fbpx
Cuma, 10 Temmuz, 2020

Sahte Fatura Kullanımı ve İptal Davaları

Sahte fatura kullanma veya düzenleme fiilleri dolayısıyla mükellefler hakkında sahte belge düzenleme veya kullanma suç raporları düzenlenmektedir. Düzenlenen bu raporların bir nüshası savcılık kanalıyla kamu davası açılabilmesi için Asliye Ceza Mahkemeleri ‘ne iletilebilmektedir.

Hakkında, vergi tekniği raporu düzenlenen vergi mükellefi konuyu önceki aşamalarda öğrenemeyip, savcılık aşamasında hakkında vergi tekniği raporu ve ayrıca suç raporu düzenlendiğini muttali olabilmektedir. Bu aşamada, sahte ve muhteviyatı itibariyle sahte belge düzenlemek ve iştirak suçu ile ilgili hakkında hem vergi suçu raporu ve hem de vergi tekniği raporu düzenlenen mükellefin yasal haklarını burada nasıl kullanacaktır?

Temelde ilk aşamada mükellefin hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu konusunda bilgi sahibi olması mümkündür. Diğer taraftan, mükellefin gıyabında düzenlenen gerek vergi suçu raporu ve gerekse vergi tekniği raporlarına karşı mükellefin dava açma, savunma olanakları giderek zayıflamaktadır.

Örneğin; kendisi hakkında, vergi tekniği raporuna istinaden ve ayrıca düzenlenen vergi suçu raporuna istinaden kamu davası açılan bir mükellef bu durumdan savcılık aşamasında haberdar olmaktadır. Hal böyle olunca, mükellefin bu aşamada yapabileceği işlemler sınırlanmaktadır. Buna göre;

1) Mükellefin savcılıkta vereceği ifadeye göre her halükarda 213 sayılı VUK md 359 hükmüne göre kamu davası açılacaktır.

2) Kamu davasının açılmasından önce, mükellefe mutlak surette vergi inceleme raporları ile beraber vergi ceza ihbarnamelerinin tebliğ edilmiş olması ile mükellef bu durumdan daha ilk safhada muttali olacak ve buna göre yasal yollara müracaat edebilecektir.

3) İdarenin, vergi tekniği raporunu düzenlediği tarihte mükellefin, KOD:4 diye belirlenen özel esaslara alınması sonucunda piyasada iş yapma olanakları önemli ölçüde daralacak ve mükellef mal satamaz veya hizmet sunamaz duruma düşecektir.

4) İdarenin, birçok işlemleri mükellefe haber vermeksizin sürdürmesi (Özel esaslara alma, gıyabında düzenlenen vergi suçu raporu, gıyabında düzenlenen vergi tekniği raporu) halinde mükellefin bu durumdan çok ileri aşamalarda sürpriz olaylarla karşılaşarak öğrenmektedir. Böyle bir durum karşısında, mükellefin yasal haklarını kullanma ile ilgili çok ciddi sorunlar yaşamaktadır. Belki de, kullanacağı yasal olanaklar ve kullanabileceği yasal haklar aradan zaman geçtikten sonra daralmaktadır. Ve hatta kullanabileceği birçok yasal savunma argümanları zayıflamaktadır.

5) Vergi denetim kurulu bir yönetmelik yayınlayarak, bu yönetmelikte “vergi suç raporları” ile “vergi tekniği raporları” ‘nın mükelleflere düzenlenme aşamalarında savunma, tebliğ edilmesi, iddianameler karşısında mükellefin sunabileceği argümanlarını da bu rapora eklenmesi ile ilgili düzenlemeler yapılmalıdır. Aksi takdirde, mükelleflerin gıyabında tek taraflı olarak düzenlenen vergi suçu raporları ile vergi tekniği raporları hukuki dayanaklardan yoksun ve yeterli hukuki koşulları içermeyen idarenin tek taraflı görüşlerine yer veren raporlardan öteye gidemeyecektir.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Naylon Fatura Kullanımı ve Muhasebe Kaydı

1-Giriş:

Ticari hayatta pek çok mükellefin sahte belge ile ilgili olarak istemeden de olsa işlem yapması muhtemeldir. Piyasada emsallerine nazaran söz konusu mal ve hizmetlerin fiyatlarının daha ucuz olması, ihtiyaç sahiplerin ya da ticaretini yapan ticaret erbapların bu mal ve hizmetleri satın alarak istemeyerek de olsa sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge (naylon fatura) kullanmış olduğu görülmektedir.

Sahte belgeye konu olan mal ve hizmetlerin piyasa fiyatı emsallerine nazaran daha ucuz olmaktadır. Bu sebeple ticari hayatta rasyonel bir ticaret erbabı ucuz mal ve hizmet almak istediğinden, bu durum sahte belge kullanma olasılığını arttırmaktadır. Ayrıca ülkemizde kayıt dışı ekonominin hala önemli boyutlarda olması bu riski daha da artırmaktadır. Sahte belge kullandığı iddiasıyla karşılaşan mükellefler, çok ciddi mali ve adli yaptırımlarla karşılaşmakta ve hatta bu durum ticari faaliyetlerinin sonlanmasına kadar gidebilmektedir.

Bu çalışmamız ile naylon faturanın bilerek veya bilmeden kullanılması durumunda karşılaşılacak yaptırımlar hakkında bilgi verilmeye çalışılmış, ardından ise yargı mercilerince bu fiile karşı verilen kararlar ele alınarak mükelleflerimize yapılmaması gereken hususlar hakkında tavsiyelerde bulunulmuştur.

2-Sahte Belge Kullanılması:

Günlük hayatta çokça karşılaştığımız naylon fatura olarak adlandırılan sahte belge, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde tanımlanmıştır. Bu madde hükmüne göre sahte belge; “gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Sahte belge kullanılması durumunda iki ihtimal söz konusudur. Bunlardan ilki, sahte belgenin kasten diğer bir ifade ile bilerek kullanılması, ikincisi ise bilmeden  veya istemeden diğer bir ifade ile farkında olmadan kullanılmasıdır.

Sahte belgenin bilerek mi yoksa bilmeyerek mi kullanıldığının ortaya konulması hususunda, Vergi İdaresinin düzenlemesi ve Vergi Yargısının kararları bulunmaktadır.

Vergi İdaresince yapılan düzenleme: Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliğinin “E-Özel Esaslar” bölümünün 3.4. alt bölümünde yapılmıştır. Yapılan düzenleme aşağıdaki gibidir;

Vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından düzenlenen ve sahte belge kullanılmasına ilişkin olan raporlarda;

-İncelenen mükellefle söz konusu belgelerin düzenleyicisi mükellef/mükellefler arasında gerçek bir teslim ve/veya hizmetin bulunup bulunmadığına, herhangi bir ödemede bulunulup bulunulmadığına, ödemenin şekli (banka, çek, senet, kasa, PTT, kredi kartı vb.) ve malın nakliyesi ile ilgili tespitlere veya sahte belge ticareti amacıyla mükellefiyet kaydı söz konusuysa düzenleyicinin mükellefiyet kaydının terkin edilip edilmediğine ilişkin hususlara yer verilmesi,

-Mükellefin söz konusu belgelerdeki mal ve/veya hizmetleri gerçekten alıp almadığının ilave çalışmalarla ( kaydi envanter, randıman, karşıt inceleme ve tespit gibi) desteklenmek suretiyle değerlendirilmesi,

-Sahte belge oldukları tespit edilmiş olan belgelerin tutar ve mahiyet bazında tetkik edilerek, bu belgelerde yer alan mal ve/veya hizmetlerin mükellefin söz konusu dönemdeki iş ve işlemlerinin niteliğine, stok durumuna, sermaye ve ödeme kapasitesine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi,

-İnceleme dönemine ait beyanları tetkik edilmek suretiyle, mükellefin vergi ödeme gayretlerinin değerlendirilmesi, sürekli olarak devreden KDV beyanı veya iş hacimlerine uygun tutarlarda KDV ödenmemesi veyahut sektör ortalamasının altında karlılık beyanı gibi hususların ortaya konulması,  gerekir.”

Bu konuda yargı kararları ile Vergi İdaresinin görüşlerinin birbirine yakın olduğunu söylemek mümkün olmaktadır.

Yargı kararlarında durum ise şöyledir:

Yargı kararları incelendiğinde, bilerek sahte fatura kullanıldığının öne sürülebilmesi için derinlemesine araştırma ve inceleme yapılması gerektiği görülmektedir. Derinlemesine araştırma ve inceleme yapılması, mükellef lehine sonuç doğuracak tüm bilgilerin araştırılarak ortaya konmasını ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, mükellef lehinde sonuç doğuracak veriler araştırılmadan, bilerek sahte fatura kullandığı ileri sürülemez. Mükellef aleyhine iddia edilen hususları ispat külfeti mükellefe aittir.

Mükellef lehine sonuç doğuracak hükümler:

1) Ödemenin banka aracılığıyla veya çekle yapılıp yapılmadığıdır:

Ödeme banka aracılığıyla veya çekle yapıldıysa bilerek sahte fatura kullanıldığını iddia etmek zordur. Ancak, bu ödemelerin, ödemeyi yapan mükellefe geri verildiğinin tespit edilmesi halinde, bilerek sahte fatura kullanıldığı iddia edilebilecektir. Sonuç olarak ödemelerin nasıl yapıldığının araştırılması ve buna göre karar verilmesi icap etmektedir.

Danıştay 9. Dairesinin 15.04.2009 tarih ve E: 2008/8784, K: 2009/1974 sayılı kararında; “şirketin düzenlediği faturaların gerçek bir alım satıma dayanmadığı yolundaki rapora dayanılarak yapılan tarhiyata karşı açılan davanın, rapordaki tespitler yeterli görülerek (vergi mahkemesi tarafından) reddedildiği, ancak, bu firma ile ilgili tespitlerin alışlarına dayandırılması ve davacı tarafından ödemelerin büyük bölümünün müşteri çekleriyle veya internet üzerinden banka havalesi yoluyla yapılmış olması hususları da dikkate alındığında, davacının katma değer vergisi indiriminde kullandığı faturaların gerçek mal alışlarına ilişkin olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla davacıya fatura düzenleyen firma hakkındaki raporun vergilendirme açısından yeterli bulunarak tarhiyata karşı açılan davayı reddeden mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmediği” belirtilmiştir. Danıştay 4. Dairesinin 07.11.1996 tarih ve E: 1995/4422, K: 1995/3947 sayılı kararı da bu yöndedir.

2)Sahte belge düzenlediği iddia edilen mükellefle, bu belgeleri kullanan mükellef arasındaki ticari ilişkidir.

Fatura içeriği emtia ise, bunlara ilişkin sevk ve taşıma irsaliyeleri, emtia taşınırken resmi bir kurumca taşımaya ilişkin tespit olup olmadığı, emtianın ticari faaliyeti uygunluğu gibi hallerin araştırılması gerekmektedir. Bunların varlığı, mükellef lehine donelerdir. Danıştay’a göre, bir firma hakkında sahte belge düzenleme nedeniyle rapor yazılmış olması, bu firmadan yapılan alımların sahte olduğunu göstermesi bakımından yeterli değildir. Nitekim Danıştay 4. Dairesinin 15.04.2009 tarih ve E.2008/6038, K.2009/1973 sayılı kararında; “sadece faturayı düzenleyen şirketler hakkında düzenlenen vergi inceleme raporlarına dayalı olarak, faturaların tamamının sahte olduğu görüşüne varılamayacağı” şeklinde hüküm tesis edilmiştir.

3) Sahte belge düzenleyici olduğu iddia edilen mükellef hakkında tanzim olunan raporun akıbeti araştırmaya konu edilmelidir.

Danıştay 4. Dairesinin 26.04.2007 tarih ve E.2006/1742, K.2007/1408 sayılı kararında; “sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura düzenlediği iddiasıyla, hakkında vergi tekniği raporu düzenlenen şirketler hakkında ne gibi işlemler yapıldığı, haklarında, komisyon geliri elde etmekten dolayı tarhiyat yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise sonucunun ne olduğu, bu raporlarla ilgili yargı kararının bulunup bulunmadığı, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura düzenlediği iddia edilen şirketlerin mükellefiyetinin idarece terkin edilip edilmediği, edilmiş ise dava konusu yapılıp yapılmadığı, fatura düzenlenen dönemde, düzenleyen firmanın KDV beyannamesi verip vermediği, KDV tarhiyatı yapılmış ise bu konuda yargı kararının bulunup bulunmadığı, hususlarının araştırılıp ona göre karar verilmesi gerektiği” belirtilmiştir.

Temel hususlar yukarıda açıklandığı gibi olmakla birlikte, bunun yanında söz konusu alımların BA formuyla bildirilmiş olması da mükellef lehine done teşkil etmektedir.

Danıştay kararları tetkik edildiğinde, sahte olduğu iddia edilen faturanın içeriğinin tam olarak araştırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu yapılmadan, bilerek sahte fatura kullanma iddiasıyla önerilen vergi tarhiyatları ve kesilen cezalar hukuka uygun bulunmamaktadır. Zira bir kişinin suçlu olduğunun öne sürülebilmesi; bunun, hiçbir ihtilafa meydan vermeyecek, net ve tereddütsüz şekilde ortaya konulmasına bağlıdır.

3- KDV ile ilgili yasal düzenlemeler

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde ticari ve sınai faaliyet çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin Katma Değer Vergisine tabi olacağı, 29/1. maddesinde ise, vergi indirimi sisteminin esasları düzenlenmiştir. Kanunun vergi indirimi ile ilgili 29’uncu maddesi aşağıdaki gibidir.

“Mükellefler yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan Katma Değer Vergisinden, faaliyetlerine ilişkin olarak aşağıdaki vergileri indirebilirler;

a) Kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen Katma Değer Vergisi,

b) İthal olunan mal ve hizmetler dolayısıyla ödenen Katma Değer Vergisi,”

Vergi Usul Kanununun 3. maddesinin  (B) bendinde belirtildiği üzere vergilendirmede vergiyi doğuran olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Bu kuralın bir gereği olarak mükelleflerin Katma Değer Vergisi Kanununun yukarıda sözü edilen 29. maddesinde hüküm altına alınan vergi indiriminden yararlanabilmeleri için mal alışları ve diğer giderleri ile ilgili belgelerin gerçek durumu yansıtması gerekmektedir. Bu nedenle gerçek bir muameleye dayanmayan sahte faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirim konusu yapılması mümkün değildir.

Aynı kanunun 34’üncü maddesinde; yurt içinde sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait Katma Değer Vergisinin, alış faturası ve benzeri vesikalar üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği belirtilmiştir.

Kısaca özetlemek gerekirse; Katma Değer Vergisinin indirim konusu yapılabilmesi için;

1- Mükellefe, o belgenin dayanağı olan işlem çerçevesinde gerçek bir mal teslimi ve hizmet ifası yapılmış olması,

2- İndirim konusu yapılacak Katma Değer Vergisinin fatura vb. vesikalarda ayrıca gösterilmesi,

3- Söz konusu fatura ve benzeri vesikaların yasal defterlere kaydedilmesi, şarttır.

Fatura ve benzeri vesikalarda yer alan katma değer vergisinin indirim konusu yapılması için, bu üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

Konuyla ilgili olarak Danıştay 9’uncu Dairesi 27.01.2010 tarih ve 2010/269 sayılı kararında özetle, “…sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge (fatura) kullanılması halinde üç kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmekte ise de; mal ve hizmeti gerçekten satın alan, yani bu mal ve hizmetin işletmesine girdiği ve kullanıldığı hususu açıkça belli olan ve bu nedenle gelir veya kurumlar vergisi yönünden tenkit edilmeyen kişinin, bunun karşılığında aldığı fatura veya sevk irsaliyesi gibi belgenin, bunu satan kişiye ait olup olmadığını araştırması ve bilmesi olanağının bulunmadığı durumlarda, bu tür sahte veya yanıltıcı belgeyi bilerek ve isteyerek kullanmadığı ihtimali de her zaman mevcut olabilir. Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olan, ancak yukarıda anlatıldığı gibi bu faturayı kasıtlı ve kötü niyetli olarak kullanmadığı anlaşılan mükellefler adına kesilecek vergi ziyaı cezasının tek kat uygulanması hak ve adalet ilkelerine daha uygun olacaktır. Nitekim yargı yerlerini bağlayıcı niteliği bulunmamakla birlikte, Maliye Bakanlığınca 18.06.2002 tarih ve 24789 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 306 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde de, sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin bilerek kullanılmadığı ve bu kullanımda kasıt bulunmadığının belirlenmesi halinde, vergi denetim elemanlarınca vergi suçu raporu düzenlenmemesi ve vergi ziyaı cezasının bir kat olarak kesilmesi gerektiği açıklanmıştır.” şeklinde nihai kararını vermiştir.

Söz konusu yasal mevzuat çerçevesinde beyannamede ilgili dönemde indirim konusu yapılan KDV’lerin tamamı iptal edilerek indirilecek KDV arasından çıkarılmalıdır.

4- Örnek Uygulamalar ve Yaptırımlar:

A) Sahte belgenin bilerek kullanılması durumunda: çok ağır yaptırımlar uygulanmakta, mükellefler cezalandırılmaktadır. Böyle bir durum söz konusu olduğunda;

-KDV dahil sahte belge tutarının % 10’u oranında özel usulsüzlük cezası kesilmekte,

-Ziyaa uğrayan vergi geri istenmekte,

-Ziyaa uğratılan verginin 3 katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilmekte,

-Sahte belge kullanma fiilini işleyen kişi hakkında üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmak üzere dava açılmaktadır.

Bunlara ek olarak bilerek sahte fatura kullanıldığının iddia edilmesi durumunda, tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalar için tarhiyat öncesi (özel usulsüzlük cezası hariç) ve sonrası uzlaşma hakkından yararlanılamamaktadır.

Örnek 1:  X şahıs firması tarafından sunulan 118.000-TL’lik akaryakıt hizmetini satın alan Y AŞ. olsun. X şahıs firması hakkında düzenlenen müfettiş raporuna istinaden hakkında sahte belge düzenleyici şerhi konulan firmadan alınan faturalar naylon fatura olarak değerlendirecektir. Y AŞ. bilerek naylon fatura kullanır ise:

Kesilecek cezalar ve uygulanacak yaptırımlar:

– Özel usulsüzlük: 118.000*%10=11.800-TL

– Ziyaa uğrayan vergi: 18.000-TL

– Ziyaa uğratılan verginin 3 katı: 18.000*3=54.000-TL

– Bilerek sahte belge kullandığı için hakkında vergi suçu raporu düzenlenerek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır.

– Tarhiyat öncesi (özel usulsüzlük cezası hariç) ve sonrası uzlaşma talep edilemeyecektir.

B) Sahte belgenin bilmeyerek kullanıldığının iddia edilmesi durumunda ise;

-KDV dahil sahte belge tutarının % 10’u oranında özel usulsüzlük cezası kesilmekte,

-Ziyaa uğrayan vergi geri istenmekte,

-Ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilmektedir.

Ancak bu halde, tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalar için tarhiyat öncesi ve sonrası (özel usulsüzlük cezası hariç) uzlaşma hakkından yararlanılmaktadır.

Yukarıda zikredilen her iki durumda da, sahte belge kullanan mükellef “özel esaslara tabi” mükellef olarak kara listeye alınmaktadır.

Örnek 2:  X şahıs firması tarafından sunulan 100.000-TL’lik akaryakıt hizmetini satın alan Y AŞ. olsun. X şahıs firması hakkında düzenlenen müfettiş raporuna istinaden hakkında sahte belge düzenleyici şerhi konulan firmadan alınan faturalar naylon fatura olarak değerlendirecektir. Y AŞ. bilmeden naylon fatura kullanır ise:

Kesilecek cezalar ve uygulanacak yaptırımlar:

– Özel usulsüzlük: 118.000*%10=11.800-TL

– Ziyaa uğrayan vergi: 18.000-TL

– Ziyaa uğratılan verginin 1 katı: 18.000-TL

– Bilerek sahte belge kullanmadığı için Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmayacaktır.

– Tarhiyat öncesi (özel usulsüzlük cezası hariç) ve sonrası uzlaşma talep edilebilecektir.

Muhasebe kayıtlarını gösteren bir örnek:

ÖRNEK 3: X A.Ş’nin  2016 hesap döneminde 100.000 TL tutarında naylon fatura kullandığı tespit edilmiştir. Mükellef kurum hakkında vergiler tahakkuk etmiş cezalar kesinleşmiştir. (Dava açma hakkının kullanılmadığı varsayılmıştır)

İşletmenin naylon fatura kullanımı için yaptığı kayıt şu şekildedir: (YANLIŞ KAYIT)

——————–   ../../….   ———————-

153 Ticari Mallar                                                        100.000

191 İndirilecek Katma Değer Vergisi                                18.000

100 Kasa                                                                      118.000

——————–  ../../….  ————————

Yapılması Gereken Kayıtlar şu şekildedir: (OLMASI GEREKEN KAYIT)

Bilerek naylon fatura kullanımı:

Geçmiş Yıl Karı=80.000 TL

Ödenecek Vergi Ve Fonlar=(20.000) Kurumlar Vergisi,(18.000)Katma Değer Vergisi

Muhasebe Kaydı:

——————–   ../../….   ———————-

131 Ortaklardan Alacaklar                                                    118.000

689 Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar                                                   ***

(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)

570 Geçmiş Yıllar Karları                                            80.000

360 Ödenecek Vergi ve Fonlar                                                       38.000

-(20.000) Kurumlar Vergisi

-(18.000) Katma Değer Vergisi

369 Ödenecek Diğer Yükümlülükler                                                 ***

——————–  ../../….  ————————

NOT: Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar  hesabına vergi ziyaıı ve gecikme faizi hesaplanarak kaydedilecektir.

Bilmeden  naylon fatura kullanımı:

Bilmeden naylon fatura kullanımıyla ilgili yapılan tespitlerde gerçekde bir malın alındığı kabul edilmektedir. Bu durumda Vergi Usül Kanunu madde 3 uyarınca malların maliyetinin indirimi kabul edilecektir. Dolayısıyla Kurumlar Vergisi yönünden sakıncalı bir durum söz konusu değildir.

Ödenecek Vergi Ve Fonlar=(18.000)Katma Değer Vergisi

Muhasebe Kaydı:

——————–   ../../….   ———————-

131 Ortaklardan Alacaklar                                                    18.000

689 Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar                                             ***

(Kanunen Kabul Edilmeyen Gider)

360 Ödenecek Vergi ve Fonlar                                                         18.000

369 Ödenecek Diğer Yükümlülükler                                                 ***

——————–  ../../….  ————————

Sahte belgenin bilerek mi yoksa bilmeden mi kullanıldığının tespiti hususundaki değerlendirmeyi vergi incelemesine yetkili olanlar yapmaktadır. Konuya ilişkin 306 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde düzenleme mevcut olup, adı geçen Tebliğin bir bölümü şu şekildedir;

“Gerçekte yapılan bir mal veya hizmet alımı karşılığında mal veya hizmeti sağlayan tarafından kendi belgesi yerine bir başka mükellefin belgesi verilebilmektedir. Bu gibi durumlarda iş veya hizmetin mahiyetine göre belgeyi alan tarafın bu belgenin mal veya hizmetin sağlandığı mükellefe ait olup olmadığını bilemediği durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu gibi durumlarda sahte belgeyi kullanmış olan mükellefin, bu belgenin satın aldığı mal veya hizmeti sağlayana ait olmadığını bilip bilmemesi önem taşıyacaktır. Şayet kullanıcının belgenin sahte olduğunu bilmesi gerekiyorsa, bir başka deyimle, kasıt söz konusu ise burada 359 uncu maddede belirtilen anlamda bir sahte belge kullanımı söz konusu olacaktır. Aksi takdirde ise suçun manevi unsuru oluşmadığından durum madde kapsamında değerlendirilemeyecektir.

Bu itibarla, kaçakçılık suçunun oluşması sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin bilerek kullanılıp, kullanılmadığının; diğer bir anlatımla, bu kullanımda kastın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine ve belirlenmesine bağlı bulunmaktadır. Yapılan incelemelerde sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin bilerek, isteyerek kullanılıp kullanılmadığının vergi incelemesine yetkili olanlarca değerlendirilmesi ve bu belgeleri bilerek kullandığı sonucuna varılan mükellefler için vergi suçu raporları düzenlenmesi, haklarında cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularında bulunulması ile bu belgelerin kullanılması sonucu vergi ziyaına da sebebiyet verilmiş olması halinde 344 üncü maddenin üçüncü fıkrası uyarınca üç kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.

Ancak, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin bilerek kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasında bu belgeleri bilmeden kullandığı sonucuna varılan mükellefler adına vergi suçu raporları düzenlenmemesi ve haklarında cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularında bulunulmaması icap etmektedir. Ayrıca, bu belgeleri kullanmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmiş olması halinde bu mükellefler adına 344 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.”

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Yanıltıcı Fatura Şüphesi ve İhtirazi Kayıtla Düzeltici Beyanname Verilmesi

Son zamanlarda vergi dairelerinden mükelleflere yazılar tebliğ edilerek bu yazılar içerisinde mükelleflerin kullandığı faturaların sahte fatura olduğu ve bu faturaların kayıtlardan çıkartılarak ilgili KDV, geçici vergi, kurum, gelir ve diğer ilgili beyannamelerin düzeltilmesi gerektiği tebliğ edilmektedir.

Uygulamada vergi daireleri mükelleflere yazı tebliğ etmeyip, pratiklik açısından telefonla mükellefleri arayıp, bu durumu izah edip, problemli faturaları geri çekerek düzeltme beyannamesi verilmesi gerektiğini şifai olarak söylemektedir.

Bilindiği gibi, Türkiye çapında sorunlu faturalar çığ gibi büyüyerek bütün iş alemini sarmış durumdadır. Yazılan bir “vergi tekniği raporuna” istinaden Türkiye çapında o mükelleften mal alan bütün mükellefler özel esaslara alınmaktadır. Ayrıca, özel esaslara alınan mükelleflerden mal alanlar da ikinci aşamada KOD’a alınarak bunlar da aynı şekilde özel esaslara geçirilmektedir. Böylece, ikinci ve üçüncü seviyede özel esaslara alınan firmalardan mal alanların KDV beyannamelerinin düzeltilmesi talep edilmektedir. (Müfettişler tarafından düzenlenen raporların ekinde özel esaslara alma tablosu eklenerek, buralarda rapora ilişkin bilgiler, hakkında rapor düzenlenen mükelleflere ilişkin bilgiler ve ayrıca rapora istinaden özel esaslar kapsamında alınacak mükellefler ayrıntılı olarak belirtilmektedir)

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Sahte ve Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanma İncelemelerinde İzaha Davet

Özet

6728 sayılı Kanun ile 213 sayılı VUK’un “Cezalandırılmayacak Olan Şekle Ait Usulsüzlükler”    başlıklı 370. maddesi “İzaha Davet” olarak değiştirilmiş olup, Vergi Kanunlarına yeni bir düzenleme getirilmiştir.  Bu kapsamda 1 Eylül 2017 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 482 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde VUK’un 370. maddesinde düzenlenen izaha (açıklamaya) davet müessesesinin kapsamı ve şekli, ön tespitin niteliği, izaha daveti yapacak ve yapılan izahı değerlendirecek idari birimler, davet yapılacaklar, yapılan izahta kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esaslar belirlenmiştir. İzaha davet müessesesiyle özellikle sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeleri bilmeden veya istemeyerek kullanan mükellefler açısından Vergi İdaresinin vergi ziyaının varlığına ilişkin ön tespitleri bulması halinde, mükelleflerin izaha davet edilmeleri ve varsa ziyaa uğrayan vergileri faizleriyle birlikte bir süre içerisinde ödemeleri şartıyla vergi ziyaı cezasının daha az oranda kesilmesine imkân tanınmaktadır.

1. Giriş

Ülkemizde sahte belge ve uzantısı muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin kullanılması ya da düzenlenmesi suretiyle oluşan vergi kaçakçılığı fiilleri kayıt dışı ekonominin artmasında önemli etkiye sahiptir. Bu fiiller çoğu zaman sahte belge ticareti yaparak düzenledikleri her bir belge üzerinden komisyon geliri elde etmek amacıyla mükellefiyet tesis ettirenlerle birlikte gayri faal hale gelmiş şirketlerin ortaklarından devralınması suretiyle paravan şirketler meydana getirildiği görülmektedir. Bu şekilde kullanılan sahte belgelerle katma değer vergisi yönünden nihai vergi yükünün olması gerekenden daha az bir tutarda gerçekleştirilmesi gelir ve kurumlar vergisi yönünden belgelendirilmeyen gerçek gider veya maliyet unsurlarının belgelendirilmiş gibi gösterilmesi ve gerçekte olmayan gider veya maliyet unsurlarının gerçekleştirilmiş gibi gösterilmesi amaçlanmaktadır.

Mükellefler yapılan incelemeler sonucu bu belgeleri bilerek ya da isteyerek kullandıkları zaman Türk Ceza Kanunu’nun 339-349. maddeleri arasında düzenlenen “Evrakta Sahtecilik” suçunun müeyyidesiyle karşı karşıya kalırlar. Diğer taraftan mükellefler mal ya da hizmet alımlarında bazen karşı tarafın sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanıcısı veya düzenleyicisi olup olmadığını bilmemektedir.

Sahte ve Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanma ve diğer on beş konu başlığında 482 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği yayınlanmış olup; söz konusu tebliğ ile Vergi Usul Kanunu’nun 370. maddesinde düzenlenen izaha (açıklamaya) davet müessesesinin kapsamı ve şekli, ön tespitin niteliği, izaha daveti yapacak birimler, davet yapılacaklar, yapılan izahta kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esaslar belirlenmiştir.

Bu çalışmamızda Sahte ve Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanma İncelemelerinde “İzaha Davet” uygulamasının mükellefler açısından getirdiği yenilikler yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilecektir.

2.Sahte ve Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanma İncelemeleri

SMİYB, gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından, gider veya maliyetleri artırma ve bu yolla vergi matrahını azaltma amacıyla kullanılmaktadır. Ayrıca, mal veya hizmet tedarik edilen kişinin belge vermemesi dolayısıyla, gider veya maliyetleri belgelendirebilme ihtiyacından dolayı da SMİYB kullanıldığı bilinmektedir.[1]

Uygulamada çoğu zaman sahte belge ile muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge birbirine karıştırılmaktadır. Konunun önemi bakımından “sahte belge” ve “muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge” olarak her iki kavramın ayrı olarak irdelenmesi gerekecektir.

2.1. “Sahte Belge” Tanımı

Konumuzun “sahte fatura” yerine “sahte belge” olarak daha geniş tutulması gerekmektedir. Çünkü Vergi Usul Kanunu’ndaki belgeler; fatura, serbest meslek makbuzu, gider pusulası, taşıma irsaliyesi vb sayılmıştır. VUK’da yer alan belge kavramı Türk Ceza Kanunu’ndaki varaka (vesika) olarak kabul edilmektedir.

Vergi Usul Kanunu’ndaki her vesikanın Türk Ceza Kanunu’ndaki varaka olmasına karşılık, Türk Ceza Kanunu’ndaki her varaka Vergi Usul Kanunu’ndaki vesika değildir. Yani Vergi Usul Kanunu’nda yer alan varaka kavramı Türk Ceza Kanunu’ndan daha dar kapsamlıdır. Vesika, varakanın alt kümesidir.[2]

Hukuki geçerliliğini sağlayan zorunlu ve yeterli unsurlara sahip olmayan sahte belgenin tanımına ilk olarak 01.08.1988 tarihli 28 Seri No’lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde değinilmiş ve “D” bölümünde sahte belge aşağıdaki gibi tanımlanmıştır;

1.  Bir mal hareketi veya hizmet söz konusu olmadığı halde düzenlenen belgeler,

2. Belge düzenleme yetkisi bulunmayanlar tarafından düzenlenen belgeler,

3. Başkası adına bastırılıp kullanılan belgeler,

sahte belge olarak kabul edilecektir.

Sahte belgenin tanımıyla ilgili olarak 213 sayılı VUK’un 359. maddesinin b bendinde “Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan yine Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği’nin 3.1. bölümünde;

“Bir belgenin sahte olup olmadığı belgeden hareketle yapılacak tespitlere bağlıdır. Buna göre;

– İnceleme dönemi veya incelemeye konu dönemlere ilişkin yoklamalar yapılmak suretiyle mükellefin gerçek bir faaliyetinin bulunup bulunmadığı (ilgili dönem mahalle muhtarı, site yöneticisi ve/veya çevredekilerin mükellefin eylem tarihindeki durumuna ilişkin ifadeleri vb.),

– Belgeye konu mal hareketinin gerçekte olup olmadığının fiili veya kaydi envanter ya da randıman incelemesi, karşıt inceleme ve tespit, nakliye, ödeme/tahsilat vb. kanıtlarla tespiti,

– Ticari ilişkisinin olup olmadığı hususu ve ticari ilişkide bulunduğu firmalar,

– Ortaklık yapısı ve ortaklara ilişkin analizler,

– Muhasebecisine yönelik tespitler,

– Maliye Bakanlığı bünyesinde yer alan, hakkında inceleme yapılanlara ve ticari ilişkide bulundukları mükelleflere ilişkin bilgiler,

– Sahte belge ticareti varsa komisyon geliri elde edilip edilmediği,

– Mükellefiyetle ilgili ödevlerin yerine getirilip getirilmediği,

gibi hususlar rapora bağlanmaksızın ya da tespit edilmeksizin bir belgenin sahte olduğu gerekçesiyle mükellef hakkında özel esaslar uygulanmaz.” hükümleri yer almaktadır.

2.2. “Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge” Tanımı

Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler ise şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmiş, ancak içerdiği bilgiler itibariyle yanlış olan belgelerdir.

213 sayılı VUK’un 359. maddesinin a fıkrasında; “Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.” olarak tanımlanmıştır.

Yine Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği’nin 4.1. bölümünde;

“- Belgenin mahiyet veya miktar itibarıyla gerçeğe aykırı olup olmadığı,

– Belgede yer alan bilgilerin gerçeğe aykırı olduğunun (ödeme bilgileri, mal hareketleri ve alıcı bilgileri gibi) deliller ile tespiti,

– Belgede yer alması zorunlu bilgilerde tahrifat yapılıp yapılmadığı,

– Belgede bulunması zorunlu bilgilerin (vatandaşlık numarası, vergi kimlik numarası ve adres gibi) gerçeği yansıtıp yansıtmadığı,

– Gerçekte satılan mal veya verilen hizmet yerine başka bir mal satıldığı veya hizmetin ifa edildiği, gibi hususlar rapora bağlanmaksızın ya da tespit edilmeksizin bir belgenin muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğu gerekçesiyle mükellef hakkında özel esaslar uygulanmaz.” hükümleri açıklanmıştır.

2.3. Sahte Belgenin Bilerek ya da Bilmeyerek Kullanılması

Sahte belge kullanılması durumunda iki ihtimal söz konusu olmaktadır. Bunlardan birincisi, sahte belgenin bilerek (kasten) kullanılması, ikincisi ise bilmeden kullanılmasıdır. Sahte belgenin bilerek kullanıldığının iddia edilmesi durumunda sonuçları itibariyle çok ağır yaptırımlar uygulanmaktadır.

2.3.1. Sahte Belgenin Bilerek/İsteyerek Kullanılması:

Sahte belgenin bilmeyerek kullanıldığının iddia edilmesi durumunda; KDV dahil sahte belge tutarının %10’u oranında özel usulsüzlük cezası kesilmekte, ziyaa uğrayan vergi geri istenmekte, ziyaa uğratılan verginin 3 katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilmekte ve sahte belge kullanma fiilini işleyen kişi hakkında üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmak üzere dava açılmaktadır.

2.3.2. Sahte Belgenin Bilmeden/İstenmeden Kullanılması:

Sahte belgenin bilmeyerek kullanıldığının iddia edilmesi durumunda; KDV dahil sahte belge tutarının %10’u oranında özel usulsüzlük cezası kesilmekte, ziyaa uğrayan vergi geri istenmekte ve ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası  kesilmektedir. Ancak bu halde, tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalar için tarhiyat öncesi ve sonrası (özel usulsüzlük cezası hariç) uzlaşma hakkından yararlanılmaktadır.

3.İzaha Davet Müessesesi ve SMİYB Kullanılması Durumunda İzaha Davet Uygulaması

6728 sayılı Kanun’un 22. maddesi ile VUK’ un “Cezalandırılmayacak Olan Şekle Ait Usulsüzlükler” başlıklı 370. maddesi “İzaha Davet” olarak değiştirilmiş olup, Vergi Kanunlarına yeni bir düzenleme getirilmiştir.  Bu kapsamda 1 Eylül 2017 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 482 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde VUK’un 370. maddesinde düzenlenen izaha (açıklamaya) davet müessesesinin kapsamı ve şekli, ön tespitin niteliği, izaha daveti yapacak ve yapılan izahı değerlendirecek idari birimler, davet yapılacaklar, yapılan izahta kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esaslar belirlenmiştir.

İzaha davet müessesesiyle Vergi İdaresinin vergi ziyaının varlığına ilişkin ön tespitleri bulması halinde, mükelleflerin izaha davet edilmeleri ve varsa ziyaa uğrayan vergileri faizleriyle birlikte bir süre içerisinde ödemeleri şartıyla vergi ziyaı cezasının daha az oranda kesilmesine imkân tanınmaktadır.

3.1. İzaha Davet Müessesesi

3.1.1. Tanımı:

İzaha davet müessesesi, verginin ziyaa uğradığına delalet eden emareler bulunduğuna dair yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitlerle ilgili olarak aynı merciler tarafından mükelleflerden açıklama talep edilmesi olup, bu müessese, yapılan değerlendirmeler sonucunda vergi ziyaına sebebiyet vermediği anlaşılan mükelleflerin konuyla ilgili vergi incelemesine veya takdire sevk edilmesini önlemekte, vergi ziyaına sebebiyet verildiği durumlarda ise belirli şartlar dahilinde indirimli ceza uygulanmak suretiyle mükellefleri daha ağır müeyyidelerden korumaktadır.

3.1.2. Amacı:

İzaha davet müessesesiyle temel olarak olayların gerçek mahiyetinin tespit edilmesine mükelleflerin daha çok katkıda bulunması ve bu sayede vergiye gönüllü uyumun artırılması amaçlanmaktadır. Diğer taraftan İdare ve mükellefler arasındaki uyuşmazlıkların azalmasıyla bağlantılı olarak; vergi yargısında iş yükünün hafiflemesine katkıda bulunacaktır. Çünkü vergi incelemeleri sonucu dava konusu yapılan vergi aslı ve cezalarında, konuya ilişkin mükelleflerin gönüllü uyumun artmasıyla birlikte vergi aslı ve cezaları husumet konusu yapılmadan çözüme kavuşacaktır.

3.1.3. Kapsamı:

482 Sıra No’lu Tebliğ ile izaha davet müessesesinin uygulanacağı SMİYB kullanılması ve beraberinde diğer konular olmak üzere toplam 16 farklı konu izaha davet kapsamına alınmıştır.

Bu konular:

1. Ba-Bs Bildirim Formlarında Yer Alan Bilgilerin Analizi Sonucunda Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

2. Kredi Kartı Satış Bilgileri ile Katma Değer Vergisi (KDV) Beyannamelerinin Karşılaştırılması Sonucunda Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

3. Yıllık Beyannameler ile Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamelerinin Karşılaştırılması Sonucunda Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

4. Çeşitli Kurum ve Kuruluşlardan Elde Edilen Bilgiler ile Asgari Ücret Tarifelerinin Karşılaştırılması Sonucunda Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

5. Yıllık Gelir ve Kurumlar Vergisi Beyannameleri Üzerinde Yapılan İndirimleri, Kanuni Oranları Aşan Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

6. Dağıttığı Kâr Üzerinden Tevkifat Yapmadığı Tespit Edilenlerin İzaha Davet Edilmesi,

7. Geçmiş Yıl Zararlarının Mahsubu Yönünden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

8. İştirak Kazançlarını İlgili Hesapta Göstermeyen Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

9. Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e Maddesindeki İstisna ile İlgili Olarak Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

10. Örtülü Sermaye Yönünden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

11. Ortaklardan Alacaklar İçin Hesaplanması Gereken Faizler Yönünden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

12. Ortaklık Hakları veya Hisselerini Elden Çıkardıkları Halde Beyanda Bulunmayan Limited Şirket Ortaklarının İzaha Davet Edilmesi,

13. Gayrimenkul Alım/Satım Bedelinin Eksik Beyan Edilmiş Olabileceğine Dair Haklarında Tespit Bulunanların İzaha Davet Edilmesi,

14. Gayrimenkullere İlişkin Değer Artışı Kazançları Yönünden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

15. Gayrimenkul Sermaye İratlarını Beyan Etmeyen veya Eksik/Hatalı Beyan Eden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi,

16. Sahte veya Muhteviyatı İtibarıyla Yanıltıcı Belge Kullanılması Durumunda Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi.

3.1.4. İzaha Davet Komisyonunun Kurulması ve Ön Tespit:

İzaha davet müessesi Gelir İdaresi Başkanlığı veya Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı bünyesinde kurulacak “İzah Değerlendirme Komisyonu” tarafından yapılacak ön tespitler ile ilgili olarak “izaha davet yazısı” nda belirtilen konular için uygulanacaktır.

Ön tespit, vergi kanunlarının verdiği yetki kapsamında vergi incelemesi yapmaya ve/veya mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişilerden bilgi toplamaya yetkili kılınanlar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak elde edilen bilgi, bulgu veya verilerin İzah Değerlendirme Komisyonuna intikal ettirilmesi neticesinde, belirtilen komisyon tarafından verginin ziyaa uğramış olabileceği ve mükellefin izaha davet edilebileceği yönünde yapılan tespiti ifade eder.

Ancak; ön tespit için yapılacak tarihten önce;

– Konu hakkında vergi incelemesine başlanmamış olması,

– Konunun takdir komisyonuna sevk edilmemiş olması,

– Konu hakkında ihbarda bulunulmamış olması

gerekmektedir.

3.1.5. İzaha Davet Yazısı:

Komisyonlar kendisine intikal ettirilen bilgi, bulgu veya verilerden hareketle verginin ziyaa uğramış olabileceğine ilişkin, maddede belirtilen ön tespiti yapacak, izaha davet yazısını, tebliğ edilmek üzere, haklarında ön tespit yapılanlara gönderecek, kendisine yapılacak izahları değerlendirip sonuçlandıracaktır.

Belirtmek gerekir ki; izaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefler davet konusu ön tespitle sınırlı olarak VUK’un 371. maddesinde yer alan pişmanlık hükümlerinden yararlanamayacaktır.

Kendisine izaha davet yazısı tebliğ edilenlerin madde hükümlerinden yararlanmaları için tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde yetkili komisyona izahta bulunmaları gerekmektedir. Bu süre içerisinde ilgili komisyona izahta bulunmayanlar, anılan madde hükmünden yararlanamazlar. Ayrıca mükelleflerce süresinde yapılan izah, komisyonca en geç 10 gün içinde değerlendirilerek sonuca bağlanacaktır.

3.1.6. İzahın Değerlendirilmesi:

Haklarında yapılan ön tespite ilişkin vergi ziyaına neden olunmadığı yönünde mükellefçe izahta bulunulması üzerine, mükellefin izahının komisyonca yeterli bulunması ve beyanname verilmesini veya vergi beyanının tamamlanmasını gerektirir bir durumun olmadığının değerlendirilmesi halinde, mükellef hakkında söz konusu tespitle ilgili olarak vergi incelemesine ve takdir komisyonuna sevk işlemi yapılmaz.

Bunun tersi olarak;  mükellefçe yapılan izahın komisyonca yeterli bulunmaması ve beyanname verilmesini gerektiren bir durumun bulunduğunun değerlendirilmesi halinde bu durum mükellefe bildirilir. Bu bildirim üzerine, izahın yapıldığı tarihten itibaren 15 günlük süre sona ermeden mükellefçe; hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması veya düzeltilmesi, ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51. maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranındaki izah zammıyla ödenmesi şartlarıyla vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi üzerinden % 20 oranında kesilir. Diğer taraftan yapılan izahın yeterli bulunmaması ve mükellef tarafından Vergi Usul Kanununun 370. maddesinde öngörülen işlemlerin gerçekleştirilmemesi durumunda incelemeye veya takdire sevk işlemleri yapılır.

İzaha davet kapsamında verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiler ile izah zammının mükelleflerce maddede öngörülen 15 günlük süre içerisinde ödenmemesi durumunda % 20 oranında kesilmiş olan indirimli ceza, % 50 oranı esas alınarak ikmal edilir ve izah zammının gecikme faizine dönüştürülmesi işlemi yapılır.

3.1.7. Tarhiyat Sonrası Uzlaşma:

VUK’un 370. maddesi kapsamında % 20 oranında kesilen vergi ziyaı cezasına ilişkin ihbarnamelerin tebliği üzerine mükellefler tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunabilirler.

3.2. SMİYB Kullanılması Durumunda İzaha Davet Uygulaması

3.2.1. Kapsamı:

Çalışmamızın önceki bölümlerinde SMİYB’ in iki ihtimalde kullanılacağından  (birincisi; sahte belgenin bilerek kullanılması, ikincisi ise; bilmeden kullanılması) bahsetmiştik. SMİYB kullanılması durumunda hangi mükelleflerin izaha davet edilmesi konusunda Tebliğ[3]‘in 2.16. bölümünün mefhumu muhalifinden hareketle bu belgeleri bilmeden kullananların izaha davet edileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla VUK’un 359. maddesinde yer alan fiillerle verginin ziyaa uğratılmış olabileceği hallerde izaha davet hükümleri uygulanmayacaktır.

3.2.2. Değerlendirmede Ele Alınacak SMİYB Tutarının Tespiti:

SMİYB kullanan mükellefler Tebliğde belirtilen kriterleri sağlamaları halinde izaha davet edilecektir. Konumuzla ilgili belirtilmek istenilen birinci kriter; SMİYB’in bilmeden kullanılması ya da bu belgeleri kullanan mükellefler açısından Vergi Suçu Raporu tanzim edilmemiş olması gerekir.

İkinci kriter ise SMİYB kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair vergi inceleme yetkisini haiz kişilerce düzenlenen raporlara istinaden yapılan ön tespitlerde, kullanılan SMİYB tutarının; her bir belge itibarıyla 50.000 TL’yi geçmemesi,

Üçüncü kriter yine inceleme elemanlarınca düzenlenen raporlara istinaden yapılan ön tespitlerde, kullanılan SMİYB tutarının; mükellefin ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının % 5’ini aşmaması,

Şartlarının birlikte gerçekleşmesi halinde SMİYB kullanan mükellefler İzaha Davet Müessesesi kapsamında izaha davet edileceklerdir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

1 Adet Sahte ( Naylon ) Fatura Kullanmanın Kaç Farklı Vergi ve Ceza Sonucu Olur?

1.Katma Değer Vergisi Boyutu:

      Sahte fatura kullanmanın en önemli sonucu katma değer vergisi anlamında kendini gösterir. Sahte faturaya ait indirilecek KDV’ler mükellef beyanlarından çıkartılır, beyanlar yeniden düzenlenir ve ödenmesi gereken vergi çıkması durumunda tarhıyat yapılır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3/B maddesinde; vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetin esas olduğu hükme bağlanmış olup, 30.maddesinin 4.bendinde; defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmaması hali resen tarh sebebi olarak sayılmıştır. Anılan Kanunun 134.maddesinde ise; vergi incelemesinden maksadın ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğu belirtilmiştir.

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29’uncu maddesinin (a) bendinde ise; mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri belirtilmiştir.

Katma Değer Vergisi; bünyesinde bulunan indirim mekanizması nedeniyle teslim ve hizmetler karşılığı üzerinden hesaplanan vergiden mal ve hizmet alımları ve yapılan giderler dolayısıyla ödenen vergilerin indirimi ile gerçekte yaratılan katma değerin vergilendirilmesi esasına dayanan bir vergidir; yani ticari bir ilişki sonucu mal ve ya hizmet satın alan kişi ya da kuruluşun ödemiş olduğu katma değerin satıcı kişi ya da kuruluş tarafından hâzineye ödenmesini amaçlamakta olup; belgesiz alış ve satışlarda, belgesiz satış yapan bir işletme ya da şahsın bu ödevini yerine getirdiğinden bahsedilemeyecek olması ve bu sebeple belgesiz satış yapan satıcıdan alış yapan kişi yönünden de hâzineye girmeyen verginin indirim konusu yapılması, katma değerin tekrar mükellefe iadesi olacaktır ki bu da katma değer vergisinin amacına aykırılık teşkil eder.

Bu durumda,  yukarıda anılan yasa hükümleri uyarınca katma değer vergisi indiriminden yararlanabilmek için fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtması gerekmekte olup gerçekleşmemiş veya gerçekten alınıp sahte belgeyle belgelendirilen teslim ve hizmetler dolayısıyla katma değer vergisi ödenmesi ve bunun sonucu olarak da bir vergi indirimi söz konusu olmayacağından, vergi indirimine dayanak teşkil eden faturaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının ortaya konulması icap eder.

 2.Gelir ve Kurumlar Vergisi Boyutu:

 Kurumlar vergisi; mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanmakta olup yıl içinde yapılan faaliyet çerçevesinde elde edilen hasılattan bunun karşılığında oluşan gider, mal ve hizmet alış maliyetinin düşülmesiyle safi kazancın bulunup beyan edilmesi esasına dayanan bir vergidir.

Kurumlar vergisinin beyanında gider olarak yazılacak mal ve hizmet alımlarının faaliyet karşılığında yapılan giderler olması ve bu giderlerin gerçekten yapılmış olmasının esas olduğu göz önüne alındığında sahte faturayla belgelendirilen alımların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının araştırılması icap etmektedir.

Katma değer vergisinden farklı olarak gelir ve kurumlar vergisi tarhıyatları yapılırken, kullanılan faturaların sahte olduğu kanısına varılması halinde doğrudan tahıyat yapılmamalı, gerçek yada tüzel kişinin ilgili dönem karlılığı tespit edilerek sektör karşılaştırılması yapılmalıdır.

3.Geçici Vergi Konusu:

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120.maddesinin 3.fıkrasında; yapılan incelemeler sırasında geçmiş dönemlere ait geçici verginin %10’unu aşan tutarda eksik beyan edildiğinin tespiti halinde eksik beyan edilen bu kısım için re’sen veya ikmalen geçici vergi tarh edileceği, mahsup süresi geçtikten sonra kesinleşen geçici verginin terkin edileceği ancak gecikme faizi ve ceza tahsil edileceği hükme bağlandığından, geçici vergi aslının aranmaması gerekmektedir.

Ayrıca, her ne kadar vergi idareleri tarafından geçici vergiye bağlı olarak 3 kat vergi ziyaı cezası kesilmekteyse de, geçici verginin yıllık vergiye mahsuben peşin olarak alınan bir vergi olması nedeniyle geçici vergi tutarının bir katını aşan kısım hukuki değildir.

 

4. Vergi Ziyaı Cezası Boyutu: Tek Kat Üç Kat Konusu

 

Sahte faturadan kaynaklı yapılan tarhıyatlarda vergi ziyaı cezasının çoğunlukla 3 kat olarak uygulandığı, bazı özel hallerde ise vergi inceleme elemanlarınca tek kat vergi ziyaı cezası önerildiği görülmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 344/3 fıkrası uyarınca 359.maddede sayılan fiiler nedeniyle vergi ziyaına sebep olunması durumunda vergi ziyaı cezasının vergi aslının üç katı oranında kesileceği göz önüne alındığında, sahte belge kullanma fiili bulunduğu hallerde  vergi aslının  üç katı oranında kesilen cezanın  hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir.

Ancak, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 344/3 fıkrası uyarınca 359.maddede sayılan fiiler nedeniyle vergi ziyaına sebep olunması durumunda vergi ziyaı cezasının vergi aslının üç katı oranında kesileceği hükme bağlanmış, Maliye Bakanlığı’nca 18.06.2002 tarih ve 24789 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 306 sıra numaralı Vergi Usul Kanun’u Genel Tebliği’nde de, sahte belgenin bilerek kullanılmadığı ve bu kullanımda kasıt bulunmadığının belirlenmesi halinde, vergi denetim elemanlarınca vergi ziyaı cezasının tek kat olarak kesilebileceği düzenlenmiştir.

Mükellef kurumun karlılık oranı, sahte faturaların ilgili dönem maliyetlerine oranı, fatura bedellerinin çek ve banka yoluyla ödenmesi, inceleme elemanı tarafından söz konusu çek bedellerinin geri alınmış olabileceği varsayımında bulunduğu halde buna ilişkin bir tespitin inceleme raporunda yer almadığı gibi hususlar var olduğunda, sahte faturaların bilerek kullanılmadığı sonuç ve kanaatine varılan durumlarda, vergi ziyaı cezasının tek kat olarak uygulanması gerekmektedir.

 

5.Özel Usulsüzlük Cezası Boyutu:

 

a) VUK 353. Madde yönü:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353.maddesinin 1.fıkrasında da;verilmesi ve alınması icap eden fatura,gider pusulası,müstahsil makbuzu ve serbest meslek makbuzlarının verilmemesi,alınmaması veya düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi halinde,bu belgeleri düzenlemek ve almak zorunda olanların her birine,her bir belge için 10.000.000.liradan aşağı olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken meblağın veya meblağ farkının %10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır.

Cezai yaptırıma bağlanmış olan bir fiilin tüm unsurları ile oluştuğu saptanmadıkça faile ceza uygulanmayacağı yolundaki genel ceza hukuku ilkesi idari cezalar içinde geçerli olduğundan yukarıda belirtilen yasa hükmü uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için bentte sayılan belgelerin verilmediğinin, alınmadığının ve düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verildiğinin hukuken geçerli biçimde tespit edilmiş olması zorunludur.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Sahte Fatura Düzenleme ve Kullanma

Sahte fatura düzenleme/kullanma fiili vergi kanunları bakımından bir takım yaptırımları gerektirmekle birlikte ceza yargısı anlamında da bir suç teşkil etmektedir. Dolaysıyla olayın, idari yargı (vergi yargılaması) boyutunun yanında adli yargı boyutu da bulunmaktadır. Bu nedenle mükelleflerin parasal cezaların dışında hürriyeti bağlayıcı cezalarla da karşılaşmamaları için dikkat etmeleri gerekir.

213 sayılı VUK’nun “Kaçakçılık Suçları ve Cezaları” başlıklı 359. Maddesinde “Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar,

Hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilir. Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.” Hükmü yer almıştır.

Bu hükme göre sahte fatura sahte belge düzenleme/kullanma kaçakçılık suçu olarak kabul edilmektedir.

Mükelleflerin kaçakçılık suçu nedeniyle ceza almamaları için adli yargı yerlerindeki savunmaları çok önemlidir. Bu savunmada, bilerek sahte fatura kullanılmadığı, alım ve satımlarının gerçek olduğu, banka yoluyla ödeme yapıldı ise buna dair tüm kanıtların sunulması gerekir.

Öte yandan, 213 sayılı VUK’nun “Bazı Kaçakçılık Suçlarının Cezalandırılmasında Usul” başlıklı 367. Maddesinde,

“Yaptıkları inceleme sırasında 359 uncu maddede yazılı suçların işlendiğini tespit eden Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi mecburidir.

359 uncu maddede yazılı suçların işlendiğine sair suretlerle ıttıla hasıl eden Cumhuriyet başsavcılığı hemen ilgili vergi dairesini haberdar ederek inceleme yapılmasını talep eder.

Kamu davasının açılması, inceleme neticesinin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesine talik olunur.

359 uncu maddede yazılı suçlardan dolayı cezaya hükmedilmesi, vergi ziyaı cezası veya usulsüzlük cezalarının ayrıca uygulanmasına engel teşkil etmez.

Ceza mahkemesi kararları, bu Kanunun dördüncü kitabının ikinci kısmında yazılı vergi cezalarını uygulayacak makam ve mercilerin işlem ve kararlarına etkili olmadığı gibi, bu makam ve mercilerce verilecek kararlar da ceza hâkimini bağlamaz.” Hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükme göre, mükelleflerin kaçakçılık suçundan cezalandırılmasına yönelik özel bir usuli düzenleme getirilmiş olup, Cumhuriyet Savcılığına yapılacak bildirimlerde bu usule uyulması gerekir. Şayet, bu usule uyulmaz ise mükellefin cezalandırılması mümkün değildir. Bu iddianın, adli yargı dava aşamasında mutlaka ileri sürülmesi gerekmektedir. Nitekim bu doğrultudaki Yargıtay Ceza Dairesi kararı aşağıda yer almıştır.

 

  1. Ceza Dairesi         2016/7676 E.  ,  2017/1507 K.dff83b33afe0f810

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 213 Vergi Usul Kanunu’na muhalefet
HÜKÜM : Sanık …: Beraat
Sanık …: Mahkumiyet

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “bazı kaçakçılık suçlarının cezalandırılmasında usul” başlıklı 367. maddesinin birinci fıkrası “(Değişik fıkra: 23/07/2010-6009 S.K/13.md.) Yaptıkları inceleme sırasında 359 uncu maddede yazılı suçların işlendiğini tespit eden Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları ile stajyer gelirler kontrolörleri tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi mecburidir” hükmü bulunmaktadır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Sahte ve Muhteviyatı İtibariyle Fatura Kullanımında İspat

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Kanuni Süresinden Sonra Verilen İhtirazi Kayıtlı Beyannameler

Vergi sistemimiz çağdaş vergilemenin unsurlarından birisi olan “beyan esası ilkesi” üzerine inşa edilmiş olup, Vergi Usul Kanunu‘nun (VUK) 378’inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde ise  “Mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar.” kuralına yer verilmiştir.

Kural bu olmakla beraber bu madde günümüze kadar iki istisnasıyla birlikte uygulanmıştır. Bunlardan ilki aynı Kanun’un 378’nci maddesinde de belirtildiği üzere VUK’un 116 ve müteakip maddelerinde yer alan vergi hatalarına ilişkin dava açılabileceği düzenlemesidir. Diğer istisnanın yasal dayanağı ise VUK’ta değil,   2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasında dolaylı bir şekilde aşağıdaki gibi yer almaktadır.

“Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 2 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. ”

Yukarıda yer alan düzenleme çerçevesinde ihtirazi kayıtla beyan müessesesi uygulamada kendine yer bulmuş ve uzun yıllardır mükelleflerin kullandığı etkin hak arama ve ihtilafların çözümü yollarından birisi olmuştur. Ancak bu müessesenin mükelleflerce kullanımı aşamasında, kanuni süresinde verilen beyannamelerde bir sorun yaşanmazken kanuni süresinden sonra ihtirazi kayıtla verilen beyannamelerin dava konusu yapılıp yapılamayacağı yönünde farklı yargı kararları verilmiş olup bir içtihat birliği sağlanamamıştır.

Konuya ilişkin son gelişme; İstanbul 9.ncu Vergi mahkemesinin farklı yargı kararlarının varlığına da dikkat çekerek yaptığı Anayasa’ya aykırılık başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesinin (AYM)   verdiği 14.6.2017 tarih ve E.2017/24 – K.2017/112 sayılı  Karardır.  Karar’da İstanbul 9’uncu Vergi Mahkemesi’nin itiraz gerekçesi  aynen aşağıdaki gibi yer almaktadır.

(…)10. Başvuru kararında özetle, kanuni süresinde ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergilere karşı dava açılabilmesine rağmen, itiraz konusu kural uyarınca beyan dönemi dışında verilen ve uygulamada düzeltme beyannamesi olarak bilinen beyannamelere ihtirazi kayıt konulamayacağı ve dolayısıyla bu tür beyannamelere karşı dava açılamayacağı, bu durumun kanun önünde eşitlik, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırı olduğu ve hak arama hürriyetini sınırlandırdığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. (…)

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Düzeltme Beyannameleri İhtirazi Kayıtla Verilebilir Mi? Dava Konusu Yapılabilir Mi?

  1. Giriş

Devlet tarafından gerçekleştirilen işlemlerin, tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine bağlı olması demokratik hukuk devletinin gereklerindendir. Bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir hukuk devleti olduğu Anayasa’ mızda hüküm altına alınmıştır. Anayasa’nın 125’ inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” düzenlemesiyle amaçlanan etkili bir yargısal denetimdir. Bu kural, idarenin kamu hukuku ya da özel hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır. [1]

Çağdaş vergi hukukunun temel ilkelerinden biri beyan esasıdır. Bu esas, vergi mükellefleri tarafından verilen bilgilere göre verginin belirlenmesi ve buna göre alınması üzerine kurulmuştur. Bu nedenle günümüzde vergi tarhı konusunda benimsenen en yaygın usul beyan esasıdır. Türk vergi sistemi de esas itibarıyla beyan esasına dayanmaktadır.

Vergi mevzuatının uygulanması sonucunda tesis edilen ve idari davaya konu edilebilecek işlemler 213 sayılı Kanun’un 378’ inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir.

Bu kapsamda mükellefler tarafından sonradan verilen düzeltme beyannamelerinde ihtirazi kayıt konulup konulamayacağı ve idari dava konusu yapılıp yapılamayacağı yazımızın konusunu oluşturmaktadır.


  1. Vergi Davalarının Konusu

213 sayılı Vergi Usul Kanunun “dava konusu” başlıklı 378’ inci maddesinde “Vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması lazımdır.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Kod’dan Çıkarılmayan Mükellefin Tazminat Talebi

Danıştay 3. Daire
Tarih         : 26.05.2010
Esas No   : 2007/4267
Karar No  : 2010/1716
“KOD”DAN ÇIKARILMAYAN MÜKELLEFİN TAZMİNAT TALEBİ

KOD’dan çıkarılması, çıkarılmasının mümkün görülmemesi halinde sebep ve yasal dayanaklarının bildirilmesini talep eden mükellefin, bu talebinin vergi dairesince yerine getirilmemesi halinde manevi tazminata hükmedilebileceği hk.

İstemin Özeti: Davacı şirket tarafından 100.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminat istemiyle açılan davada; şirket tarafından KOD 2 ve KOD 5’e alınma işlemlerine karşı dava açılması sonucu mahkemelerinin kararıyla yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi üzerine ilgili şirketçe vergi dairesine başvurularak KOD 2 ve KOD 5’ten çıkarılması, çıkarılması mümkün değilse yasal yollara başvurulacağından sebepleri ve yasal dayanaklarının bildirilmesinin istenildiği, vergi dairesi müdürlüğünce 84 Seri No.lu Katma Değer Vergisi genel tebliği uyarınca talebin yerine getirilemeyeceği esas hakkında verilecek kararın sonucuna göre yeniden değerlendirileceğinin bildirilmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle dava açıldığı, zarara uğranıldığı hususu somut olarak belgelerle kanıtlanamadığından maddi tazminat isteminin yerinde görülmediği, diğer taraftan hukuka aykırı idari işlemler sebebiyle manevi bir zarardan söz edilebilmesi, dolayısıyla

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Mükellefi Savunucuları