fbpx
    Defter ve Belgelerin Müfettişe İbraz Edilmemesinin Hukuki Sonuçları

    Defter ve Belgelerin Müfettişe İbraz Edilmemesinin Hukuki Sonuçları

    Defter ve Belgelerin Müfettişe İbraz Edilmemesinin Hukuki Sonuçları , vergi incelemelerinde uyulacak usul ve esaslar hakkındaki yönetmelik 31.10.2011 gün ve 28101 sayılı RG’de yayımlanarak yine aynı tarihte yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu yönetmelik ve esas itibariyle 213 sayılı VUK’nun 140. maddesi ile 13.12.1983 tarihli ve 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili maddelerine göre; vergi incelemelerinde yeni bir dönem başlamıştır. Gerek bu yeni vergi incelemelerinde uyulacak esaslar hakkındaki yönetmelik ve gerekse vergi usul yasası hükümlerine göre yürütülecek vergi incelemeleri konusunda yeni bir süreç başlamaktadır.

    Vergi mükelleflerinin kanunen tutmak ve kullanmak zorunda olduğu defter ve belgeler ile ibrazı gerekli diğer kayıtların vergi incelemesine yetkili kimselere süresi içerisinde mazeretsiz olarak ibraz etmemesi halinde bu fiil defter ve belgelerin gizlenmesi, kaçakçılık suçunu oluşturmaktadır.[1] Bu fiilin yaptırımı 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıdır.[2]

    Defter ve belgelerin vergi müfettişine gizleme dolayısıyla ibraz edilmemesi durumunun somut belgelerle kanıtlanması zorunludur. Aksi takdirde gizleme fiilinden söz edilemez. Varlığı ve tasdiki noter veya anlaşmalı matbaalarca bilinen defter, kayıt ve belgelerin herhangi bir çekinme nedeni olmaksızın vergi müfettişine ibraz edilmemesi halinde fiil resen takdiri gerektirir. Mükellefin KDV indirimleri reddedilir. Ve olay takdir komisyonuna sevk edilir.[3]

    Diğer yandan, defter ve belgelerin ibraz edilmemesi fiilinin suç oluşturmadığı haller ise: ibraz isteğinin vergi incelemesine yetkili olmayanlarca yapılması halinde bu fiil suç teşkil etmez.[4] Ayrıca, ibraz edilmeyen defter ve belgelerin mevcudiyeti noter kayıtları veya diğer şekillerde sabit olması zorunludur. Bunun yanı sıra defter ve belgeler dışındaki kayıtlar veya yardımcı materyalin ibraz edilmemesi halinde, suç oluşmaz.[5] Mükellefin defter ve belgelerini vergi müfettişine inceleme için ibraz etmemesi halinde mükellefin Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusu nedeniyle VUK md. 359 hükmü gereği sevk edilebilmesi için defter, kayıt ve belgelerini yeniden usulüne uygun olarak “ikinci kez” istenmesi ve bu ikinci kez istemeye rağmen ibraz edilmemesi halinde götürülmemesi halinde suç duyurusunda bulunulacaktır.[6]

    Bu nedenle, birinci kez özel usulsüzlük cezası kesildikten sonra mükellefe yeniden 15 günden az olmamak üzere bir süre daha verildikten sonra, bu ek süreye rağmen defter ve belgelerini ibraz etmeyen mükellefin “ibraz mecburiyetine uymadığı” kabul edilerek resen takdir yoluna gidilebilir. Amaç mükellefe ceza kesmek değil, defterlerin ibrazını sağlamak olduğuna göre, hatta ikinci kez özel usulsüzlük cezası da kesilmesi beklendikten sonra resen takdir yoluna gidilmelidir.

    Defter ve Belgelerin Müfettişe İbraz Edilmemesinin Hukuki Sonuçları
    Defter ve Belgelerin Müfettişe İbraz Edilmemesinin Hukuki Sonuçları

    İkinci kez artırımlı özel usulsüzlük cezasının kesilmesi üzerine mükellefin defter ve belgelerini ibraz etmesi halinde, bize göre mükellefin 359. maddeye göre cezalandırılması mümkün olmaz. 361. maddenin kaldırılma nedeni de bu olmalıdır. Yani bütün idari işlemler tamamlanmadan mükellefin asliye ceza mahkemesine gönderilmesi önlenmelidir.[7]

    Burada yeri gelmişken üzerinde durulması gereken en önemli nokta şudur: vergi incelemesinin VUK md. 139 hükmüne göre uygun bir şekilde yapılmış olması zorunludur. Başka bir ifade ile, vergi incelemesinin öncelikle mükellefin işyerinde yapılması esastır.[8] Mükellefin işyeri vergi incelemesine uygun değilse ki, bu durum tutanak ile tespit edilmelidir.[9] Mükellefin işyeri incelemeye uygun olmadığı hallerde vergi incelemesi inceleme elemanının (vergi müfettişliği adresindeki çalışma odasında) bürosunda devam edilir.

    Vergi müfettişlerinin inceleme yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca, vergi dairesi müdürleri ve mal müdürlerinin de 213 sayılı VUK’nun 135. maddesine göre vergi incelemesi yetkileri mevcuttur. SGK müfettişleri veya iş müfettişleri vergi incelemesi konusunda yetkileri bulunmamaktadır.

    Defter ve belgelerin vergi incelemesi dışında başka bir nedenle ibraz edilmesinin talep edilmesi halinde defterleri gizleme fiilinden bahsedilemez. Ayrıca, defter ve belgelerin mutlak surette tarh zamanaşımı süresinde ibrazı talep olunabilir. Zamanaşımının bitmesine 15 günden az bir süre kalması halinde defterlerin istenilmesi durumunda, defterleri ibraz etmeyen mükellef hakkında defterlerin gizlenme fiilinden bahsedilemez. Örneğin, 20 Aralık 2012 tarihinde tebliğ edilen bir yazı ile 2007 takvim yılına ait defter ve belgelerin ibrazı istenilmesi halinde 5 yıllık süre 5 Ocak 2013’de son bulacağından dolayı burada defterlerin gizlenmesi fiili söz konusu olamaz.

    Son olarak, mücbir sebepler nedeniyle defter, kayıt ve belgelerin ibrazı mümkün olmayabilir.[10] Bu gibi durumlar bilindiği gibi VUK md. 13’de düzenlenmiştir. VUK md. 13’de yer alan ve 4 bent halinde sayılan mücbir sebeplerin malum olması veya ilgili tarafından tespit edilmesi zorunludur. Mücbir sebeplerden herhangi birinin mevcudiyeti halinde defter ve belgelerin ibraz edilmemesi halinde mücbir sebep ortadan kalkınca kadar suç oluşmaz.[11]

    Sel, deprem, zelzele ve bazı tabi afetler nedeniyle kaybolan defter ve belgeler hakkında böyle bir durumun herkes tarafından biliniyor olduğu varsayıldığından bu durumun kanıtlanması zorunlu değildir. Çünkü bu gibi durumlarda Bakanlar Kurulu tarafından doğal afet ilan edilmektedir. Ancak, yangın, hırsızlık işyerinin nakli sırasında evrakların zayi olması gibi (su basması dahil, sel hariç) gibi zayi olma durumlarında zayi belgesi ile durum ispat edilebilir. Böyle bir durumun itfaiye raporu ve asliye ticaret mahkemesinden alınacak bir karar ile tespiti zorunludur. Mücbir sebep nedeniyle defter, kayıt ve belgelerin ibraz edilmesi hiç mümkün olmasa, saklama ve gizleme yönünden VUK’nun 359. md hükmüne göre işlem yapılmaz. Ancak, kayıt, defter ve belgelerin ibraz edilmemesi dönem matrahının takdirine engel değildir. Böyle bir durum karşısında tarh edilecek vergiye 3 kat veya 1 kat VZC uygulanmaz. Diğer taraftan, kaybolan defter ve belge ile ilgili olarak asliye ticaret mahkemesinden alınabilecek zayi belgesi gereğince defterlerin gizleme ile ilgili suç oluşmayacağından dolayı hapis cezası ile ilgili bir sonuç ile karşılaşılmaz. Eğer, idare, mükellefin defter ve belgelerinin kaybolmadığını kanıtlarsa alınacak asliye ticaret mahkemesinin kararı bozulur. Bu durumda, mükellefin zayi belgesinin aksi idare tarafından kanıtlandığı için ceza uygulanır.[12]

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Defter ve Belge İncelenmeden Bilirkişi Raporu Düzenlenemez

    Defter ve Belge İncelenmeden Bilirkişi Raporu Düzenlenemez

    Defter ve Belge İncelenmeden Bilirkişi Raporu Düzenlenemez bilirkişilik, özel bilgi ve uzmanlık gerektiren durumlarda hakimin kendisine yardım için görevlendirdiği kişi veya kişilerdir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanuna  göre getirilen bilirkişilik, bir davada  davanın çözümü için hakim tarafın-dan bilinmeyen özel  ve teknik bilgiyi gerektiren durumlarda görüş ve oyuna müracaat  edilen üçüncü kişi veya kişileri ifade etmektedir. Delil sistemleri ve deliller yer ve zamana göre değişebilmektedir. Bilirkişilik müessesesi de bu  değişen yer ve zamana göre teknik bilgi ve uzmanlığa göre ortaya çıkan bir durumdur. BİLİRKİŞİLİK MÜESSESESİ 2017 yılından itibaren yeni bir düzene sokularak 2018 yılından itibaren yeni yasayla birlikte daha düzenli ve sistemli bir duruma girmiş olacaktır.

    Bir hukuksal ihtilafın çözümünde   hukuk bilgisine dayanılarak çözümleme olaya uygulanacak hukuk kuralını  bulma yetkisi ve görevi hakime aittir. Anayasaya yargı yetkisinin bağımsız mahkemelere ait olduğunu  belirtmiştir.  Bu  yetkinin başlarına devri de mümkün değildir. Ancak, hakimin  bir hukuksal ihtilafın hukuk bilgisine dayanılarak çözülebilmesi, yani olaya hangi hukuk kuralının uygulanabileceğini anlayabilmesi için, uyuşmazlık konusu olayın niteliğinin  ortaya konulması hakkında uzmanlık gerektiren  özel veya teknik  bazı  bilgilere gereksinim duyulabilir. Nitekim, günümüzde iktisadi, sosyal, sanayi ve teknik gibi alanlarda kaydedilen gelişmeler, bu  sahalarda ortaya çıkabilecek ihtilaflarda ihtisas  gerektiren bilgiye giderek ihtiyaç duyulmaktadır.  Bu gibi ihtiyaçlar nedeniyle bunları  dikkate alan yasa koyucular yargıca, teknik veya özel bilgiyi gerektiren hususlarda bilirkişiye müracaat  yetkisi  vermektedir.

    5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun  67/6 md hükmüne göre Cumhuriyet Savcısı, katılan, vekili, şüpheli veya sanık, müdafii veya kanunî temsilci, yargılama konusu olayla ilgili olarak veya bilirkişi raporunun hazırlanmasında değerlendirilmek üzere ya da bilirkişi raporu hakkında, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez.

     

    Defter ve Belge İncelenmeden Bilirkişi Raporu Düzenlenemez bir davada tahlili hakim tarafından bilinmeyen  özel  ve teknik  bilgiyi icap ettiren  durumlarda oy ve görüşüne başvurulan üçüncü kişiye  veya kişilere bilirkişi denilmektedir.  Bilirkişi, görüşüne başvurulan husus hakkında, özel ve teknik bilgisine dayanılarak inceleme yapar ve vardığı sonuçları mahkemeye bildirir. Başka bir ifade ile, bilirkişi sahip olduğu ihtisas bilgisi ile yargılama  evresine yardımcı olur.   Bilirkişi incelemesinde dava ile ilgili olarak çözümü  hakimler tarafından   bilinmeyen özel ve teknik bilgisinin gerekli olduğu durumlarda müracaat edilir.  Başka bir ifade ile,  hakimin   teknik ve özel bilgisinin yeterli olmadığı hallerde, bilirkişi yargıca yardımcı olur.  Bu sebeple, bilirkişiye müracaat  edilmesine gerek olup olmadığına yargıç karar verecektir.  Bilirkişilik, özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği için  herkes bilirkişi olamayacağı gibi  bilirkişi yapacak  kişiler de belli öğrenim koşulu ve tecrübe aranılacaktır.   Vergi yargılamasında, ceza yargılamasında bilirkişiliğin  yanı  sıra 5271 sayılı CMK’nun 67/6 maddesine göre  uzman mütalaası  alınması yolunda sıklıkla kullanılmaktadır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    NCTS ransit Rejiminde Uygulama Birliği

    NCTS: Transit Rejiminde Uygulama Birliği

    NCTS: Transit Rejiminde Uygulama Birliği , Transit işlemlerinin gerçek anlamda bir gümrük rejimi niteliği kazanmasında Ortak Transit Sözleşmesi’nin önemli bir adım olduğu yadsınamaz. Sistemin dinamikliği, rejimi kullanan gümrük ve lojistik sektörünün profesyonellerini olduğu kadar idareyi de alışkanlıkların dışında davranmaya zorlamaktadır.

    Öte yandan Ortak Transit Sözleşmesine taraf olduğumuz 1 Aralık 2012 tarihinden itibaren, Ortak Transit Sözleşmesi, Gümrük Yönetmeliği, Genelgeler ve tasarruflu yazıların öngördüğü hükümler doğrultusunda, Transit El Kitabı, Cep El Kitabı ve versiyon açıklamalarının kılavuzluğunda yaklaşık beş yılda alınan mesafeye boyut kazandırılacağı, transit rejimindeki farklı uygulamalara son verilerek sistemin tek adresinin NCTS olarak gösterileceği anlaşılmaktadır.

    Mevzuat Değişiklikleri

    1 Ağustos 2017 sabahı Resmi Gazete’nin 30141 sayılı nüshasını bilgisayarlarının ekranlarında inceleyen ilgililer gümrük yönetmeliğinin antrepo mevzuatına ilişkin hükümlerindeki radikal değişikliklerle birlikte aynı yönetmeliğin transit rejiminde yapılan değişiklikler ve Gümrük Genel Tebliği (Transit Rejimi) (Seri No: 4) ile karşılaştılar.

    Gümrük Yönetmeliğinin Transit Rejimini düzenleyen 68 adet maddesinin 33 maddeye düşürülmesi bir tarafa bırakılırsa;

    “Serbest dolaşımda olmayan eşyada beyana aykırılık” başlıklı 249. maddesinin 2. fıkrasının “Varış idaresince yapılan muayene neticesinde eşyanın 8’li gümrük tarife istatistik pozisyonuna kadar farklı çıkması halinde, kaçakçılıkla mücadele mevzuatına göre işlem yapılır. Beyana konu eşyanın gümrük vergilerinin tahsili için hareket idaresine bildirimde bulunulur.” hükmüne Yönetmeliğin yeni maddeleri arasında yer verilmemiş olması, hatalı uygulamadan muazzam bir dönüştür.

    Yönetmeliğin değişiklikle oluşan 241.maddenin 3.fıkrasında ise Ulusal ve Ortak Transit ayrımı gözetmeksizin “tarife alt pozisyonuna” atıfta bulunularak “Varış gümrük idaresinde yapılan kontrol neticesinde, taşıta tatbik edilen mühürlerin sağlam olduğu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun ihlal edildiğine yönelik bir tespitte bulunulmadığı ve 239 ve 240 ıncı maddeler çerçevesinde bir eksiklik ya da fazlalık bulunmadığı; ancak, eşyanın tarife alt pozisyonunun beyan edilenden farklı olduğunun tespit edildiği hallerde Kanunun 241 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca işlem yapılır.”  denilmiştir.

    Asıl sorumluların sorumlukları katmanlı bir hale getirilmiş ve mülga 266/2. maddesinde yer alan; “Transit/güvenlik refakat belgesi düzenleyen kişi belgede yer alan bilgilerin doğruluk ve geçerliliğinden sorumludur.” hükmü,221/2. maddesi ile “Rejim hak sahibi ile rejim hak sahibi hesabına transit beyanında bulunanlar, bu Yönetmeliğin 113 üncü maddesi kapsamında beyannamede yer alan bilgiler ile beyanname eki belgelerin doğruluğu ve gerçekliğinden sorumludur.” şeklinde düzenlenmiştir. Yönetmeliğin “Beyanın bağlayıcılığı” başlıklı 113. maddesinin metin içerisinde yer alması ise; Ortak Transit Rejimini kullanarak beyanda bulunanlara, sadece teminat veren kuruluşlar olmadıklarını, yaptıkları beyanın sorumluluklarının farkında olmalarını hatırlatmaktadır.

    Suçüstü Hali:

    Yönetmeliğin değişiklikten sonra da durumunu koruyan “Telef veya kayıp olan eşya” başlıklı 228. maddesinin, uygulama birliği sağlanması gereken hususlar içermesi gerektiğini düşünüyorum. Maddenin; ”(1) Transit rejimine tabi eşyanın mücbir sebep veya beklenmeyen haller nedeniyle telef veya kaybının kanıtlanması halinde, gümrük vergileri aranmaz. Ancak;

    1. a) Suçüstü şeklindeki hırsızlıklar, hazırlık tahkikatı üzerine Cumhuriyet Savcılığınca verilen belge ile,

    ….kanıtlanır.” şeklindeki halinde yalnızca “suçüstü” şeklindeki hırsızlık olayına yer verilmesi; suçüstü olmayan hırsızlık vakalarından sonra yükümlünün başvurusu üzerine düzenlenen polis tutanağı ya da Cumhuriyet Başsavcılığı hazırlık bürosu tarafından “soruşturma yürütüldüğü” ne dair yazıların dikkate alınmayarak, asıl sorumludan, hırsızlık soruşturmasına konu eksik eşyanın ithalat vergilerinin talep ve tahsil edilmesiyle sonuçlanmaktadır.

    ‘Telef veya kayıp olan eşya’ kavramının bu yönüyle de düzenlenmesi yararlı olacaktır.

    Gümrük Genel Tebliği (Transit Rejimi) (Seri No: 4):

    Gümrük Genel Tebliği (Transit Rejimi) (Seri No: 4) ile yapılan düzenlemeler ise basitleştirme hükümlerine açıklık getirmesi yanında ikincil mevzuat düzenlemelerini bir araya getirip, NCTS sisteminin teknik yönlerine yasal dayanak olması bakımından önemli hususlar içermektedir.

    Basitleştirme olanaklarından yararlanma hakkı elde eden yükümlülerin bunları korumak için gümrük işlemlerinde daha özenli davrandıkları ve disipline olduğunun gözlemlendiğini belirtmek yanlış olmaz sanırım.

    Bu bağlamda Ortak Transit Rejiminin önemli paydaşı “Rejim hak sahibi” asıl sorumlulara “Kapsamlı teminatta indirim” basitleştirmesi öngören 11. maddesi bu işlevi görebilecek bir düzenlemedir. Basitleştirmeden yararlanabilmek için belirlenen; “nihai statüye getirilmemiş beyanname sayısı”“sağlam mali kaynak”“235/.5. madde para cezası sayısı” vb. kriterler de yerindedir. Ancak “referans tutar ile kapsamlı teminat tutarı arasındaki farkı karşılayacak kadar öz kaynağının bulunduğunun gösterilmesi”  koşulunun ticari hayatın doğal akışına uygun olmadığını belirtmemiz gerekiyor.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Gümrük İdaresinin Tesis Ettiği İşlemlerde, İşleme Karşı Başvurulacak Yeri ve Başvurma Süresini Belirtmek Zorunda Olduğunu Biliyor Muydunuz?

    Gümrük İdaresinin Tesis Ettiği İşlemlerde, İşleme Karşı Başvurulacak Yeri ve Başvurma Süresini Belirtmek Zorunda Olduğunu Biliyor Muydunuz?

    Gümrük İdaresinin Tesis Ettiği İşlemlerde, İşleme Karşı Başvurulacak Yeri ve Başvurma Süresini Belirtmek Zorunda Olduğunu Biliyor Muydunuz? , Gümrük İdaresinin tesis ettiği idari işlemlerde; işleme karşı başvurulacak kanun yolunu, idari mercii ve başvuru süresini göstermesi en üst hukuki norm olan Anayasanın bağlayıcılığının zorunlu bir sonucudur.

    Gümrük İdaresinin Tesis Ettiği İşlemlerde, İşleme Karşı Başvurulacak Yeri ve Başvurma Süresini Belirtmek Zorunda Olduğunu Biliyor Muydunuz?
    Gümrük İdaresinin Tesis Ettiği İşlemlerde, İşleme Karşı Başvurulacak Yeri ve Başvurma Süresini Belirtmek Zorunda Olduğunu Biliyor Muydunuz?

    Bireylerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu öngören Anayasanın 40’ıncı maddesinin ikinci fıkrası, ayrı bir yasal düzenlemenin varlığını gerektirmeksizin, doğrudan uygulanabilir nitelik taşımasından dolayı yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari veya yargı mercileri ve kanun yollarıyla sürelerini belirtmesi zorunludur.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Gümrük Vergi ve Ceza Uyuşmazlıklarının İdari Aşamada Çözümü

    Gümrük Vergi ve Ceza Uyuşmazlıklarının İdari Aşamada Çözümü

    Gümrük Vergi ve Ceza Uyuşmazlıklarının İdari Aşamada Çözümü , Gümrük vergisinin kendisine has yapısından kaynaklanan farklılıklar nedeniyle bu vergi ve vergiye ilişkin yaptırımların uygulanması sırasında karşılaşılan uyuşmazlıkların çözümünde, başta Vergi Usul Kanunu (VUK) olmak üzere diğer vergi uyuşmazlıklarına nazaran önemli farklılıklar bulunmaktadır. VUK’un 2 nci maddesi ile “gümrük idareleri tarafından alınan vergi ve resimler” bu kanun kapsamı dışına alınarak, söz konusu vergi ve resimlerle ilgili olarak 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 242 nci maddesinde sayılan hükümlerin uygulanacağı belirtilmektedir. Bu bakımdan Gümrük Kanunu (GK), gümrük işlemlerinden alınan vergi, resim ve diğer yükümlülükler bakımından hem genel hem de özel hükümler içeren kendine özgü bir kanun niteliğindedir. Bu makalede, gümrük vergilerine ilişkin genel bilgilerin aktarılmasının akabinde, gümrük uyuşmazlıklarının kendisine özgü niteliği de dikkate alınarak uyuşmazlıkların uzlaşma ve itiraz yolları ile idari aşamada çözümlenmesi ele alınmıştır.

    GİRİŞ

    Vergi, temel olarak, kamu harcamalarının karşılanması maksadıyla, devletin egemenlik yetkisine dayanarak ve kamu otoritesini kullanarak gerçek ve tüzel kişilerden tahsil ettiği para şeklinde tanımlanabilir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, verginin temelinde yatan en önemli etken egemenlik yetkisidir. Verginin egemenlik gücüne göre alınmasının doğal sonucu ise, onun zora dayanılarak ve kanunla alınacak olmasıdır. Vergilerin geçmiş yüzyılların aksine yalnızca para ile alınması da verginin ayni bir edim değil parasal bir edim olduğunun somut göstergesidir.

    Devletin egemenlik gücüne dayanarak kamu hizmetlerinin finansmanını sağlamak maksadıyla parasal bir karşılık olarak aldığı en önemli gelir kaynaklarından birini vergiler oluşturmaktadır. Vergiler ülke içerisinde yapılan faaliyetlerden alınabildiği gibi, uluslararası alanda yapılan ticaret üzerinden de alınabilmektedir. Dış ticaret üzerinden alınan en önemli vergi türleri arasında gümrük vergisi de yer almaktadır. Dış ticaret politikasının en eski ve en yaygın araçlarından birisi olan gümrük vergileri, ithal malların ülke sınırlarından girişi sırasında devletçe alınmaktadır.

    Gümrük vergisi, gümrüğe tabi olan ticari eşyanın ülkeler arasında yer değiştirmesi sonucunda, ticari eşyanın değeri ya da miktarı üzerinden alınan bir vergi türü olarak tanımlanmaktadır. Gümrük vergilerinin başlıca amaçları devlet hazinesine gelir sağlamak ve yerli sanayiyi dış rekabetten korumaktır. Uluslararası ticarette gümrük sınırlarının yapılan anlaşmalar sonucunda kaldırılması, ülkelerin gümrük vergilerinden elde etmiş oldukları mali katkıların oransal payının azalmasına neden olmuş olsa da; dış ticaret politikası aracı olarak kullanılan gümrük vergileri, ülkelerin yurt içerisindeki sanayilerini ülke çıkarlarının gerektirdiği biçimde koruma altına alınmasını sağlamaktadır.

    Gümrük Kanunu’nun, kendine özgü (sui generis) yapıda olması ve genel-özel hükümlerin her ikisini de bünyesinde barındırması, gümrük vergilerinin ayrı bir uzmanlık alanı gerektiren bir vergi türü olduğunu açıkça göstermektedir. Bu nedenle gümrük vergisi uyuşmazlıkları; nitelikleri, çözüm yolları ve sonuçları bakımından diğer vergi uyuşmazlıklarından farklılık göstermektedir.

    1. GÜMRÜK UYUŞMAZLIKLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI

    1.1. Genel Olarak Gümrük Uyuşmazlığı

    Gümrük uyuşmazlığı, Gümrük İdaresi ile yükümlü, vergi sorumlusu iştirakçi veya ceza muhatabı gibi taraflar arasında gümrük yükümlülükleri konusunda ortaya çıkan ve barışçıl yollarla çözümlenemeyen anlaşmazlıklar olarak tanımlanmaktadır. Bu anlaşmazlık, kimi zaman yükümlünün kişisel gümrük vergisi borcunun varlığı ve tutarı üzerinde, kimi zaman ise yükümlünün maddi ya da şekli yükümlülüklerini yerine getirmemesinden veya eksik yerine getirmesinden dolayı uygulanan idari müeyyidenin türü ve miktarı üzerinde olmaktadır. Gümrük uyuşmazlıkları temel olarak Gümrük Kanunu’nun uygulanmasından doğan fiillerden kaynaklanmakta ise de, bu uyuşmazlıklara Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’a (AATUHK) göre yapılan işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar ile gümrük alanında yapılan genel düzenleyici işlemlerden doğan uyuşmazlıklar da eklenebilmektedir.

    VUK’a tabi diğer vergilendirme türlerinden farklı bir vergilendirme sürecinin işlediği gümrük vergilerinde verginin tahakkuk ve kesinleşme süreci aynı zamanda gerçekleşmektedir. Onay işleminin gerçekleşmesi ile tahakkuk eden vergi, yükümlünün istemesi halinde ya derhal ödenmekte ya da gümrük işlem ve kullanımına ilişkin süre içerisinde ödenebilmektedir. İlk durumda verginin tahakkuku ile tahsilatı aynı anda gerçekleşmekte, ikinci durumda ise tahakkuk ile tahsilat arasında zaman farkı oluşabilmektedir. Gümrük vergileri açısından değerlendirildiğinde birinci durumda; gümrük işlemleri sırasında eşya henüz gümrük denetiminde iken uyuşmazlık çıkması söz konusu olabilmekte, ikinci durumda ise gümrük işlemleri tamamlandıktan sonra uyuşmazlığa vücut verilebilmektedir. Gümrük uyuşmazlıkları hangi aşamada çıkacak olursa olsunlar her iki durumda da uyuşmazlıklar idari aşamada, idari aşamada çözüm bulunamadığı takdirde ise yargısal aşamada çözümlenebilmektedir.

    2. GÜMRÜK UYUŞMAZLIKLARININ ÇÖZÜMLENMESİ

    2.1. İdari Yargılama Usulü Kanununda Düzenlenen Zorunlu İdari Başvuru Müessesesinin İncelenmesi

    Bir idari işleme dayanmayan, salt idari eylemlerden kaynaklanan zararların giderilmesi için idari yargıda açılacak tam yargı davaları, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) 13 üncü maddesinde şu şekilde düzenlenmektedir:

    “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin tamamen veya kısmen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında 60 gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içerisinde dava açılabilir.”

    Görüldüğü gibi salt idari eylemden doğan zararların tazmini için açılacak tam yargı davaları özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. Salt bir idari eyleme karşı idareden “ön karar” almadan doğrudan tam yargı davası açılması durumunda idari yargı mercii, davayı, “idari mercii tecavüzü” yani ön karar alınmak suretiyle zorunlu idari başvuru yolu tüketilmediği gerekçesiyle, zararı verdiği iddia edilen ilgili idari makama tevdii eder.

    2.2. Gümrük Uyuşmazlıklarının Çözüm Yolları ve İzlenecek Usuller

    Devlet ile mükellef arasındaki çıkar dengesini kurmayı esas alan vergi hukukunda, vergilemeye ilişkin ortaya çıkan anlaşmazlıkların verginin tarafı olan mükellef/sorumlu/ceza muhatabı ile vergi idaresi arasında barışçıl yollarla çözümüne büyük önem verilmektedir. Vergi sorunlarının hukuki uyuşmazlık haline getirip yargı yoluna gidilmeden taraflarca çözüme kavuşturulmasına “vergi sorunlarının idari aşamada çözüm yolları” denilmektedir. Vergi sorunlarının idari aşamada çözümlenememesi sonucu dava açma yoluna gidilmesi haline ise “vergi uyuşmazlıklarının yargısal alanda çözüm yolları” denilmektedir.

    Gümrük uyuşmazlıklarının çözümlenmesindeki idari başvuru yolları sırasıyla; uzlaşma, itiraz ve üst makamlara başvuru şeklindeyken yargısal çözüm yolu ise, vergi mahkemesinde dava açmak şeklinde tezahür etmektedir.

    2.3. Gümrük Uyuşmazlıklarının İdari Yoldan Çözümlenmesi

    Yukarıda da belirtilmiş olan ve kendisine İYUK’da düzenleme alanı bulan zorunlu idari başvuru müessesesine paralel olarak, gümrük vergilerine yönelik uyuşmazlıklarda da idari yollar tüketilmeden yargı yoluna başvurulması mümkün olmamaktadır. Zorunlu idari başvurular gerçekleştirilmeden yapılan yargısal başvurular, “mercii tecavüzü” engeline takılacak ve dava dilekçesi yargı organlarınca re’sen ilgili Gümrük İdaresine gönderilecektir. Bu sebeple gümrük uyuşmazlıklarında zorunlu idari başvurunun yapılması, yargı yoluna başvurulmasının bir ön şartı olarak kabul edilmekte ve vergi yükümlüsü, Gümrük İdarelerine başvuru yapmadan yargı yolunu tercih edememektedir. GK’da yer alan bu düzenleme, gümrük vergisini diğer vergi kanunlarında izlenen usullerden ayıran en temel özellik olarak göze çarpmaktadır.

    2.3.1. Gümrük Vergi ve Cezalarında Uzlaşma Kurumu

    Türk vergi hukuku sisteminde uzlaşma kurumu, 19.02.1963 tarihli ve 205 sayılı yasanın 22 nci maddesi ile 213 sayılı VUK’a eklenen maddelerde düzenlenmiştir. Uzlaşma müessesesi VUK kapsamına giren ve 50 yılı aşkın süredir uygulanan, uyuşmazlıkların çözümünde önemli role sahip olan bir kurumdur.

    Gümrük İdareleri tarafından alınan vergi ve resimler VUK’un 2 nci maddesi ile kapsam dışına alınmış olmakla birlikte, 4458 sayılı GK’nın 242 nci maddesi hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle, gümrük idareleri tarafından tahsil edilen mali yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarda VUK Ek-1 ve devamı maddelerinde düzenlenen uyuşmazlıklara ilişkin hükümler uygulanamamaktadır. Gümrük mevzuatı kapsamında tahakkuk eden vergi ve ceza kararlarına karşı uzlaşmaya başvuru için gerekli yasal düzenleme 6111 sayılı yasanın 137 nci maddesi ile 4458 sayılı GK’nın 244 üncü maddesi değiştirilerek yapılmıştır. Düzenlemeye ilişkin esaslar ise, 31.08.2011 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Uzlaşma Yönetmeliği (GUY) ile belirlenmiştir. 6111 sayılı yasa ile gümrük mevzuatına alınan uzlaşma ile kişi ve kurumların haklarının korunmasının temini, yargı organlarının yükünün hafifletilmesi ve vergi alacaklarının ivedi şekilde hazineye intikalinin sağlanması amaçlanmıştır.

    2.3.2. Başvurunun Şekli ve Süresi

    Uzlaşma süreci, GUY’un 10 uncu maddesinde de belirtildiği üzere mükellef tarafından bir dilekçeyle Gümrük İdaresinin uzlaşmaya yetkili komisyonlarının sekretarya hizmetlerini yürütmekle görevli birimine uzlaşma talebi ile başvurulması suretiyle başlamaktadır. Dilekçe taahhütlü posta ile gönderilebilmektedir. GK’nın 244 üncü ve GUY’un 11 inci maddelerine göre; uzlaşma taleplerinin, henüz itiraz başvurusu yapılmamış gümrük vergileri ve vergi aslına bağlı olsun ya da olmasın tüm para cezalarının yükümlüye veya ceza muhatabına tebliği tarihinden itibaren 15 günlük itiraz süresi içerisinde yapılması gerekmektedir.

    Uzlaşmaya ilişkin talepler, uzlaşma komisyonunun sekretarya hizmetlerini yürüten birimi tarafından öncelikle ve ivedilikle usul yönünden incelenmektedir. GUY’un 13 üncü maddesinde sayıldığı şekliyle; yapılan incelemede sırasıyla, başvuru sahibinin başvuruda bulunma yetkisini haiz olup olmadığı, başvurunun süresi içinde yapılıp yapılmadığı, alacağın uzlaşma kapsamına girip girmediği ve uzlaşmanın komisyonun yetkisi içinde bulunup bulunmadığı hususları değerlendirilmektir. Usule ilişkin koşulları taşımadığı anlaşılan talepler değerlendirilmemekte ve bu durum ilgilisine yazıyla veya elektronik yolla tebliğ edilmektedir. Usule ilişkin eksikliklerin giderilebilir nitelikte olması halinde, yükümlüye eksikliklerin tamamlanması için başvuru süresinin sonuna kadar süre verilmektedir. Başvuru süresinin sonunda uzlaşma başvurusunda bulunulmuş olması ve usule ilişkin eksikliklerin giderilebilir nitelikte olması halinde 3 iş günü ek süre verilebilmektedir. Verilen sürelerin sonunda ise eksikliklerin giderilmemesi durumunda talep reddedilmektedir.

    2.3.3. Uzlaşma Komisyonlarının Yapısı, İşleyişi ve Yetkileri Üzerine Kısa Değerlendirme

    Uzlaşma Yönetmeliğinde uzlaşma taleplerinin değerlendirilmesi için Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü Uzlaşma Komisyonları ile Merkezi Uzlaşma Komisyonları kurulacağı belirtilmektedir. Yönetmeliğin 7 nci maddesinde komisyonların ne şekilde oluşturulacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Komisyonlar ikili bir ayrım yapılarak incelendiğinde aşağıdaki temel farklar görülmektedir.

    İlk olarak, Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü Uzlaşma Komisyonları; Bölge Müdürü, Bölge Müdür Yardımcısı, Şube Müdürü, Gümrük Müdürü, Müdür Yardımcısı, Şef ve Muayene Memuru arasından Bölge Müdürü tarafından seçilecek olan bir başkan dahil üç üyeden oluşmaktadır. Bölge Müdürü veya belirleyeceği Bölge Müdür Yardımcısı komisyonlara başkanlık etmektedir.

    İkinci olarak Merkezi Uzlaşma Komisyonları ise; Müsteşar, Müsteşar Yardımcıları, Gümrükler Genel Müdürü, Risk Yönetimi ve Kontrol Genel Müdürü, Gümrükler Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcıları ve Daire Başkanları ile Risk Yönetimi ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün sonradan kontrolle ilgili dairesinin bağlı bulunduğu Daire Başkanı ve Genel Müdür Yardımcısı arasından Müsteşar tarafından belirlenen Başkan dahil üç üyeden oluşmaktadır. Komisyonlara, Müsteşar, görevlendireceği Müsteşar Yardımcısı veya Gümrükler Genel Müdürü başkanlık etmektedir. Komisyonlar, üyelerinin tamamının katılımıyla toplanmakta ve oy çokluğuyla karar almaktadırlar. Komisyon başkan ve üyelerinin herhangi bir nedenle görevlerinin başında bulunmamaları halinde, bunlara vekâlet edenler komisyonda görev yapmaktadırlar. Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüklerinde, aynı gün görüşülecek birden fazla uzlaşma talebinin tümü için bir uzlaşma komisyonu oluşturulmaktadır.

    2.3.4. Uzlaşmanın Kapsamı ve Uzlaşma Konusuna Giren/Girmeyen Alacaklar

    Uzlaşmanın kapsamı, hangi esaslar çerçevesinde talep edilip gerçekleştirilebileceği de GUY’da düzenlenmektedir. GUY’un 4 üncü maddesi gereğince, beyan ile gümrük idaresince yapılan tespit sonucunda belirlenen veya gümrük idaresince tespit edilmesinden önce beyan sahibince bildirilen farklılıklara ilişkin tebliğ edilen gümrük vergileri alacakları ile kanunda ve ilgili diğer kanunlarda öngörülen cezalar, uzlaşma kapsamındadır. Dolayısıyla sadece Gümrük İdareleri tarafından tahakkuk ettirilen gümrük vergi alacakları değil, aynı zamanda Gümrük İdaresi tarafından tespit edilmeden önce mükellef tarafından bildirilen kıymet farklılıklarına istinaden düzenlenen gümrük vergi ve ceza kararları da uzlaşma kapsamında değerlendirilmektedir.

    GUY’da uzlaşmaya konu olabilecek mali yükümlülükler ve para cezaları açık bir şekilde sayılmaktadır. Dolayısıyla yükümlü ve vekili tarafından yapılan beyan ile Gümrük İdaresince yapılan tespit sonucunda belirlenen veya Gümrük İdaresince tespit edilmeden önce beyan sahibince bildirilen farklılıklara ilişkin tebliğ edilen gümrük vergileri alacakları ile kanunda ve ilgili diğer kanunlarda öngörülen cezaların tümünün uzlaşmayı ilgilendirdiğini görülmektedir. Bu bağlamda, uzlaşmaya konu alacaklara baktığımızda, Giriş bölümünde yer alan alacak tanımında da yer aldığı üzere, gümrük vergileri ve para cezaları bu kapsama girmektedir. Söz konusu kavramlardan ‘Gümrük Vergileri’ ifadesi kapsamına ise; Gümrük Vergisi, İlave Gümrük Vergisi, Tek ve Maktu Vergi, Dampinge Karşı Vergi, Sübvansiyona Karşı Telafi Edici Vergi, Katma Değer Vergisi (KDV), Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), Ek Mali Yükümlülük, Toplu Konut Fonu, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF), Tütün Fonu, Ek Fon, Çevre Katkı Payı, Telafi Edici Vergi (ihracat) ve ayrıca ticari olmayan eşya için; TRT Bandrol Ücreti girmektedir.

    Uzlaşmaya konu para cezaları kapsamına; 4458 sayılı GK’nın 234, 235, 236, 237, 238, 239, 241 inci maddeleri, 2976 sayılı Dış Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesi, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 51 inci maddesi ile 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 16 ncı maddesinin girdiği görülmektedir. Bununla birlikte, gümrük idarelerince tahsili gereken alacaklar ile Gümrük Uzlaşma Yönetmeliği’nin yayımı tarihinden sonra yapılan düzenlemelerle getirilen alacaklar da uzlaşmaya konu olabilmektedir. Nitekim uzlaşma talebi, yükümlüye tebliğ edilen alacakların tamamı için yapılabileceği gibi vergiler veya cezaların bir kısmı için de yapılabilmektedir. Ayrıca şartlı muafiyet rejimlerine ilişkin hükümlerin ihlali sonucunda doğan alacağın tahsilinin yükümlüye tebliğinden itibaren 15 gün içinde, alacağa konu para cezaları uzlaşmaya konu edilebilmektedir.

    Buna karşılık, GUY’un 6 ncı maddesinde uzlaşmaya konu olamayacak alacaklar açıkça sayılmaktadır. Gümrük vergilerinin matrahına giren ancak aslı gümrük idarelerince takip ve tahsil edilemeyen vergi ve benzeri mali yükler uzlaşmaya konu edilememektedir. Yönetmeliğin 5 inci maddesinin 2 nci fıkrası hükmü hariç olmak üzere, aynı tür vergi veya cezanın bir kısmı için uzlaşma talebinde bulunulamamaktadır. İlgili mevzuat uyarınca alacak tutarının kesin tahsilinin öngörülmediği ve teminata bağlandığı durumlar da uzlaşmaya konu edilememektedir. Ayrıca, alacağın 21.03.2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3 üncü maddesinde yer alan kaçakçılık suç ve kabahatlerine ilişkin olması halinde de uzlaşma talebinde bulunulamamaktadır.

    2.3.5. Uzlaşma Görüşmeleri ve Uzlaşmaya Katılabilecekler

    Gümrük Uzlaşma Yönetmeliği’nin “Uzlaşma Görüşmelerinin Yapılması” başlıklı 16 ncı maddesinde de belirtildiği üzere, uzlaşma talebinin usulüne uygun yapıldığının anlaşılması üzerine uzlaşma ile ilgili olarak yapılacak görüşmelere katılma hususu, düzenlenen uzlaşma davetiyesi ile en az 5 gün önceden yazıyla veya uzlaşma talebi dilekçesinde belirtilen e-posta adresine elektronik olarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre, komisyon sekretaryası tarafından yükümlüye tebliğ edilmektedir. Yükümlünün istemesi halinde 5 günlük süreyle bağlı kalınmaksızın önceki bir tarih, uzlaşma günü olarak belirlenebilmektedir.

    Uzlaşma Komisyonlarında yükümlü ile birlikte ve yükümlü yanında uzlaşma görüşmelerine katılacak kişilere, GUY’un 15 inci maddesinin 3 üncü fıkrası doğrultusunda sayı itibariyle sınırlandırma getirilmektedir. Bu kapsamda, uzlaşma komisyonlarına yükümlünün kendisi dâhil, yükümlü ile birlikte katılabilecek kişi sayısı üçü geçememektedir Yine ikinci fıkrada belirtilen ve uzlaşma toplantılarında bulundurulmasında bir sakınca olmayan ve (dolaylı) temsile yetkili gümrük müşavirlerinin, uzlaşma komisyonu toplantısında görüşlerini açıklamak üzere katılabilecekleri; fakat uzlaşma ile ilgili tutanakları imzalayamayacaklarına ilişkin 4 üncü fıkrası mülga edilmiştir. Bu değişiklikle birlikte, uzlaşma komisyonu görüşmelerine yükümlünün veli ya da vasinin bizzat katılması esas olacak, yükümlünün toplantıya katılamaması halinde (doğrudan) temsilcisi veya vekaletnamede özel yetki verilmesi şartıyla gümrük müşaviri de yükümlü adına görüşmelere katılabilecek ve uzlaşma tutanaklarını imzalayabileceklerdir.

    Yönetmeliğin “Uzlaşma Görüşmelerinin Yapılması” başlıklı 16 ncı maddesi ile 17, 18, 19 ve 20 nci maddelerine ilişkin içerikler şu şekilde özetlenebilmektedir:

    Yükümlünün uzlaşma davetiyesinde belirtilen yer, gün ve saatte toplantıya katılması halinde uzlaşma görüşmelerine başlanmaktadır. Yapılan görüşme sonucunda uzlaşma sağlandığı takdirde uzlaşma komisyonu durumu düzenleyeceği bir tutanakla tespit edilmekte, uzlaşmanın temin edilemediği hallerde ise temin edilememe nedenlerini belirtmek suretiyle komisyon tarafından tutanak düzenlenmektedir. Her iki halde de komisyon tarafından düzenlenen tutanak üç nüsha olmaktadır. Düzenlenen tutanağın bir nüshası yükümlüye verilmekte, yükümlünün veya temsilcilerinin uzlaşma davetiyesine icabet etmemesi veya tutanağı almaktan imtina etmesi hallerinde ise tutanağın iki örneği, gereği yapılmak üzere ilgili başmüdürlüğe veya gümrük müdürlüğüne gönderilmektedir. Tutanağın son kalan nüshası ise uzlaşma komisyonunda tutulan dosyada saklanmaktadır. Yükümlünün uzlaşma davetiyesine icabet etmemesi veya tutanağı imzalamaktan imtina etmesi hallerinde, kendisine ayrıca tebligat yapılmamaktadır.

    2.3.6. Uzlaşma Görüşmelerinin Ertelenmesi ve Uzlaşma İşlemlerinin Süresi

    GUY’un 17 nci maddesinde uzlaşma görüşmelerinin ertelenmesine ilişkim hükümler yer almaktadır. Bu kapsamda, belirlenen uzlaşma günü bildirildikten sonra komisyonun o gün toplanamayacağının anlaşılması halinde yeni bir uzlaşma günü belirlenerek yükümlüye bildirilmektedir. Yükümlü tarafından makul gerekçelerle katılım sağlanamayacağının toplantı başlamadan önce komisyona bildirilmesi şartıyla ve bir defaya mahsus olmak üzere toplantı, yükümlüye daha sonradan bildirilecek bir tarihe ertelenebilmektedir. Yönetmeliğin lafzında belirtilen “toplantı başlamadan önce” ifadesi istenildiği takdirde oldukça geniş yorumlanabilmekte ve uygulamada birtakım sorunlara neden olabilecek bir ifade olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle uzlaşma görüşmelerinin ertelenmesi talebinde bulunan tarafın bu süreyi “iyi niyet ve dürüstlük kuralları” çerçevesinde ayarlaması ve uzlaşma görüşmelerinden en az bir veya iki iş günü öncesine kadar bildirmesi gerektiği kanaatindeyim.

    GUY’un 18 inci maddesinde (Resmi Gazete-1/9/2012-28398) yapılan değişiklik sonucunda; 7 nci maddenin 7 nci fıkrası hükmü hariç olmak üzere, yükümlünün uzlaşma talebinin, dilekçenin ilgili Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü uzlaşma komisyonu kayıtlarına girdiği tarihten itibaren azami 45 gün içinde sonuçlandırılması esası kabul edilmiştir. Ancak, 17 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında belirtilen nedenlere bağlı olarak belirtilen süre aşılabilmektedir. Bu durumda, söz konusu inceleme ve araştırmanın tamamlanmasına kadar komisyon çalışmalarına devam etmektedir.

    2.3.7. Uzlaşmanın Sonuçları ve Uzlaşmanın Kesinliği

    Uzlaşmanın sonuçları ve uzlaşma müessesesinin kararların kesin ve gizli olması, Yönetmeliğin 21 ila 24 üncü maddeleri arasında düzenlenmektedir. Bu kapsamda, uzlaşma vaki olduğu takdirde gümrük uzlaşma komisyonlarının düzenleyecekleri uzlaşma tutanakları kesin olup, gereği ilgili gümrük müdürlüğünce derhal yerine getirilmektedir. Uzlaşma tutanağının ilgili gümrük idaresine intikali üzerine, tahakkuk ve tebliğ edilmiş olan gümrük vergileri ve/veya kesilen para cezaları uzlaşılan tutarlara göre düzenlenmektedir. Üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tespit edilen hususlar dâhil olmak üzere, bu Yönetmelik kapsamında oluşturulan komisyonların tüm çalışmaları ve işlemleri hakkında yükümlü veya cezanın muhatabı ya da idare tarafından dava açılamaz, hiçbir mercie şikayet veya itirazda bulunulamaz, herhangi bir idari inceleme, araştırma ve soruşturmaya konu edilemez, geri verme ve kaldırma talebinde bulunulamaz, denilmektedir. Uzlaşılan alacakla ilgili olarak 5607 sayılı Kanuna göre daha sonra cezaya hükmedilmesi halinde Gümrük Yönetmeliğinin 579 uncu maddesine göre işlem yapılmaktadır.

    2.3.8. İtiraz ve Uzlaşma Hakkının Aynı Anda Kullanılmaması ve Teminatlı İşlemler

    GUY’un 25 inci maddesinde düzenleme alanı bulan hüküm ile “Yükümlü, kendisine tebliğ edilen alacaklar için Kanunun 242 nci maddesinde düzenlenen itiraz hakkı ile 244 üncü maddesinde düzenlenen uzlaşma hakkını aynı anda kullanamaz. Uzlaşmaya konu edilen alacaklar, uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde Kanunun 242 nci maddesi çerçevesinde itiraza konu olabilir. Ancak, itiraza konu edilmiş alacaklar için uzlaşma talebinde bulunulamaz” denilmektedir. Gümrüklü yer ve sahalarda bulunan eşyaya ilişkin tahakkuk eden alacaklara ilişkin yükümlü tarafından uzlaşma talebinde bulunulması halinde, ayrıca talep edilmesi şartıyla, tahakkuk eden alacaklar teminata bağlanarak eşya yükümlüsüne teslim edilebilmektedir. Yükümlüsüne teslim edilen eşyaya terettüp eden alacaklar için uzlaşmanın vaki olması halinde, uzlaşılan tutar teminattan mahsup edilmektedir. Uzlaşılan tutarın yükümlü tarafından nakden ödenmesi halinde ise teminat iade edilmektedir. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde ise genel hükümlere göre işlem yapılmaktadır.

    3. Gümrük Uyuşmazlıklarının Çözümünde İtiraz Yolu

    İtiraz müessesesi, Gümrük Kanunu’nun 242 nci maddesinde açık şekilde düzenlenmektedir. Buna göre, yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde bir üst makama; üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilmektedirler. Buna göre, gümrük vergilerini eğer Gümrük Müdürlüğü tahakkuk ettirmiş ve tebliğ etmiş ise üst makam Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü olmaktadır. Eğer itiraza konu olan kararı ilk elden alan idare Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü ise, üst makam Gümrük ve Ticaret Bakanlığı olmaktadır. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca ilk elden alınan kararlarda ise, daha üst bir makam olmadığından on beş gün içerisinde yine aynı makama itiraz edilmektedir.9 İdareye intikal eden itirazlar, idare tarafından otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilmektedir. Süresi içerisinde yapılmayan itiraz başvuruları reddedilmektedir. Çünkü itiraz müessesesinde belirtilen süreler ‘hak düşürücü’ niteliğe haizlerdir.

    Diğer bir konu ise, itirazın süresi içerisinde fakat ilgili makam yerine bir başka makama yapılması durumudur. İtiraz dilekçelerinin otuz günlük yasal süresi içerisinde fakat yanlış makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış sayılacak ve itiraz dilekçesi idare tarafından re’sen yetkili makama gönderilmektedir. İtirazın reddi kararlarına karşı ise, işlemin yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabilmektedir. Böylece tarh edilen vergilere karşı idari yollardan bir sonuç alamayan mükellef, aleyhine olan kararın kendisine tebliğ edildiğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde vergi mahkemesinde dava açma yoluna gidebilmektedir.

    3.1. Gümrük Vergisine İtirazın Konusu

    1615 sayılı eski Gümrük Kanunu’nda hangi konulara itiraz edilebileceğine ilişkin hükümler açıkça ve sınırlı sayıda (numerousclausus) sayılmıştır. 1615 sayılı yasada itiraz sebeplerinin tek tek maddeler halinde sayılmış olmasına karşın, 4458 sayılı GK’da itiraz nedenlerinin maddeler halinde sayılmak yerine daha geniş kapsamlı olarak “itirazlar” başlığı altında toplanması yerinde ve isabetli bir düzenleme olmuştur. Eski düzenleme, uygulamada birtakım olumsuzluklara sebep olmuş ve aslında Gümrük Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gereken uyuşmazlıkların sırf sınırlı sayıda düzenlenen maddeler arasında yer almamasından kaynaklı olarak adli yargı mahkemelerinde konu edilmesi sonucunu doğurmuştur. Yeni düzenlemeyle, ayrı bir uzmanlık ve farklı yargılama usulü gerektiren uyuşmazlıkların bu konularda yeterli bilgi ve deneyimi olmayan adli yargı hakimleri tarafından neticelendirilecek olmasının uygulamada doğuracağı aksaklıkların da önüne geçilmiş olduğu kanaatindeyim.

    4458 sayılı GK’ya göre gümrük vergilerine itiraz nedenlerini dört başlık şeklinde incelemek mümkündür. Bu ayrıma göre; konu, matrah ve tarife nedeniyle itiraz sebepleri ile diğer itiraz sebepleri şeklinde bir görünüm ortaya çıkmaktadır. Konu nedeniyle itiraz sebepleri, eşyanın nitelik ve mahiyetinin belirlenmesinde hata yapılması veya eşyayı gümrük vergisinden istisna tutan kanun hükümlerinin hiç uygulanmaması ya da yanlış uygulanması durumlarında yapılan itirazlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Matrah nedeniyle itirazlar ise, verginin hesaplanmasına esas teşkil eden ve matrahın veya miktarın tespit edilmesi sırasında yapılan hatalara ilişkin yapılan itirazlardır. Dış ticaret işlemlerinde eşyalar, bilinen ticari isimleri ile değil, Dünya Gümrük Örgütü tarafından düzenlenmiş olan ve tüm üye ülkelerce kullanılan rakamlarla sınıflandırılmış kodlarla ifade edilmektedir. Gümrük vergileri ise yürürlükte olan gümrük tarifesi esas alınmak suretiyle belirlendiğinden, eşyanın bulunduğu pozisyonun karşılığında gösterilen vergi oranından başkaca bir oran kullanılarak verginin hesaplanmış olması yükümlüler tarafından itiraza konu edilen diğer bir başlık olmaktadır ve tarife nedeniyle itirazlar olarak adlandırılmaktadır. Son olarak ise diğer itiraz sebepleri olarak genelleme yapılan, uluslararası antlaşmaların hiç uygulanmaması ya da hatalı uygulanması ya da eşyanın menşeinin belirlenmesinde hata yapılmış olması gibi sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Vergi İncelemesinde Süreç Yönetimi ve Aramalı Vergi İncelemeleri

    I-VERGİ İNCELEMESİNDE AMAÇ NEDİR?

    Vergi Usul Kanunu’nun 134. maddesi hükmüne göre; Vergi incelemesinden maksat, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır.

    İncelemeye yetkili olanlar tarafından lüzum görüldüğü takdirde inceleme, işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin fiili envanterinin yapılmasına ve beyannamelerde gösterilmesi gereken unsurların tetkikine de teşmil edilebilir. Fiili envanterin yapılmasının gerektirdiği ve incelemeyi yapan tarafından tasdik edilen giderler Hazinece mükellefe ödenir.

    II-VERGİ İNCELEMESİNDE HUKUKSAL AMAÇ NELERDİR?

    Vergi Usul Kanunu’nun 134’üncü maddesine göre, vergi incelemesi, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacıyla yapılır. İncelemeye yetkili olanlar tarafından gerek görüldüğü takdirde inceleme, işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin fiili envanterinin yapılmasına ve beyannamelerde gösterilmesi gereken unsurların tetkikine de teşmil edilebilir. Fiili envanterin yapılmasının gerektirdiği ve incelemeyi yapan tarafından tasdik edilen giderler Hazinece mükellefe ödenir.

    Madde hükmünden anlaşılacağı üzere, vergi incelemesi yalnızca, vergi kayıp ve kaçağını tespit etmeye yönelik değildir. İncelemede, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğu araştırılıp, tespit edilmekle birlikte, vergi mükellef ve sorumlularının doğru vergi ödemeleri de sağlanır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili elemanlar, inceleme konusu vergiyle ilgili gerçek matrahı; defter, belge, kayıt ve hesapların incelenmesinin yanısıra, fiili durumları araştırıp incelemek suretiyle de yapabilirler.

    III-KİMLER VERGİ İNCELEMESİNE TABİ OLACAKTIR?

    Bu kanuna veya diğer kanunlara göre defter ve hesap tutmak, evrak ve vesikaları muhafaza ve ibraz etmek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzelkişiler vergi incelemelerine tabidirler.[1]

    IV-VERGİ İNCELEMESİNE KİM YETKİLİDİR?
    Vergi İncelemesi; hesap uzmanları, hesap uzman yardımcıları, ilin en büyük mal memuru, vergi denetmenleri, vergi denetmen yardımcıları veya vergi dairesi müdürleri tarafından yapılır.

    Maliye Müfettişleri, Maliye Müfettiş Muavinleri, Gelirler Kontrolörleri ve Stajyer Gelirler Kontrolörleri, Gelirler Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatında müdür kadrolarında görev yapanlar her hal ve takdirde vergi inceleme yetkisini haizdir.

    Vergi incelemesi yapanlar, yanlarında memuriyet sıfatlarını ve inceleme yetkisini gösteren fotoğraflı resmi bir vesika bulundururlar ve gittikleri yerde işe başlamadan evvel bu vesikayı ilgililere gösterirler.[2]

    Bu kanuna veya diğer kanunlara göre defter ve hesap tutmak, evrak ve vesikaları muhafaza ve ibraz etmek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzelkişiler vergi incelemelerine tabidirler.

    V-VERGİ İNCELEMESİ NE ZAMAN YAPILABİLİR?
    Vergi incelemesinin ne zaman yapılacağının evvelden haber verilmesi mecburi değildir.

    İnceleme, neticesi alınmamış hesap dönemi de dahil olmak üzere, tarh zamanaşımı süresi sonuna kadar her zaman yapılabilir.

    Evvelce inceleme yapılmış veya matrahın resen takdir edilmiş olması yeniden inceleme yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline mani değildir.

    VI-İNCELEMENİN YAPILACAĞI YER VE ZAMAN NEDİR?
    Vergi incelemeleri, esas itibariyle incelemeye tabi olanın iş yerinde yapılır.

    İş yerinin müsait olmaması, ölüm, işin terk edilmesi gibi zaruri sebeplerle incelemenin yerinde yapılması imkansız olur veya mükellef ve vergi sorumluları isterlerse inceleme dairede yapılabilir.

    Bu takdirde incelemeye tabi olanın lüzumlu defter ve vesikalarını daireye getirmesi kendisinden yazılı olarak istenilir.

    İncelemenin dairede yapılması halinde istenilen defter veya vesikaları belli edilen zamanda mazeretsiz olarak getirmeyenler, bunları ibraz etmemiş sayılırlar. Haklı bir mazeret gösterenlere, defter ve vesikalarını daireye getirmesi için münasip bir mühlet verilir.[3]

    VII-İNCELEMEDE UYGULANACAK İLKELER NELERDİR?
    Vergi incelemesi yapanlar, yaptıkları inceleme sırasında aşağıdaki esaslara uymaya mecburdurlar.

    İncelemeye tabi olana, bunun mevzuunu işe başlamadan evvel açık olarak izah ederler;
    Nezdinde inceleme yapılanın muvafakati olmadıkça resmi çalışma saatleri dışında inceleme yapamazlar veya buna devam edemezler. (Tutanak düzenlenmesi ve inceleme ile ilgili emniyet tedbirlerinin alınması bu hükmün dışındadır. Ancak bu gibi tedbirler, incelemelerin, yapıldığı yerdeki faaliyeti sekteye uğratmayacak şekilde yapılır);
    İnceleme bitince, bunun yapıldığını gösteren bir vesika nezdinde inceleme yapılana verilir.
    İnceleme esnasında lüzum görülen hallerde, vergilendirme ile ilgili olaylar ve hesap durumları ayrıca tutanaklar ile tespit ve tevsik olunabilir. İlgililerin itiraz ve mülahazaları varsa bunlar da tutanağa geçirilir. Bu suretle düzenlenen tutanakların birer nüshasının mükellefe veya nezdinde inceleme yapılan kimseye bırakılması mecburidir.

    İlgililer tutanakları imzalamaktan çekindikleri takdirde tutanakta bahis konusu edilen olaylar ve hesap durumlarını ihtiva eden defter veya vesikalar, nezdinde inceleme yapılandan rızasına bakılmaksızın alınır ve inceleme neticesinde tarh edilen vergiler ve kesilen cezalar kesinleşinceye kadar geri verilmez. İlgililer her zaman bu tutanakları imzalayarak defter ve vesikaları geri alabilirler. Ancak bu defterlerin suç delili olmaması şarttır.

    213 sayılı VUK’nun 143üncü madde hükmü, yukarıdaki şekilde alınan defter ve vesikalar hakkında da uygulanır. 144üncü maddenin dördüncü ve son fıkraları hükümleri yukarıdaki şekilde defter ve vesikaları alınan mükellefler hakkında da caridir.

    VIII-ARAMALI VERGİ İNCELEMESİ NE ZAMAN YAPILABİLİR?
    İhbar veya yapılan incelemeler dolayısıyla, bir mükellefin vergi kaçırdığına delalet eden emareler bulunursa, bu mükellef veya kaçakçılıkla ilgisi görülen diğer şahıslar nezdinde ve bunların üzerinde arama yapılabilir.

    IX-ARAMALI VERGİ İNCELEMESİNİN KOŞULLARI NELERDİR?

    Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların buna lüzum göstermesi ve gerekçeli bir yazı ile arama kararı vermeye yetkili sulh yargıcından bunu istemesi;
    Sulh yargıcının istenilen yerlerde arama yapılmasına karar vermesi; şarttır.
    İrtibatları sebebiyle muhtelif şahıslar nezdinde ve mahallerde yapılmasına lüzum gösterilen aramalardan birine karar vermeye yetkili olan sulh yargıcı bunlardan diğer sulh yargıçlarının selahiyetine dahil bulunanlar hakkında da karar vermeye yetkilidir.

    İhbar üzerine yapılan aramada ihbar sabit olmazsa nezdinde arama yapılan kimse muhbirin adının bildirilmesini isteyebilir, bu takdirde, vergi dairesi muhbirin ismini bildirmeye mecburdur.

    X-ARAMADA BULUNAN DEFTER VE VESİKALAR NE GİBİ İŞLEME TABİ TUTULUR?
    Aramada bulunan ve incelenmesine lüzum görülen defter ve vesikalar müfredatlı olarak bir tutanakla tespit olunur.[4]

    Vesikaların dosya ve dosya içinde sayı itibariyle tespit olunması müfredatlı tespit demektir.

    Arama yapıldığı sırada zaman müsaadesizliği ve sair sebeplerle bu tutanağın tanzimi mümkün olmazsa, bulunan ve incelenmesine lüzum görülen defter ve vesikalar, mükellef nezdinde emin bir yere konur veya kablar içinde daireye nakledilir. Bu defter ve vesikaların konulduğu yerlerin veya kabların aramayı yapan tarafından mühürlenmesi ve mümkün olan ahvalde mükellefin mühürünün de vaazı şarttır. Bilahare, mükellefin huzuriyle kablar ve yerler açılarak müfredatlı tutanaklar tanzim olunur. Mühürleme ve mühürün fekki halleri de birer tutanakla tespit edilir ve müfredatlı tutanağın bir nüshası da defter ve vesikaların sahibine veya adamına verilir.

    Bu işler:

    Mükellefin, aramada hazır bulunmakta veya mühür vaazından imtinaı hallerinde aramada hazır bulunanlar marifetiyle;
    Mükellefin, mühürün fekki veya tutanağın tanzimi sırasında hazır bulunmaktan imtinaı hallerinde de aramayı yapan tarafından iki memurla birlikte; tamamlanır.
    Aramada bulunup mükellef nezdinde emin bir yere konulmuş veya kablar içinde daireye nakledilmiş olan ve incelemesine lüzum görülen defter ve vesikalar, arama kararında açıkça yazılmamış olsa bile, inceleme yapanın çalıştığı yere sevk veya celp edilebilir.

    Yukarıdaki hükümlere göre alınan defter ve vesikaların iyi saklanması şarttır. Bunların iyi saklanmamasından doğacak zararı idare tazmine mecburdur.

    XI-ARAMALI VERGİ İNCELEMESİNDE YÖNTEM NEDİR?
    Arama yapılan hallerde inceleme çabukça ve her işten önce yapılır. İnceleme sırasında vergi ile ilgisi olmayan şahsi ve özel mektup ve diğer evrak makbuz karşılığında sahiplerine geri verilir.

    Mükellef, ilgili memurun huzuriyle, bu defterler ve vesikalar üzerinde incelemeler yapmaya ve bunlardan suret ve kayıtlar çıkarmaya yetkilidir.

    Defter ve vesikaların muhafaza altına alınmış olması, süresi gelen vergi beyannamelerinin verilmesi ödevini kaldırmaz. Mükellef beyannamesini tanzim için gerekli bilgileri defter ve vesikalardan yukarıdaki fıkra hükmü dairesinde çıkarabilir. Mükellefin bu husustaki yazılı isteği yetkililerce derhal yerine getirilir.

    Şu kadar ki, defter ve vesikaların muhafaza altına alındığı tarihten vergi beyannamesinin verileceği tarihe kadar olan süre bir aydan az ise beyanname verme süresi kendiliğinden bir ay uzar ve ek süre bu müddetin sonundan başlar.

    XII-ARAMALI VERGİ İNCELEMESİNDE UYULMASI GEREKLİ İLKELER NELERDİR?

    Vergi Usul Kanunu’nun 144 – 146 md ilgili hükümlerine göre; yapılan aramalı vergi incelemesiyle ilgili esasları aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür.[1]

    1- Aramalı vergi incelemelerinin, özel şartları haiz olması nedeniyle en kısa sürede bitirilmeleri zorunluluğu vardır. Bu amaçla kanunda öngörülen süre üç aydır. Ancak, haklı gerekçelerin varlığı nedeniyle, bu incelemenin üç ayda bitirilmesine imkan yoksa, Sulh yargıcına gereken başvuru yapılarak inceleme süresinin uzatılması talep edilir. Sulh yargıcının vereceği karar üzerine inceleme süresi uzatılabilir.

    2- Arama sırasında ele geçirilmiş olup, vergi ile ilgisi olmayan şahsi ve özel mektuplar ile diğer evrak ve eşyalar tutanaklara (kanuni deyimiyle makbuz karşılığı) bağlanmak koşuluyla sahiplerine geri verilir.

    3- Mükellef, vergi incelemesine yetkili olanların denetim ve gözetimi altında ele geçirilmiş olan defter, belge ve diğer vesikalar ile eşyalar üzerinde inceleme yapabilir, bunlardan örnek alabilme ve kayıt çıkarabilme haklarına sahiptir.

    4- Yapılan aramada, defter ve belgelere el konulmuş olması, mükellefin süresi gelen vergi beyannamelerinin verilmesi ödevini ortadan kaldırmayacağından, yukarıda belirtildiği gibi mükellef, beyannamesini düzenlemek için gerekli bilgileri her zaman alabilir. Mükellefin bu yöndeki yazılı talebi vergi incelemesi yapanlarca yerine getirilmek zorundadır.

    5- Mükellef nezdinde yapılan arama, vergi beyannamesi verme süresinin bitimine bir aydan daha az bir süre kalmışken yapılmışsa, beyanname verme süresi[2] kendiliğinden bir ay uzar ve ek süre de bu sürenin sonundan başlar.

    6- Aramada ele geçirilen defter, belge ve diğer eşyalar[3] üzerinde yapılan vergi incelemesinde, kanuna aykırı olaylar ve hesap durumları mevcut ise bunlar tutanaklarla tespit edilir. Tutanaklarda mükellefin ya da temsilcisinin de imzaları[4] Ancak mükellef ya da temsilcisinin imzadan imtina etme hakları her zaman mevcut olup söz konusu tutanaklara diledikleri itirazlarını da geçirebilirler.

    7- Öte yandan, mükellef (ya da temsilcisi) söz konusu tutanakları imzadan çekindiği takdirde, kanuna aykırı olaylar ve hesap durumları içeren defter, belge ve diğer eşyalar, aramanın konusu ile ilgili vergi ve cezalar kesinleşinceye kadar kendisine geri verilmeyerek güvenli bir ortamda muhafaza altına alınacaktır.

    8- Mükellef daha önce imzadan imtina ettikleri tutanakları her zaman imzalayarak aramada ele geçirilen defter, belge ve eşyalarını geri alabilirler. Ancak, suç delili olan defter, belge ve eşyalar tutanaklar imzalanmış olsa bile hiç bir şekilde mükellefe geri verilmeyecektir.

    9- Arama esnasında ele geçirilen defter ve diğer evrakların koruma altına alınması nedeniyle, mükellefin VUK’nun 219. maddesi uyarınca yapılamayan kayıtları, söz konusu defterlerin geri verilmesinden sonra idare ile mükellef arasında belirlenecek uygun bir süre içerisinde yapılacaktır. Ayrıca, kayıtların yapılması için idarenin bu amaçla vereceği süre bir aydan az olamayacaktır.

    10- Öte yandan, mükellef dilerse, nezdinde yapılan arama sonucunda el konulan defterleri kendisine geri verilinceye kadar tüm işlemlerini, yeniden tasdik ettireceği defterlere kaydedebilir, defterleri geri verilince de bu kayıtları geri verilen defterlere aktarabilirler. Bu gibi haklar mükellefe V.U.K.’nun 146. maddesiyle sağlanmıştır.

    11- Aramalı vergi incelemesi bitirildikten sonra, normal vergi incelemelerinde, resen veya ikmalen tarh edilecek vergi söz konusu olduğunda düzenlenen türden bir Vergi İnceleme Raporu düzenlenir. Düzenlenen bu rapor, tarhiyatı öngörülen vergiler ile kesilmesi gereken cezalar için ilgili vergi dairesine gönderilir. Ayrıca, olayla ilgili olarak Vergi Usul Kanunun 359 ve 360. maddelerinde yazılı kaçakçılık veya iştirak suçları tespit edilmişse; olayın mahiyetini açıklayacak şekilde düzenlenecek bir Vergi Suçu Raporuyla[5] Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi zorunludur. Zira, bu durum kamu davasının açılmasını da gerektirmektedir. Öte yandan, 4369 sayılı kanunla yapılan yeni düzenlemeye göre, V.U.K.’nun 5. maddesine eklenen bir fıkra ile, sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenledikleri veya kullandıkları[6] vergi inceleme raporuyla tespit olunanların, kanunla kurulan birlik ve meslek odalarına da bildirilebilecek ve bu durum vergi mahremiyetinin ihlali de sayılmayacaktır.

    12- Eğer, aramalı vergi incelemesine bağlı olarak tarh edilen vergi ve kesilen cezaların tahsili tehlikedeyse ve mükellefin kaçma ihtimali varsa, Emniyet Müdürlüğü’nden bu kişilerin yurtdışına çıkmalarına yasak konulması 5682 Sayılı Pasaport Kanunu’nun 7 ve 22. maddeleri gereğince doğrudan Emniyet Müdürlüğü’nün ilgili Şube Müdürlüğü’nden talep edilir ve 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkındaki Kanuna göre gerekli ihtiyati tahakkuk ve haciz işlemleri başlatılır. Mükellef için konulan yurt dışı çıkış yasağı, Maliye Bakanlığı’nın 24.03.1999 tarih ve 249 Sayılı Tahsilat Genel Tebliği’nde de belirtildiği üzere, kendilerine de bir yazıyla bildirilir. Mükellefler söz konusu borçları için gereken teminatları verdiklerinde ise bunlar için istenen yurt dışı çıkış yasaklarının kaldırılması yoluna gidilir ve durumdan kendileri bir yazıyla haberdar edilirler.

    13- Aramalı vergi incelemesi tamamlanıp rapor da düzenlendikten sonra, suç unsuru teşkil ettiği gerekçesiyle mükellefe geri verilmeyen defter, belge ve diğer eşyalar ayrıntılı tutanaklarla tespit edilerek ilgili vergi dairesine teslim edilip, güvenli bir ortamda koruma altına alınması sağlanacaktır.

    XIII-ARAMALI VERGİ İNCELEMESİNİN SONUÇLANDIRILMASI
    Arama neticesinde alınan defter ve vesikalar üzerindeki incelemeler en geç üç ay içinde bitirilerek sahibine bir tutanakla geri verilir.

    İncelemelerin haklı sebeplere binaen üç ay içinde bitirilmesine imkan olmayan hallerde sulh yargıcının vereceği karar üzerine bu süre uzatılabilir.

    Defter ve vesikaların incelenmesi sırasında kanuna aykırı görülen olaylar ve hesap durumları tutanakla tespit olunur. Mükellef bu tutanakları imzadan çekindiği takdirde, bahis mevzu olayları ve hesap durumlarını ihtiva eden defter veya vesikalar aramanın mevzuu ile ilgili vergi ve cezalar kesinleşinceye kadar kendisine geri verilmez. İlgililer tutanaklara diledikleri itiraz ve mülahazaları kaydedebilirler. İlgililer bu tutanakları her zaman imzalayarak defter ve vesikalarını geri alabilirler. Ancak, bu defter ve vesikaların suç delili teşkil etmemesi şarttır.

    Arama neticesinde bulunan defter ve vesikaların muhafaza altına alınması sebebiyle yapılamayan kayıtlar defterlerin geri verilmesinden sonra idare ile mükellef arasında kararlaştırılan münasip bir süre içinde ikmal edilir. Bu süre bir aydan az olamaz.

    Mükellef dilerse defterlerinin muhafaza altına alındığında işlemlerini yeniden tasdik ettireceği defterlere kayıt ve iadesi halinde iade edilen defterlere intikal ettirebilir.

    XIV-VERGİ İNCELEMESİNDE TESPİT EDİLEN HATA VE YANLIŞLAR NELERDİR?

    Vergi incelemeleri sırasında en sık karşılaşılan hata ve hilelerin en önemlileri aşağıda sıralanmıştır.

    Hatalar:

    Değerleme Hataları
    Amortisman ve Yeniden Değerleme (Enflasyon Muhasebesi Uygulamaları)
    KDV Uygulamaları
    Gider ve Maliyet Arttırıcı Harcamalar
    Tevkifat (Stopaj) Uygulamaları
    Yıllara Sari İnşaat ve Onarma İşleri
    Muafiyet ve İstisna Uygulamaları
    Sabit Kıymet Yenileme Fonu Uygulamaları
    Diğer Hatalar (Mükerrer kayıt, haksız zarar mahsubu, eksik hasılat faturası kaydı)
    Hileler:

    Kayıtdışı Hasılat Belgesiz Satış
    Düşük Bedelli Satış
    Randıman İncelemeleri Sonucu Bulunan Farklar
    Sahte ve Yanıltıcı Belge Kullanmak
    Paravan Firmalar Yoluyla Zarar Satışı
    Kaydi Envanter Sonucu Bulunan Farklar
    Belge Tahrifatları
    Mevhum Adlara Satış
    Beyan Edilmeyen Kazanç ve İratların Varlığı
    Arızi Gelirleri Gizlemek

    XV-VERGİ İNCELEMESİ SONUCUNDA SAPTANAN MATRAH FARKI NASIL ELDE EDİLİR?

    Beyana dayanan sistemlerde, beyanların doğruluğu vergi incelemeleri ile kontrol edilmektedir. İnceleme elemanları tarafından yapılan incelemeler sonucunda eksik beyan edilen tutar yani matrah farkı tespit edilmesi halinde, bu tutarlar ikmalen, re’sen veya idarece tarhiyata konu edilmekte ve beyan döneminde eksik ödenen vergiler mükelleften istenmektedir.

    Vergi İnceleme elemanları çeşitli nedenlerden dolayı vergi mükelleflerinin, vergiye ilişkin sorumluluklarını, tam olarak yerine getirip getirmediğini tetkik edebilmek için zaman zaman inceleme yaparlar.

    Mükellef şayet üzerinden vergi ödemesi gereken matrahı yanlış ve/veya eksik hesaplamış ise inceleme elemanı bunu tespit eder ve üzerinden asıl vergi ödenmesi gereken matrahı bulur.

    Mükellefin kendi beyanına dayanan ve daha önce üzerinden vergi ödediği matrah ile, inceleme elemanının tespit ettiği ve asıl üzerinden vergi ödenmesi gereken vergi matrahı arasındaki farkı matrah farkı olarak tanımlayabiliriz.

    Matrah farkının oluşmasının çeşitli nedenleri bulunabilmektedir. Rakamsal hatalar yapmak, bir takım işlemleri kayıtlara intikal ettirmemek veya mükerrer intikal ettirmek matrah farkı oluşmasına neden teşkil eden olaylardan sadece birkaçıdır.

    Mükellef söz konusu matrah farkı üzerinden ilgili vergileri, verginin geçmiş dönemlere ait olması durumunda bu güne dek olan gecikme faizini ve diğer vergi cezalarını ödemekle yükümlüdür.

    Gelir Vergisi Kanunu 41. ve 90. maddesi ile Kurumlar Vergisi 15. maddesinde de belirtildiği üzere gecikme faiz ve cezalarının, vergi cezalarının kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınmayacağı aşikardır. Bir başka ifade ile bu cezalar vergi kanunlarımıza göre kabul edilmeyen giderlerdir.

    Vergi Kanunlarına göre de gider kabul edilmeyen ödemelerin muhasebeleştirilmesi bir yönetim muhasebesi kararıdır. Ve şahsi kanaatim olarak ilgili gider türüne göre tekdüzen hesap planına göre açılacak gider hesaplarında alt hesap olarak takip edilmelidir.

    Yukarıda bahsedildiği üzere gecikme faiz ve cezaları ile vergi cezaları kanunen kabul edilmeyen gider olarak takip edilecektir. Ancak uygulamada ortaya çıkan matrah farkı üzerinden salınan vergi aslının da ödenmesi aşamasında kanunen kabul edilmeyen gider olarak takip edildiği dikkat çekicidir.

    Yani ; Bir matrah farkı tespit ediliyor , bunun üzerinden ödenmesi gerekip de ödenmeyen bir vergi hesaplanıyor , bu verginin süresinde ödenmediği için gecikme cezası ve vergi kaybına yol açıldığı için vergi ziyaı cezası hesaplanıyor.[7]

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Vergi ve Ceza İhbarnamesi Hakkında

    Zamanında ve gerçek mahiyetiyle bildirilmeyen vergiler için ikmalen ve resen tarhiyat yapılır. Yani, mükelleflere sen aslında şu kadar vergi matrahı bildirmen gerekirken eksik bildirmişsin diye vergi dairesi tarafından mükelleflere bir belge gönderilir. Bu belgeye “ihbarname” diyoruz.

             Vergi Usul Kanunun 34.maddesinde “İkmalen ve re’sen tarh edilen vergiler “İhbarname” ile ilgililere tebliğ olunur. Nev’i ve doğuşu ayrı olan vergiler için ayrı ihbarname kullanılır.” denilmektedir.

    Vergi Usul Kanunun 38.maddesine göre ihbarnamelerde şunların bulunması gerekir:          

    1. İhbarnamenin sıra numarası;
    2. İhbarnamenin tanzim tarihi;
    3. Verginin nev’i;
    4. Mükellefin soyadı ve adı (Tüzelkişilerde unvanı );
    5. Mükellefin açık adresi;
    6. Bina ve arazinin mevkii (Mahalle veya köy, sokak ve kapı numarası);
    7. Bina veya arazinin nev’i, büyüklüğü, genişliği;
    8. Bina veya arazinin tahrir numarası;
    9. Tahmin olunan gayrisafi irat veya kıymet;
    10. Gayrisafi irada göre bulunan safi irat;
    11. Verginin nispeti;

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Vergi İncelemeleri ve Riskli Mükellefler Kategorisine Girme Yolları

    Vergi incelemesinde amaç; ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak ve sağlamaktır. Buna göre, 213 sayılı VUK 134 mad. Hükmünde inceleme elemanları mükellefler nezdinde vergi incelemesi yapabilmektedirler. Vergi müfettiş yardımcıları da vergi incelemesinde yetkilidir. (VUK mad. 135)

    Kayıt dışı ekonominin önlenmesi, piyasadaki rekabet eşitliğinin vergisel açıdan bozulmaması ve mükelleflerin vergi yasalarına uyumunun tam olarak sağlanması bakımından, vergi incelemelerinin üstlendiği fonksiyon çok önemlidir.

    Vergi Denetim Kurulunun 2015 yılı faaliyet raporu incelendiğinde yıllara göre incelenen mükellef sayıları 2014 yılında 55.284, 2015 yılında ise 58.676 olmuştur. Bir oran vermek gerekirse özellikle Kurumlar Vergisi mükelleflerinin 2014 yılında %2,24’ ü incelemeye tabi tutulurken bu oran 2015 yılında %2,32 olmuştur. 2016 yılında ve önceki yıllarda çıkarılan yapılandırma yasaları ve matrah artırımı gibi uygulamalar sonucunda 6736 sayılı yasa ve 7020 sayılı Yasalarla mükelleflere önemli ölçüde kolaylıklar sağlanmıştır. Neticede son 4 yılda vergi incelemeleri oranı önemli ölçüde azalmıştır. 2017 yılında uygulamaya konulan ve 2018’de sonuçları alınacak olan İzaha davet müessesi sayesinde önemli sonuçlar alınabilecektir. Böylece vergi müfettişlerinin iş yükü giderek azalma sürecine girmektedir.

    Kamuoyunun incelemeler için Vergi İdaresinden beklentisi, vergi incelemelerinin sayısının ve bulunan matrah farkının artırılmasından ziyade, incelemelerin niteliğinin artırılması yönündedir. Uluslararası yatırımlar için cazibe merkezi de olmak isteyen Türkiye’nin; şeffaf, öngörülebilir, risk kriterleri belirlenmiş ve mükellefler ile önceden paylaşılmış, objektif ve diyaloğa açık bir vergi incelemesi sistemi oluşturmasını beklemek, bu ürkütücü işleme muhatap olan mükelleflerin en doğal hakkıdır. Vergi Denetim Kurulunun bu yönde ciddi çalışmalar yaptığı, aleni olarak yayınlanmakta olan faaliyet raporlarından anlaşılabilmektedir.

    Maliye, Vergi Denetim Kurulu aracılığı ile incelenecek vergi mükelleflerini tespit etmek amacıyla; sektör, konu ve mükellefler itibarıyla, 2014 yılı sonuna kadar oluşturduğu VDK-MERAM kapsamında risk unsurlarını belirleyip Risk Analiz Modelinin yazılımı çalışmalarını 2015 yılı içinde tamamlamıştır. Anlaşılacağı üzere, vergi incelemesine tabi tutulacak mükellefler bundan böyle genellikle Risk Analiz Merkezindeki bilgisayar programları kullanılarak Vergi Denetim Kurulunun yapacağı analiz ve mukayeseler neticesinde belirlenecektir.

    Ayrıca;

    – İhbar ve şikâyet konuları,

    – Yapılmakta olan teftiş, inceleme ve denetimler sırasında ortaya çıkan vergi inceleme talepleri,
    – Kanuni gereklilik ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelen inceleme talepleri,
    sonucunda vergi incelemeleri de öteden beri olduğu gibi yapılmaya devam edilecektir.

    Risk analiz modeli mükellefleri sektör, bölge ve büyüklük kriterlerini esas alarak gruplandırmakta ve ilgili analiz dönemi için sahip oldukları risklere göre puanlamaktadır. Yüksek risk puanına sahip mükellefler riskli mükellef olarak kabul edilerek incelemeye sevk edilebilmektedir. Vergi idaresi analiz yaparken mükelleflerin elektronik ortamda kendi sistemlerinde bulunan bilgiler dışında bankalar, SGK, tapu dairesi, noterler, gümrük idaresi gibi kurumlardan topladığı verileri de kullanmaktadır.

    Risk analizinde mükelleflere ilişkin veriler kullanılarak belirlenen kriterler doğrultusunda analizler yapılmakta ve rakamları bu kriterlerden sapma gösteren mükellefler riskli mükellef olarak değerlendirilebilmektedir. Değerlendirme sonucunda riskli mükellef olarak belirlenenler hakkında vergi incelemesi yapılabilmektedir.[1]

    Risk analizi yapıldığında inceleme gerekçesi olabilecek bilanço ve gelir tablolarında yer alan bazı muhtemel riskli durumlar ve diğer veriler aşağıdaki gibi sıralanabilir;

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Özel Usulsüzlük Cezalarında Çifte İndirim

    Bilindiği üzere vergi dairelerince yapılan işlemlerin hüküm ifade edebilmesi için verginin mükellefe tebliğ edilmesi gerekmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanununda bulunan tebliğ usulleri şunlardır; Memur vasıtası ile tebliğ, dairede veya komisyonda tebliğ, posta yoluyla tebliğ, ilan yolu ile tebliğ ve son olarak vergi kanunumuzda yerini alan elektronik ortamdan yapılan tebliğ usulleridir.

    Maliye Bakanlığı tarafından ticari, zirai ve mesleki kazancı gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri ile kurumlar vergisi mükelleflerine E-Tebligat sistemini kullanma zorunluluğu getirilmiştir. Birçok vergi mükellefinin başvurularını tamamlamamaları nedeniyle E-Tebligat başvuru süresi son olarak 01.04.2016 tarihine kadar uzatılmış ve bu tarih itibarıyla yürürlüğe girmiştir.

    Bakanlık tarafından getirilmiş olan E-Tebligat zorunluluğuna uymayan veya geç uyulduğu tespit edilen vergi mükelleflerine, bağlı bulundukları vergi dairelerince VUK’nun mükerrer 355. maddesi gereği özel usulsüzlük cezası kesilerek ilgililerine gönderilmeye başlanmıştır.

    Vergi mükellefleri kendilerine tebliğ edilen bu özel usulsüzlük cezaları için düzenlemiş oldukları dilekçelerinde sadece Kanunun 376 ncı maddesine göre indirim talep ettikleri ve ödedikleri gözlemlenmiştir.

    Ancak 30.06.2016 tarihinden (bu tarih dâhil) önce yapılan tespitlere ilişkin olarak vergi aslına bağlı olmayan bu cezalar için 6736 sayılı Kanun kapsamında % 50 oranında ek indirimden faydalanarak ödeneceği unutulmamalıdır.

    Örnek:  01.04.2016 tarihine ilişkin E-Tebligat başvurusu bildirim ödevini yerine getirmeyen X şirketine 1.370-TL özel usulsüzlük cezası kesilmiş,  kesilen vergi/ceza ihbarnamesi 01.11.2017 tarihinde X şirketine tebliğ edilmiştir. Şirket söz konusu vergi cezası için 30 günlük dava açma süresi içinde ilgili vergi dairesine müracaat ederek VUK’nun 376 ncı maddesinden ve 6736 sayılı Af Kanunundan  (Madde 4/1-8 Ek:4/A Dilekçe Kodu: 247) yararlanmak istediği dilekçesinde belirtmiştir.

    Bu aşamadan sonra X şirketine tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesi öncelikle 376 ncı madde hükmü gereği 1/3 oranında indirilerek 913,33-TL’ye ayrıca 6736 sayılı Kanun hükümlerine göre % 50 oranda indirilerek 456,66- TL’ye indirilecektir. Ancak bu indirim söz konusu cezanın öngörülen süre ve şekilde ödenmesi şartına bağlıdır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Mükellefe Emlak Vergisi Uyarıları!

    2017 yılına ait emlak vergilerinin ikinci taksitinin ödeme süresi için az bir zaman kaldı. Süre ay sonunda bitiyor. Bazı önemli noktaları hatırlatmakta fayda var!..

    VERGİ ORANI

    Emlak vergisi iki farklı vergiden oluşur. Bunlar; Bina Vergisi ve Arazi Vergisi. Vergi oranları tabloda yer alıyor.

    Birde, emlak vergisinin yüzde 10’u tutarında Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı var.

    BİLDİRİMİ

    Emlak vergisi her yıl kendiliğinden tarh ve tahakkuk eder. Yani beyan edilmesine gerek yok. Yapılması gereken, gayrimenkulü edinilen yılın sonuna kadar ilgili belediyeye bildirimde bulunmak (gayrimenkulün edinme tarihi Ekim, Kasım veya Aralık ayı ise, edinme tarihini takip eden üç ay içinde bildirimde bulunulması yeterli). Ödeme takip eden yılda başlıyor.

    Süresinde bildirimide bulunmayanlar için vergi belediye tarafından tarh ediliyor. Buna göre, tarh edilecek vergiye vergi ziyaı cezası uygulanıyor. Bir de ikinci derece usulsüzlük cezasıvar. Ancak, mükellefiyetin başladığı yıl için vergi ziyaı cezası ile ikinci derece usulsüzlük cezasından miktar itibariyle fazla olanı, diğer yıllar içinse sadece vergi ziyaı cezası kesiliyor.

    ZAMANAŞIMI

    Emlak vergisinde zamanaşımı 5 yıl. Ancak bu süre bildirim dışı bırakılmanın idare tarafından tespitinden

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41