dönemde hurdacıya tüm malları sattığımız esnada vermiş bulunuyoruz. Bu nedenle elimizde herhangi bir evrak kalmadığından ibraz edemiyoruz. Muhasebecimizi de arayıp elinde herhangi bir gayriresmi de olsa döküm olup olmadığını sorduk ancak, onun elinde de herhangi evrak olmadığını öğrenmiş bulunuyoruz…” şeklinde beyanda bulunduğu görüldüğünden, davacı şirketin bu iddiasına itibar edilmediği, her ne kadar davacı tarafından, defter ve belgelerin temin edildiği ve ibraz edilebileceği belirtilmişse de kanuni defter; belge ve kayıtların vergilemeye esas alınabilmesi veya yapılan vergilendirme işleminin doğruluğuna kanıt olabilmesi için, ibrazın vergi idaresine veya incelemeye yetkili elemanına yapılmış olması gerekmekte olup, esasen; ibraz zorunluluğunu ve inceleme yetkisini öngören Vergi Usul Kanunu’nun, vergi idaresinin görev ve yetkileri ile vergilendirmede izlemek zorunda olduğu yöntemleri düzenleyen bir idari usul yasası olmasının da, bunun göstergesi olduğu, vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elemanına ibraz edilmeyen defter ve belgelerin, çıkan uyuşmazlık dolayısıyla açılan idari davada, inceleme yetkisi ve inceleme için gerekli olabilecek alt yapıya sahip bulunmayan idari yargı yerince karara dayanak alınmasının, vergiyle ilgili muamelelerinin gerçek mahiyetlerini vergi idaresinin denetiminden kaçırmayı düşünen vergi mükelleflerinin, bunu sağlamak amacıyla, defter ve belgelerinin inceleme elemanı yerine yargı yerlerine ibrazını yeğlemelerine yol açabileceği, zira, bu durumda inceleme sadece katma değer vergisi indirimleri yönünden yapılabilecek olup, oysa defter ve belgelerin süresinde inceleme elamanına ibrazı durumunda ise, muhasebe sistemi ve başka vergi kanunları bakımdan da inceleme yapılabileceği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

    Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi, 13.05.2014 gün ve E.2011/9288, K.2014/2428 sayılı kararıyla; davacı şirkete işyerinde bir tebligat yapılmadığı, ikametgah adresinde şirketi temsil yetkisi bulunmayan şirket müdürünün vekil tayin ettiği babasına yapılan tebligatın şirkete yapılmış tebligat olarak kabul edilmesine olanak bulunmadığından usulüne uygun tebliğ edilmeyen defter ve belge isteme yazısına dayanılarak vergi indirimlerinin ve davanın reddedilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuş; vergi idaresinin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

    Vergi Mahkemesi, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeye ek olarak; dava konusu ihbarnamelerin de şirket müdürü…’in vekil tayin ettiği babası …’a tebliğ edildiği ve bu ihbarname içeriği tarhiyatlara karşı şirket tarafından kanuni süresi içerisinde dava açılabildiği, ihbarnameler ile defter ve belge isteme yazısı aynı kişiye tebliğ edilmesine rağmen şirketin birinden haberdar olup diğerinden haberdar olmadığı sonucuna ulaşılmasının 213 sayılı Kanun’un 3/B maddesi uyarınca mutad olmayan bir iddia niteliğinde olduğu ve ispat külfetinin de davacı şirkete düştüğü, kaldı ki vekaletname içeriği incelendiğinde; şirket müdürünün babasını resmi yazışmalar ve tebliğ işlemleri yanında ticari defter ve belgeleri sunma konusunda da yetkili kıldığı, bu durumda, şirket müdürünün vekil tayin ettiği kişiye ikametgah adresinde yapılan tebliğin usulüne uygun olduğu gerekçesiyle ısrar etmiştir.

    Davacı tarafından; şirket müdürünün babasına şahsi olarak vekalet verdiği, şirket adına verilmiş bir vekaletnamenin bulunmadığı, defter ve belge isteme yazısının şirket müdürünün değil, babasının ikametgah adresine gönderildiği ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

    Karar: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2004 yılının Ocak ilâ Mayıs dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine karşı açılan davanın reddi yolunda verilen ısrar kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nin yukarıda yer verilen 13.05.2014 gün ve E. 2011/9288, K. 2014/2428 sayılı Kararı’nın dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca temyiz isteminin kabulü ile Vergi Mahkemesinin ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, oybirliğiyle karar verildi.

    Murisinden İntikal Eden Anonim Şirket Hissesinin Veraset ve İntikal Vergisine Esas Alınacak Değerinin Tespiti

    Murisinden İntikal Eden Anonim Şirket Hissesinin Veraset ve İntikal Vergisine Esas Alınacak Değerinin Tespiti

    Danıştay VDDK
    Tarih        : 28.12.2016
    Esas No   : 2016/706
    Karar No  : 2016/1302

    7338 s. VİVK Md. 10

    VUK Md. 267, 292

    Murisinden İntikal Eden Anonim Şirket Hissesinin Veraset ve İntikal Vergisine Esas Alınacak Değerinin Tespiti

     

    Murisinden intikal eden anonim şirket hissesinin veraset ve intikal vergisine esas alınacak değerinin tespitinde; 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 10. ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 267 ve 292. maddelerinin dikkate alınması gerektiği hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, murisinden intikal eden … Mobil Teknoloji Sistemleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ndeki %20 hisse için takdir komisyonu kararı uyarınca tarh edilen veraset ve intikal vergisi davaya konu edilmiştir.

    Vergi Mahkemesi, kararıyla; vergi tarhının amacı yükümlülerin beyan dışı bıraktıkları intikallerin gerçeğe en yakın biçimde saptayabilmek oluğundan matrah takdir edilirken gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması ve ilgili kriterlerin somut olarak ortaya konması gerektiği, olayda, takdir komisyonunca matrah saptanırken takdirin müstenidatının gösterilmediği, sadece dosyanın tetkiki ve haricen yapılan araştırmaların kriter olarak alındığı, bu hususların da karara dayanak olabilecek somut bilgi ve belgelerle desteklenmediği; zira, takdir sebebi bulunması halinde takdir komisyonlarına matrah tespiti ile ilgili her türlü inceleme ve araştırma yapma yetkisi tanınmış olmasına rağmen, beyan dışı bırakılıp komisyonca tespit edilen matrahlara nasıl ulaşıldığının ihtimalden ve varsayımdan uzak bir şekilde araştırılarak ortaya konulması gerekirken bu yola başvurulmadığının görüldüğü, bu durumda yeterli ve somut tespit içermeyen bu haliyle de hukuken itibar edilemeyecek nitelikte olan takdir komisyonu kararı dayanak alınarak yapılan tarhiyatta hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle vergilendirmeyi kaldırmıştır.

    Vergi idaresinin temyiz istemini inceleyen Danıştay Yedinci Dairesi, 15.05.2015 gün ve E:2011/8908, K:2015/2873 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Değerleme” başlıklı üçüncü kitabının birinci kısmının birinci; ikinci ve üçüncü bölümlerine ve 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 10. maddesi ile gerekçesine yer vererek; Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinin ilk fıkrasında, verginin matrahının, intikal eden malların Vergi Usul Kanunu’na göre bulunan değerleri olduğu ilkesi konulduktan sonra; ikinci fıkrasında, bentler halinde, intikal edebilecek mallar ile bu malların değerlerinin beyanında esas alınabilecek değerleme ölçüleri sayılmak ve bunların dışında kalanların ise Vergi Usul Kanunu’nun servetleri değerleme ile ilgili Üçüncü Bölümündeki esaslara göre değerlenmek ve beyannamelerde gösterilmek zorunda oldukları belirtilmek suretiyle, birinci fıkrada yer alan ve verginin matrahını tarif eden “Vergi Usul Kanunu’na göre bulunan değerleri” ibaresinin, Vergi Usul Kanunu’nun servetleri değerleme ile ilgili Üçüncü Bölümünde yer alan ölçüleri ifade ettiğinin anlaşıldığı, nitekim; maddenin 4. fıkrasında, idarenin, yukarıdaki esaslara göre beyan edilen bu değerler üzerinden vergiyi, beyannamenin verildiği tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde tarh edeceği; tarh edilen vergilerin, intikal eden malların Vergi Usul Kanunu’na göre bulunacak değerlere göre ikmal edileceği yolundaki hükmün de bunu doğrulamakta olduğu, verginin tarhının, Vergi Usul Kanunu’nun 20. maddesinde, vergi alacağının Kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar olarak tespit eden muamele olarak tanımlandığı, veraset ve intikal vergisinin matrahının da yukarda açıklandığı üzere, intikal eden malların Vergi Usul Kanunu’nun servetleri değerleme ile ilgili Üçüncü Bölümünde yer alan ölçülere göre bulunacak değerleri olduğu, dolayısıyla; veraset yoluyla intikal eden mallar için varislerce, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen değerleme ölçülerinden yararlanılarak bulunan değerlerin beyan edilmesi; vergi dairesince de beyan edilen bu değerlerle, intikal eden malların Vergi Usul Kanunu’nun servetleri değerleme ile ilgili Üçüncü Bölümünde yer alan ölçülere göre hesaplanacak matrah arasında fark bulunması halinde, bu farkın, aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca tarhiyata konu edilebileceği sonucuna ulaşıldığı, olayda, veraset ve intikal vergisi beyannamesi üzerinden ilk tarhiyat yapıldıktan sonra beyannamede gösterilen anonim şirket hisselerinin takdir komisyonunca takdir olunan emsal bedeli üzerinden yapılan tarhiyatın davaya konu edildiği, 7338 sayılı Kanun’un 10. maddesinin ikinci fıkrasının, ilk tarhiyatta uygulanması gereken (d) bendi hükmünün, ikinci tarhiyatta uygulama yeri bulunmadığı, değerlemeye konu kıymetlerin, Vergi Usul Kanunu’nun 192. maddesi uyarınca bilanço esasına göre defter tutan şirketlere ait hisse olması halinde uygulanması gereken yasa hükmünün, açıklanan 1. ve 4. fıkralar delaletiyle öz sermaye hesabından hareketle ve ticari işletmeye dahil kıymetlerin, yine aynı Kanunun “Servetleri Değerleme” başlıklı Üçüncü Bölümünde yer alan 292. maddesinin, vergilendirilecek bir servete dahil ticari sermayenin unsurlarından bulunan emtia, gemiler ve taşıtlar, tesisat ve makinalar, demirbaş eşya ve diğer menkul malların, emsal bedeliyle değerleneceğine dair hükmü olduğu, emsal bedel, Vergi Usul Kanunu’nun 267. maddesinde, gerçek değeri belli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değer olarak tanımlandığından, emsal bedelin tespiti için takdir komisyonuna gidilmesinin yerinde olduğu ancak, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi, takdir komisyonunca belirlenen emsal bedellerin, yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere uygun olup olmadığının saptanmasını gerektirdiğinden, Mahkemece, uyuşmazlık hakkında, davacıya intikal eden anonim şirket hisselerinin, ölüm tarihi itibarıyla çıkarılan bilançoda gösterilen öz sermayeyi oluşturan unsurlar yeniden değerlenerek öz sermayesinin, konunun uzmanı bilirkişi marifetiyle tespiti suretiyle, takdir komisyonunca takdir edilen emsal bedellerin hukuka uygun olup olmadığı yönünden yapılacak incelemeyle ulaşılacak sonuca göre karar verilmek üzere kararı bozmuştur.

    Vergi Mahkemesi, kararıyla; ilk kararında ısrar etmiştir.

    Davalı idarece; davacı tarafından ilk tarhiyatta bildirilen varlıkların değerinin Vergi Usul Kanunu’nun servetleri değerleme ölçülerine göre değerlendirmesi için takdir komisyonuna sevk edildiği, takdir komisyonunun da ticari sermayeyi değerlendirirken intikal konusu işletmeye ait bilançoların aktif ve pasifinde yer alan kalemleri incelediği, öz sermayeyi hesaplarken borç kalemlerini de göz önünde bulundurarak ticari öz servetin takdirini yaptığı ileri sürülerek ısrar kararının bozulması istenmiştir.

    Karar: Davacı adına, murisinden intikal eden … Mobil Teknoloji Sistemleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ndeki %20 hisse için takdir komisyonu kararı uyarınca tarhedilen veraset ve intikal vergisinin kaldırılması yolunda verilen ısrar kararı davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

    Danıştay Yedinci Dairesi’nin yukarıda yer verilen kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, oyçokluğuyla karar verildi(*).

    (*)         KARŞI OY- Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında vergi mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

    Defter ve Belgelerin İncelemeye İbraz Edilmeyip Mahkemeye İbraz Edilmesi Halinde Kdv İndirimi

    Defter ve Belgelerin İncelemeye İbraz Edilmeyip Mahkemeye İbraz Edilmesi Halinde Kdv İndirimi

    Defter ve Belgelerin İncelemeye İbraz Edilmeyip Mahkemeye İbraz Edilmesi Halinde Kdv İndirimi ,

    Danıştay 3. Dairesi
    Tarih    : 02.02.2017
    Esas No : 2013/9693
    Karar No  : 2017/514

    KDVK Md. 29, 34

    İYUK Md. 2, 20

    VUK Md. 256

    DEFTER VE BELGELERİN İNCELEMEYE İBRAZ EDİLMEYİP MAHKEMEYE İBRAZ EDİLMESİ HALİNDE KDV İNDİRİMİ

    Mücbir sebep hali bulunmaksızın incelemeye ibraz edilmediği halde daha sonra dava aşamasında Mahkemeye ibraz edilen defter ve belgeler üzerinde Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmeyeceği hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, yasal defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, indirimlerinin reddi suretiyle 2007 yılının Eylül, Kasım ve Aralık dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine karşı dava açılmıştır. Vergi Mahkemesi’nin kararıyla; davacının defter ve belgelerinin Mahkemelerinin 09.11.2012 tarihli ara kararıyla istenerek dosyaya sunulması üzerine 18.01.2013 tarihli ara kararıyla bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, davalı idare itirazının kusurlandıracak nitelikte bulunmadığı ve Mahkemelerince de uygun görülen bilirkişi raporuyla hazırlanan beyan tablosuna göre ödenmesi gereken katma değer vergisi çıkmadığı gerekçesiyle tarhiyat kaldırılmıştır. Davalı idare tarafından, davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edilen defter ve belge isteme yazısına rağmen, süresi içinde kabul edilebilir bir mücbir sebep hali bulunmaksızın ibraz edilmemesi nedeniyle yapılan tarhiyatın hukuka uygun olduğu, ayrıca Mahkemenin idare yerine geçerek defter ve belgeleri incelemesi ile hüküm tesis etmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

    Karar: Türk Vergi Sistemi, vergiyi doğuran olayın belgelendirilmesi ve bu belgelerin de belli süreler içerisinde Yasa’da öngörülen defterlere kaydedilmesi esasına dayalıdır. Belge ve kayıt düzeni adı verilen bu esasın amacı; mükelleflerin ve mükelleflerle hukuki ilişkide bulunan üçüncü kişilerin vergi ile ilgili muamelelerinin, mükelleflerin servet, sermaye ve hesap durumları ile faaliyet ve hesap neticelerinin belli edilmesinin, denetlenmesinin, incelenmesinin ve tespitinin sağlanmasıdır. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 54. maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun belge ve kayıt düzeni ile ilgili maddelerinde bu amacın sağlanmasını olanaklı kılacak düzenlemelere yer verilmiştir.

    Sözü edilen Yasa maddelerinde öngörülen usul ve esaslara uygun olarak düzenlenen belge ve bu belgelere dayanılarak yapılan kayıtlar, Vergi Hukukunda “ilk görünüş ya da doğruluk karinesi” adı verilen bir hukuksal ön kabulden yararlanırlar. Ancak, Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinin “İspat” başlıklı (B) fıkrasına göre, usulüne uygun olarak düzenlenen belge ve kayıtlarla tevsik edilen hukuki muamelelerin vergilendirmeye esas alınabilmesi için, bu biçimsel uygunluk yeterli değildir. Ayrıca belge ve kayıtlarda yer alan işlemin gerçek durumu yansıtıyor olması da gereklidir. Bu bakımdan; biçimsel olarak Kanuna ve Kanun’un vermiş olduğu yetkiye dayanılarak yürürlüğe konulan idari düzenlemelere uygun olan belge ve kayıtların vergilendirilmeye esas alınabilmesi için, ilgili oldukları muamelelerin gerçek mahiyetinin ortaya çıkarılmasına ihtiyaç vardır. Bunu yapma külfeti de, yukarıda sözü edilen (B) fıkrasında öngörülen ilkelere göre, vergi idaresine aittir.

    Vergi idaresinin kendi dışında oluşan vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetini ortaya çıkarabilmesi ise, defter ve belgelerin istendiğinde vergi idaresinin denetim ve incelemesine sunulması ve gerektiğinde, şekline ve usulüne uygun belgelerle tevsik edilen hukuki muamelelerin karşı taraf nezdinde inceleme ve araştırma yapılması ile olanaklıdır. Bu amaçla, Vergi Usul Kanunu’nun 253. maddesinde mükelleflere defter ve belgeleri beş yıl süre ile muhafaza etme; 256. maddesinde ise muhafaza etmek zorunda oldukları defter ve belgeleri muhafaza süresi içinde yetkili makam ve memurların istemeleri üzerine ibraz zorunluluğu getirilmiş, aynı Kanun’un 134 ve devamındaki maddelerde de, vergi idaresine mükellefler ve mükelleflerle hukuki ilişkide bulunan kişi ve kuruluşlar nezdinde vergi incelemesi yapma yetkisi tanınmıştır. İlk aşamada biçimsel doğruluk karinesinden yararlanan belgelerin vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetiyle uygunluğu, ancak bu yetki kullanılarak ortaya çıkarılabilir.

    Bütün bu açıklamalardan; usulüne uygun olarak düzenlenen belge ve kayıtların vergilemeye esas alınabilmesi veya yapılan vergilendirme işleminin doğruluğuna kanıt olabilmesi için, ibrazın vergi idaresine veya karşıt incelemeye yetkili elemanına yapılmış olması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

    Yasada öngörülen zorunluluğa karşın, usulüne uygun olarak verilen süre içerisinde, haklı mazeret olmaksızın, belge ve defterlerin ibrazından kaçınılması, vergi idaresinin denetiminden saklanılmak istenilen kimi durumların olduğu ve bunların karşıt inceleme yoluyla ortaya çıkarılmasının engellenmesinin amaçlandığı anlamına gelir. Vergi Usul Kanunu’nun 30. maddesinin 2. fıkrasının 3. bendinde, bu Kanuna göre tutulması zorunlu olan defterlerin hepsinin veya bir kısmının vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesinin, dönem matrahının re’sen takdirini gerektiren, ayrı bir durum olarak öngörülmüş olmasının nedeni de budur.

    Bilindiği üzere; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı başlıklı 2. maddesinin 2. fıkrasında, idari yargı yetkisinin idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu, idari mahkemelerin yerindelik denetimi yapamayacakları, yürütme görevinin Kanunlar ile gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyecekleri hükme bağlanmıştır.

    Bu hükme göre idari yargı yerlerinin denetim yetkisi, Kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılışının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsar; yoksa söz konusu yetkilerin idari yargı yerlerince kullanılması sonucunu yaratmaz.

    2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde düzenlenen re’sen araştırma yetkisi, idarenin kendi yetkisini kullanarak yapmış olduğu inceleme ve araştırmaya dayalı idari işlemden kaynaklanan idari uyuşmazlığın çözümü için gerekli belge ve bilgilerin, davaya bakan yargı yerine sağlanması amacını, bir başka anlatımla dava konusu yapılan idari işlemin hukuka uygunluğunu denetleme amacını güder. Buna göre davacının tutum ve davranışıyla idarenin inceleme ve araştırma yapmasını önlemesi sonucu tesis edilen işlemin iptal davasına konu edilmesi durumunda, idari yargı yerinin idarece yapılamayan inceleme ve araştırmayı yapması idarenin yerine geçmesi sonucunu doğuracağından, böyle bir inceleme ve araştırma yapılmasının re’sen araştırma yetkisinin kullanılması olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır.

    Böyle olunca; vergi mahkemelerinin vergi idaresine ait vergi incelemesi ve karşıt inceleme yapma yetkisinin kullanılışının hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinecekleri; onların yerine geçerek, vergi incelemesi ve karşıt inceleme yoluyla defter kayıtlarının ve bu kayıtların dayanağı olan belgelerin gerçek durumla uyumlu olup olmadıklarını araştıramayacakları tabiidir. Bunun sonucu olarak, vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elamanına ibraz edilmediği için, biçimselliğinin gerçek mahiyetle uyumlu olup olmadığı tespit edilemeyen defter ve belgelerin, çıkan uyuşmazlık dolayısıyla açılan idari davada, karşıt inceleme yetkisi bulunmayan idari yargı yerince, davacı lehine verilecek karara dayanak alınması, vergilemede esas olan “gerçek mahiyet”in biçimselliğe feda edilmesi anlamına gelir ki, vergiyle ilgili muamelelerinin gerçek mahiyetlerini vergi idaresinin denetiminden kaçırmayı düşünen vergi mükelleflerinin, bunu sağlamak amacıyla, defter ve belgelerinin inceleme elemanı yerine yargı yerlerine ibrazını yeğlemelerine yol açabilecek böyle bir anlayışa kanun koyucunun izin vereceği düşünülemez. Bu bakımdan; gerçek mahiyetle uyumlu olduklarının, idari yargı yerince saptanmasına olanak bulunmayan belgelere dayanılarak karar verilemez.

    Diğer taraftan idari yargı yerinin görevi idari işlemin tesis edildiği tarihte yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olup olmadığını denetlemek olduğu halde, idari işlemin tesis tarihinden sonra yargı yerince yapılacak veya bilirkişiye yaptırılacak inceleme ve araştırma sonucuna göre maddi olayda değişiklik olabileceğinden, uyuşmazlık hakkında karar verilmesi halinde idari yargı yerinin görevini belirtilen şekilde yerine getirdiği de söylenemez.

    Öte yandan; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 34. maddesinin birinci fıkrasında, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait katma değer vergisinin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği öngörülmüş; aynı Kanun’un 29. maddesinin 3. fıkrasında da, indirim hakkının, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği hükmü yer almış olup; buna göre, indirim hakkının, ilgili vesikaların anılan süre içerisinde yasal defterlere kaydedilmesi koşuluyla kullanılması olanaklı bulunmaktadır. Oysa; inceleme elemanına ibraz edilmeyen defterlerdeki kayıtların yasada öngörülen süre içerisinde yapıldığının, bu sürenin sona ermesinden sonra, mahkemece tespiti de olanaksızdır.

    Olayda; davacı, ilgili dönem defter ve belgelerini süresi içerisinde idareye sunduğunu ancak kabul edilmediğini ileri sürmüş ise de bunu ispatlayamadığı, temyize konu karara dayanak alınan defter ve belgelerin, davacı şirket temsilcisine usulüne uygun olarak tebliğ edilen yazıyla ibraz edilmesinin istenmesine rağmen, inceleme elemanına ibraz edilmediği gibi defter ve belgelerin muhafaza biçim ve süreleri ile ibraz yükümlülüğünü düzenleyen yasal hükümler karşısında, davacı tarafından haklı mazeret olarak kabulü gerekebilecek başkaca bir iddia da ileri sürülmemiştir.

    Dolayısıyla, hiçbir mücbir sebep hali bulunmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen davacının daha sonra dava aşamasında bunları Mahkemeye ibraz etmesi üzerine, bu defter ve belgeler üzerinde Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre karar verilmesinde hukuka uygunluk görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Vergi Mahkemesinin kararının bozulmasına, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13. maddesinin (j) bendi parantez içi hükmü uyarınca alınması gereken harç dahil olmak üzere yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oyçokluğuyla karar verildi(*).



    (*)         KARŞI OY- Mükelleflerin, kendilerine yapılan teslimler nedeniyle yüklendikleri katma değer vergilerinin belgelerde gösterilmesi ve bu belgelerin yasal defterlere kayıtlı olması koşuluyla katma değer vergisi indiriminden faydalanabileceklerinden, defter ve belgelerin, mücbir sebepten dolayı incelemeye ibraz edilemediği durumlarda da katma değer vergisi indiriminin kabul edilebilmesi için bu vergilerin gerçekten yüklendiklerini, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinin “ispat” başlıklı (B) fıkrasında yer alan kural uyarınca kanıtlamaları gerekmektedir.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20. maddesinin 1. bendi ile de Danıştay ile İdare ve Vergi mahkemelerinin, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapacakları düzenlenerek idari yargılama usulünde re’sen araştırma ilkesi benimsenmiş, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29 ve 34. maddelerine göre ise, katma değer vergisinin indirim konusu yapılabilmesi için indirim konusu yapılacak verginin, fatura ve benzeri belgeler ile gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmesi ve söz konusu belgelerin kanuni defterlere kaydedilmiş olması gerektiği hükme bağlanmıştır.

    Olayda hiçbir mücbir sebep hali bulunmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen davacının, dava aşamasında Mahkemeye ibraz etmesi üzerine, Mahkemece ilgili dönem defter ve belgelerin vergi incelemesi ve karşıt inceleme yapma yetkisine sahip Vergi Dairesine gönderilerek görüş ve saptamaları alınmaksızın doğrudan bilirkişi incelemesi yaptırıldığından hüküm fıkrasının bu gerekçeyle bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyoruz.

    Bilgi Edinme Başvurusu Karşılanmayan Tarafa Manevi Tazminat Ödenmesi Gerekir

    Bilgi Edinme Başvurusu Karşılanmayan Tarafa Manevi Tazminat Ödenmesi Gerekir

    Bilgi Edinme Başvurusu Karşılanmayan Tarafa Manevi Tazminat Ödenmesi Gerekir Bilgi Edinme Talebini Karşılamama Konusunda Danıştay Kararı – Danıştay 15. Dairesi, çocukları ölü doğan anne ve babanın bilgi edinme başvurularını karşılamayan üniversitenin, hizmetin kusurlu işletildiği hususunda oluşturdukları kanıdan dolayı, manevi tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdi.
    İŞTE DANIŞTAY KARARI
    T.C.
    DANIŞTAY
    Onbeşinci Daire
    Esas No : 2014/5076
    Karar No: 2015/2184
    Özeti : Bilgi edinme hakkının kullanılması kapsamında talep edilen başta hasta dosyası olmak üzere, epikriz ve ölüm raporlarının davacı tarafa süresinde verilmemesinin çocukları ölü olarak doğan anne ve baba nezdinde, sağlık uygulamalarının kusurlu işletildiği hususunda yaratılan şüphe ve ruhsal çöküntü manevi tazmin talebinin karşılanması gereğini ortaya koyduğu hakkında.

    Karar Düzeltme İsteminde Bulunan (Davacılar) : 1- ..2- … Vekili : Av. …

    Karşı Taraf (Davalı) : Gazi Üniversitesi Rektörlüğü

    Vekili : Av. …

    Müdahil (Davalı Yanında) : …

    Vekili : Av. …

    İstemin Özeti: Danıştay Onbeşinci Dairesi’nin 19.12.2013 tarih ve E:2013/4262, K:2013/11471 sayılı kararının, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

    Savunmanın Özeti : Karar düzeltme isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi’nce Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip dosyadaki belgeler incelendikten sonra karar düzeltme talebi kabul edilerek Dairemizin 19.12.2013 tarih ve E:2013/4262, K:2013/11471 sayılı kararının kaldırılıp gereği görüşüldü:
    Dava, davacının gebelik takibi süresince yanlış teşhis ve tedavi yapıldığı, yeterince bilgilendirilmediği ve bu suretle bebeklerini kaybetmelerine neden olunduğu, ayrıca hasta dosyasının kendilerine verilmediğinden bahisle idarenin ağır hizmet kusurundan dolayı uğranıldığı ileri sürülen 10.000 TL manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

    Ankara 13. İdare Mahkemesi’nce; Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle olayda hizmet kusuru bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    İdare Mahkemesi tarafından verilen kararın, dairemizce 19.12.2013 tarih ve E:2013/4262, K:2013/11471 sayılı kararla onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

    Davacı tarafça usul ve hukuka aykırı olduğundan bahisle Dairemizce verilen onama kararının kaldırılması suretiyle İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

    Dosya kapsamından davanın, gebelik takibindeki tıbbi hatalar ile hasta dosyasının verilmemesi olmak üzere iki iddia üzerine kurulu olduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda; dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacı … ‘in gebelik takibinin Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı doktorlarından Prof. Dr. … tarafından yapıldığı, hamileliği boyunca aylık rutin kontrollerine devam edildiği, son olarak 14.05.2008 tarihinde yapılan muayenede adı geçen doktor tarafından doğumdan önceki 3 haftaya kadar çalışabileceğine dair onay verildiği, her şeyin normal olduğu söylenilerek planlanan doğum tarihinden önceki son kontrol için 18.06.2008 tarihine kadar randevu verildiği, 15.05.2008 tarihinde erken doğum teşhisiyle yatişının yapıldığı ve 17.05.2008 tarihinde taburcu edildiği, bu dönemde nidilat isimli bir ilaç verilerek doğumun durdurulduğunun ifade edildiği, davacılar tarafından gebelik takibi süresince yanlış teşhis ve tedavi yapıldığı, yeterince bilgilendirilmediği ve bu surede bebeklerini kaybetmelerine neden olunduğu ileri sürülmektedir.

    Olayla ilgili Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nca düzenlenen 25.08.2010 tarih ve 2959 sayılı bilirkişi raporunda özetle; ” 07.06.2008 tarihinde intrauterin 36 haftada ölü doğduğu tespit edilerek sezeryan yolu ile doğurtulduğu bildirilen … ve … kızı bebek hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde veriler birlikte değerlendirildiğinde; tıbbi belgeler ve otopside tanımlanan mevcut bulgularla bebeğin intrauterin ölüm nedeninin belirlenemediği, kişinin 28.05.2008 tarihli rutin kontrolünde çekilen NST grafisinin reaktif olduğu, gebelik süresince rutin tetkiklerinin yapılmış olduğu, takiplerinde bebekle ilgili bir problem tespit edilmediği dikkate alındığında uygulanan takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu ” yolunda görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.

    Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
    idarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

    İdare hukuku ilkeleri ve Dairemizin içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararın tazmini, idarenin hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilir.

    Tüm bu yapılan açıklamalar ışığında gebelik takibi ve doğum eyleminde uygulanan tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun olduğu, dolayısıyla davalı idarece sunulan sağlık hizmetinin kusurlu işletilmediği anlaşılmaktadır.
    Davacılardan … tarafından ölü doğum eyleminden sonra Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliğine hitaben yazılan
    13.06.2008 tarihli dilekçede özetle; ” Hastanenin Kadın Hastalıkları ve doğum bölümü doktorlarından Prof. Dr. … gözetiminde aylık kontrollerim devam ederken ve bebeğim 35 hasta 3 günlük iken 07.06.2008 tarihinde saat 20.00 sıralarında sezeryan yöntemiyle ölü doğum yaptım. 08.06.2008 tarihinde 23.00 gibi de hastanenizden ayrıldım. Ölüm nedeni ve hastanın durumu konusunda adı geçen doktor tarafından bana ve eşime veya diğer bir yakınıma herhangi bir şey açıklanmadığı gibi, tarafımıza bir epikriz, ölüm raporu veya taburcu işlemlerine ait bir belge de verilmemiştir … 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve Hasta Hakları Yönetmeliği gereğince, hastanenizde adıma kayıtlı olan 1072996 saydı dosyamın tamamının, epikriz, ölüm raporu, varsa ölüm nedenini de açıklayan belgeler ve diğer belgelerin onaylı bir nüshasımn amlan kanundaki süreler içerisinde tarafıma verilmesi hususunda gereğini rica ederim. ” denilmektedir.
    Başhekimlik kayıtlarına giren dilekçe hakkında 17.06.2008 tarihli yazı ile adı geçen hekimden bilgi istemiştir.
    Adı geçen hekim Başhekimliğe hitaben 09.07.2008 tarihli cevap yazısında özetle; ” … gebelik takibimde olan bir hasta olup, rutin kontrollerinde bir risk taşımayan, muayene bulgularında gerek anne gerek fetusta herhangi bir sorun olmadığı halde 35 hafta 3 günlük iken 07.06.2008 tarihinde bebek hareketlerinde azalma ile kliniğimize başvurmuştur. Yapılan incelemede fetusun kalp atışının izlenmediği tespit edilip, ” intrauterin ani fetal ölüm ” ve mükerrer sezeryan tanısı ile sezeryene alınıp gebelik sonlandırılmıştır. Hasta postoperatif 1. Gününde erken olmasına karşın kendi isteği üzerine hastaneden ayrılmıştır. İntrauterin ani fetal ölüm sebebi bulunması açısından bebek otopsiye gönderilmiş olup, diğer incelemeler hasta kendi isteği ile sezeryan sonrası erken dönemde hastaneden ayrıldığı için tamamlanamamış olup, polikliniğimize başvurduğu takdirde loğusa dönemi sonraki yapılacak olan kontrol muayenesinde tamamlanacaktır. ” denilmiştir.
    Adı geçen hekim tarafından Başhekimliğe sunulan yazı, davacının 13.06.2008 tarihli dilekçesine cevap olarak davacıya 10.07.2008 tarihinde gönderilmiştir.

    Bunun üzerine davacı tarafından Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne yeniden başvurulmuştur. Başvuru dilekçesinde gebelik takip süreci ve ölü doğum eylemi anlatıldıktan sonra özetle; 13.06.2008 tarihli dilekçeyle Başhekimliğe başvurarak 1072996 sayılı dosyamın tamamının, epikriz, ölüm raporu, varsa ölüm nedenini de açıklayan belgeler ve diğer belgelerin onaylı bir nüshasının anılan kanundaki süreler içerisinde tarafına verilmesini istediği halde bu hususun yerine getirilmediği, doktorun olayı anlatan yazısının kendilerine verildiği belirtilir ve bir kez daha hasta dosyası istenir.

    Başvuruyu değerlendiren Üniversite Rektörlüğü Bilgi Edinme Birimi; 08.08.2008 tarihli yazıyla hastane başhekimliğinden, daha önce istenmiş olan hasta dosyasının ve diğer bilgilerin, ilgili kişiye iletilmek üzere en geç 7 gün içerisinde kendilerine gönderilmesini istemiştir.

    Rektörlük Bilgi Edinme Birimi Yazısını alan Başhekimlik ise 13.08.2008 tarihli yazıyla doktor …’tan istenen bilgi ve belgelerin Başhekimliğe iletilmesini istemiştir.

    Doktor … tarafından 18.08.2008 tarihinde Başhekimliğe sunulan yazıda ” … Dilekçe sahibi sayın … şikayet konusunu tazminat davalarına dönüştürebileceği de göz önüne alındığında verilecek belgelerin yetkisiz belki de Anabilim Dalımız kadar bilgi ve tecrübe birikimi olmayan kişilerin eline geçmesiyle kurumumuz aleyhine kullanabilecekleri ve bu davranışların hasta ve hekim etiğine uymayacağı görüşündeyim. Kliniğimizde bulunan hasta …’e ait 1072996 protokol numaralı hasta dosyasının bir fotokopisi ilişikte sunulmuştur. ” denilmektedir.

    Doktor tarafından hazırlanan cevabi yazı ve eki hasta dosyası fotokopisi Başhekimlik kanalıyla Üniversite Rektörlüğü’ne 19.08.2008 tarihinde iletilmiştir.

    Üniversite Rektörlüğü gönderilen cevabi yazı ve eki hasta dosyası fotokopisini bilgi edinme talebinin karşılanması noktasında yeterli görmeyerek 27.08.2008 tarihli ve ” … Yazımızda istenen …’e ait hastanenizde adına kayıtlı 1072996 no lu dosyası ile epikriz, ölüm raporu ve ölüm nedenini açıklayan bilgi ve belgeler yazınızda eksik bildirilmiştir. 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında talepteki iddiaye yönelik, hasta dosyasının onaylı fotokopileri ile epikriz, ölüm raporu ve nedenini açıklayan bilgi ve belgelerin ilgili kişiye iletilmek üzere en geç 7 gün içerisinde gönerilmesini …” içerikli yazı hastane Başhekimliğine gönderilir.
    Başhekimlik 03.09.2008 tarihli yazıyla; ” … Adı geçene ait hastanemizde başkaca gönderilecek bilgi ve belge bulunmamaktadır. ” cevabı verilmiştir.
    Üniversite Rektörlüğü davacılardan …’e 11.09.2008 tarihinde, istenen bilgi ve belgelerin ekte gönderildiği yazışım gönderilmiştir.
    Gelişen süreçte davacılardan …, bilgi edinme talebinin hastane yönetimi ve Üniversite Rektörlüğü tarafından vaktinde ve tam olarak karşılanmadığından bahisle 06.08.2008 tarihinde Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na başvurmuştur.
    Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu 16.10.2008 tarih ve 2008/1070 sayılı kararla; ” Hasta Hakları yönetmeliğine göre zaten ilgili kişiye karşı aleni olması gereken, hastamn kendisine ait bilgi ve belgelerin, 4982 sayılı Kanun’da düzenlenmiş olan istisnalar kapsamında da olmadığı anlaşıldığından, anılan Kanunun Bilgi Verme Yükümlülüğü başlıklı 5. maddesi uyarınca başvuru sahibinin erişimine açılmasına… ” karar vermiştir.
    Dava dosyası incelendiğinde; hasta dosyası ile diğer bilgi ve belgeye ulaşmada yaşanan gecikme nedeniyle de manevi zarara uğranıldığmın ileri sürüldüğü görülmekle birlikte bu hususun İdare Mahkemesi tarafından değerlendirilmediği yalnızca tıbbi uygulamaların incelendiği görülmüştür. Bu Bağlamda;
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ” Dilekçe, Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı ” başıklı 74. maddesine göre; vatandaşlar (Ek ibare:3/10/2001 -4709/26 md.) ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayederi hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, (Ek ibare: 03/10/2001-4709/26 md.) gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazık olarak bildiriür. (Ek fıkra: 07/05/2010-5982/8 md.) Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
    Bilgi Edinme Kanunu’nun ” Bilgi veya Belgeye Erişim ” başkkk 10. maddesine göre; Kurum ve kuruluşlar, başvuru sahibine istenen belgenin onaylı bir kopyasını verirler. Aynı Yasa’nın ” Bilgi veya Belgeye Erişim Süreleri ” başlıklı 11. Maddesine göre; Kurum ve kuruluşlar, başvuru üzerine istenen bilgi veya belgeye erişimi onbeş iş günü içinde sağlarlar. Yine aynı Yasa’nın ” Başvuruların cevaplandırılması ” başlık 12. Maddesine göre; Kurum ve kuruluşlar, bilgi edinme başvurularıyla ilgili cevaplarını yazık olarak veya elektronik ortamda başvuru sahibine bildirirler. Başvurunun reddedilmesi haknde bu kararın gerekçesi ve buna karşı başvuru yolları belirtir.

    Hasta Hakları Yönetmeliği’nin ” Bilgilendirmenin Kapsamı ” başlık 15. Maddesine göre Hastaya;

    a) Hastalığı muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
    b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
    c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
    ç) Muhtemel komplikasyonları,
    d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
    e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
    f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
    g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbi yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir.

    Aynı yönetmeliğin “Kayıtları İnceleme ” başlıklı 16. Maddesine göre; Hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgiler bulunan dosyayı ve kayıtları, doğrudan veya vekili veya kanuni temsilcisi vasıtası ile inceleyebilir ve bir suretini alabilir. Bu kayıtlar, sadece hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olanlar tarafından görülebilir.

    Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, hasta dosyası ve diğer bilgi ve belgelerin yasal süresinde hastamn erişimine açılmadığı anlaşılmaktadır.

    Bu noktada dava konumuz bakımından önem arz eden husus, bilgi edinme hakkı ihlalinin hizmet kusuru teşkil edip etmeyeceğidir.

    Anayasa’mn 125. Maddesi gereği İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

    İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaldık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

    İdare hukuku ilkeleri ve Dairemizin içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararın tazmini, idarenin hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilir.

    İdare tarafından bilgi edinme birimlerinde yeterli sayıda ve kalitede personel istihdam edilmemiş olması, personelin gerekli eğitime sahip olmaması, personelin hizmetin görülmesinde gerekli dikkat ve özeni göstermemiş olması, taleplere yanlış/hatalı veya eksik cevap verilmesi gibi durumlarda ” hizmetin kötü işlemesinden ” dolayı idarenin kusuru doğacakür.

    Yine bilgi edinme hakkının kullanımına ilişkin başvuruların, yasal süresi geçirildikten sonra cevaplandırılması ” hizmetin geç işlediğinin ” göstergesi olacaktır.

    Bilgi edinme hakkı, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bağlamında vazgeçilmez haklardan biridir. Bu hakkın kullanımı bireylerin, kamu kurum ve kuruluşların tarafından iş ve işlemlerle ilgili olarak bilgi edinebilmesi, kamu yönetiminde ve sunulan hizmetlerde şeffaflığın sağlanması bakımından da önem arz etmektedir.

    Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 16. Maddesinde yerini bulan ” Kayıtların İncelenmesi ” başlıklı düzenlemenin ve Bilgi Edinme Kanunu’nun Bilgi ve Belgeye Erişim Başlıklı 10. Maddesinin ihlal edildiği anlaşılmaktadır.
    Manevi tazminat, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracıdır.
    Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir miktarda olması gerekmektedir.

    Manevi tazminat, evrensel hukukta eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuru da ön plana alınmaktadır. Gelişen hukuktaki bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde, tatmin olma duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini de ortaya koymakta ve vücut bütünlüğü yanında ruh sağlığını da içeren kişi haklarının önemini vurgulamaktadır.

    Manevi tazmin ile amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek değil, hizmet kusuruyla zarar veren idareyi, gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda etkili biçimde uyarmaktır.

    Dava konusu olayda, bilgi edinme hakkının kullanılması kapsamında talep edilen başta hasta dosyası olmak üzere, epikriz ve ölüm raporlarının davacı tarafa süresinde verilmemesinin çocukları ölü olarak doğan anne ve baba nezdinde, sağlık uygulamalarının kusurlu işletildiği hususunda yaratılan şüphe ve ruhsal çöküntü manevi tazmin talebinin karşılanması gereğini ortaya koymaktadır.

    Bu durumda olayda hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddeden İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğundan söz etmek mümkün olmamıştır.

    Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacı tarafın temyİ2 isteminin kabulü ile Ankara 13. İdare Mahkemesinin 12/04/2011 tarih ve E:2009/398; K:2011/430 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine 15/04/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

    KARŞI OY

    Karar Düzeltme isteminin reddi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    İdari Yargı Yerlerinin Denetim Yetkisi Ve Re’sen Araştırma İlkesi

    Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu
    Tarih    : 10.02.2016
    Esas No : 2016/35
    Karar No  : 2016/156

    VUK Md. 359

    İYUK Md. 2

    İDARİ YARGI YERLERİNİN DENETİM YETKİSİ VE RE’SEN ARAŞTIRMA İLKESİ

    İdari yargı yerlerinin denetim yetkisinin, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılışının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsadığı, idari yargı yerinin defter ve belgelerin ibraz edilememesi nedeniyle idarece yapılamayan inceleme ve araştırmayı yapması idarenin yerine geçmesi sonucunu doğuracağından böyle bir inceleme ve araştırma yapılmasının re’sen araştırma yetkisinin kullanılması olarak kabulüne olanak bulunmadığı, davacının defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi, VUK’un 359. maddesi uyarınca “gizleme” olarak kabul edildiğinden ve ziyaa uğratılan bir vergi bulunması halinde vergi ziyaına, bu maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmiş olacağından cezanın üç kat olarak uygulanması gerektiği, mücbir sebep hali olmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyerek indirim hakkından yararlanmak için yasal koşullardan birini yerine getirmeyen davacı adına yapılan vergilendirmede hukuka aykırılık bulunmadığı hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek Ocak ila Aralık 2008 dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri davaya konu yapılmıştır.

    Vergi Mahkemesi kararıyla; defter ve belge isteme yazısının 29.11.2012 tarihinde davacı şirketin müdürü (…)’a elden tebliğ edildiği, verilen süre içinde defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmediği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin 2. fıkrasına göre idari yargı yerlerinin denetim yetkisinin, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılışının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsadığı; söz konusu yetkilerin idari yargı yerlerince kullanılması sonucunu yaratmayacağı, davacının tutum ve davranışı ile idarenin inceleme ve araştırma yapmasını önlemesi sonucu tesis edilen işlemin iptal davasına konu edilmesi durumunda, idari yargı yerinin idarece yapılamayan inceleme ve araştırmayı yapması idarenin yerine geçmesi sonucunu doğuracağından böyle bir inceleme ve araştırma yapılmasının re’sen araştırma yetkisinin kullanılması olarak kabulüne olanak bulunmadığı, vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elemanına ibraz edilmediği için biçimsel varlığının gerçek mahiyetiyle uyumlu olup olmadığı tespit edilemeyen defter ve belgelerin, davacı lehine verilecek karara dayanak alınması, vergilemede esas olan “gerçek mahiyet”in biçimselliğe feda edilmesi anlamına geleceğinden, gerçek mahiyetiyle uyumlu olduklarının, idari yargı yerince saptanmasına olanak bulunmayan; aksine, yetkili inceleme elemanına ibraz

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla