fbpx

    Dava Konusu Cezalı Tarhiyatın Dayanağı Olan Vergi Tekniği Raporunun Davacıya Tebliğ Edilmemesi

    Danıştay 9. Dairesi
    Tarih        : 30.05.2018
    Esas No   : 2016/20173
    Karar No  : 2018/3744

    VUK Md. 35, 93

    DAVA KONUSU CEZALI TARHİYATIN DAYANAĞI OLAN VERGİ TEKNİĞİ RAPORUNUN DAVACIYA TEBLİĞ EDİLMEMESİ

    Dava konusu cezalı tarhiyatın dayanağı olan vergi tekniği raporunun davacıya tebliğ edilmemesi, davacı adına salınan vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatını hükümsüz kılacak nitelikte esasa etkili bir şekil hatası olduğundan, aksi yönde verilen mahkeme kararında hukuki isabet bulunmadığı hk.

    İstemin özeti: Davacı adına, sahte fatura düzenlemek suretiyle elde ettiği komisyon gelirini beyan etmediğinden bahisle, takdir komisyonu kararına dayanılarak, 2013 yılı için hissesi oranında re’sen tarh edilen üç kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

    Karar: (…) İç ve Dış Tic. Paz. San. ve Ltd. Şti’nin 2012-2013 yıllarına ilişkin işlemlerinin incelenmesi sonucu şirket hakkında düzenlenen vergi tekniği raporunda, davacının (Y.B.) ile birlikte adi ortaklık şeklinde, (…) İç ve Dış Tic. Paz. San. ve Ltd. Şti’nin faturalarını sahte olarak düzenlemek suretiyle komisyon geliri elde ettiği ve bu geliri beyan etmediğinin tespit edildiğinden bahisle takdir komisyonuna sevki üzerine komisyon kararı uyarınca davacının hissesi oranında 2013 yılı için re’sen tarh edilen üç kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararının dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

    2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.” kuralı yer almış; 125. maddesinde de, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu hükme bağlanmıştır.

    Anılan Anayasa hükümleri, Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunan ve “Hukuk Devletinin vazgeçilmez ilkelerinden olan “hak arama özgürlüğü”, “adil yargılanma hakkı” ve “mahkemeye başvuru hakkı” ilkeleri ile doğrudan ilgili olup, söz konusu temel haklara anayasal bir değer yüklediği açıktır.

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 20. maddesinde verginin tarhının, vergi alacağını Kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibarıyla tespit eden idari muamele olduğu; 21. maddesinde tebliğin, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza muhatabına yazı ile bildirilmesi olduğu; 34. maddesinde, ikmalen ve re’sen tarh edilen vergilerin “ihbarname” ile ilgililere tebliğ olunacağı; 35. maddenin birinci fıkrasında, ihbarnamelerde; sıra numarası ve tanzim tarihi, verginin nev’i, mükellefin soyadı, adı (tüzel kişilerde unvanı) ile açık adresi, vergilendirme dönemi, verginin matrahı, hesabı ve miktarı, kısa ve açık bir ifade ile ikmalen veya re’sen vergi tarhını gerektiren sebepler, vergi mahkemesinde dava açma süresi ve şeklinin yer alması gerektiği düzenlendikten sonra ikinci fıkrasında, takdir komisyonu kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re’sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye eklenmesi öngörülmüş, Kanun’un 93. maddesinde; tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yoluyla tebliğ edileceği kuralına yer verilmekle de, vergilendirme ile ilgili olup tebliğ zorunluluğu bulunmayan tek istisnai işlemin tahakkuk fişi düzenlenmesi olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

    Vergi Usul Kanunu’nun 34. maddesinin, ikmalen ve re’sen tarh edilen vergilerin ilgilisine ihbarname ile tebliğ edilmesine ilişkin düzenlemesine bağlı olarak, izleyen 35. maddesinin ikinci fıkrasında varsa takdir komisyonu kararı veya inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye eklenmesini öngören düzenlemesi, talep veya dava hakkının gereği gibi kullanılmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle, mükelleflerin uzlaşma, dava açma ve savunma gibi yasal haklarını kullanabilmeleri için tarhiyatın dayanağı olan ve tarhiyatın yapılma nedeni ile matrah farkının tespitine ilişkin hesaplamaların nasıl yapıldığına dair açıklamaları içeren takdir komisyonu kararının, vergi inceleme raporunun ve tarhiyata dayanak alınan mükellef adına düzenlenmiş vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmesi gerekmektedir.

    Dosyanın incelenmesinden, davacı adına takdir komisyonu kararı uyarınca yapılan tarhiyatın dayanağı olan ve (…) İç ve Dış Tic. Paz. San. ve Ltd. Şirketi hakkında düzenlenen Vergi Tekniği Raporu’nun davacıya tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.

    Bu durum karşısında, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı davacının savunma hakkının engellendiği tartışmasız olup, dava konusu cezalı tarhiyatın dayanağı olan vergi tekniği raporunun davacıya tebliğ edilmemesi, davacı adına salınan vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatını hükümsüz kılacak nitelikte esasa etkili bir şekil hatası olduğundan, aksi yönde verilen mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

    Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oyçokluğuyla karar verildi.(*) (**)

    (*)         KARŞI OY: Dava konusu olayda, tarhiyatların dayanağı olan Vergi Tekniği Raporu’nun (…) İç ve Dış Ticaret Pazarlama Sanayi Limited Şirketi adına düzenlenmesine karşın, bu şirketin resmi sicil kayıtlarına göre ortak ve müdürleri arasında olmayan davacının takdir komisyonuna sevk edilip, komisyonca adı geçen şirket adına düzenlenen vergi tekniği raporuna atıf yapılarak belirlenen matrahlar üzerinden davacı adına tarhiyat yapılmasında isabet olmadığından Mahkeme kararının bu gerekçeyle bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.

    (**)        KARŞI OY: Uyuşmazlıkta, davacı hakkında düzenlenen ihbarnamelerin takdir komisyonu kararları ile birlikte davacıya tebliğ edilmesi üzerine yasal süresinde dava açılmıştır.

    Vergi tekniği raporunun davalı idarece savunma dilekçesine eklenmesine karşın, mahkemece davacıya gönderilmediği anlaşılmıştır.

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 35 ve 108. madde hükümleri karşısında, ihbarnamenin tebliği aşamasında ilgilinin hakkında düzenlenen vergi tekniği raporunun takdir komisyonu kararına eklenmemesi, dava konusu tarhiyatı sakatlayacak nitelikte esaslı bir şekil hatası olarak görülemeyeceğinden ve 2577 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca, dosyada mevcut olan vergi tekniği raporunun davacıya tebliğ edilmesi ve belirlenen süre içinde davacıya iddia ve savunma hakkının tanınması gerektiğinden, Mahkemece dosyadaki bu eksikliğin giderilmesi sonucu uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi için mahkeme kararının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

    Defter ve Belge İbraz Süresi Dolmadan Yapılan Vergi Tarhiyatı

     

    Danıştay 3. Daire
    Tarih    : 08.03.2018
    Esas No  : 2016/2644
    Karar No  : 2018/1220

    VUK Md. 139, 256, 353, Mük. 355

    DEFTER VE BELGE İBRAZ SÜRESİ DOLMADAN YAPILAN VERGİ TARHİYATI

    Defter ve belge ibraz yazısının tebliği üzerine davacıya tanınan 15 günlük ibraz süresi dolmadan düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yapılan tarhiyatta hukuka uygunluk bulunmadığı hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına 2008 yılına ilişkin yasal defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yeniden oluşturulan beyan tablosu uyarınca 2008 yılının Şubat ila Eylül ve Aralık dönemleri için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353. maddesinin 1. bendi ile mükerrer 355. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; davacıya 12.03.2013 tarihinde tebliğ edilen defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmesi amacıyla gönderilen 04.03.2013 gün ve 2956/21-15 sayılı yazının resmi mühürlü olmadığı, faks çıktısı olduğu, söz konusu defter belge isteme yazısının mühürlü örneğinin 03.04.2013 tarihinde tebliğ edildiği, dava konusu tarhiyat ve kesilen cezaların dayanağı vergi inceleme raporunun ise 08.04.2013 tarihli olduğu dikkate alındığında 03.04.2013 tarihinde tebliğ edilen defter ve belgeleri ibraz yazısına karşı davacıya tanınan 15 günlük süre bitmeden vergi inceleme raporunun tanzim edilmesi karşısında dava konusu tarhiyatta ve kesilen özel usulsüzlük cezalarında hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle vergi ve cezalar kaldırılmıştır. Davalı idare tarafından, ilgili dönem defter belgelerinin davacıya 12.03.2013 tebliğ edilen yazıyla talep edilmesine karşın ek süre talep edilmeksizin, mücbir sebep ileri sürülmeksizin yasal süresinde incelemeye ibraz edilmemesi sebebiyle tüm indirimlerin reddi suretiyle salınan cezalı vergiler ile kesilen özel usulsüzlük cezalarının hukuka uygun olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    İşçilere İmzalatılan İbranamenin Geçerlilik Hususları Yargıtay Kararı

    Yargıtay 22. Hukuk Dairesi Kararı E. 2016/1414 – İbranamenin Geçerlilik Koşulları

    Yargıtay 22. Hukuk E. 2016/1414

    T.C

    YARGITAY

    1. Hukuk Dairesi

    Esas No: 2016/1414

    Karar No: 2018/26582

    Tarihi: 10.12.2018

    • İBRANAMENİN GEÇERLİLİK KOŞULLARI
    • İBRANAMENİN YAZILI OLMA, ZORUNLULUĞU
    • İBRANAMENİN İBRA TARİHİ İTİBARI İLE İŞ SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİNDEN BİR AY SONRA DÜZENLENMİŞ OLMASININ GEREKMESİ
    • İBRA KONUSU ALACAĞIN TÜRÜNÜN VE MİKTARININ İBRANAMEDE AÇIKÇA BELİRTİLMİŞ OLMASININ ZORUNLU OLMASI
    • İBRA KONUSU, ÖDEMENİN EKSİKSİZ VE BANKA KANALIYLA YAPILMIŞ OLMASININ GEREKMESİ
    • YASANIN ARADIĞI KOŞULLARI TAŞIMAYAN İBRANAMENİN KESİN OLARAK HÜKÜMSÜZ OLACAĞI

    ÖZETİ: Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup 132. maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.

    İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir. 6098 sayılı Kanun’da, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur. Söz konusu düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.

    6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.

    DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ………………. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

    Davacı İsteminin Özeti:

    Davacı vekili, 31.12.2011 tarihinde davalı tarafça deprem gerekçe gösterilerek müvekkilinin iş sözleşmesine son verildiğini; ancak, 2012 yılı Nisan ayına kadar kefalet senedi gösterilerek zorla çalıştırıldığını ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile müvekkiline ödenmediğini iddia ettiği bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı Cevabının Özeti:

    Davalı vekili; zamanaşımı definde bulunmuş, davacıya kıdem ve ihbar tazminatının ödendiğini, davalı şirketin ibra edildiğini ve davacı taleplerinin yerinde bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

    Mahkeme Kararının Özeti:

    Mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Temyiz:

    Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

    Gerekçe:

    1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

    2- Davalı tarafından dosyaya sunulan ibranamelere değer verilip verilemeyeceği ve bu bağlamda davacının hafta tatili, ulusal bayram genel tatil ve fazla çalışma alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

    Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup 132. maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.

    İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.

     

    6098 sayılı Kanun’da, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur. Söz konusu düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.

    6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır. 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için kanuni şartların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, daha önce Yargıtay’ca kabul edilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.

    İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:

    1. a) İş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkündür.
    2. b) İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.
    3. c) İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.

    Öte yandan mülga 818 sayılı Kanun’un 21. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma(gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir. İbranamedeki irade fesadı hallerinin, Kanun’un 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.

    1. d) İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu sebeple, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.
    2. e) Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz.
    3. f) Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp ispatlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır.
    4. g) Yine, işçinin ibranamede kanuni haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir. İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir. İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.

    Somut olayda; Mahkemece davacı tanıklarından birinin davalı işyerinde çalışmasının olmaması, diğerinin husumetli olması, davalı tanık anlatımları ile ise davacının hafta tatili, ulusal bayram genel tatil günü çalışmaları ve fazla çalışma iddiasının ispatlanamadığı, ayrıca bu alacak kalemleri yönünden davalı işverenliğin ibra edildiği gerekçeleriyle söz konusu alacak talepleri reddedilmiştir. Dosya kapsamında yer alan ve 01.07.1998-31.12.2011 çalışma dönemine ilişkin 03.01.2012 tarihli beyan ve ibra tutanağında, davacının fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili çalışması yapmadığını ifade ederken kıdem ve ihbar tazminatlarının ise bordrolarla ödendiğinin belirtildiği görülmektedir. Aynı çalışma dönemine dair tarihsiz bir diğer ibranamede ise, davacının fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili çalışmaları karşılığı ücretlerini aldığı belirtilmiştir. Aynı çalışma dönemine ilişkin ve birbiri ile çelişkili bu ibranamelerin geçersiz olduğu açıktır. Bu nedenle hafta tatili, ulusal bayram genel tatil ve fazla çalışma alacakları açısından davalının ibra edildiği yönündeki karar gerekçesi hatalıdır. Öte yandan, husumetli tanık anlatımlarının başka delillerle desteklenmemesi halinde tek başına delil teşkil edemeyeceği asıl olup ve davacının tüm çalışma dönemi boyunca davalı işverenliğe ait işyerinin pazarlama biriminde çalışan davalı tanığı M. … ‘in, pazarlamacıların milli bayramlarda çalıştığını belirtmesi ve davacının aynı işyerinde gazete dağıtımı, pazarlama, satım ve tahsilat işlerinde çalıştığı hususunun davalının kabulünde olması karşısında, davacının dini bayramlar haricindeki genel tatillerde çalıştığının kabulü dosya içeriğine uygun düşecektir. Hafta tatili ve fazla çalışma iddialarının ise taraf tanık anlatımları ile ispatlanamadığı anlaşılmakla, bu alacak istemlerinin reddi sonucu itibariyle doğru olmuştur.

    Sonuç:

    Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

     

    Uzlaşma Sağlanmış Olsa Bile Vergi Hatası Bulunan Durumlarda Şikayet Yoluna Gidilebilir

    Uzlaşma Sağlanmış Olsa Bile Vergi Hatası Bulunan Durumlarda Şikayet Yoluna Gidilebilir

    Uzlaşma Sağlanmış Olsa Bile Vergi Hatası Bulunan Durumlarda Şikayet Yoluna Gidilebilir,

    Danıştay 4. Dairesinin 17.4.2012 gün ve E:2009/8579 K. 2012/1452 sayılı kararı.

    Dosyanın incelenmesinden, davacıya bir kısım gelirini beyan etmediği vergi dairesince bildirilmesi üzerine 2004 yılı için verilen kurumlar vergisi düzeltme beyannamesi üzerine tahakkuk eden verginin ödenmesinden sonra beyan edilmediği zannedilen uyuşmazlık konusu menkul sermaye iradının kayıtlarda diğer gelirler hesabına ait kısmında faiz gelirinin altında muhasebeleştirildiğinin anlaşılması üzerine ödenen verginin yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle yaptığı düzeltme şikayet başvurusunun zımnen reddedildiği, Vergi Mahkemesince, vergi ya da cezadan birinde uzlaşmaya varılması halinde hem vergiye hem de cezaya karşı dava açılamayacağı ve herhangi bir merciyede şikayette bulunulamayacağı, davacı tarafından 2004 yılı kurumlar vergisi için verilen ek beyanname üzerine tahakkuk eden vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezasının davacıya tebliğ edilmesi üzerine bu cezaya karşı yapılan uzlaşma talebi sonucunda uzlaşmaya varıldığının çekişmesiz olduğu, bu itibarla, vergi ziyaı cezası yönünden uzlaşmaya varılmasına karşın uzlaşma talep edilmediği için vergi aslı için uzlaşılmamış ise de vergi ya da cezadan birinde uzlaşmaya varılması durumunda her ikisine karşı şikayette bulunmak hukuken mümkün olmadığından düzeltme şikayet başvurusunun zımnen reddine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    erildi.

    Şirketin Vergi Borçlarının Tahsili Amacıyla Vefat Eden Kanuni Temsilcinin Mirasçısı Adına Ödeme Emri Düzenlenmesi

    Şirketin Vergi Borçlarının Tahsili Amacıyla Vefat Eden Kanuni Temsilcinin Mirasçısı Adına Ödeme Emri Düzenlenmesi

    Danıştay 9. Dairesi
    Tarih    : 12.03.2018
    Esas No         : 2015/4307
    Karar No  : 2018/1479

    VUK Md. 10, 12

    ŞİRKETİN VERGİ BORÇLARININ TAHSİLİ AMACIYLA VEFAT EDEN KANUNİ TEMSİLCİNİN MİRASÇISI ADINA ÖDEME EMRİ DÜZENLENMESİ

    Kanuni temsilci sıfatıyla kişilerin takip edilebilmesi için amme alacağının vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil edilemediğinin somut bir biçimde ortaya konulması gerektiği, vergi borçlusu şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırması sonucu şirkete ait beş adet aracın üzerine haciz uygulanmasına karşın, Davalı İdare tarafından şirket mal varlığının vergi borcunu karşılamayacağı ileri sürülerek takibatın sonuçsuz kaldığı belirtilmiş ise de hacizli araçların satış işlemlerinin gerçekleştirilip vergi borcunun karşılanıp karşılanmadığının belirlenmesi ve kamu alacağının şirketten tahsil edilebilmesi için tüm takip yollarının tüketilmesi gerekirken, bu işlemler tamamlanmadan davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı hk.

    İstemin Özeti: (…) Petrol Ür. Ltd. Şti.’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket kanuni temsilcisi (…)’ün mirasçısı sıfatıyla davacı adına düzenlenen 23.12.2013 tarih ve (…) sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı kısmen kabul eden, kısmen reddeden Vergi Mahkemesi kararının; dilekçelerde ileri sürülen sebeplerle karşılıklı olarak bozulması istenilmektedir.

    Karar: Uyuşmazlıkta, (…) Petrol Ür. Ltd. Şti.’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket kanuni temsilcisi (…)’ün mirasçısı sıfatıyla davacı adına düzenlenen 23.12.2013 tarih ve (…) sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı; ödeme emri içeriği, vergi ziyaı cezası yönünden kabul eden, 2006/Şubat-Nisan dönemlerine ilişkin katma değer vergisi, gecikme faizi ve yargı harcı yönünden reddeden Vergi Mahkemesi kararının; karşılıklı olarak bozulması istenilmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 7.2.2018 Gün ve 2017/626 E. , 2018/51 K. Sayılı Kararı

    Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 7.2.2018 Gün ve 2017/626 E. , 2018/51 K. Sayılı Kararı

    DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU,

    7.2.2018 gün ve 2017/626 E. , 2018/51 K. Sayılı kararıyla;
    3.4.2007 tarih ve 26482 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.2.4.3 Bedelsiz olarak elde edilen hisse senetlerinin satışından sağlanan kazançların durumu” başlıklı bölümünde yer alan “Dönem kârından ayrılan yedekler kullanılmak suretiyle sermaye artırımında bulunulması halinde ise bu işlem sonucu ortaklara bedelsiz hisse senedi verilmesi ile fiilen kâr payı dağıtılması arasında fark bulunmamaktadır.

    Her iki halde de ortaklar, kurum bünyesinde oluşan kârlar üzerinde tasarrufta bulunma imkanına sahip olmaktadır. Dolayısıyla, kâr yedeklerinden karşılanan sermaye artırımları sonucunda ortaklarca bedelsiz iştirak hissesi iktisap edilmesi durumunda, alınan bu iştirak hisseleri nominal bedelle iştirak hesaplarında izlenecek ve iştirak kazançları istisnası nedeniyle kurumlar vergisine tabi tutulmayacaktır.” şeklindeki düzenlemenin iptali istemi ile açılan davayı “davacının iştirak edilen gayrimenkul yatırım ortaklığının kâr yedeklerini ilave ederek sermaye artışına gitmesi sonucu bedelsiz elde ettiği kâr payı niteliğindeki iştirak kazançları, istisna kapsamına alınan kazançlar arasında yer almadığın” gerekçesiyle reddetmiştir.

    Temsil ve İlzama Yetkili Olmayan Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyesinin Şirketten Tahsil Edilemeyen Vergi Alacağı İçin Takip Edilemeyeceği

    Temsil ve İlzama Yetkili Olmayan Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyesinin Şirketten Tahsil Edilemeyen Vergi Alacağı İçin Takip Edilemeyeceği

    Danıştay 9. Dairesi
    Tarih    : 18.10.2017
    Esas No : 2014/8458
    Karar No  : 2017/7016

    VUK Md. 10

    TEMSİL VE İLZAMA YETKİLİ OLMAYAN ANONİM ŞİRKET YÖNETİM KURULU ÜYESİNİN ŞİRKETTEN TAHSİL EDİLEMEYEN VERGİ ALACAĞI İÇİN TAKİP EDİLEMEYECEĞİ

    Anonim şirketlerde şirketten tahsil edilemeyen vergi alacağının anonim şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınan yöneticilerin malvarlığından tahsil edilebileceği, şirket yönetim kurulu üyesi bulunmakla birlikte şirketi temsile ve ilzama yetkili kılınmayan yöneticilerin şirketin borcu nedeniyle takip edilemeyeceğinden taşınmazları üzerine uygulanan haciz işleminde ve davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmadığı hk.

    İstemin Özeti: … Tekstil Boya San. ve Tic. A.Ş’ne ait kamu alacağının tahsili için kanuni temsilci sıfatıyla davacıya ait üç adet motorlu taşıt üzerine uygulanan haczin kaldırılması istemiyle açılan davanın reddine ilişkin Vergi Mahkemesi kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Tebliğ Evrakının Teslim Şekli ve Tebliğ Zarfı Üzerindeki İmzanın Geçerliliği

    Tebliğ Evrakının Teslim Şekli ve Tebliğ Zarfı Üzerindeki İmzanın Geçerliliği

    Danıştay 3. Dairesi
    Tarih    : 16.02.2017
    Esas No : 2016/15452
    Karar No  : 2017/898

    VUK Md. 94, 102

    Tebliğ Evrakının Teslim Şekli ve Tebliğ Zarfı Üzerindeki İmzanın Geçerliliği

    Tebliğ mazbatası üzerindeki “Teslim Alan” bölümündeki imzanın aksi kanıtlanıncaya kadar muhatabına ait olduğunun kabulü gerektiği hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, yasal defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden 2011 yılının Ocak ila Aralık dönemleri için re’sen salınan katma değer vergileriyle tekerrür hükümleri uyarınca artırılarak kesilen üç kat vergi ziyaı cezasına karşı dava açılmıştır. Vergi Mahkemesi; defter ve belge isteme yazısına ilişkin tebliğ alındısında, tebliğin kime yapıldığının belirtilmemesi ve davacıya yakınlık derecesinin de yazılmaması ayrıca imzanın çıplak gözle dahi davacının imzasına benzemediği hususları karşısında, sözü edilen tebliğ işleminin usule uygun olarak yapıldığından, dolayısıyla defter ve belgelerin gizlendiğinden bahsedilemeyeceği, bu nedenle re’sen yapılan tarhiyatın hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle kaldırmıştır. Davalı idare tarafından, defter ve belge isteme yazısının davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği ve yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

    Karar: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 94. maddesinde, tebliğin mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenlere veya temsilcilere yapılacağı; tüzel kişilerin mütaaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılmasının kafi olduğu, tebliğ, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müstahdemlerinden birine yapılacağı, 102. maddesinde, tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerine yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği, bu işlemlerin komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vazedilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tespit olunacağı kurallarına yer verilmiştir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi İncelemesine İlişkin Kurallara Aykırı Yöntemlerle Elde Edilen Veriler Doğrultusunda Düzenlenen İnceleme Raporu

    Vergi İncelemesine İlişkin Kurallara Aykırı Yöntemlerle Elde Edilen Veriler Doğrultusunda Düzenlenen İnceleme Raporu

    Danıştay VDDK
    Tarih    : 13.12.2017
    Esas No : 2017/368
    Karar No  : 2017/626

    VUK Md. 140

    Vergi İncelemesine İlişkin Kurallara Aykırı Yöntemlerle Elde Edilen Veriler Doğrultusunda Düzenlenen İnceleme Raporu

    Defter ve belgeleri usulüne uygun şekilde yazıyla ve Yasa’da öngörülen süre verilerek kendisinden istenmeyen davacının defterlerine, muhasebecisi hakkında başlatılan bir inceleme sırasında ve muhasebecisinin işyerinde, sulh yargıcından alınmış bir arama kararı bulunmaksızın hukuk dışı yollarla el konulmuş ve davacının imzasını taşıyan bir tutanak da düzenlenmemiş olması karşısında; Vergi Usul Kanunu’nun, vergi incelemesine ilişkin kurallarına aykırı olarak gerçekleştirilen yöntemler kullanılarak elde edilen veriler doğrultusunda düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca yapılan tarhiyatın hukuka aykırı olduğu hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, 2011 yılı yasal defter ve belgelerinin boş olduğunun tespit edilmesi nedeniyle hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca, katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek anılan yılın Mayıs ilâ Aralık dönemleri için re’sen salınan katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezası davaya konu yapılmıştır.

    Vergi Mahkemesi; 2011 yılına ait yasal defter ve belgelerin boş olduğunun tespit edilmesi üzerine söz konusu durumun tutanağa bağlandığı, davacı tarafından kayıtların bilgisayar ortamında tutulduğu ileri sürülmüş ise de bununla ilgili bilgi ve belgeler dosyaya sunulmadığı gibi sunulmuş olmasının da defter tutma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, defter ve belgeleri yasal kayıt düzenine uygun şekilde tutmayan davacı, indirim hakkından yararlanmak için gereken yasal koşullardan birini yerine getirmediğinden, katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

    Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi, 09.07.2015 gün ve E.2015/579, K.2015/8458 sayılı kararıyla; katma değer vergisinin indirim konusu yapılabilmesi için, indirim konusu yapılacak verginin fatura veya benzeri belgeler üzerinde ayrıca gösterilmesi ve söz konusu belgelerin kanuni defterlere kaydedilmiş olması gerektiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda re’sen araştırma ilkesi benimsendiği, aynı Kanun’un 31. maddesinin atıfta bulunduğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin özel bilgi ve uzmanlık isteyen bir konuda bilirkişi incelemesi yaptırmaya yetkili olduğunun kurala bağlandığı, davacı tarafından, dava ve temyiz dilekçelerinde, bilgisayarda tutulan yasal defterlerin çıktısı ile alış belgelerinin ibraz edilebileceği belirtildiğinden, Vergi Mahkemesi’nce bu kayıt ve belgeler istenerek, vergi dairesinin de haberdar edilmek suretiyle söz konusu belgelerin gerçekten alış yaptığı emtiaya ait faturalar olup olmadığının araştırılması ve gerçek alış faturaları gözönüne alınarak ödenecek verginin tespiti için gerekirse bilirkişi incelemesi de yaptırılarak ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmek üzere kararı bozmuş, davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

    Vergi Mahkemesi; ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeye ek olarak; Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 29.03.2017 gün ve E.2017/96, K.2017/179 sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle ısrar etmiştir.

    Davacı tarafından; mali müşavir nezdinde düzenlenen ve kendisini doğrudan ilgilendiren tutanağın hukuken geçerli olmadığı, defter ve belgelerinin ancak kendisinden istenebileceği, mali müşavirin işlemlerini incelemek üzere giden inceleme elemanının inceleme yetkisinin, sadece mali müşavirin işlemleri ile sınırlı olduğu, muhasebeci nezdinde bulunan (140) mükellefe ait defterlere el koyma yetkisi bulunmadığı ileri sürülerek, ısrar kararının bozulması istenmiştir.

    Karar: Davacı adına, 2011 yılı yasal defter ve belgelerinin boş olduğunun tespit edilmesi nedeniyle hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca, katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek anılan yılın Mayıs ilâ Aralık dönemleri için re’sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine karşı açılan davanın reddi yolunda verilen ısrar kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    Vergi idaresinin, mükelleflerin vergi kanunlarına uyup uymadıklarını denetleme araçları ve denetleme işlevini yerine getirirken tabi olacağı kurallar, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Yoklama ve Vergi İncelemesi” başlıklı yedinci kısmında; Yoklama, Vergi İncelemeleri, Arama ve Bilgi Toplama başlıklarını içeren dört bölümde, 127 ilâ 152/A maddeleri arasında düzenlenmiştir.

    Vergi Usul Kanunu’nda, 2365 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle, ekonomik delil sistemi kabul edilerek vergi incelemesinin kapsamı genişletilmiş; 134. maddedeki düzenlemeyle, vergi incelemesinin tanımı; ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak şeklinde, amacına işaret edilerek yapılmıştır.

    Bu düzenlemeye paralel olarak 3. madde ile iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya normal ve olağan olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa yüklenilmiş, vergilendirmede, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu düzenlemesiyle, vergi incelemelerinin ve buna bağlı olarak da inceleme elemanlannın vergi matrahının tespitine yönelik yetkilerinin sınırı belirlenmiş, inceleme elemanının inceleme yetkisini ne şekilde kullanacağı hususu da belirli esaslara bağlanmıştır.

    213 sayılı Kanun’un “İncelemede Uyulacak Esaslar” başlıklı 140. maddesinde, 6009 sayılı Kanunla 2011 yılında yapılan düzenlemelerle, keyfi uygulamaların önüne geçilmesi amacına yönelik olarak, vergi incelemesine ilişkin kurallar, daha net ve açık olarak belirlenmiş, aynı amaçla hazırlanan Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, 21.10.2011 tarih ve 29868 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

    Bu düzenlemelerle inceleme elemanlarının, inceleme dönemini veya incelenen vergi türünü re’sen genişletme veya mevcut inceleme kapsamında başka mükellefleri inceleme yetkisi sona erdirilmiş; incelemeyi genişletme talebinde bulunması halinde, görevlendirme yapma yetkisi, denetim biriminin takdirine bırakılmıştır.

    Vergi Usul Kanunu’nda yer alan düzenlemelere göre vergi incelemesinin, incelemeye tabi olan mükellef veya vergi sorumlusunun işyerinde yapılması genel kural olup iş yerinin müsait olmaması, ölüm ve işi terk gibi zorunlu hallerin varlığı ile mükellef veya sorumluların, incelemenin dairede yapılmasını isteme halleri, bu genel kuralın istisnalarıdır. İncelemenin dairede yapılmasını gerektiren durumda ise ibraz zorunluluğuna aykırı davranıştan söz edilebilmesi için defter ve belgelerin usulüne uygun tebliğ edilen yazıyla istenmesi, ayrıca ibraz için yükümlülere belli bir süre verilmesi gerekmektedir.

    Vergi inceleme elemanlarının, gerekli gördükleri hallerde aramalı vergi incelemesi yapma yetkisi de bulunmaktadır. Kanun’un sistematiğinden, başlı başına bir vergi denetim aracı olmayıp vergi incelemesinin bir türü olduğu anlaşılan “arama” ve buna bağlı olarak da “el koyma” tedbirleri; 213 sayılı Kanun’un 142 ilâ 147. maddelerinde düzenlenmiştir.

    İhbar ve yapılan incelemelerden hareketle bir mükellefin vergi kaçırdığına delalet eden emarelerin bulunması halinde bu mükellef veya kaçakçılıkla ilgisi görülen diğer şahıslar nezdinde ve üzerinde arama yapılabileceğini düzenleyen 142. maddede; bu aramanın, gerekçeleri belirtilmek suretiyle sulh yargıcından izin talep edilmesi ve sulh yargıcının da istenilen yerlerde arama yapılmasına karar vermiş olması şartıyla yapılabileceği öngörülmüştür. Aramadan sonra, el konulması gereken bilgi ve belgelerle ilgili uyulması gereken kurallar, Kanun’un 143. maddelerinde düzenlenmiş olup birbirinin devamı olan her iki maddenin değerlendirilmesinden, doğrudan el koyma imkanının bulunmadığı, öncesinde bir arama kararının bulunması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Anayasa’nın 38. maddesinde de ifade edildiği üzere, Kanun’a aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

    Dosyanın incelenmesinden, … adlı şahsın serbest muhasebeci ve mali müşavirlik faaliyetiyle ilgili yapılan inceleme sırasında, muhasebe bürosunda muhafaza edilmekte olup aralarında davacının da bulunduğu (140) mükellefin yasal defterlerinin boş olduğu, kayıtların işlenmediği tespit edilerek, bu defterlere el konulduğu; bu durumun adı geçen şahıs ile inceleme elemanı tarafından imzalanan 12.10.2013 tarihli tutanağa bağlandığı ve bu tespite istinaden incelemeye alınan davacı adına, yasal defterlerinin boş olması sebebiyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek uyuşmazlık dönemleri için cezalı tarhiyat yapıldığı anlaşılmıştır.

    Defter ve belgeleri usulüne uygun şekilde yazıyla ve Yasa’da öngörülen süre verilerek kendisinden istenmeyen davacının defterlerine, muhasebecisi hakkında başlatılan bir inceleme sırasında ve muhasebecisinin iş yerinde, sulh yargıcından alınmış bir arama kararı bulunmaksızın hukuk dışı yollarla el konulmuş ve davacının imzasını taşıyan bir tutanak da düzenlenmemiş olması karşısında; vergi incelemesine ilişkin Yasa’nın emredici kurallarına aykırı olarak gerçekleştirilen yöntemler kullanılarak elde edilen veriler doğrultusunda düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca yapılan tarhiyatın hukuka uygun olduğundan söz edilemeyeceğinden, davanın reddi yolunda verilen ısrar kararının bozulması gerekmiştir.

    Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Mahkemesinin kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, kararın tebliğ tarihini izleyen on beş (15) gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oyçokluğuyla karar verildi(*).

    (*)         KARŞI OY: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında vergi mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

    Şirketle İlgili VergiCeza İhbarnamesinin Kanuni Temsilcinin İkamet Adresinde Eşine Tebliğ Edilmesi

    Şirketle İlgili Vergi/Ceza İhbarnamesinin Kanuni Temsilcinin İkamet Adresinde Eşine Tebliğ Edilmesi

    Şirketle İlgili Vergi/Ceza İhbarnamesinin Kanuni Temsilcinin İkamet Adresinde Eşine Tebliğ Edilmesi

    Danıştay VDDK
    Tarih    : 13.12.2017
    Esas No : 2017/536
    Karar No  : 2017/629

    VUK Md. 94

    Şirketle İlgili Vergi/Ceza İhbarnamesinin Kanuni Temsilcinin İkamet Adresinde Eşine Tebliğ Edilmesi

    Şirket hakkında yapılan tarhiyata ilişkin vergi/ceza ihbarnamesinin, kanuni temsilcinin ikamet adresinde eşine tebliğ edilmesinin usulüne uygun olduğu, bu tebliğ tarihine göre açılan davada süre aşımı bulunduğu hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 2006 yılı Aralık dönemi için re’sen salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi davaya konu yapılmıştır.

    Vergi Mahkemesi; dosyada mevcut tebliğ alındısının incelenmesinden, cezalı tarhiyata ilişkin dava konusu ihbarnamenin, davacı şirket yetkilisi …’in ikametgah adresinde eşi … imzasına 03.12.2011 tarihinde tebliği üzerine, otuz (30) günlük yasal dava açma süresinin son günü olan 02.01.2012 tarihi geçirildikten sonra 03.01.2012 tarihinde dava açıldığının anlaşıldığı, davacı şirket yetkilisince tebligatın usulsüz ve geçersiz olduğu iddia edilmekte ise de adresinde bulunamaması nedeniyle 30.09.2009 tarihi itibarıyla mükellefiyeti re’sen terkin olunan ve işyeri bulunmayan şirket hakkında yapılan tarhiyata ait ihbarnamenin, temsilcisine ait ikametgah adresinde tebliğ olunmasında mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.

    Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi, 04.02.2015 gün ve E.2012/5101, K.2015/199 sayılı kararıyla; şirketin adresinde bulunamaması nedeniyle 30.09.2009 tarihinde mükellefiyetinin re’sen terkin edildiği, defter ve belge isteme yazısının şirket müdürü …’in kendisine ait işyeri adresi olan “…” adresinde 07.10.2011 tarihinde, dava konusu ihbarnamenin ise şirket yetkilisinin ikamet adresinde eşi …’e 03.12.2012 tarihinde tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, şirket hakkında tebliğlerin, bunların kanuni temsilcilerine yapılması; bu kişilerin ikamet adresine gidildiği durumlarda ise tebliğin, bizzat ilgilisine yapılması gerektiği, zira böyle bir tebliğin o adreste bulunanı değil şirketi ilgilendirir nitelikte olduğu, dolayısıyla, şirket adına yapılacak tebliğin, ilgilisinin o anda adreste bulunamaması halinde şirketle ilgisi olmayan eşe yapılamayacağı, kaldı ki tebliğ alındısında, tebligatın neden ilgilisine (şirket temsilcisine) değil de eşine yapıldığı yolunda bir açıklama da bulunmadığından, usulsüz tebligata dayanılarak davayı süre aşımı nedeniyle reddeden Mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuş; davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

    Vergi Mahkemesi; ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeye ek olarak; dava dilekçesinde ihbarnamenin tebliğ tarihinin 03.12.2011 olarak belirtildiği, öte yandan adreslerinde bulunamayan şirketlerle ilgili tebligatların, ancak şirket müdürleri ile ortaklarına ikametgah adreslerinde yapılabileceği, aynı konutta oturan kişiler açısından yapılacak tebligat konusunda ise Yasa’da herhangi bir sınırlama getirilmediği gerekçesiyle, ısrar etmiştir.

    Davacı tarafından; şirketle hiçbir ilgisi bulunmayan şahsa yapılan tebligatın usulüne uygun olduğu söylenemeyeceğinden, sürelerin, bu tarihten başlatılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek ısrar kararının bozulması istenmiştir.

    Karar: Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesinin ısrar kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.

    Bu nedenlerle, temyiz isteminin reddine, kararın tebliğ tarihini izleyen on beş (15) gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oyçokluğuyla karar verildi(*).

    (*)         KARŞI OY: Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının Danıştay Dördüncü Dairesi’nin kararında yer  alan   hukuksal   nedenler   ve   gerekçe   uyarınca bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.