fbpx

    Sahte Fatura Kullanımı ve Bankadan Yapılan Ödemeler ve Vergi Teknik Raporunun Akıbeti

    Malum olduğu üzere, sahte fatura kullanımı nedeniyle birçok mükellef son yıllarda cezalı tarhiyatlara maruz kalabilmektedir. Hem cezalı tarhiyata maruz kalıp ve hem de KOD 4 diye isimlendirilen özel esaslar kapsamına alınan mükellefler mağdur olabilmektedir.(1)

     

    Sahte fatura kullanımı nedeniyle mağdur olan birçok firma ne gibi önlem alırsa bundan en az zararla kurtulabilir?(2)

     

    Sahte fatura kullanımı iddiası ile ilgili Maliye Bakanlığı’nın tavrı çok net bir şekilde belirginleşmiştir.(3) Örneğin, hakkında vergi tekniği raporu düzenlenen bir mükelleften malzeme alan mükellefler cezalı tarhiyata maruz kalmaktadır. Benzeri şekilde özel esaslara alınan mükelleflerden mal ve hizmet alan mükellefler de aynı risk söz konusudur. Sahte fatura kullanımı nedeniyle haklarında tarhiyat yapılan mükellefler için 3 kat(4) vergi ziyaı cezası kesilmişse bunlar hakkında da ayrıca asliye ceza mahkemesinde kamu davası açılmaktadır. Bu davalarda yargılanan mükelleflere 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilmektedir. (Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından verilen 30.5.2013 gün ve E:2012/27552-K:2013/9075 sayılı kararda: ….. aynı takvim yılına ait sahte fatura kullanma eyleminin tek bir suç oluşturacağına karar verilmiştir.)

     

    Sahte fatura kullanımı nedeniyle sınırlı olarak vergi incelemesine alınan mükellefler yönünden açıklama nedenleri olarak bu konuda mal ve hizmet bedelinin banka sistemi üzerinden ödenmesi yeterli bulunmaktadır. Aynı şekilde alınan malzeme bedellerinin taşıma irsaliyeleri, sevk irsaliyeleri, kantar fişleri vb. kanıtlar malzeme alındığını kanıtlayacak belgelerdir. Ancak, sahte fatura düzenleme iddiası bulunan mükellef hakkında düzenlenen vergi tekniği raporunda mükellefin hiçbir şekilde faaliyetinin olmadığı yönünde vergi tekniği raporu bulunması halinde durum ne olacaktır? Bize göre, hakkında sahte fatura düzenleme ile ilgili vergi tekniği raporu bulunan mükellefler açısından Maliye Bakanlığının görüşü oldukça nettir. Bu gibi durumlarda Maliye Bakanlığı (vergi müfettişleri) kullanıcı durumunda olan kişilerin yapmış olduğu çekle ödemeleri kabul edip etmemekte serbesttir. Konuyla ilgili, VUK GT seri no 306 hükümlerine göre sahte olduğu iddia edilen faturaların toplam alışa oranlaması yapılmaktadır.(5) Bu oranlama sonucunda çıkan miktarın tutarı %10’un üzerinde olması halinde bilerek sahte fatura alındığı yargısına ulaşılmaktadır.(6)

     

    Netice olarak, düzenlenen vergi tekniği raporlarının yıllar sonra tanzim edilmesi sonucunda geçmişe yönelik o şirketin faaliyetini yok sayan tespitler yapılması raporun sıhhati konusunda tereddütler oluşturmaktadır.(7) Örneğin, 2012 yılında düzenlenen bir vergi tekniği raporu 2007 ve 2008 yılları için ilgili şirketin faaliyetinin bulunmadığını geçmişe yönelik olarak nasıl tespit edebilir ki?

     

    Danıştay 9. Dairenin bundan 19 yıl önceki 31.10.1994 tarihli 1993/3003 E., 1994/4226 k. sayılı kararı, sadece belge düzenleyenlere ulaşılamaması (adreslerinde bulunamamaları) nedeniyle bir belgenin sahte olduğuna hükmedilemeyeceği yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır:(8)

     

    “Dosyanın incelenmesinden, inceleme raporunda, yükümlüye emtia satan söz konusu firmalar karşıt inceleme yapıldığı, … Tic. Turizm Ltd. Şti.’nin düzenlediği faturada yer alan hasılatı katma değer vergisi beyannamesinde beyan ettiği belirtildiğine göre bu faturanın sahteliğinden bahsedilemeyeceği gibi yükümlü şirket gerek dava dilekçesi ekinde gerekse temyiz dilekçesi ekinde anılan şirketin paravan bir şirket olmadığını kanıtlamak amacıyla şirketin adresini, 1990 yılı ile ilgili döviz alım belgesi, ithalat belgesi Sermaye Artırımı ile ilgili Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi vb. belgeler ibraz etmiş olduğundan … Tic. Turizm Ltd. Şti.’nin paravan bir şirket olduğundan bahsedilemeyeceğinden inceleme elemanının bu yöndeki iddiası varsayımdan ibaret kalmaktadır.

     

    …..’nin 14 adet fatura karşılığı yükümlüye sattığı emtianın ise, ….. Ticaret Borsasına kayıtlı olduğu, bu şahsın anılan yılda bazı aylarda eksik matrahla veya boş da olsa katma değer vergisi beyannamesini verdiği, kaldı ki yükümlü şirketin emtia aldığı Ekim ve Temmuz aylarında anılan şahsın beyannamesini verdiği de inceleme raporundaki bilgilerden anlaşıldığından bu şahıstan alınan faturaların da sahteliğinden bahsedilemeyeceğinden gerek ….. Ticaret Tur. Ltd. Şti. gerekse …… tarafından düzenlenen faturaların gerçek emtia alımı neticesinde düzenlendiğinin kabulü ile bu faturalarda yer alan katma değer vergilerinin 3065 sayılı Yasanın 29. maddesi uyarınca indirim konusu yapılacağı muhakkaktır. Mahkeme tarafından bu hususlara hiç değinilmeksizin anılan şirketlerin salt adreslerinde bulunmadıkları gerekçesiyle varsayıma dayalı olarak tarh edilen cezalı verginin onanmasında yasal isabet görülmemiştir.”

     

    Aynı Dairenin çok daha yeni 16.02.2011 gün, 2010/331 E., 2011/395 k. sayılı kararı da yine bu yöndedir. Daire; Vergi Mahkemesi’nin davacıya fatura düzenleyen (…) Vergi Dairesi mükellefi olan (…) hakkında sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlendiğine ilişkin olarak herhangi bir vergi tekniği raporu bulunmadığı gibi davacının hesaplarını inceleyen inceleme elemanının; bu mükellef hakkında düzenlenen yoklama fişine göre belirtilen adreste bulunmadığı yönündeki tespitten hareketle davacıya düzenlendiği faturaların gerçek bir mal ve hizmet teslimine dayanmadığına karine teşkil etmeyeceği, bu durumda, (…)’ye ait fatura içeriği emtiaların gerçekten alınmadığı veya bu faturaların komisyon karşılığı düzenlendiği hukuken geçerli somut verilerle ortaya konulmadan yapılan cezalı tarhiyatta isabet görülmediği gerekçesiyle verdiği kabul kararını aynen onamıştır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Özel Esaslara Alınma İşleminin Hukukiliği

    KDV Kanunu’nun 32. maddesinde Maliye Bakanlığı’na, iadeye ilişkin usul ve esasları düzenleme yetkisi verilmiştir. Maliye Bakanlığı da buna istinaden KDV Uygulama Genel Tebliği’nde iadeye ilişkin çeşitli düzenlemelere yer vermiştir. Bunlardan bir tanesi de “Özel Esas” uygulamasıdır. Söz konusu uygulama, “Verginin Kanuniliği” ve “Eşitlik” ilkelerine aykırılıktan hareketle çeşitli eleştirilere tabi tutulmuştur. Bu yönde Yargı Kararları olduğu gibi aksi görüş bildiren kararlarda mevcuttur.

    3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinde, Kanun’un 11, 13, 14, 15. maddeleri ile 17. maddesinin 4 numaralı fıkrasının (s) bendi uyarınca vergiden istisna edilmiş bulunan işlemlerle ilgili fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisinin, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanacak katma değer vergisinden indirileceği, vergiye tabi işlemlerin mevcut olmaması veya hesaplanan verginin indirilecek vergiden az olması hallerinde ise indirilemeyen katma değer vergisinin, Maliye Bakanlığı’nca tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade olunacağı hüküm altına alınmıştır. İdare de buna istinaden aldığı yetkiyi kullanmış ve 26.04.2014’te yayımlanan KDV Uygulama Genel Tebliği ile iadeye ilişkin usul ve esasları düzenlemiştir. Özel esaslara ilişkin düzenlemede bu düzenlemelerden bir tanesidir. Tebliğ düzenlemesine göre, özel esaslar kapsamına alınan mükelleflerin iade talepleri bu kapsamda olmayan mükelleflere nazaran daha farklı yollarla yerine getirilecektir. Bizde çalışmamızda özel esaslar kapsamına alınma veya bu kapsamda olan mükelleflerin iade taleplerinin ne şekilde yerine getirileceğinden ziyade, bu uygulamanın hukuki olup olmadığı yönündeki değerlendirmelerimizi paylaşacağız.

    II- VERGİLENDİRMEYE İLİŞKİN ANAYASAL HÜKÜMLER

    Vergiler, ekonomik birimlerden siyasi cebir altında ve karşılıksız olarak devletçe toplanmaktadır. Devlet vergilendirme yetkisini ise Anayasa’dan almaktadır. Anayasa’nın 73. maddesinde; “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir.” hükmü yer almaktadır.

    Görüleceği üzere Anayasa’nın 73. maddesi vergilendirmeye ilişkin bazı ilkelere vurgu yapmıştır. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanabilir.

    • Verginin Kamu Giderlerini Karşılamak İçin Alınma İlkesi
    • Verginin Mali Güce Göre Alınma İlkesi
    • Verginin Genellik ve Eşitliğe Uygun Alınması İlkesi
    • Vergi Yükünün Adaletli ve Dengeli Dağılımı İlkesi
    • Verginin Yasallığı İlkesi
    • Yargısal Denetim
    • Vergide Hukuki Güvenlik
    • Verginin Parasal Yükümlülük Olması İlkesi
    • Verginin Karşılıksız Olması İlkesi

    III- ÖZEL ESASLARA ALINMA İŞLEMİNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

    Özel esaslara ilişkin düzenlemeler KDV Genel Uygulama Tebliği’nin IV/E bölümünde ele alınmıştır. Daha öncede belirttiğimiz üzere çalışmamızın amacı uygulamanın tabi olduğu usul ve esasları incelemek değil, hukuka uygunluğudur. Buradan hareketle uygulamaya ilişkin temel özelliklerden bahsettikten sonra değerlendirmelerimize yer vereceğiz.

    Özel esaslar uygulaması ile amaç; iade edilecek KDV tutarının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle, Hazine’ye intikal etmemiş ve/veya hayali olarak oluşturulmuş, gerçek bir yüklenime dayanmayan tutarların KDV iadesi çatısı altında yolsuz olarak iadesini önlemektir.

    Özel esaslara tabi olacak mükellefler ise özet olarak aşağıdaki gibidir.

    – 213 sayılı Kanun’un 153/A maddesi kapsamına giren mükellefler,

    – Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda haklarında “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükellefler,

    – Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme konusunda haklarında “olumsuz rapor” bulunan mükelleflerin raporun ait olduğu dönemdeki ortakları, kanuni temsilcileri, bunların kurdukları veya ortak oldukları mükellefler ile kanuni temsilcisi oldukları mükellefler,

    – Haklarında beyanname vermeme, defter ve belge ibraz etmeme ve adresinde bulunamama konusunda tespit bulunan mükellefler,

    – Haklarında KDV yönünden ihtiyati tahakkuk veya ihtiyati haciz uygulanan mükellefler.

    Yukarıda sayılan “özel esaslara tabi mükellefler” ile kendileri hakkında herhangi bir olumsuzluk bulunmasa dahi bunlardan mal ve/veya hizmet satın alanların iade taleplerinde özel esaslar uygulanır.

    IV- DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

    Katma Değer Vergisi Kanunu, yaratılan katma değerin nihai tüketiciye yansıtılması ve nihai tüketiciden tahsil edilmesine yönelik bir sistematiğe sahiptir. Bu sistematiğin aksaması halinde ise Maliye Bakanlığı çeşitli önlemler almak durumundadır. KDV iade mekanizması da bu paralelde ortaya çıkan önlemlerden bir tanesidir.

    Kanun’un 32. maddesinde fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisinin, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanacak katma değer vergisinden indirileceği, vergiye tabi işlemlerin mevcut olmaması veya hesaplanan verginin indirilecek vergiden az olması hallerinde ise indirilemeyen katma değer vergisinin, Maliye Bakanlığı’nca tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade olunacağı hüküm altına alınmıştır. Bu maddeden alınan yetki ile de idare KDV uygulama genel tebliğ ile iadenin nasıl yapılacağına ilişkin usul ve esasları belirlemiştir. Özel esaslar uygulaması da bu düzenlemelerden bir tanesi olup idarenin ihtiyatlı olmak adına almış olduğu tedbirlerdendir. Çünkü bu kapsamda olan mükelleflerin iade talepleri yerine getirilirken, artırılmış teminat, vergi incelemesi gibi bu kapsamda olmayan mükelleflerin karşılaşmadığı uygulamalar gündeme gelmektedir. Yani mükellef gözüyle, çifte standart uygulanmaktadır. Aslına bakılırsa yargıda mükellef gibi düşünmektedir. Danıştay 3. Dairesi 03.05.2011 tarihinde vermiş olduğu Karar’da; mükelleflerin özel esaslar kapsamında sınıflandırılmasının, yasal veya Anayasal bir dayanağının bulunmadığını ve bu durumun Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlere aykırı olduğunu ifade etmiştir(1).

    Yargının çıkış noktalarından ilki, kanunda özel esaslara ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmaması, yani verginin kanuniliği ilkesine aykırılıktır. Oysa daha önce de değindiğimiz üzere, Kanun’un 32. maddesinde Maliye Bakanlığı’na açık olarak iadeye ilişkin düzenleme yapma yetkisi verilmiştir. Buna istinaden de Maliye Bakanlığı iadenin esaslarını belirlemiştir. İkinci husus ise Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılıktır. Özel esaslar kapsamında olan mükelleflerle bu kapsamda değerlendirilmeyen mükelleflerin farklı usul ve esaslara tabi olmasının, bu ilkeye aykırı düştüğü ileri sürülmüştür. Tebliğ düzenlemesinde mükellefe seçimlik bir hak verilmekte ve teminat gösterilmeksizin vergi inceleme raporuna istinaden iade uygulaması yapılabilmektedir(2). Dolayısıyla mükellef açısından bir zorunluluk söz konusu değildir. Kaldı ki Danıştay 11. Dairesi’nin 15.11.1999 tarihinde vermiş olduğu Kararı’nda; Tebliğ’in, ‘söz konusu verginin ödenmemesi veya yargı organlarında ihtilaf yaratılması halinde ise, iade ve mahsup talepleri dört kat teminat karşılığı yerine getirilecektir.’ yolundaki hükmü ise, iade ve mahsubu istenilen vergi aslı ile üç kat kaçakçılık cezasının karşılanmasına yönelik bir düzenleme olup, hazinenin muhtemel zararlarını önlemek amacıyla, haklarında sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanıldığı konusunda rapor bulunan mükellefler yönünden genel iade ve mahsup prosedüründen farklı usul ve esaslar belirlenmiş olmasının yasaya aykırılığından söz edilemez.”(3)demiştir.

    Görüleceği üzere iki farklı Danıştay Kararı ve farklı yorumlar söz konusu olsa da, kanun koyucunun idareye düzenleme yapma yetkisi tanımış olduğu açıktır. Yapılan düzenlemede ise mükellefleri zorlayıcı bir durum söz konusu olmayıp, hazine zararını önleme gayesi ön plandadır. Bu noktada eşitlik ilkesine aykırılıktan ziyade, bizce eşit olmayanlara karşı idarenin ihtiyatlı tutumu söz konusudur.

     

    (1)         Dn 3. D.’nin,  03.05.2011 tarih ve E. 2011/1151, K. 2011/1507 sayılı Kararı.

    (2)         İlyas ÖZEL, “Özel Esaslara Alınma Uygulamasının Anayasa Hükümleri Çerçevesinde Değerlendirilmesi”, Vergi Dünyası, Sayı: 398, Ekim 2014

    (3)         Dn 11. D.’nin, 15.11.1999 tarih ve E.1998/3664, K.1999/4198 sayılı Kararı.

    Kaynak: Vergi Müfettişi MUSTAFA SEFA KARA
    İhtirazi Kayıtla Verilen Beyannamelerde Ödeme ve Dava Açma Süreleri

    İhtirazi Kayıtla Verilen Beyannamelerde Ödeme ve Dava Açma Süreleri

    İhtirazi Kayıtla Verilen Beyannamelerde Ödeme ve Dava Açma Süreleri,İçinde bulunduğumuz Türk vergi sisteminde genel vergilendirilme şekli beyana dayalı vergilendirmedir. Bir başka deyişle beyana dayalı tarhiyat sistemi olarak da ifade etmek mümkündür. Bu sistemde vergi mükellefleri veya vergi sorumluları vergi kanunlarında belirtilen matrah ve oranlara göre vergilerini kendileri hesaplayıp bir beyanname ile vergi dairesine bildirmektedirler. Vergi dairesi de beyanname ile bildirilen vergilerin doğruluğunu kontrol etmekte ve gerekli işlemleri yapmaktadır.

    Yürürlükte olan Vergi kanunlarının ağır dili ve karmaşıklığı, idarenin kanunlara uygun olmayan tebliğleri ve özelgeleri (mükteza), idare ile yargının farklı yorumları, vergi daireleri arasındaki farklı görüşler vb. nedenler karşısında mükellef veya sorumlunun beyanname düzenlemesi ve düzenlenen beyannamenin doğru ve güvenilir olarak hazırlanıp verilmesine engel teşkil etmektedir.

    Bu gibi durumlarda, vergi mükellefi veya sorumlusu riskten kurtulmak için idare lehine düşünüp beyanname vermesi durumunda belki de fazla bir vergi ödemek durumunda kalacaktır. Burada üzerinde daha önce de durmuş olduğum Türkiye’de muhasebenin vergi ve idare odaklı olduğu durumu tekrar ortaya çıkmaktadır. Mükellef ya da sorumlu kendine göre doğru bildiği şekilde beyanname vermesi durumunda ise vergi cezası ile karşı karşıya kalabilecektir.

    Günümüzde çoğu işlerin elektronik olarak işleme alınması ve vergi dairelerinin de hızlanan bir şekilde interaktif sisteme geçmesi, yapılan işlemlerin daha hızlı ve çabuk denetiminin yapılması olanağını beraberinde getirmiştir.

    Tüm bu açıklamalar çerçevesinde mükellef ya da sorumlu üzerine düşen ödevi kanunlar çerçevesinde yerine getirme zorunluluğu içindeyken, aynı zamanda aklına yatmayan ve hakkını savunması gerektiğini düşündüğü durumlarda da ihtirazi kayıt ile beyanname verme hakkına başvurabilir. İhtiraz, Türk Dil Kurumu’na göre “çekince” anlamına gelmektedir. Çekince ise “her hangi bir konuda ilerisini düşünerek çekinmeyi gerektiren bir sebep veya durum” olarak tanımlanmaktadır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Özel Esaslara Alınma İşlemi Hukuki Midir

    Özel Esaslara Alınma İşlemi Hukuki Midir?

    Özel Esaslara Alınma İşlemi Hukuki Midir? , Vergiler, ekonomik birimlerden siyasi cebir altında ve karşılıksız olarak devletçe toplanmaktadır. Devlet vergilendirme yetkisini ise Anayasa’dan almaktadır. Anayasa’nın 73. maddesinde; Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir.” hükmü yer almaktadır.

    Görüleceği üzere Anayasa’nın 73. maddesi vergilendirmeye ilişkin bazı ilkelere vurgu yapmıştır. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanabilir.

    • Verginin Kamu Giderlerini Karşılamak İçin Alınma İlkesi
    • Verginin Mali Güce Göre Alınma İlkesi
    • Verginin Genellik ve Eşitliğe Uygun Alınması İlkesi
    • Vergi Yükünün Adaletli ve Dengeli Dağılımı İlkesi
    • Verginin Yasallığı İlkesi
    • Yargısal Denetim
    • Vergide Hukuki Güvenlik
    • Verginin Parasal Yükümlülük Olması İlkesi
    • Verginin Karşılıksız Olması İlkesi

    Özel esaslara ilişkin düzenlemeler KDV Genel Uygulama Tebliği’nin IV/E bölümünde ele alınmıştır. Daha öncede belirttiğimiz üzere çalışmamızın amacı uygulamanın tabi olduğu usul ve esasları incelemek değil, hukuka uygunluğudur. Buradan hareketle uygulamaya ilişkin temel özelliklerden bahsettikten sonra değerlendirmelerimize yer vereceğiz.

    Özel esaslar uygulaması ile amaç; iade edilecek KDV tutarının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle, Hazine’ye intikal etmemiş ve/veya hayali olarak oluşturulmuş, gerçek bir yüklenime dayanmayan tutarların KDV iadesi çatısı altında yolsuz olarak iadesini önlemektir.

    Özel esaslara tabi olacak mükellefler ise özet olarak aşağıdaki gibidir.

    – 213 sayılı Kanun’un 153/A maddesi kapsamına giren mükellefler,

    – Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda haklarında “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükellefler,

    – Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme konusunda haklarında “olumsuz rapor” bulunan mükelleflerin raporun ait olduğu dönemdeki ortakları, kanuni temsilcileri, bunların kurdukları veya ortak oldukları mükellefler ile kanuni temsilcisi oldukları mükellefler,

    – Haklarında beyanname vermeme, defter ve belge ibraz etmeme ve adresinde bulunamama konusunda tespit bulunan mükellefler,

    – Haklarında KDV yönünden ihtiyati tahakkuk veya ihtiyati haciz uygulanan mükellefler.

    Yukarıda sayılan “özel esaslara tabi mükellefler” ile kendileri hakkında herhangi bir olumsuzluk bulunmasa dahi bunlardan mal ve/veya hizmet satın alanların iade taleplerinde özel esaslar uygulanır.

    Sahte Fatura Düzenlemek ve Kullanmak - Dava Şartı

    Sahte Fatura Düzenlemek ve Kullanmak – Dava Şartı

    Sahte Fatura Düzenlemek ve Kullanmak – Dava Şartı ,213 S. K.367. Md.si Uyarınca Dava Şartı Olan Vergi Dairesi Başkanlığı Mütalaasının Hakkında Mahkumiyet Hükümleri Kurulan Sanık İçin Verildiği Sanık Hakkında 2006 Takvim Yılında Sahte Fatura Kullanmak ve Sahte Fatura Düzenlemek Suçlarından Dava Şartı Olan Mütalaanın Bulunmaması Nedeniyle Öncelikle Durma Kararı Verilip Mütalaa Verilip Verilmeyeceği İlgili Vergi Dairesi Başkanlığından Sorulup Sonucuna Göre Sanığın Hukuki Durumunun Takdir ve Tayini Gerektiği

    T.C.
    YARGITAY
    11. CEZA DAİRESİ
    E. 2016/5659
    K. 2018/310
    T. 15.1.2018

    SAHTE FATURA DÜZENLEMEK VE KULLANMAK ( 213 S. K.367. Md.si Uyarınca Dava Şartı Olan Vergi Dairesi Başkanlığı Mütalaasının Hakkında Mahkumiyet Hükümleri Kurulan Sanık İçin Verildiği Sanık Hakkında 2006 Takvim Yılında Sahte Fatura Kullanmak ve Sahte Fatura Düzenlemek Suçlarından Dava Şartı Olan Mütalaanın Bulunmaması Nedeniyle Öncelikle Durma Kararı Verilip Mütalaa Verilip Verilmeyeceği İlgili Vergi Dairesi Başkanlığından Sorulup Sonucuna Göre Sanığın Hukuki Durumunun Takdir ve Tayini Gerektiği )

    * DAVA ŞARTI ( Sahte Fatura Düzenlemek ve Kullanmak – 213 S. K.367. Md.si Uyarınca Dava Şartı Olan Vergi Dairesi Başkanlığı Mütalaasının Hakkında Mahkumiyet Hükümleri Kurulan Sanık İçin Verildiği Sanık Hakkında 2006 Takvim Yılında Sahte Fatura Kullanmak ve Sahte Fatura Düzenlemek Suçlarından Dava Şartı Olan Mütalaanın Bulunmaması Nedeniyle Öncelikle Durma Kararı Verilip Mütalaa Verilip Verilmeyeceği İlgili Vergi Dairesi Başkanlığından Sorulup Sonucuna Göre Sanığın Hukuki Durumunun Takdir Edileceği )

    * VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI MÜTAALASI ( Sanık Hakkında 2006 Takvim Yılında Sahte Fatura Kullanmak ve Sahte Fatura Düzenlemek Suçlarından Dava Şartı Olan Mütalaanın Bulunmaması Nedeniyle Öncelikle Durma Kararı Verilip Mütalaa Verilip Verilmeyeceği İlgili Vergi Dairesi Başkanlığından Sorulup Sonucuna Göre Sanığın Hukuki Durumunun Takdir ve Tayini Gereği )

    213/M.367

    ÖZET : Sanık hakkında “2006 takvim yılında sahte fatura düzenlemek ve sahte fatura kullanmak” suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    213 S. K.367. md.si uyarınca dava şartı olan vergi dairesi başkanlığı mütalaasının hakkında mahkumiyet hükümleri kurulan sanık için verildiği, sanık hakkında 2006 takvim yılında sahte fatura kullanmak ve sahte fatura düzenlemek suçlarından dava şartı olan mütalaanın bulunmaması nedeniyle, öncelikle durma kararı verilip, mütalaa verilip verilmeyeceği ilgili Vergi Dairesi Başkanlığından sorulup sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, yargılamaya devamla mahkumiyet hükümleri kurulması, hatalıdır.

    DAVA : 1-)Sanık hakkında “2006 takvim yılında sahte fatura düzenlemek ve sahte fatura kullanmak” suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik katılan vekilinin ve sanığın temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin, Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 Sayılı iptal kararı ile birlikte infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

    Toplanan deliller karar yerinde incelenip sanığın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin ise nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılan vekilinin ve sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA,

    2-)Sanık hakkında “2006 takvim yılında sahte fatura düzenlemek ve sahte fatura kullanmak” suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;

    213 Sayılı Kanun’un 367. maddesi uyarınca dava şartı olan vergi dairesi başkanlığı mütalaasının hakkında mahkumiyet hükümleri kurulan sanık için verildiği, sanık hakkında 2006 takvim yılında sahte fatura kullanmak ve sahte fatura düzenlemek suçlarından 213 Sayılı Vergi Usul Yasasının 367. maddesi uyarınca dava şartı olan mütalaanın bulunmaması nedeniyle, öncelikle durma kararı verilip, 213 Sayılı mütalaa verilip verilmeyeceği ilgili Vergi Dairesi Başkanlığından sorulup sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması,

    SONUÇ : Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 15.01.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    Kaynak:kazancı.com.tr

    Sahte Fatura Kullanımı ve Bankadan Yapılan Ödemeler

    Sahte Fatura Kullanımı ve Bankadan Yapılan Ödemeler

    Sahte Fatura Kullanımı ve Bankadan Yapılan Ödemeler , sahte fatura kullanımı nedeniyle birçok mükellef son yıllarda cezalı tarhiyatlara maruz kalabilmektedir. Hem cezalı tarhiyata maruz kalıp ve hem de KOD 4 diye isimlendirilen özel esaslar kapsamına alınan mükellefler mağdur olabilmektedir. (1)

    Sahte fatura kullanımı nedeniyle mağdur olan birçok firma ne gibi önlem alırsa bundan en az zararla kurtulabilir?(2)

    Sahte fatura kullanımı iddiası ile ilgili Maliye Bakanlığı’nın tavrı çok net bir şekilde belirginleşmiştir.(3) Örneğin, hakkında vergi tekniği raporu düzenlenen bir mükelleften malzeme alan mükellefler cezalı tarhiyata maruz kalmaktadır. Benzeri şekilde özel esaslara alınan mükelleflerden mal ve hizmet alan mükellefler de aynı risk söz konusudur. fatura kullanımı nedeniyle haklarında tarhiyat yapılan mükellefler için 3 kat(4) vergi ziyaı cezası kesilmişse bunlar hakkında da ayrıca asliye ceza mahkemesinde kamu davası açılmaktadır. Bu davalarda yargılanan mükelleflere 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilmektedir. (Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından verilen 30.5.2013 gün ve E:2012/27552-K:2013/9075 sayılı kararda: ….. aynı takvim yılına ait sahte fatura kullanma eyleminin tek bir suç oluşturacağına karar verilmiştir.)

    Sahte fatura kullanımı nedeniyle sınırlı olarak vergi incelemesine alınan mükellefler yönünden açıklama nedenleri olarak bu konuda mal ve hizmet bedelinin banka sistemi üzerinden ödenmesi yeterli bulunmaktadır. Aynı şekilde alınan malzeme bedellerinin taşıma irsaliyeleri, sevk irsaliyeleri, kantar fişleri vb. kanıtlar malzeme alındığını kanıtlayacak belgelerdir. Ancak, sahte fatura düzenleme iddiası bulunan mükellef hakkında düzenlenen vergi tekniği raporunda mükellefin hiçbir şekilde faaliyetinin olmadığı yönünde vergi tekniği raporu bulunması halinde durum ne olacaktır? Bize göre, hakkında sahte fatura düzenleme ile ilgili vergi tekniği raporu bulunan mükellefler açısından Maliye Bakanlığının görüşü oldukça nettir. Bu gibi durumlarda Maliye Bakanlığı (vergi müfettişleri) kullanıcı durumunda olan kişilerin yapmış olduğu çekle ödemeleri kabul edip etmemekte serbesttir. Konuyla ilgili, VUK GT seri no 306 hükümlerine göre sahte olduğu iddia edilen faturaların toplam alışa oranlaması yapılmaktadır.(5) Bu oranlama sonucunda çıkan miktarın tutarı %10’un üzerinde olması halinde bilerek sahte fatura alındığı yargısına ulaşılmaktadır.(6)

    Netice olarak, düzenlenen vergi tekniği raporlarının yıllar sonra tanzim edilmesi sonucunda geçmişe yönelik o şirketin faaliyetini yok sayan tespitler yapılması raporun sıhhati konusunda tereddütler oluşturmaktadır.(7) Örneğin, 2012 yılında düzenlenen bir vergi tekniği raporu 2007 ve 2008 yılları için ilgili şirketin faaliyetinin bulunmadığını geçmişe yönelik olarak nasıl tespit edebilir ki?

    Danıştay 9. Dairenin bundan 19 yıl önceki 31.10.1994 tarihli 1993/3003 E., 1994/4226 k. sayılı kararı, sadece belge düzenleyenlere ulaşılamaması (adreslerinde bulunamamaları) nedeniyle bir belgenin sahte olduğuna hükmedilemeyeceği yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır: .(8)

    “Dosyanın incelenmesinden, inceleme raporunda, yükümlüye emtia satan söz konusu firmalar karşıt inceleme yapıldığı, … Tic. Turizm Ltd. Şti.’nin düzenlediği faturada yer alan hasılatı katma değer vergisi beyannamesinde beyan ettiği belirtildiğine göre bu faturanın sahteliğinden bahsedilemeyeceği gibi yükümlü şirket gerek dava dilekçesi ekinde gerekse temyiz dilekçesi ekinde anılan şirketin paravan bir şirket olmadığını kanıtlamak amacıyla şirketin adresini, 1990 yılı ile ilgili döviz alım belgesi, ithalat belgesi Sermaye Artırımı ile ilgili Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi vb. belgeler ibraz etmiş olduğundan … Tic. Turizm Ltd. Şti.’nin paravan bir şirket olduğundan bahsedilemeyeceğinden inceleme elemanının bu yöndeki iddiası varsayımdan ibaret kalmaktadır.

    …..’nin 14 adet fatura karşılığı yükümlüye sattığı emtianın ise, ….. Ticaret Borsasına kayıtlı olduğu, bu şahsın anılan yılda bazı aylarda eksik matrahla veya boş da olsa katma değer vergisi beyannamesini verdiği, kaldı ki yükümlü şirketin emtia aldığı Ekim ve Temmuz aylarında anılan şahsın beyannamesini verdiği de inceleme raporundaki bilgilerden anlaşıldığından bu şahıstan alınan faturaların da sahteliğinden bahsedilemeyeceğinden gerek ….. Ticaret Tur. Ltd. Şti. gerekse …… tarafından düzenlenen faturaların gerçek emtia alımı neticesinde düzenlendiğinin kabulü ile bu faturalarda yer alan katma değer vergilerinin 3065 sayılı Yasanın 29. maddesi uyarınca indirim konusu yapılacağı muhakkaktır. Mahkeme tarafından bu hususlara hiç değinilmeksizin anılan şirketlerin salt adreslerinde bulunmadıkları gerekçesiyle varsayıma dayalı olarak tarh edilen cezalı verginin onanmasında yasal isabet görülmemiştir.”

    Aynı Dairenin çok daha yeni 16.02.2011 gün, 2010/331 E., 2011/395 k. sayılı kararı da yine bu yöndedir. Daire; Vergi Mahkemesi’nin davacıya fatura düzenleyen (…) Vergi Dairesi mükellefi olan (…) hakkında sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlendiğine ilişkin olarak herhangi bir vergi tekniği raporu bulunmadığı gibi davacının hesaplarını inceleyen inceleme elemanının; bu mükellef hakkında düzenlenen yoklama fişine göre belirtilen adreste bulunmadığı yönündeki tespitten hareketle davacıya düzenlendiği faturaların gerçek bir mal ve hizmet teslimine dayanmadığına karine teşkil etmeyeceği, bu durumda, (…)’ye ait fatura içeriği emtiaların gerçekten alınmadığı veya bu faturaların komisyon karşılığı düzenlendiği hukuken geçerli somut verilerle ortaya konulmadan yapılan cezalı tarhiyatta isabet görülmediği gerekçesiyle verdiği kabul kararını aynen onamıştır.

    Danıştay 9. Daire’nin istikrarlı içtihadının yanı sıra Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun da bu yöndeki 23.10.1998 gün, 1997/79 E., 1998/296 k. sayılı kararında; İstanbul 1. Vergi Mahkemesince davanın reddi yönünde verilen bir kararın temyizi sonrasında Danıştay 11. Daire’nin 7.10.1996 günlü ve E:1996/2268, K:1996/3419 sayılı kararıyla; tarhiyatın, … Dahili Ticaret ( … ) ile … İnşaat Limited Şirketinden alınan faturalara ilişkin kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasına yönelik istemi reddetmiş, tarhiyatın indirim konusu yapılan vergilere ait faturaları düzenleyenlerden … ile …’un vergi dairesince bilinen iş ve ikametgah adreslerinde bulunamaması nedeniyle bu kişilerin gerçek mükellef olmadıkları ve düzenlenen faturaların da gerçek mal hareketini yansıtmadığı görüşüyle uygulanan kısmı yönünden ise bu kişilerin gerçek usulde vergi mükellefi oldukları, … tarafından düzenlenen faturaların bir kısmının. … tarafından düzenlenenlerin ise tamamının beyan edildiği, fatura tutarlarının yükümlü şirketçe nakden veya çekle ödendiğinin anlaşıldığı, soyut ifadelerle davanın bu kısmının reddine ilişkin hüküm fıkrasında isabet bulunmadığı gerekçesiyle bozmasının ardından ısrar kararı vermesi akabinde; “… adlı firmanın …’un şahsi firması olduğu, … Vergi Dairesi Müdürlüğünde kayıtlı bulunduğu ve davacıya 31.8.1992 tarihli ve 806.400.000 Lira tutarlı bir adet fatura düzenlediği, fatura bedelinin nakden dendiği, bu kişinin 1992 yılının Ağustos ayına ilişkin katma değer vergisi beyannamesini verdiği ve vergisini ödediği, yükümlü şirkete fatura düzenleyen … Hafriyat adlı firmanın …’nın şahsi firması olduğu, … Vergi Dairesi Müdürlüğünde kayıtlı bulunduğu, davacıya 1992 yılında dokuz adet fatura düzenlediği, bu kişinin de 1992 yılında verdiği katma değer vergisi beyannamelerinde 212.373.900 Lira matrah beyan ettiği vergi inceleme raporu ile tespit edilmiştir. Bu durumda … ve …’nın bilinen adreslerinde bulunamamaları nedeniyle düzenlediği faturaların gerçeği yansıtmadığı sonucuna ulaşmak mümkün değildir.” gerekçesiyle Vergi Mahkemesinin ısrar kararını bozmuştur. Bir diğer uyuşmazlıkta Danıştay 3. Daire de 06.06.1995 gün, 1994/3927 E., 1995/1755 k. sayılı kararı ile; “Bu durumda, …`nin bilinen adreste bulunamaması, İstanbul`dan almış olduğu fason işçilik faturalarını düzenleyen şahısların adreslerinde bulunamaması ve muhasebecisinin sadece kanaate dayalı olarak …`nin fason işçilik yapmadığına dair ifade vermesi bu faturaların sahte ve içeriği itibariyle yanıltıcı belge olduğunu göstermeye yeterli olmadığı gibi ilgili dönemde 672.792.316 liralık fason işçilik yaptıran yükümlü şirketin iş kapasitesi ve üretim gücü incelenmeden 238.069.250 liralık faturanın şişirilmiş ve gerçeği yansıtmayan fatura olduğunu kabul etmek, bulunan matrah farkının varsayıma dayandığını göstermektedir. Belge düzenleyenlere ulaşılamaması durumunun sadece “mükellefler lehine” yorumlanmadığı, VUK Md. 3/B’de yer alan olayın gerçek mahiyetine ulaşılmaya çalışıldığı bir vakıadır. Nitekim, buna örnek bir ihtilafta Danıştay 3. Daire bir mükellefin kullandığı belgeleri düzenleyenlere ulaşılamamasına rağmen ihtilafa konu belgelere ilişkin sair delil ve karinelerden hareketle aşağıdaki gerekçelerle tarhiyatın bir kısmını onarken bir kısmını kaldırmıştır: “… Ltd. Şti’nin “…” adresinde bulunan büro işyerinde şirket müdürü … nezdinde düzenlenen 9.12.1997 tarihli akaryakıt sayım tutanağı ile … Rafinerisinden ve piyasadan alınan petrol ürünlerinin şirket tarafından kiralanan araçlarla üçüncü kişilere pazarlandığı bu faaliyetin toptan olduğu, sipariş üzerine çalışıldığından 9.12.1997 tarihi itibarıyla herhangi bir emtia stokunun bulunmadığının saptanmasından sonra aynı adrese ve şirket ortağı …’in adresine gönderilen defter-belge ibrazına ilişkin 25.12.1997 tarih ve 1997.-32.141 sayılı yazının; şirket ve ortaklarının bu adresten ayrılmış olması ve yeni adreslerinin bilinmemesi nedeniyle tebliğ edilememesi üzerine şirketin, anlaşmalı matbaaya bastırılmış olduğu faturaların gerçek bir mal teslimine dayanmadığı kabul edilerek, fatura tutarının giderlerden çıkarıldığı anlaşılmakta olup, faturayı düzenleyen şirketin adresinden ayrıldığına ilişkin tespitler düzenlenen faturaların sahte olduğunu ispata yeterli bulunmadığından cezalı tarhiyatın … Ltd. Şti’ne ait 1.173.869.400.- TL tutarlı faturadan kaynaklanan matrah farkına ilişkin olarak temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar temyize konu vergi mahkemesi kararının söz konusu hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. … Limited Şirketi hakkında düzenlenen vergi tekniği raporunda, şirketin mal aldığı firmaların faturalarını basmış görünen matbaa nezdinde yapılan karşıt incelemede bu faturaların bir kısmının sözü edilen matbaada basılmadığı, orjinal basılan faturaların seri ve sıra numarası ile aynı ancak tip olarak farklı sahte faturaların da basılmış olduğunun saptanması üzerine tüm alışlarının sahte olduğu sonucuna varılan şirketin işyerinin kiralık olması, depo, ardiye, şube işyeri, nakliye aracı ve işçisinin bulunmaması, anlaşmalı matbaaya bastırdığı … sıra numaralı faturaları da ibraz etmemesi hasılat faturalarının da gerçek bir mal teslimine dayanmadığını göstermekte olup adı geçen şirket tarafından düzenlenen 7.9.1997 tarih ve 49048 no’lu … TL tutarlı akaryakıt faturasını gider kaydederek dönem kazancını azaltan davacı şirket adına bu faturadan kaynaklanan matrah farkına dayalı olarak yapılan cezalı tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararının bu kısmında yasaya uygunluk görülmemiştir.”

    Bir kısım vergi mahkemesi kararlarında ise, sahte fatura düzenleyicisi olduğu iddia edilen …… Elektrik Elektronik İnş. Ltd. Şti.den alınan faturaların Ba Bs Formlarında gösterilmeyişi nedeniyle sahte fatura olduğu kabul edilmek suretiyle anılan firmalardan alınan faturalarda yer alan KDV’lerin indirimlerinin reddedilmesi suretiyle yapılan KDV tarhiyatında yasal isabet bulunmayıp kaldırılması gerekmektedir. Şeklinde karar verilmiştir.(9)

    ——

    [1] Ayrıntılı açıklamalar için bkz. YENİSEY Feridun-GÜNEŞ Gülsen-ŞİRİN Ertunç, Anayasadan Mali ve Vergisel Beklentiler, XII Levha Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Haziran 2012, s.262-263

    [2] Bkz. İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı, 10.4.2013 gün ve E:2012/1553-K:2013/474 sayılı karar. Bu karara göre, sahte fatura kullanıldığı iddiasıyla yapılan cezalı tarhiyat mükellef lehine iptal edilmiştir.

    [3] Bkz. BAYKARA Bekir, Teori ve Pratik Yönleriyle Vergi ve Vergi Ceza Hukuku, Maliye ve Hesap Uzmanları Derneği Yayını, s.366

    [4] Bazı vergi mahkemeleri ve Danıştay daireleri kararlarında kesilen 3 kat cezalı tarhiyatı 1 kata dönüştürmektedir.

    [5] KIZILOT Şükrü-KIZILOT Zuhal, Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara, s.780-805

    [6] Konuyla ilgili 213 sayılı VUK’nun 306 seri nolu genel tebliği incelenmelidir.

    [7] Ayrıntılı açıklamalar için bkz. ÖZYER M.Ali, Vergi Usul Kanunu Uygulaması, 4. Baskı Mart 2008, s.910

    [8] Çetinkaya Hukuk Ofisi Sirküleri- Vergi Uyuşmazlıkları, 2012/10-02-01

    [9] Bkz. İzmir 4. Vergi Mahkemesi kararı, 19.7.2013 gün ve E:2012/45-K:2013/941 sayılı karar.

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

     

    OnlineSavunucu ile vergi problemlerinden kurtulan binlerce mükellef arasın katılın!

    Uygulamayı İndirin!

    Google Play: https://goo.gl/qHo4fv 
    App Store: https://goo.gl/vYTqCU
    Site: https://www.onlinesavunucu.com/

     

     

     

     

    Bankalar Sahte Belge veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanır mı?

    Bankalar Sahte Belge veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanır mı?

    Bankalar Sahte Belge veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanır mı? , bankalar ekonominin içerisinde yer alan güven kurumlarıdır. Her yıl açıklanan  “Vergi Rekortmenleri” listesinin ilk onunda en az beş-altı banka bulunmaktadır. Bu açıdan baktığımızda bankaların sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanmayacakları düşünülebilir. Ancak uygulamada bankaların bu bahsi geçen belgeleri kullanma durumları olabilmektedir. Makalemizin konusu, Bankaların; sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanmalarına neden olan veya olabilecek sistemsel açıklar, bankaların karşılaşabileceği idari yaptırımlar, bu belgeleri kullanan şahısların karşılaşabileceği cezai yaptırımlar ve vergi idaresinin konuya nasıl yaklaşması gerektiğine dair önerilerdir.

    1-Giriş

    3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-e maddesi gereği, bankaların tüm bankacılık işlemleri Banka Sigorta Muamele Vergisinin kapsamına girdiğinden, Katma Değer Vergisinden istisnadır. Uygulamada sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanan mükellefler ise genellikle Katma Değer Vergisi mükellefi olup, ödenecek katma değer vergisi beyan etmemek için söz konusu belgeleri kullanmaktadır. Bankaların sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanmaları Katma Değer Vergisi veya Kurumlar Vergisi açısından vergi ziyaına sebebiyet vermek maksatlı değildir. Bankaların şubelerine temsil ağırlama gider karşılığı olarak verdiği ödenekler birçok şube Müdürü tarafından kendi hakları olarak görülmekte, uygulamada bankaların da bu konuda yeterli iç kontrolleri yapmadıkları anlaşılmaktadır. Bizce bankaların sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma durumları söz konusu uygulama nedeniyle oldukça yüksektir.

    2-Sahte Belge Veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kavramları

     213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. Maddesinde, sahte belge; Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir. Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge ise; Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir. Aynı maddenin amir hükmü gereği, sahte belge düzenleyenler ve bu belgeleri bilerek kullananların 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler ve bu belgeleri bilerek kullananların ise 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları gerekmektedir.

    Bankalar Sahte Belge veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanır mı?
    Bankalar Sahte Belge veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullanır mı?

    3- Bankaların Karşılaşabileceği Durumlar ve Yapması Gerekenler

    Birçoğu Borsa İstanbul’a kote olan bankaların sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanmaları ve bu durumun tespit edilmesi durumunda Özel Esaslar’ a alınmaları söz konusu olabilecek, buda hisselerinin değer kaybetmesine neden olacaktır. Ayrıca bu belgeleri kullanan şube müdürleri hakkında cezai soruşturma açılmasına neden olacak Vergi Suçu Raporları tanzim edilebilecektir. Tüm bunların yanında kaçakçılık fiiliyle sebebiyet verilmiş olan vergi ziyaıları için 3(üç) kat ceza uygulanması durumu da ortaya çıkacaktır. Tüm bu nedenlerden dolayı, bankaların genel müdürlükleri tarafından şubelere temsil ağırlama gider karşılığı olarak gönderilen ödeneklerin ya şube müdürlerinin ücretlerine yansıtılması ve bu surette tevkifat yapılması ya da çok sıkı denetimlerle harcama yapıldıkça ödenek serbest bırakma yoluna gidilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

    4-Vergi İdaresinin Yapması Gerekenler

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Ceza Kesmede Zamanaşımı” başlıklı 374. maddesi gereğince, Vergi ziyaı cezasında cezanın bağlı olduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden başlayarak beş yıl geçtikten sonra ceza kesilmez. Bu nedenle Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı geçmişe yönelik son beş yıl için bankaların hesaplarını gider yönünden tetkik etmelidir. Özellikle Bankaların 4. Geçici vergi dönemleri mercek altına alınmalıdır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Bir Belgenin Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Olup Olmadığının Tespiti

    Bir Belgenin Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Olup Olmadığının Tespiti

    Bir Belgenin Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Olup Olmadığının Tespiti ,karine, bilinen bir olgudan veya olgulardan bilinmeyen bir olgunun çıkartılmasıdır. Karineyi, varlığı bilinen olumlu veya olumsuz bir olaydan, diğer olumlu veya olumsuz bir olayın, bir hukuksal durumun varlığı veya yokluğu sonucunun çıkarılmasına olanak veren kural olarak tanımlamak mümkündür.

    Karineler fiili/yasal karine, kesin/adi karine, teknik/sözde karine ve vergi hukuku ile ilgili olarak yükümlü lehine/yükümlü aleyhine karineler şeklinde tanımlanmaktadır. Karine çeşitlerinden fiili karine ve yasal karineler vergi hukuku ile yakın bir ilişkiye sahiptir. 213 sayılı VUK’un 3 üncü maddesinin b fıkrasında ”İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.” düzenlemesi yasal karineye örnek teşkil etmektedir.

    Bu karine vergi hukukunda ispat kavramı ile ilgili önemli bir karinedir. İlk görünüş karinesi ise fiili karineye örnek verilebilir. Buna göre mükellef tarafından verilen belgelerin aksi kanıtlanana kadar doğruluğu esas alınır.

    Vergi idaresi tarafından yapılan bazı tespitlerin yükümlü lehine veya aleyhine karine oluşturarak mükellefin sahte fatura düzenleyicisi olduğuna veya olmadığına kanaat getirilmektedir. Vergi idaresi tarafından yapılan tespitler bu sebepten ötürü oldukça önem arz etmektedir.

    Bir kişinin (mükellef) gerçek bir mal veya hizmet hareketi olmamasına karşın ve yahut gerçek bir mal ve hizmet hareketi olsa da miktar ve cins vb. bakımından gerçeği yansıtmayacak şekilde düzenlediği faturanın tespit edilmesi her zaman kolaylıkla gerçekleşmemektedir. Ortada gizli veya muvazaalı bir durum olması sebebiyle vergi idaresi tarafından yapılacak tespitlerin çok titizlikle yapılması ve birbirini destekler şekilde olması gerekmektedir.

    Bir Belgenin Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle  Yanıltıcı Olup Olmadığının Tespiti
    Bir Belgenin Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Olup Olmadığının Tespiti

    Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge veya sahte fatura sayılmaması için bir belgenin; belgeyi düzenleyenin iştigal konusu, satmış göründüğü emtia veya yapmış olduğu hizmet bakımından organizasyonu, ekipmanı, işin gerektirdiği sayıda işçinin olup olmadığı, emtia alımlarının gerçekliği, alım-satım için zorunlu veya bu işlemlerin doğal sonucu olan diğer işlemlerin gerçekleştirilme biçimi, belgeyi düzenleyenin ekonomik durumu ile vergilendirme döneminde yapmış göründüğü işin hacmi arasındaki ilişki, kredi kullanıp kullanmadığı, vergi ödevlerinin yerine getirilmesindeki özen gibi unsurlardan hareketle yapılacak inceleme sonuçlarının, ortada gerçek bir mal teslimi veya hizmet ifası olduğunu göstermesi gerekmektedir“.

    İdare tarafından yapılacak tespitlerin görünürde düzgün olan bir belgenin sahteliğine kanaat getireceği düşünüldüğünde ciddi bir çalışmanın sonucu olması gerekeceği, hiçbir ayrıntı gözden kaçırmaması gerekeceği, bütün imkanlarını kullanması gerektiği,tek bir tespitten ise bir çok tespit yaparak görüşünü desteklemesi gerekmektedir.

    Sonuçta vergi idaresi tarafından yapılan tespitlerin çoğu karineler oluşturmakta ve mükellefin sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlediğini kanıtlamaya yöneliktir”.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Düzenlemek ve Kullanılmasının Amacı

    Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Düzenlemek ve Kullanılmasının Amacı

    Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Düzenlemek ve Kullanılmasının Amacı , kanunların mükelleflere yüklemiş olduğu vergi yükünü azaltarak ödeyecek vergi miktarını azaltmak, böylelikle kamu zararı oluşturmak ayrıca vergisel üstünlük sağlayarak mükellefler arasında haksız rekabet yaratmaktır.

    Örneğin, bir mükellef ister gelir vergisi ister kurumlar vergisi mükellefi olsun, yüksek miktarda vergi ödeyeceğini düşündüğü durumlarda gerçek bir mal veya hizmet alım satımı olmamasına rağmen ya da aldığı ürünün fiyatının düşük olmasına rağmen fazlaymış gibi gösterilen bir faturayı kullanır. Bunun sebebi sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge ile giderlerini yüksek göstererek ödeyeceği vergiyi azaltmaktır.

    Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyen için ise, buradaki amaç sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeyi kullanan kişiden düzenlediği belgedeki miktarın genelde %2 si olacak şekilde komisyon alarak kazanç elde etmesidir”.

    Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Düzenlemek ve Kullanılmasının Amacı
    Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Düzenlemek ve Kullanılmasının Amacı

    Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanmanın diğer bir amacı, devlet tarafından verilen teşviklerden yararlanmaktır.

    Kişilerin devlet gücünden gizli bir şekilde kazandıkları gelirlerini (gayri meşru gelirleri) devletten saklanmak amacıyla sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlenir ve kullanılır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge

    Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge

    Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge , Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinin (a) bendinde; Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde
    yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.” olarak tanımlanmıştır. 84 Seri Nolu Katına Değer Vergisi Genel Tebliği’in özel esaslar bölümünde muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge için; Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibarıyla gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgeler olduğu belirtilmiş devamında ise;mal veya hizmetin miktar veya değerini gerçeğinden az veya çok gösteren,alıcı veya satıcısı, tarihi, seri numarası tahrif edilmiş,mal tesliminin veya hizmet ifasının gerçek olduğu ancak belge düzenleme yetkisi bulunmayanlar tarafından düzenlenen veya adına belge düzenlenmesi gereken kişi yerine başkası adına düzenlenmiş belgelerin muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler olacağı belirtilmiştir.

    Yine 01.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği’nin 4.1. bölümünde; Belgenin mahiyet veya miktar itibarıyla gerçeğe aykırı olup olmadığı, Belgede yer alan bilgilerin gerçeğe aykırı olduğunun (ödeme bilgileri, mal hareketleri ve alıcı bilgileri gibi) deliller ile tespiti,Belgede yer alması zorunlu bilgilerde tahrifat yapılıp yapılmadığı,Belgede bulunması zorunlu bilgilerin (vatandaşlık numarası,vergi kimlik numarası ve adres gibi) gerçeği yansıtıp yansıtmadığı,Gerçekte satılan mal veya verilen hizmet yerine başka bir mal satıldığı veya hizmetin ifa edildiği gibi hususlar rapora bağlanmaksızın ya da tespit edilmeksizin bir belgenin muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğu gerekçesiyle mükellef hakkında özel esaslar uygulanmaz.” hükümleri açıklanmıştır.

    Görüldüğü üzere muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin oluşumu için ortada gerçek bir işlemin olması gerekmektedir. Ancak yapılan gerçek işlemin (mal veya hizmet ahım) miktarı, cinsi, bedeli gibi önemli
    hususlarının gerçeği yansıtmaması durumunda muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeden söz edilir. O halde sahte belge ile muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge arasındaki fark işlemin gerçek olup olmadığı ile ilgilidir. Sahte belgede gerçekte bir mal ve hizmet alım satırın oluşmasına karşın belge düzenlenmektedir. Ancak muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge de bir mal veya hizmet alım satımı olmakla birlikte vergiden kaçınmak amacıyla miktarını, cinsini değiştirerek daha az vergi ödenmesi sağlanmaktadır”.

    Her ne kadar ileride sahte belge ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin oluşturacağı suçlara detaylı bir şekilde değinilecek olmasına karşın sahte belge ve muhteviyati itibariyle yanıltıcı belgenin oluştura-
    cağı suçlar ile ilgili kapsamlı bilgiler vermesi bakımından Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.07.2014 tarihli kararına kısaca bu bölümde belirtmekte fayda olacağını düşünmekteyiz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu
    Uyuşmazlığın isabetli biçimde çözümlenebilmesi için, öncelikle muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge ve sahte belge kullanmak suçlarının unsurlarının açıklanması, daha sonra bu suçlardan kovuşturma yapılabilmesi için aranan mütalaa şartı üzerinde durulması, son olarak hükmün konusu ve fiili değerlendirmede mahkemenin yetkisi konusunun incelenmesi gerekmektedir.

    Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge
    Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge

    I- Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanmak suçu:

    Vergiyi doğuran faaliyetin mahiyeti değiştirilerek veya miktarı gerçeğin altında ya da üzerinde gösterilerek bir kısım gelirlerin gizlenmesi veya giderlerin fazla gösterilmesi suretiyle matrahın düşürülmesi, dolayısıyla az vergi vermeyi hedefleyen mükellefler tarafından sıkça işlenen fiillerden birisi muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenlemek ve kullanmaktır.

    Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge, 213 Sayılı Kanunun 359. maddesinde; “Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir” şeklinde tanımlanmıştır.

    Gerçek bir muamelenin miktar itibarıyla gerçeğe aykırı şekilde belgeye yansıtılması, belge konusunun adet, miktar, fiyat veya tutar yönlerinden eksik veya fazla gösterilmesidir. Örneğin; elli adet satılan gömleğin otuz adet, 100 Liradan satılan bir malın 20 Liradan satılmış olarak gösterilmesi gibi, Gerçek bir muamelenin mahiyet itibarıyla gerçeğe aykırı bir şekilde belgeye yansıtılması ise satılan mal veya sunulan hizmetin cinsinin ve muamele tarihinin farklı gösterilmesidir. Örneğin; deri ceket satıldığı halde faturada kumaş ceket satılmış gibi veya mal, yeni mali yılda satıldığı halde kapanan mali yıl içinde satılmış olarak gösterilmesi gibi,

    Belgede miktarın gerçeğe aykırı gösterilmesiyle bir kısım faaliyet belgelendirilmemiş, bu şekilde vergi dairesinin bilgisinden kaçırılmış olmaktadır. Mahiyetin gerçeğe aykırı biçimde gösterilmesinde ise, faaliyetin mahiyeti değiştirilerek beklenen yarar sağlanmakta, adeta vergi dairesi hataya düşürülüp kandırılmaktadır.

    Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge, Vergi Usul Kanununa uygun biçimde mükellef sıfatını almış kişi tarafından düzenlenmesi gerekir. Belgenin gerçek bir muamele veya duruma dayanma zorunluluğu bunu gerektirmektedir. Ancak adına fatura düzenlenen kişinin mükellef olması şart değildir.

    Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olan belge, vergi kanunlarına göre tutulması gereken ya da düzenlenen, saklanma ve ibraz mecburiyeti olan belgelerden olmalıdır. Bu belgelerin neler olduğu 213 Sayılı Vergi Usul Kanunun İkinci
    Kitabının “Vesikalar” başlıklı Üçüncü kısmında gösterilmiştir. Buna göre, söz konusu belgeler şunlardır: Fatura, sevk irsaliyesi, perakende satış vesikaları (perakende satış fişleri, makineli kasaların kayıt ruloları, giriş ve yolcu taşıma bilet), gider pusulası, müstahsil makbuzu, serbest meslek makbuzu, ücret bordrosu, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi, günlük müşteri listesi. Ayrıca Maliye Bakanlığının 213 Sayılı Kanunun Mükerrer 257. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak düzenleme zorunluluğu getirdiği belgeler de suçun konusu olabilir.

    Suç, birden fazla düzenlenmesi kanun gereği olan belgelerin her nüshasıyla asıl ve suretleri üzerinde bağımsız olarak işlenebilir.

     II -Sahte fatura kullanmak suçu:

    Haksız kazanç sağlamak veya az vergi ödemek ya da hiç vergi ödememek suretiyle vergi kaçırmak için işlenen fiillerden biri de sahte belge düzenlemek veya kullanmaktır. Vergi kayıp ve kaçağına sebebiyet verilmesindeki oranın yüksekliğini dikkate alan kanım koyucu, sahte belge düzenlemek veya bu belgeleri kullanmak eylemleri için Vergi Usul Kanununda özel düzenleme getirme ihtiyacı duymuştur.

     

    Vergi belgelerindeki sahteciliğin amacı; düzenleyen için komisyon almak suretiyle haksız kazanç sağlamak veya vergi doğuran faaliyetini vergi dairesinin bilgisi dışında tutarak vergi ödememek; kullanan için ise, gideri fazla gösterip matrahı düşürmek, dolayısıyla az vergi ödemek veya hiç ödememek veya hakkı olmayan iadesi veya indirimden yararlanmaktır. Bu bağlamda, gerçeğe aykırılık olgusu olarak sahtecilik amaç değil, araçtır.

    213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 359. maddesinde sahte belgenin tanımı yapılmıştır. Buna göre; gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde, varmış gibi düzenlenen belge sahte belgedir. Örneğin, satın alınmayan mal veya hizmetin alınmış gibi fatura tanzim edilmesi faaliyeti sahtecilik, düzenlenen fatura da sahte belgedir. Sahte olarak basılmış ya da mükellefin rızası dışında mükelleften elde edilmiş belgeler de sahte belgedir.

    Belgenin asıl ve suretinde yapılan sahtecilik arasında fark olmayıp sahtecilik kısmen veya tamamen yapılabilir. Tamamen sahtecilik, gerçekte olmayan bir vergi olayının varmış gibi belgeye yansıtılmasıdır. Kısmen sahtecilik ise, gerçek ve gerçek olmayan muamele veya durumların aynı belgede yer almasıdır. Örneğin; gerçek emtia satışı için düzenlenen faturada ayrıca yapılmayan emtia satışının da gösterilmesi gibi, Kısmen sahte belgeyle muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belgeyi karıştırmamak gerekir. Yanıltıcı belgede, gerçek muamele veya durum mevcut olmakla
    birlikte bunların mahiyet ya da miktarında gerçeğe aykırılık bulunmaktadır.
    Kısmen sahte belgede ise gerçeğin yanında gerçek olmayan muamele ve durum veya yanıltıcı niteliği kabule yol açan mahiyet ve miktar dışında ve bunları aşan gerçeğe aykırılık söz konusudur.

    Bu itibarla, belgesiz yapılan alım ve hizmetin başka bir mükellefîn belgesi ya da sahte belgeyle belgelendirilmesi halinde belgenin gerçek muamele veya duruma dayanmadığından sahte olduğunun kabulü gerekir. Nitekim 213 Sayılı Vergi Usul Kanunundan kaynaklanan işlere bakmakla görevli Yargıtay 11. Ceza Dairesinin istikrarlı uygulamaları da bu yöndedir. (Örneğin; 11. Ceza Dairesinin 4.12.2007 gün ve 7063-8834 ile 18.11.2013 gün ve 19291 – 17107 Sayılı kararları)

    Gerçek muamele ve durumun bir başka mükellefin belgesiyle veya sahte belgeyle belgelendirilmesi durumunda, bu belgeleri kullanan mükellef failin sahteliği bildiği kabul edilmelidir. Zira belge aldığı kişiyle alım satım ilişkisinde
    bulunmayan ve bunu bilen mükellef, failin alıp kullandığı belgenin sahte olduğunu bilmediği düşünülemeyecektir.

    Sahtecilik, mükellefîn özel yönetmeliğine uygun olarak bastırdığı belgeler vasıta kılınarak işlenebileceği gibi, sahte basılmış belgelerle de işlenebilir. ” kararmda açıklamada bulunmuştur.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.