fbpx
Pazartesi, 6 Temmuz, 2020
İhtirazi Kayıtla Beyan

İhtirazi Kayıtla Beyan

İhtirazi Kayıtla Beyan , Türk vergi sisteminde genel vergileme şekli beyana dayalı vergilemedir. Bu vergileme şeklinde vergi mükellefleri veya vergi sorumluları vergi kanunlarında belirtilen matrah ve oranlara göre vergilerini hesaplayıp bir beyanname ile vergi dairesine bildirmektedirler. Vergi dairesi de beyanname ile bildirilen vergilerin doğruluğunu denetlemektedir.

Vergi kanunlarının karmaşıklığı, vergi idaresi ile yargının farklı yorumları, vergi idaresinin kanunlara uygun olmayan tebliğleri ve özelgeleri (mükteza) karşısında mükellef veya sorumlunun beyanname düzenlemesi ve doğru beyanname vermesi kolay olmayabilmektedir.

Bu gibi durumlarda, mükellef riskten kurtulmak için idare lehine düşünüp beyanname vermesi durumunda belki de fazla bir vergi ödemek durumunda kalacaktır. Kendine göre doğru bildiği şekilde beyanname vermesi durumunda ise vergi cezası ile karşı karşıya kalabilecektir.

Bu ikilem nedeniyle bizce yapılması gereken en doğru şey, aşağıda usul ve esaslarını inceleyeceğimiz ihtirazi kayıtla beyan yani verdiği beyannameye itiraz etmektir.

İhtirazi Kayıtla Beyan

Vergi Usul Kanununun 378 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre mükellefler beyan ettikleri matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Vergi Usul Kanunu hükmü bu olmasına rağmen, Danıştay muhtelif kararlarıyla öteden beri mükelleflerin beyanlarına karşı dava açabilecekleri esasını getirmiştir.

Bu esasa, “ ihtirazi kayıtla beyan “[ii] usulü denilmektedir. Danıştay, bu usulü kabul etmekle mükelleflerin dava açma hakkı kısıtlamasını önlemiş olmaktadır.

Vergi Usul Kanununda, Danıştay’ın bu içtihadına rağmen mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara itiraz edemeyecekleri hükmü devam etmektedir. Ancak, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27 nci maddesinin 3 üncü bendinde yer alan “ ………ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsilat işlemlerini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. “ hükmüyle ihtirazi kayıtla beyanname verilmesi ve buna karşı dava açılması esası yasal zemine oturtulmuştur.

Maliye Bakanlığı, vergi dairesinin işlemlerini yönlendirdiği “ Vergi Daireleri İşlem Yönergesi “ nin Vergilendirme Bölümü ile ilgili 58 inci maddesinde “ İhtirazi Kayıtla Verilen Beyannameler Üzerine Yapılacak İşlemler “ başlığı altında mükelleflere kanuni gerekçe gösterilerek beyan edilen matrah veya matrah kısmı üzerinden tarh edilen vergiye dava hakkının saklı tutulması yolunda beyannameye yazılı nota ihtirazi kayıt adı verildiğini belirterek bu beyannamelere yapılan itirazı, Vergi Usul Kanununda olmamasına rağmen kabul ettiği ve uygulamayı bu yönde yönlendirdiği anlaşılmaktadır.

İHTİRAZİ KAYITLA BEYANIN USUL VE ESASLARI

İhtirazi Kayıtla Verilebilecek Beyannameler

Vergi kanunlarında yer alan ve matrahın beyan edenlerce belirlendiği tüm beyannameler ihtirazi kayıtla verilebilir. Bu beyannamelere örnek, Gelir Vergisi Kanununa göre verilen Yıllık, Muhtasar ve Münferit Beyanname, Kurumlar Vergisi Kanununa göre verilen Kurumlar Vergisi Beyannamesi, Özel Beyanname, Kurumlar Vergisi Tevkifat Beyannamesi, Tasfiye, Birleşme ve Devir Beyannamesi, Katma Değer Vergisi Kanununa göre verilen beyannameler, Belediye Vergileri, Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi,ÖTV Beyannameleri, BSMV Beyannamesi,Damga Vergisi Beyannamesi vb. dir.

Matrah olmayan ve vergi bulunmayan hallerde de ihtirazi kayıtla beyan verilebileceği konusunda aşağıda özetini verdiğimiz Danıştay[iii] Kararı bulunmaktadır.

İhtirazi kayıt, beyannamede gösterilen matrah veya matrah kısmı üzerinden tahakkuk eden vergiye yönelik olabileceği gibi ticari bilanço zararı ve indirim ve istisnalar nedeniyle zarar beyan edilen ya da kar beyan edilmekle birlikte geçmiş yıl zararlarının mahsubu veya risturn, yatırım indirimi gibi kazançtan yapılacak indirimler nedeniyle vergilendirilmesi gereken kurum kazancı doğmayan ve izleyen yıla devreden zarar miktarını ya da yararlanılabilecek yatırım indirimi tutarını azaltacak durumlarla da beyannamelerin ihtirazi kayıt konularak verilmesi ve idari davaya konu edilebilmesi mümkündür.

 

İhtirazi Kayıtla Pişmanlıkla Verilen Beyannameler

Vergi Usul Kanununun 371 inci maddesi gereğince, beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı nedeniyle kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden haber verenlerin düzenleyip verdiği pişmanlık beyannamelerinin ihtirazi kayıtla verilip verilemeyeceği konusu tartışmalı bir konudur. Bu konuda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu konunun incelenmesi bir başka makalemizde yapılacaktır.

Kimler İhtirazi Kayıtla Beyanname Verebilir

Ihtirazi kayıtla beyannameyi, beyanname vermek durumunda olan vergi mükellefleri veya sorumluları verebilir.

Vergi sorumlularının ihtirazi kayıtla beyanname verebileceği konusunda Danıştay Kararları bulunmaktadır[iv]. Özetle,

“193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94′üncü maddesinde sayılan kişi ve kuruluşlar, istihkak sahiplerine yapılan ödemelerden yasada öngörülen verginin kesilmesi, muhtasar beyanname ile beyan edilip ödenmesinden sorumlu tutulmuşlardır. Kesilen verginin beyan edilmemesi ya da ödenmemesi vergi sorumlusunun takibini gerektireceğinden, usulüne uygun olarak ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine sorumlu adına tahakkuk eden verginin, vergi sorumlusu tarafından idari davaya konu edilebilecektir.” denilmektedir.

İhtirazi Kayıtla Beyanname Verilmesinde Usul

Kağıt Ortamında Verilen Beyannameler :

İhtirazi kayıtla verilen beyannameler, diğer beyannamelerden farklı değildir. İhtirazi kayıtla verilen beyannamenin vergi dairesince diğer beyannamelerden ayrılabilmesi için beyannamenin üzerine “İHTİRAZİ KAYITLA BEYANDIR“ şeklinde not konulması gerekir. Her ne kadar Maliye Bakanlığı yukarıda sözü edilen Vergi Daireleri İşlem Yönergesinin 58 inci maddesinde “ Mükelleflerce kanuni gerekçe gösterilerek beyan edilen matrah ve matrah kısmı üzerinden tarh edilen vergiye dava hakkının saklı tutulması yolunda beyannameye yazılı nota “İHTİRAZİ KAYIT” adı verilir denilerek beyannamenin üzerine kanuni gerekçenin yazılmasını istemişse de fiziki olarak bu mümkün olmayabilir. Bu nedenle, beyannamenin görünen yerine “ İHTİRAZİ KAYITLA BEYANDIR “şeklinde not konularak gerekçesinin ekli dilekçede olduğu belirtilmesi ve beyannameye bu dilekçenin eklenmesi uygun olur.

Danıştay verdiği kararlarda[v], her ne kadar ihtirazi kayıt notunun beyannamede olmaması ve ihtirazi kayıt dilekçesinin beyanname ile birlikte verilmemesine rağmen, beyanname verme süresi içinde verilmiş olmasının ihtirazi kayıtla beyanname verilmiş olmasına engel olmayacağını belirtmişse de, dilekçenin beyanname ile birlikte verilmesi başka bir ihtilaf olmasını önler.

Elektronik Ortamda (e-beyan) Verilen Beyannameler

Elektronik ortamda verilen beyannamelerin ihtirazi kayıtla verilmesi durumunda ise, ihtirazi kayıtla ilgili kutucuğun işaretlenmesi gerekmektedir[vi][vii]. Ayrıca, beyannamenin ihtirazi kayıtla verilmesinin gerekçelerini gösteren bir ihtirazi kayıt dilekçesinin de beyanname verme süresi içinde vergi dairesine verilmesi gerekir. Beyannamenin düzenlendiği tarihte ilgili vergi dairesine  verilmesi olası ihtilafları önler.

İhtirazi Kayıtla Beyan Üzerine Vergi Dairesince Yapılacak İşlemler

Vergi dairesinin de aynı işlem yönergesinin 47 inci maddesine göre, beyannamenin makbuzu niteliğinde olan, beyannamenin verildiğini kanıtlayan ve tarh ve tahakkuk ettirilen vergiyi gösteren tahakkuk fişinin not kısmına ihtirazi kayıtla verildiği yazılır ve dava açma mercii gösterilir.

Vergi dairesi, ihtirazi kayıtla aldığı beyannamede yer alan gerekçeyi uygun görürse düzeltme fişi ile fazla beyan edilen vergiyi düzeltir. Bu nedenle, fazla vergi tahsil edilmişse fazla tahsil edilen vergiyi iade eder.

Ancak, vergi dairelerinin iş yükünün fazla olması, düzeltme makamının sorumluluk yüklenmek istememesi ve tereddüt konusunun yargıda çözümlenmesini istemesi nedeniyle çok haklı nedenler olsa da düzeltme yapılması sıkça rastlanan bir olay değildir.

 Dava Açılması

İhtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine dava, vergi mahkemesinde açılmalıdır. Açılacak davada, dava dilekçesi şekli diğer dava dilekçelerinden farklı değildir. Dava açma süresi ise tahakkuk fişinin tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gündür[viii].

Bu süreden sonra, dava açılması veya hiç açılmaması ihtirazi kayıtla beyanname verilmesini geçersiz kılar. Bu beyannameler, normal verilen beyanname mahiyetinde olur.

Dava Açılmasının Tahsilata Etkisi

İdari Yargılama Usulü Kanununun 27/3 üncü maddesine göre , ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine tahakkuk ettirilen vergilerin tahsilatı durmaz. Sözü edilen vergilerin ödenmesi gerekir. Bu vergiler ödenmemişse, ödenmeyen kısmına vergi dairesi gecikme zammı uygular. Ancak, ihtirazi kayıtla verilen beyanname için açılan davada yürütmenin durdurulması talep edilirse ve mahkeme yürütmenin durdurulmasını uygun görürse tahakkuk eden vergiler ödenmez.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Sahteciler Koduna Girmemek İçin Yapılması Gerekenler

Koda Girmemek İçin Yapılması Gerekenler

Koda Girmemek İçin Yapılması Gerekenler  ,  Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (IV/E/3.5.) bölümünde haklarında sahte belge kullanma tespiti bulunanların verilen 15 günlük süre içerisinde işlemin gerçekliğini anılan Tebliğin (IV/E/5) bölümündeki açıklamalara göre ispat eden veya söz konusu belgede yazılı KDV tutarını indirim hesaplarından çıkarmak suretiyle beyanını düzelten mükelleflerin özel esaslar kapsamına alınmayacağı belirtilmiştir. 

Koda Girmemek İçin Yapılması Gerekenler sizin için yazdık.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (IV/E/4.5.) bölümünde ise haklarında muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma tespiti bulunanların verilen 15 günlük süre içerisinde belgenin işlemi mahiyet ve miktar itibarıyla doğru olarak yansıttığını anılan Tebliğin (IV/E/5) bölümündeki açıklamalara göre ispat eden veya söz konusu belgede yazılı KDV tutarını indirim hesaplarından çıkarmak suretiyle beyanını düzelten mükelleflerin özel esaslar kapsamına alınmayacağı belirtilmiştir.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (IV/E/5.) bölümünde;

idare tarafından sahte veya yanıltıcı olduğu yönünde bulgular bulunan bir belgenin gerçek bir işleme dayandığı ve dayandığı işlemi mahiyet ve miktar itibarıyla doğru olarak yansıttığı işlemin tarafları, ilgilileri (iade talep edenler) veya mükellefler tarafından 213 sayılı Kanunun 3’üncü maddesindeki delil serbestisi kapsamında iddia ve ispat olunabileceği ve ispatta aşağıdaki delillerin kullanılabileceği belirtilmiştir.

Koda Girmemek İçin Yapılması Gerekenler

1-      İşlem bedeline yönelik ödemenin 5411 sayılı Bankalar Kanunu hükümlerine göre faaliyette bulunan bankalar vasıtasıyla veya 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 785 inci maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında düzenlenen çekler ile yapıldığının tevsiki gerekmektedir.Ödemeyi tevsik eden belgenin (banka dekontu, hesap ekstresi veya internet çıktısının) aslı veya noter onaylı örneğinin vergi dairesine bir dilekçe ekinde ibrazı gerekmektedir.

2-     Taşıma, yükleme, boşaltma, depolama, ambalajlama, ve benzeri işlemlerin yapıldığına yönelik belgeler, sigorta belgesi, vergi, resim, harç, pay, fon gibi ödemeler yapılmışsa bu ödemelere ait belgelerin aslı veya noter onaylı örneğinin vergi dairesine bir dilekçe ekinde ibrazıyla işlemin gerçekliğinin tevsikinde delil olarak kullanılabilmektedir.

Haklarında sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımına ilişkin olumsuz rapor bulunan mükelleflerin, raporun vergi dairesi kayıtlarına intikal ettiği tarihe kadar henüz sonuçlandırılmamış iade talepleri dâhil, bu tarihten sonraki iade talepleri;

– Sahte belge kullanımında 4 kat,

– Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımında ise 3 kat,

teminat karşılığında, teminat gösterilmemesi halinde münhasıran vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmektedir. Raporun intikal ettiği tarihten önceki dönemler için alınan teminatlar da dâhil olmak üzere iade için alınan tüm teminatlar vergi inceleme raporu ile çözülmektedir.

Koda Girmemek İçin Yapılması Gerekenler , Mükelleflerinizin ve mükelleflerinizle ticari ilişkide bulunan müşterilerinin özel esaslar kapsamına alınmaması ve katma değer vergisi iadelerinde zorluklarla karşılaşmaması açısından vergi dairesi yazısının tebliğ tarihinden itibaren 15 günlük süre içerisinde

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Naylon Faturadan Sahte Belgeye

Katma değer vergisinin Türkiye vergi hukukunda yerini aldığı ilk yıllarda ihracatın ekonomi için baskın kılınmaya çalışılan önemi, dış satım yoluyla ülkeye gelir sağlama çabası açısından katma değer vergisi iade sisteminin kurgusunu gerekli kılmıştır.

Katma değer vergisi iade sistemi, ihracat yönünden ihraca konu değerin bünyesinde biriken yüklenilmiş katma değer vergisinin mükellefe iadesi şeklinde çalışır. Bu sistemde varış ülkesi ilkesi gereği ihracat sırasında vergi hesaplanmaz.

Dolayısıyla yüklenilen vergilerin indirilebileceği bir hesaplanan katma değer vergisi olmadığından yüklenilen vergiler yönünden iade sistemi işletilir.

1985 yılında hukukumuza giren katma değer vergisi, ekonomik yaşamda fiyat yapısının vergi kadar yükselmesi sonucunu doğurduğundan, ticari işlemlerin belgesiz yapılmaması, o günlere değin işlemler için belge almayan taraflar için belge istemeyi özendirmek üzere ücretlilere vergi iadesi gibi sistemler de uygulanmıştır.

Katma değer vergisi, herhangi bir tarafın gelirini ya da giderini temsil etmemekle birlikte ekonomik yaşamda bir anda fiyatların vergi ile birlikte yüksek seyretmesi algısı oluşturmuş, bu algı reel olarak da hazine adına tahsil edilse de hazineye intikal için ödense de yükümlüler yönünden “bir yük” olarak değerlendirilmiştir.

Katma değer vergisi hesaplayarak hazineye vergi idaresi aracılığıyla bildiren yükümlüler, bu vergilerinden indirebildikleri verginin düşük olduğu ve ödenecek vergi yüklerinin yüksek kabul edildiği süreçlerde, ödenecek vergi tutarını en aza indirmenin bir yöntemi olarak gerçekte bir işleme dayanmayan belgeler temin etmeye başlamışlardır. Bu belgeler piyasada anıldığı şekliyle “naylon fatura” kavramıyla betimlenmiştir.

Naylon fatura zaman içinde vergi literatüründe de yer bulmuştur. Bir nükte unsuru olarak da faturanın naylon değil kağıt olduğu değerlendirmelerine değin yanılsamalar da yaşanmıştır.

Hukukun tanımıyla sahte belge olan naylon fatura, kavramsal olarak zamanla terkedilmiş, sahte belge, içeriği yanıltıcı belge betimlemeleri ağırlık kazanmıştır.

Katma değer vergisinin uygulanmaya başladığı günlerden bugüne ekonomik sistemde sahte veya içeriği yanıltıcı belgenin güncelliğini yitirmediği bilinmektedir.

Yoğun olarak vergi oranlarının yüksekliği nedeniyle bazı kullanıcıları tarafından bir zorunluk olarak da değerlendirilen sahte veya içeriği yanıltıcı belge, etkin mücadele çabalarının geliştirilmesine karşın tedavüldedir. Vergi denetim birimlerinin iş yükleri içindeki yerinin kendini koruduğu bilinmektedir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Yargı Kararları Işığında İhtirazi Kayıtla Verilen Beyannameler

Örnek olaylar üzerinden, ihtirazi kayıtla verilen beyannamelere Vergi Mahkemesi, Danıştay, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu ve Anayasa Mahkemesi’nin bakışını irdelemeye çalışacağız.

Örnek Olay 1

Örnek olayımızda vergi mükellefine; “olumsuz mükellefler listesinde” yer alan mükelleflerden mal ve hizmet alımında bulunduğu gerekçesiyle bu alımlara ilışkın faturalarda yer alan KDV’nin “indirimlerden çıkarılması” gerektiği vergi dairesi tarafından bildirilmiştir. Bu bildirim üzerine vergi mükellefi, bahse konu KDW’leri indirimlerinden çıkararak gerekli düzeltme beyannamelerini “ihtirazı kayıtla” vermiş ve aynı zamanda da konuyu yargıya taşımıştır. Mükellef tarafından “ihtirazi kayıtla” verilen beyannameler üzerine, vergi dairesi tarafından KDV tahakkuk ettirilmiş, gecikme faizi ile birlikte “o 50 oranında vergi ziayı cezası kesilmiştir. Burada vurgulanması gereken bir husus da mükellefin beyannamelerini “pişmanlıkla vermemiş” olmasıdır.

Örnek Olay ve Vergi Mahkemesinin Bakışı

İstanbul 5’nci Vergi Mahkemesi, 30.05.2016 tarih ve Esas: 2016/207 ve Karar: 2016/1152 sayılı Kararıyla; vergiyi doğuran olayın ortaya çıkarılması ve doğruluğunun saptanması ıçın gerekli araştırmaların yapılmasının zorunlu olduğu, olayda, davacının ikinci bir beyanname vermeye zorlandığı, dava konusu tahakkukların bu zorlama sonucu verilen beyana dayandığı, idarenin mükellefleri ikinci bir beyanda bulunmaya zorlama hak ve yetkisinin bulunmadığı, faturaların sahte fatura olduğu iddia ediliyor ise vergi incelemesi suretiyle her türlü araştırma ve inceleme yapılarak somut verilerle sahteliğinin ortaya konulması gerekirken bu yönde davacı nezdinde bir vergi incelemesi yapılmadığı gerekçesiyle tahakkuk eden vergileri, kesilen cezayı ve hesaplanan gecikme faizini kaldırmıştır.

Örnek Olay ve Danıştay’ın Bakışı

Vergi Mahkemesi’nin mükellef lehine vermiş olduğu kararı üzerine, davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay 3’ncü Dairesi, 29.12.2017 tarıh ve Esas: 2016/16389, Karar: 2017/11031 sayılı Kararı’yla; beyanname verme süresi geçirildikten sonra, faturaları kayıtlara intikal ettirilen firmalar
hakkındaki olumsuz tespitler nedeniyle söz konusu faturalar kayıtlardan çıkarılarak ilgili dönemlere ait KDV düzeltme beyannamelerine konulan ihtirazi kaydın, süresinden sonra verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiye dava açılmasına olanak sağlayan bir çekince olarak kabulüne olanak
bulunmadığı, verginin süresinde tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle vergi ziyaı cezası kesilmesi, VUK’nun 341’nci maddesinin gereği olduğundan, Mahkemece yeniden verilecek kararda bu hususun ayrıca gözetileceğinin açık olduğu gerekçesiyle, (mükellef aleyhine olmak üzere) Vergi Mahkemesi
kararını bozmuştur.

Danıştay mevzu olayda; mükellef tarafından verilen, KDV düzeltme beyannamelerini serbest iradeyle verilen bir beyanname olarak görmüş ve bu beyannamelerin üzerine ihtirazi kayıt konulmasının dava açmaya
yeterli olmadığını (kendi beyanına karşı dava açılamayacağından hareketle) düşünerek, olayın esasına hiç girmeden oy çokluğu ile Vergi Mahkemesi kararını bozmuştur.

Danıştay’ın, “bozma” kararı üzerine Vergi Mahkemesi, mükellef lehine vermiş olduğu ilk kararında “ısrar” etmiştir.

Örnek Olay ve Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun Bakışı

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu da Karar Tarihi: 27.02.2019, Esas No: 2019/145, Karar No: 2019/132 Kararı’yla; Danıştay 3’ncü Dairesi’nin kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle Vergi Mahkemesi’nin ısrar kararının bozulmasına karar vermiştir.

Diğer bir ifadeyle Kurul da mükellef aleyhine düşünerek, Danıştay 3’ncü Dairesi’nin kararına katılmıştır.

Örnek Olay 2 ve Yargı Mercilerinin Olaya Bakışı

Anayasa Mahkemesi’ne de intikal eden bu ÖRNEK OLAY 2; yukarıdaki ÖRNEK OLAY | ile mükellef yönünden aynı olmasa da konu yönünden aynıdır.

Söz konusu bu ÖRNEK OLAY 2 hakkında Anayasa Mahkemesi mükellef lehine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin Karar Başvuru Numarası: 2015/15100, Karar Tarihi: 27.02.2019, yayımlandığı Resmi Gazete tarih sayısı: 03.04.2019 — 30734 tür.

Anayasa Mahkemesi’ne intikal eden ÖRNEK OLAY 2 hakkında kısa açıklama.

(…) Vergi Dairesi Başkanlığı (Vergi Dairesi) tarafından 13.06.2014 tarihli yazı ile hakkında vergi tekniği raporu düzenlenen mükellef G.D. ve firmasından yapılan mal ve hizmet alımlarına ait faturaların sahte olduğu belirtilerek başvuruculardan bu alımlara isabet eden KDW’lerin tenzil edilmesi istenmiş, aksi takdirde olumsuz mükellefler listesine alınacakları uyarısı yapılmıştır.

Başvurucular anılan yazı üzerine olumsuz mükellefler listesine girmemek için Vergi İdaresine 2014 yılı içinde farklı tarihlerde ihtirazi kayıtla düzeltme beyannameleri vermişlerdir. Bu beyannameler üzerine Vergi İdaresince KDV ve gecikme faizi tahakkuk ettirilmiş ve vergi ziyaı cezası kesilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’ne intikal eden bu olayda yargılama safhaları şu şekilde gerçekleşmiştir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Kaçakçılığı Suçu ve Naylon Sahte Fatura Suçu

Vergi cezaları arasında, en ağır olanı kuşkusuz “kaçakçılık suçu” ile ilgilidir. Kaçakçılık suçu fiillerini işleyenler hakkında, hem “üç kat vergi ziyaı cezası” hem de “hapis cezası” uygulanabilmektedir (VUK Md. 344/3 ve 359).

VUK’un 359. maddesinde “Hürriyeti Bağlayıcı Ceza İle Cezalandırılacak Suçlar ve Cezaları” bölüm başlığı altında sıralanan “vergi kaçakçılığı suçları ve cezaları” iki grupta toplanmıştır. Birinci gruptaki fiiller 7 bent halinde, ikinci gruptakiler ise 6 bent halinde aşağıda sıralanmıştır.
 

A) 6 Aydan 3 Yıla Kadar Hapis Cezasını Gerektiren Kaçakçılık Suçları ve Cezaları

 (VUK Md. 359/a)

1- Defter ve kayıtlarda, hesap ve muhasebe hileleri yapmak,

2- Gerçek olmayan ya da kayda konu işlemlerle ilgili bulunmayan kişiler adına hesap açmak,

3- Defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri, vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde, tamamen ya da kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydetmek,

4- Defter, kayıt ve belgeleri tahrif etmek,

5- Defter, kayıt ve belgeleri gizlemek ,

6- Muhteviyatı (kapsamı) itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek,

7- Muhteviyatı (kapsamı) itibariyle yanıltıcı belge kullanmak.

B) 18 Aydan 3 Yıla Kadar Hapis Cezasını Gerektiren, Kaçakçılık Suçları ve Cezaları (VUK Md. 359/b)

1- Defter, kayıt ve belgeleri yok etmek , defter sayfalarını yok ederek, yerine  başka yapraklar koymak ya da hiç yaprak koymamak,

2- Belgelerin asıl veya suretlerini sahte  olarak düzenlemek,

3- Asıl ya da suretleri sahte olarak düzenlenmiş belgeleri kullanmak,

4- Belgeleri, Maliye Bakanlığı ile anlaşma yapmadan basmak,

5- Belgeleri sahte olarak basmak,

6- Sahte olarak basılmış belgeleri kullanmak (6).

Uygulanacak Hapis Cezası, Hapis Cezasının Paraya Çevrilmesi

A) Uygulanacak Hapis Cezası ve Paraya Çevrilmesi

1) Altı Aydan Üç Yıla Kadar Uygulanacak Hapis Cezaları ve Hapis Cezasının Paraya Çevrilmesi

Yukarıda, birinci grupta yedi bent halinde sıralanan ve altı aydan üç yıla kadar hapis cezasını gerektiren fiilleri işleyenler;

– Filleri, Asliye Ceza Mahkemelerinin görev alanına girdiği için bu mahkemelerde yargılanırlar.

– Fillerin yaptırımı, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıdır.

– Bu gruptaki suçlara tayin olunan, bir yıla kadar hapis cezaları para cezasına çevrilebilir.

– İki yıla kadar olan hapis cezaları da ertelenebilir.

– Hükmolunan hapis cezasının para cezasına çevrilmesinde, hapis cezasının her bir günü için, sanayi sektöründe çalışan 16 yaşından büyük işçiler için, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan asgari ücretin bir aylık brüt tutarının yarısı esas alınır ve hükm-olunan bu para cezası ertelenemez (VUK Md.359/a son fıkra).  

2) 18 Aydan 3 Yıla Kadar Uygulanacak Hapis Cezaları ve Hapis Cezasının Paraya Çevrilmesi

Yukarıda ikinci grupta altı bent halinde sıralanan ve 18 aydan üç yıla kadar hapis cezasını gerektiren fiiller;

– Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanır.

– Mahkemece hükmolunacak hapis cezası 18 aydan üç yıla kadar “ağır hapis cezası”dır.

– Cezanın, niteliği ve süresi itibariyle para cezasına çevrilmesi ve ertelenmesi mümkün değildir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Karşılıksız Çek ve Sahte Fatura

Ekonominin hiçbir yerde değişmeyen her ülke ve toplum için, o ülke şartlarına göre gerek yazılı gerek yazılı olmayan kuralları vardır ve evrensel geçerliliğe sahiptir. Ticaret de,  bu kurallar ve kurallara bağlı kalan uygulamalar içerisindedir. Ülkemizdeki bu uygulamalardaki unsurlardan en önemlilerinden bir tanesi de ticarette kullanılan çeklerdir. 

Çek karşılığında alınan malların piyasaya nakit olarak düşük fiyatla satıldığı ancak çeklerin vadesi geldiğinde karşılıksız çıktığı durumlarla son zamanlarda sıkça karşılaşılmaktadır. Karşılıksız çek düzenleyenler, bankaları paravan firmalar kurarak hayali bilançolarla yanıltmakta ve kolaylıkla çek defterleri temin edebilmektedirler. 

Ticarette ödeme aracı olarak kullanılan çek, görüldüğü yerde ödenmesi gereken vadesiz bir enstrümandır. Ülkemizdeki ticarette ise çek; genellikle vadeli ödemeler için kullanıldığından kredi enstrümanı olarak algılanmaktadır.

Modem fiyat parasal sistemde para; krediler vasıtası ile üretilir. Krediler parasal sistemin bilançosunda kredi kullanan için pasif, kullandıran için aktif tarafta yer almaktadır. Ekonomideki para arzı tespit edilirken fon transferine aracılık eden bankacılık sisteminin bilançosu baz alınır. Bilançonun aktif ve pasifleri birbirine eşittir. Bankacılık sisteminin aktiflerinde hazine tahvilleri ve krediler yer alırken, bu hesapların simetrikleri de banka pasiflerinde mevduat ve benzerleri ile yer alır. İşte para arzı bu mevduat ve benzeri hesapların vade, likidite v.s. özelliklerine göre hesaplanır. Buna bir tür özel sektörün para arzı diyebiliriz.

İşte Çek bu aşamada devreye girer, yukarıda da belirttiğimiz gibi çek ülkemizde kredi enstrümanı olarak kullanılır. Ama bu kredinin banka kredilerinden çok önemli bir farkı vardır. Bu fark çek’in önünü açtığı kredinin bankacılık sektörü dışında gerçekleşmesinden ileri gelir, yani reel ekonomi kendi içinde kredi üretmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi ekonomide para krediler vasıtası ile yaratıldığından çekler vasıtasıyla ekonomide para üretilmiş olmaktadır.

Çek; üreten/satıcı/aracı tarafından kabul edildiğinde para üretilmiş olmaktadır. Daha sonradan bu çek ciro edilerek piyasada sirküle edildikçe para üretmeye/yerine geçmeye devam eder. Bunu paranın bir şekilde kendini devir etmesi olarak düşünebiliriz. Dolayısıyla tek bir çek defalarca dönerek birçok ticari işlemi birden gerçekleştirir. Buda çek’i çok etkin bir finansman aracına dönüştürür.

Finansman aracına dönen çek; reel sektörde üreten için çok ciddi bir banka dışı finansman kaynağını oluşturur. Firmalar normal faaliyetleri sırasında nihai ürünlerini piyasaya arz edip mal bedelini nakit olarak tahsil etmeden önce hammadde alımından cari giderlere kadar birçok harcama yapmak durumundadır. İşte çek bu aşamada devreye girer. Finansman ihtiyacı olan firmalar bu çekleri tedarikçilerine ciro ederler ya da bir banka veya faktoring şirketine kırdırırlar. Özellikle ciro edilen çekler piyasada defalarca dönerek reel sektöre banka dışı finansman kaynağı temin ederler.

Çekler karşılıksız çıkar ise işte sarmal o zaman tam tersine döner, tedarik zincirinde bu çekleri iyi niyetli olarak birbirine ciro eden firmalar ödenmeyen çek bedelleri sebebi ile paraya sıkışır, iflas eder ya da ekonominin döngüsüne sekte vurulacak şekilde zarar ederler.

Karşılıksız çek; çeki alan kişinin ilgili bankaya ibraz etmesi üzerine ilgili banka hesabında çekte yazılı tutarın bulunmamasını ifade eder. Karşılıksız çek düzenleme fiillerinde hapis cezası 2012 de yapılan yasal düzenlemeyle kaldırılmıştır.   Hapis cezasının yerine  çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı getirilmiştir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Sahte Fatura Kullanımı ve Bankadan Yapılan Ödemeler ve Vergi Teknik Raporunun Akıbeti

Malum olduğu üzere, sahte fatura kullanımı nedeniyle birçok mükellef son yıllarda cezalı tarhiyatlara maruz kalabilmektedir. Hem cezalı tarhiyata maruz kalıp ve hem de KOD 4 diye isimlendirilen özel esaslar kapsamına alınan mükellefler mağdur olabilmektedir. (1)

Sahte fatura kullanımı nedeniyle mağdur olan birçok firma ne gibi önlem alırsa bundan en az zararla kurtulabilir? (2)

Sahte fatura kullanımı iddiası ile ilgili Maliye Bakanlığı’nın tavrı çok net bir şekilde belirginleşmiştir.(3) 

Örneğin, hakkında vergi tekniği raporu düzenlenen bir mükelleften malzeme alan mükellefler cezalı tarhiyata maruz kalmaktadır. Benzeri şekilde özel esaslara alınan mükelleflerden mal ve hizmet alan mükellefler de aynı risk söz konusudur. Sahte fatura kullanımı nedeniyle haklarında tarhiyat yapılan mükellefler için 3 kat(4) vergi ziyaı cezası kesilmişse bunlar hakkında da ayrıca asliye ceza mahkemesinde kamu davası açılmaktadır. Bu davalarda yargılanan mükelleflere 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilmektedir. (Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından verilen 30.5.2013 gün ve E:2012/27552-K:2013/9075 sayılı kararda: ….. aynı takvim yılına ait sahte fatura kullanma eyleminin tek bir suç oluşturacağına karar verilmiştir.)

 

Sahte fatura kullanımı nedeniyle sınırlı olarak vergi incelemesine alınan mükellefler yönünden açıklama nedenleri olarak bu konuda mal ve hizmet bedelinin banka sistemi üzerinden ödenmesi yeterli bulunmaktadır. Aynı şekilde alınan malzeme bedellerinin taşıma irsaliyeleri, sevk irsaliyeleri, kantar fişleri vb. kanıtlar malzeme alındığını kanıtlayacak belgelerdir. Ancak, sahte fatura düzenleme iddiası bulunan mükellef hakkında düzenlenen vergi tekniği raporunda mükellefin hiçbir şekilde faaliyetinin olmadığı yönünde vergi tekniği raporu bulunması halinde durum ne olacaktır? Bize göre, hakkında sahte fatura düzenleme ile ilgili vergi tekniği raporu bulunan mükellefler açısından Maliye Bakanlığının görüşü oldukça nettir. Bu gibi durumlarda Maliye Bakanlığı (vergi müfettişleri) kullanıcı durumunda olan kişilerin yapmış olduğu çekle ödemeleri kabul edip etmemekte serbesttir. Konuyla ilgili, VUK GT seri no 306 hükümlerine göre sahte olduğu iddia edilen faturaların toplam alışa oranlaması yapılmaktadır.(5) Bu oranlama sonucunda çıkan miktarın tutarı %10’un üzerinde olması halinde bilerek sahte fatura alındığı yargısına ulaşılmaktadır.(6)

 

Netice olarak, düzenlenen vergi tekniği raporlarının yıllar sonra tanzim edilmesi sonucunda geçmişe yönelik o şirketin faaliyetini yok sayan tespitler yapılması raporun sıhhati konusunda tereddütler oluşturmaktadır.(7) Örneğin, 2012 yılında düzenlenen bir vergi tekniği raporu 2007 ve 2008 yılları için ilgili şirketin faaliyetinin bulunmadığını geçmişe yönelik olarak nasıl tespit edebilir ki?

 

Danıştay 9. Dairenin bundan 19 yıl önceki 31.10.1994 tarihli 1993/3003 E., 1994/4226 k. sayılı kararı, sadece belge düzenleyenlere ulaşılamaması (adreslerinde bulunamamaları) nedeniyle bir belgenin sahte olduğuna hükmedilemeyeceği yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır:(8)

 

“Dosyanın incelenmesinden, inceleme raporunda, yükümlüye emtia satan söz konusu firmalar karşıt inceleme yapıldığı, … Tic. Turizm Ltd. Şti.’nin düzenlediği faturada yer alan hasılatı katma değer vergisi beyannamesinde beyan ettiği belirtildiğine göre bu faturanın sahteliğinden bahsedilemeyeceği gibi yükümlü şirket gerek dava dilekçesi ekinde gerekse temyiz dilekçesi ekinde anılan şirketin paravan bir şirket olmadığını kanıtlamak amacıyla şirketin adresini, 1990 yılı ile ilgili döviz alım belgesi, ithalat belgesi Sermaye Artırımı ile ilgili Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi vb. belgeler ibraz etmiş olduğundan … Tic. Turizm Ltd. Şti.’nin paravan bir şirket olduğundan bahsedilemeyeceğinden inceleme elemanının bu yöndeki iddiası varsayımdan ibaret kalmaktadır.

 

…..’nin 14 adet fatura karşılığı yükümlüye sattığı emtianın ise, ….. Ticaret Borsasına kayıtlı olduğu, bu şahsın anılan yılda bazı aylarda eksik matrahla veya boş da olsa katma değer vergisi beyannamesini verdiği, kaldı ki yükümlü şirketin emtia aldığı Ekim ve Temmuz aylarında anılan şahsın beyannamesini verdiği de inceleme raporundaki bilgilerden anlaşıldığından bu şahıstan alınan faturaların da sahteliğinden bahsedilemeyeceğinden gerek ….. Ticaret Tur. Ltd. Şti. gerekse …… tarafından düzenlenen faturaların gerçek emtia alımı neticesinde düzenlendiğinin kabulü ile bu faturalarda yer alan katma değer vergilerinin 3065 sayılı Yasanın 29. maddesi uyarınca indirim konusu yapılacağı muhakkaktır. Mahkeme tarafından bu hususlara hiç değinilmeksizin anılan şirketlerin salt adreslerinde bulunmadıkları gerekçesiyle varsayıma dayalı olarak tarh edilen cezalı verginin onanmasında yasal isabet görülmemiştir.”

 

Aynı Dairenin çok daha yeni 16.02.2011 gün, 2010/331 E., 2011/395 k. sayılı kararı da yine bu yöndedir. Daire; Vergi Mahkemesi’nin davacıya fatura düzenleyen (…) Vergi Dairesi mükellefi olan (…) hakkında sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlendiğine ilişkin olarak herhangi bir vergi tekniği raporu bulunmadığı gibi davacının hesaplarını inceleyen inceleme elemanının; bu mükellef hakkında düzenlenen yoklama fişine göre belirtilen adreste bulunmadığı yönündeki tespitten hareketle davacıya düzenlendiği faturaların gerçek bir mal ve hizmet teslimine dayanmadığına karine teşkil etmeyeceği, bu durumda, (…)’ye ait fatura içeriği emtiaların gerçekten alınmadığı veya bu faturaların komisyon karşılığı düzenlendiği hukuken geçerli somut verilerle ortaya konulmadan yapılan cezalı tarhiyatta isabet görülmediği gerekçesiyle verdiği kabul kararını aynen onamıştır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Özel Esaslara Alınma İşleminin Hukukiliği

KDV Kanunu’nun 32. maddesinde Maliye Bakanlığı’na, iadeye ilişkin usul ve esasları düzenleme yetkisi verilmiştir. Maliye Bakanlığı da buna istinaden KDV Uygulama Genel Tebliği’nde iadeye ilişkin çeşitli düzenlemelere yer vermiştir. Bunlardan bir tanesi de “Özel Esas” uygulamasıdır. Söz konusu uygulama, “Verginin Kanuniliği” ve “Eşitlik” ilkelerine aykırılıktan hareketle çeşitli eleştirilere tabi tutulmuştur. Bu yönde Yargı Kararları olduğu gibi aksi görüş bildiren kararlarda mevcuttur.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinde, Kanun’un 11, 13, 14, 15. maddeleri ile 17. maddesinin 4 numaralı fıkrasının (s) bendi uyarınca vergiden istisna edilmiş bulunan işlemlerle ilgili fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisinin, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanacak katma değer vergisinden indirileceği, vergiye tabi işlemlerin mevcut olmaması veya hesaplanan verginin indirilecek vergiden az olması hallerinde ise indirilemeyen katma değer vergisinin, Maliye Bakanlığı’nca tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade olunacağı hüküm altına alınmıştır. İdare de buna istinaden aldığı yetkiyi kullanmış ve 26.04.2014’te yayımlanan KDV Uygulama Genel Tebliği ile iadeye ilişkin usul ve esasları düzenlemiştir. Özel esaslara ilişkin düzenlemede bu düzenlemelerden bir tanesidir. Tebliğ düzenlemesine göre, özel esaslar kapsamına alınan mükelleflerin iade talepleri bu kapsamda olmayan mükelleflere nazaran daha farklı yollarla yerine getirilecektir. Bizde çalışmamızda özel esaslar kapsamına alınma veya bu kapsamda olan mükelleflerin iade taleplerinin ne şekilde yerine getirileceğinden ziyade, bu uygulamanın hukuki olup olmadığı yönündeki değerlendirmelerimizi paylaşacağız.

Vergiler, ekonomik birimlerden siyasi cebir altında ve karşılıksız olarak devletçe toplanmaktadır. Devlet vergilendirme yetkisini ise Anayasa’dan almaktadır. Anayasa’nın 73. maddesinde; “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir.” hükmü yer almaktadır.

Görüleceği üzere Anayasa’nın 73. maddesi vergilendirmeye ilişkin bazı ilkelere vurgu yapmıştır. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanabilir.

  • Verginin Kamu Giderlerini Karşılamak İçin Alınma İlkesi
  • Verginin Mali Güce Göre Alınma İlkesi
  • Verginin Genellik ve Eşitliğe Uygun Alınması İlkesi
  • Vergi Yükünün Adaletli ve Dengeli Dağılımı İlkesi
  • Verginin Yasallığı İlkesi
  • Yargısal Denetim
  • Vergide Hukuki Güvenlik
  • Verginin Parasal Yükümlülük Olması İlkesi
  • Verginin Karşılıksız Olması İlkesi

Özel esaslara ilişkin düzenlemeler KDV Genel Uygulama Tebliği’nin IV/E bölümünde ele alınmıştır. Daha öncede belirttiğimiz üzere çalışmamızın amacı uygulamanın tabi olduğu usul ve esasları incelemek değil, hukuka uygunluğudur. Buradan hareketle uygulamaya ilişkin temel özelliklerden bahsettikten sonra değerlendirmelerimize yer vereceğiz.

Özel esaslar uygulaması ile amaç; iade edilecek KDV tutarının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle, Hazine’ye intikal etmemiş ve/veya hayali olarak oluşturulmuş, gerçek bir yüklenime dayanmayan tutarların KDV iadesi çatısı altında yolsuz olarak iadesini önlemektir.

Özel esaslara tabi olacak mükellefler ise özet olarak aşağıdaki gibidir.

– 213 sayılı Kanun’un 153/A maddesi kapsamına giren mükellefler,

– Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda haklarında “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükellefler,

– Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme konusunda haklarında “olumsuz rapor” bulunan mükelleflerin raporun ait olduğu dönemdeki ortakları, kanuni temsilcileri, bunların kurdukları veya ortak oldukları mükellefler ile kanuni temsilcisi oldukları mükellefler,

– Haklarında beyanname vermeme, defter ve belge ibraz etmeme ve adresinde bulunamama konusunda tespit bulunan mükellefler,

– Haklarında KDV yönünden ihtiyati tahakkuk veya ihtiyati haciz uygulanan mükellefler.

Yukarıda sayılan “özel esaslara tabi mükellefler” ile kendileri hakkında herhangi bir olumsuzluk bulunmasa dahi bunlardan mal ve/veya hizmet satın alanların iade taleplerinde özel esaslar uygulanır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

İhtirazi Kayıtla Verilen Beyannamelerde Ödeme ve Dava Açma Süreleri

İhtirazi Kayıtla Verilen Beyannamelerde Ödeme ve Dava Açma Süreleri

İhtirazi Kayıtla Verilen Beyannamelerde Ödeme ve Dava Açma Süreleri,İçinde bulunduğumuz Türk vergi sisteminde genel vergilendirilme şekli beyana dayalı vergilendirmedir. Bir başka deyişle beyana dayalı tarhiyat sistemi olarak da ifade etmek mümkündür. Bu sistemde vergi mükellefleri veya vergi sorumluları vergi kanunlarında belirtilen matrah ve oranlara göre vergilerini kendileri hesaplayıp bir beyanname ile vergi dairesine bildirmektedirler. Vergi dairesi de beyanname ile bildirilen vergilerin doğruluğunu kontrol etmekte ve gerekli işlemleri yapmaktadır.

Yürürlükte olan Vergi kanunlarının ağır dili ve karmaşıklığı, idarenin kanunlara uygun olmayan tebliğleri ve özelgeleri (mükteza), idare ile yargının farklı yorumları, vergi daireleri arasındaki farklı görüşler vb. nedenler karşısında mükellef veya sorumlunun beyanname düzenlemesi ve düzenlenen beyannamenin doğru ve güvenilir olarak hazırlanıp verilmesine engel teşkil etmektedir.

Bu gibi durumlarda, vergi mükellefi veya sorumlusu riskten kurtulmak için idare lehine düşünüp beyanname vermesi durumunda belki de fazla bir vergi ödemek durumunda kalacaktır. Burada üzerinde daha önce de durmuş olduğum Türkiye’de muhasebenin vergi ve idare odaklı olduğu durumu tekrar ortaya çıkmaktadır. Mükellef ya da sorumlu kendine göre doğru bildiği şekilde beyanname vermesi durumunda ise vergi cezası ile karşı karşıya kalabilecektir.

Günümüzde çoğu işlerin elektronik olarak işleme alınması ve vergi dairelerinin de hızlanan bir şekilde interaktif sisteme geçmesi, yapılan işlemlerin daha hızlı ve çabuk denetiminin yapılması olanağını beraberinde getirmiştir.

Tüm bu açıklamalar çerçevesinde mükellef ya da sorumlu üzerine düşen ödevi kanunlar çerçevesinde yerine getirme zorunluluğu içindeyken, aynı zamanda aklına yatmayan ve hakkını savunması gerektiğini düşündüğü durumlarda da ihtirazi kayıt ile beyanname verme hakkına başvurabilir. İhtiraz, Türk Dil Kurumu’na göre “çekince” anlamına gelmektedir. Çekince ise “her hangi bir konuda ilerisini düşünerek çekinmeyi gerektiren bir sebep veya durum” olarak tanımlanmaktadır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

 

Özel Esaslara Alınma İşlemi Hukuki Midir

Özel Esaslara Alınma İşlemi Hukuki Midir?

Özel Esaslara Alınma İşlemi Hukuki Midir? , Vergiler, ekonomik birimlerden siyasi cebir altında ve karşılıksız olarak devletçe toplanmaktadır. Devlet vergilendirme yetkisini ise Anayasa’dan almaktadır. Anayasa’nın 73. maddesinde; Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir.” hükmü yer almaktadır.

Görüleceği üzere Anayasa’nın 73. maddesi vergilendirmeye ilişkin bazı ilkelere vurgu yapmıştır. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanabilir.

  • Verginin Kamu Giderlerini Karşılamak İçin Alınma İlkesi
  • Verginin Mali Güce Göre Alınma İlkesi
  • Verginin Genellik ve Eşitliğe Uygun Alınması İlkesi
  • Vergi Yükünün Adaletli ve Dengeli Dağılımı İlkesi
  • Verginin Yasallığı İlkesi
  • Yargısal Denetim
  • Vergide Hukuki Güvenlik
  • Verginin Parasal Yükümlülük Olması İlkesi
  • Verginin Karşılıksız Olması İlkesi

Özel esaslara ilişkin düzenlemeler KDV Genel Uygulama Tebliği’nin IV/E bölümünde ele alınmıştır. Daha öncede belirttiğimiz üzere çalışmamızın amacı uygulamanın tabi olduğu usul ve esasları incelemek değil, hukuka uygunluğudur. Buradan hareketle uygulamaya ilişkin temel özelliklerden bahsettikten sonra değerlendirmelerimize yer vereceğiz.

Özel esaslar uygulaması ile amaç; iade edilecek KDV tutarının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle, Hazine’ye intikal etmemiş ve/veya hayali olarak oluşturulmuş, gerçek bir yüklenime dayanmayan tutarların KDV iadesi çatısı altında yolsuz olarak iadesini önlemektir.

Özel esaslara tabi olacak mükellefler ise özet olarak aşağıdaki gibidir.

– 213 sayılı Kanun’un 153/A maddesi kapsamına giren mükellefler,

– Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda haklarında “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükellefler,

– Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme konusunda haklarında “olumsuz rapor” bulunan mükelleflerin raporun ait olduğu dönemdeki ortakları, kanuni temsilcileri, bunların kurdukları veya ortak oldukları mükellefler ile kanuni temsilcisi oldukları mükellefler,

– Haklarında beyanname vermeme, defter ve belge ibraz etmeme ve adresinde bulunamama konusunda tespit bulunan mükellefler,

– Haklarında KDV yönünden ihtiyati tahakkuk veya ihtiyati haciz uygulanan mükellefler.

Yukarıda sayılan “özel esaslara tabi mükellefler” ile kendileri hakkında herhangi bir olumsuzluk bulunmasa dahi bunlardan mal ve/veya hizmet satın alanların iade taleplerinde özel esaslar uygulanır.

Vergi Mükellefi Savunucuları