fbpx
Pazartesi, 6 Temmuz, 2020

Danıştay Nedir? , Danıştay’ın Görevleri Nelerdir? , Danıştay’ın Organları Nelerdir?

Danıştay nedir?

 

Üst derecede bir idare mahkemesidir. Kanunların başka İdari yargı mercilerine bırakmadığı konularda karar verir. Danıştay’ın görevi İdari uyuşmazlık davalarına bakmak ve bunları sonuçlandırmaktır. Ayrıca bakanlar kurulu tarafından gönderilen kanun tasarılarını inceler, düşüncelerini bildirir. İmtiyaz, antlaşma ve sözleşmeleri, tüzük tasarılarını incelemek, kanunda gösterilen daha başka işleri yapmak da Danıştay’ın görevidir.

 

Danıştay’ ın tarihi geçmişi nedir?

 

Danıştay başkanı ve üyeleri Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından seçilir. Türkiye’de ilk Danıştay 1868’de ‘’Şuray-ı Devlet’’ adı ile kurulmuştur.

Tanzimatın ilanından sonra hukuk alanında günün şartlarına uygun mahkemeler kurma çalışmalarına başlanmıştır. Bu gayeyle “Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye” ve “Dar-ı Şura-yı Bab-ı Ali”den sonra “Meclis-i Ali-i Tanzimat” kurulmuş ve daha sonra bu iki meclis, “Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye” adıyla birleştirilmiştir. Ancak bu birleşme, adli teşkilatla idari teşkilatın birleştirilmesi ve tek yargı sisteminin uygulanması gibi sakıncalı bir sonuç doğurmuştur. Bunun giderilmesi için, “Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye” 10 Mayıs 1868 tarihinde “Şurayı Devlet ve “Divan-ı Ahkam-ı Adliye” adlarıyla ikiye ayrılmıştı.

Şura-yı Devlet, idarenin taraf olduğu uyuşmazlıkları çözümlemekle yetkili kılınmıştır. O tarihlerde idari davalar çok geniş manada ele alınarak taraflardan birinin devlet olması halinde her dava idari dava sayılmıştır. Şuranın yetkileri bu yüzden çok geniş tutulmuştur. Şura, idareye karşı açılmış davalara bakmakla kalmıyor, aynı zamanda bir uyuşmazlık mahkemesi yetkisiyle de donatılmış bulunuyordu.

1868 tarihinde yayınlanan Şura-yı Devlet Nizamnamesi ’ne göre Danıştay; Umur-ı Mülkiye ve Zabıta ve Harbiye, Umur-ı maliye ve Evkaf, Umur-ı Adliye, Umur-ı Nafia Ticaret ve Ziraat, Umur-ı Maarif olmak üzere beş daireye ayrılmış bulunuyordu. Bu daireler hem idari ve danışma ve hem de yargı görevlerini bir arada yürütürlerdi. Ayrıca bir dava dairesi yoktu.

Cumhuriyet döneminde 669 sayılı kanunla kurulan cumhuriyet döneminin ilk Danıştay’ı 6 Temmuz 1927 tarihinde, Mülkiye, Maliye ve Nafia daireleri olmak üzere üç idare ve bir dava dairesiyle çalışmalarına başlamıştır. Bu kanunla, Danıştay tarafından verilen kararların hiçbir makamın onayına gerek kalmadan yürütülmesi esas ve ilkesi kabul edilmiş oluyordu. Danıştay’ın kuruluşunda çeşitli tarihlerde değişiklik yapılarak üç idari ve üç dava dairesi olmak üzere daire sayısı altıya çıkarılmış ve 1947 yılında Danıştay Tüzüğü hazırlanarak yürürlüğe konmuştur.

1961 Anayasası ile Danıştay’a Yüksek Yargı organları içinde yer verilmiş ve 24.12.1964 gün ve 521 sayılı kanunla Danıştay Yüksek İdare Mahkemesi danışma ve inceleme mercii olarak görevlendirilmiştir. Bu kanunla Danıştay, dokuzu kazai ve üçü de idari işlere bakan on iki daireye ayrılmıştır.

20 Ocak 1982 günü yürürlüğe giren 2575 sayılı kanunla Danıştay’ın kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Bu kanunla Danıştay, ikisi idari, sekizi dava dairesi olmak üzere on daireye ayrılmış, ayrıca Genel Kurul, İdari İşler Kurulu, İdari ve vergi Dava Daireleri Genel Kurulu ile İctihatları Birleştirme Kurulu gibi karar organlarına yer verilmiştir.

Yine 1982 Anayasası ile Danıştay, Yüksek İdare Mahkemesi, Danışma ve İnceleme Mercii olarak yerini almıştır. Danıştay bağımsızdır.

Yönetimi ve temsili, Danıştay Başkanına aittir. Danıştay hükümetle ilgili işleri Başbakanlık aracılığı ile yürütür. Danıştay Başkanı, Danıştay Genel Kurulu ile İctihatları Birleştirme Kuruluna, İdari İşler Kuruluna, İdari ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına ve Başkanlık Kurullarına başkanlık yapar. Öte yandan Danıştay Başkanına ait görevlerden Danıştay Başkanı tarafından verilenleri yapmak, yokluğunda ona vekillik etmek ve onun katılmadığı kurullara başkanlık yapmak üzere iki Başkanvekili bulunmaktadır. Ayrıca üyelerin dairelere ayrılmalarını, daire değiştirmelerini, daireler arasında görev uyuşmazlıklarını çözümlemek üzere Başkanlık Kurulu, meslek mensuplarının disiplin işlerini görmek üzere Yüksek Disiplin ve Disiplin Kurulları vardır.

Danıştay’da Genel Sekreter ve Yardımcıları, Özlük İşleri, Evrak, Levazım, Kitaplık ve Yayın, Tasnif, Arşiv, Sosyal ve İdari İşler, Özel Kalem Müdürlükleri, İdari ve öteki hizmetleri yürütmektedir.

2575 sayılı kanun hükümlerine göre Danıştay: İdari, vergi mahkemelerinden verilen kararlara karşı temyiz isteklerini inceler ve karara bağlar. Bu kanunda yazılı idari davaları ilk ve son derece mahkemesi olarak karara bağlar.

Başbakan ve bakanlar kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncelerini bildirir. Tüzük tasarıları hakkında düşüncelerini bildirir. Tüzük tasarılarını ve imtiyaz sözleşme ve şartlarını inceler.  Devlet Başkanlığı ve Başbakanlık tarafından gönderilen işler hakkında görüşünü bildirir.  Bu kanunla ve diğer kanunlara verilen görevleri yapar.  Danıştay üyelerinin dörtte üçü, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından, dörtte biri, Cumhurbaşkanı tarafından seçilir.  Danıştay Başkanı, Danıştay Genel Kurulu tarafından üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl müddetince seçilir. Süresi biten yeniden seçilebilir (Anayasa, madde 155). 1980 sonrası döneminde İdare Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin kurulmasıyla birlikte Danıştay’ın yükü önemli ölçüde hafiflemiştir.

 

Danıştay’ın görevleri nelerdir?

İdare Mahkemeleri ile vergi mahkemelerinden verilen kararlar ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülen davalarla ilgili kararlara karşı temyiz istemlerini inceler ve karara bağlar. Bu Kanunda yazılı idari davaları ilk ve son derece mahkemesi olarak karara bağlar. Başbakanlık veya Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarı ve teklifleri hakkında görüşünü bildirir. Tüzük tasarılarını inceler; kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında düşüncesini bildirir. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık tarafından gönderilen işler hakkında görüşünü bildirir. Bu Kanunla ve diğer kanunlarla verilen görevleri yapar.

 

Danıştay’ın organları nelerdir?

Daireler,Danıştay Genel Kurulu, İdari Daireler Kurulu, Dava Daireleri Genel Kurulu,İçtihatları Birleştirme, Kurulu;Başkanlar Kurulu,Yüksek Disiplin Kurulu,Yönetim ve Disiplin Kurulu.Danıştay üyeleri, Danıştay Genel Kurulu ile Bakanlar Kurulunun, boş yer sayısınca ayrı ayrı göstereceği adaylar arasından anayasa mahkemesince seçilirler.

Danıştay Genel Kurulu. Birinci başkan, daire başkanları ve bütün üyeler ile başkanın sözcüsü ve genel sekreter’ den kurulur.

Danıştay, dokuzuncu idari davaları ve üçü İdari işlere bakan 12 daireye ayrılır. Her daire bir başkanla en az dört üyeden kurulur.

 Dairelerde görüşme sayısı beştir. Kararlar çoğunlukla verilir. Dairelere, bir başyardımcı ve lüzumu kadar yardımcı verilir.

İdari Daireler Kurulu: İkinci daire hariç olmak üzere, İdari Daireler başkan ve üyelerinden teşekkül eder. Bu kurula daire başkanlarından en kıdemlisi başkanlık eder. Toplanma ve görüşme yeter sayısı dokuzdur, kararlar çoğunlukla verilir.

Dava Daireleri Kurulu: Birinci başkan ve dava daireleri başkanları ile her dava dairesince kendi aralarında birer yıl için seçilecek birer üyeden kurulur. Toplanma ve görüşme sayısı 19’dur.

İçtihatları Birleştirme Kurulu: Birinci başkan ile dava daireleri başkanları ve üyelerinden kurulur. Toplanma ve görüşme sayısı en az 41’dir.

Başkanlar Kurulu: Birinci Başkan ve daire başkanlarından kurulur.

Yüksek Disiplin Kurulu: Her takvim yılı başında Danıştay Genel Kurulunca her daireden seçilecek birer üye ile üçü dava daireleri ve ikisi idari daireler başkanları arasından seçilecek beş daire başkanından kurulur. Kurula, kıdemli daire başkanı başkanlık eder.

Yönetim ve Disiplin Kurulu: Genel Kurulun her takvim yılı başında seçeceği bir daire başkanı ile bir üyeden ve bir başyardımcı ile bu derecedeki kanun sözcüsünden kurulur, birer de yedekleri olur. Genel Katip kurulun tabii üyesidir.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Türkiye’de Kamu Denetçiliği Kurumu ( Ombudsmanlık ) Nedir?

Türkiye’de Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık) nedir?

 

Anayasamızın 74. maddesinde yer alan Anayasal bir kurumdur. Bu kurum 6328 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince kurulmuştur. Kurum Anayasamız tarafından, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlendirilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, hukukun üstünlüğünün sağlanması, iyi yönetim ilkelerinin yerleştirilmesi ve halka karşı sorumluluk anlayışı içinde ve hakkaniyet temelinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı bir denetim mekanizması olarak 2013 yılından itibaren faaliyetlerini sürdürmekte, halkın avukatlığını yapmakta ve aldığı kararlar ile idareye yol göstermektedir.

 

Kamu Denetçiliği Kurumu neden kurulmuştur?

 

Kamu Denetçiliği Kurumu, gerçek ve tüzel kişilerin idarenin işleyişi ile ilgili şikâyetlerini, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasada belirtilen nitelikleri çerçevesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygı, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmak üzere oluşturulmuştur.

 

Ombudsmanın diğer kurumlara göre, işlevselliği ve yetkileri ne ölçüdedir?

 

Ombudsman, yasama ve yürütme organlarından bağımsız olarak çalışmaktadır, tarafsızdır, halk tarafından kolayca bulunabilen ve ulaşılabilen bir kurumdur. Ombudsmanların her türlü dosyaya ulaşabilme, yöneticileri çağırabilme, gerektiğinde birimleri denetleyebilme yetkileri bulunmaktadır.

Diğer yandan ombudsman, yönetimin aldığı kararları, işlemleri kaldıramaz, değiştiremez; yönetimin yerine geçerek işlem ve eylem yapamaz. Sadece, araştırma, eleştirme ve düzeltici önlemler önerme ve bulgularını kamuoyuna duyurma yetkisine sahiptir. Ombudsman hukuk devletinde idari yargının yerini alabilecek bir kurum olarak değil ona destek olacak, onun dava yükünü azaltacak ve daha iyi çalışmasına yardımcı olacak bir kurum olarak düşünülmelidir. İdarenin eylem ve işlemlerinden dolayı ortaya çıkan şikâyetlerde artış, yargı hizmetlerinin masraflı, biçimsel ve zaman alıcı özelliği vatandaşların mağdur olmasına neden olmaktadır. Vatandaşların mağdur olmaması, idare ve yargı üzerindeki yükün azaltılması, idarenin yapacağı işlemlerde daha titiz ve özverili davranması, idare çalışanlarının keyfi kararlar almasının önüne geçilmesi için ombudsmana ihtiyaç vardır. Ombudsmanın kararlarının yaptırımı yoktur. Kararları daha çok tavsiye niteliğindedir. Kuruma yönelik en büyük eleştiri de budur.

Ombudsmanın başarısı, iyi örgütlenmesine, yasama organının ve hükümetin, ombudsmanın önerilerine gerekli ilgiyi göstererek,  diğer kurumlar karşısında da saygınlığı bundan önemli ölçüde etkilenecektir. Ayrıca parlamento ve siyasi unsurlar da halk ve medya desteğini arkasına almış olan bu kurumu rahat bırakacak ve kararlarını hür ve etki altında kalmadan verebilmesine olanak tanıyacaklardır.

 

Ülkemizde  ombudsman  benzeri görev yapan başka kurumlar var mıdır?

 

Türkiye’de Kamu Denetçiliği Kurumu’na benzetilen bazı kurul ve komisyonlar bulunmaktadır. Bu kurumlar tam olarak değil ama bazı yönleri ile Ombudsman Kurumu’na benzetilmektedir. Hatta Türkiye’de işleyişi yönünden Kamu Denetçiliği Kurumu’na benzer kurumların varlığından dolayı bu kurumun gerekliliği üzerine birçok tartışma yapılmıştır. Bu kurumlar;

Danıştay, Sayıştay, Devlet Denetleme Kurumu (DDK), Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dilekçe Komisyonu ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’dur. Ekonomik ve Sosyal Konsey, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Tüketici Koruma Dernekleri ve gazetelerdeki okur köşelerini de bu kurumlar arasında göstermek mümkündür. 

 

Bu kurumların işlevleri, Ombudsman kurumu ile benzerlikleri ve/veya farklılıkları nelerdir?

 

Yukarıda sayılan kurumların idari yapısı ile görev ve yetkilerine bakıldığında, klasik ombudsman kurumunda olması istenilen bazı özelliklerin bunlarda yer almadığı görülecektir.

Öncelikle bu kurumlar, Danıştay haricinde, bağımsız değildirler ve bağlı oldukları merciden aldıkları talimat üzerine harekete geçtiklerinden vatandaşların şahsen başvurusu mümkün değildir. Yapmış oldukları teklifleri bağlı oldukları birime sunmak suretiyle, ombudsmanın elinde bulunan rahat ve özgür rapor düzenleyebilme ve teklifte bulunabilme konularında da aralarında farklılaşma söz konusu olmaktadır.

Bir yüksek mahkeme olan Danıştay, ombudsman gibi bağımsız olmakla birlikte, bazı durumlar haricinde şahsi müracaatı kabul etmemekte ve yürütmenin kararlarını ya iptal ya da uygun görmektedir.  Oysa ombudsmanın yürütmenin faaliyetlerini yargı gibi hukukilik açısından denetlemesinin yanında anılan kararların yerindelik yönünden de denetimini yapma yetkisi bulunmaktadır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Mükellef Haklarının Korunması Yolları Nelerdir?

Ülkelerin yasama ve yürütme gelenekleri, kültürleri ve idare anlayışlarına bağlı olarak mükellef haklarının korunması ile ilgili farklı kurum, kuruluş ve mekanizmalar geliştirilmiştir. Mükellef haklarının korunmasına yönelik olarak ABD’de farklı bir yapılanmaya gidilerek Mükellefin Avukatı İdaresi kurulmuştur. Ülkelerinin çoğunda ise benzer amaçla Ombudsman görev yapmaktadır. Ayrıca, mükellef haklarını korumak amacıyla görev yapan Dünya Mükellefler Birliği ve birçok ülkede Mükellef Birlikleri oluşturulmuştur.

ABD’de Mükellefin Avukatı İdaresi, ABD İç Gelir İdaresi (IRS)’in mükelleflere müşteri odaklı davranmasını sağlamak, müşterilere aktif savunma hizmeti sunmak ve mükellef yararına politikaların geliştirilmesinde önemli rol oynamak amacıyla vergi idaresinin dışında ve bağımsız idari bir birim olarak 1994 yılında kurulmuştur. Mükellefin Avukatı İdaresi temel fonksiyonu; IRS ile mükellef arasında baş gösteren sorunlarda mükellefe destek çıkmak ve belirlenen kriterler çerçevesinde mükelleflerin sorunlarını çözmektir. Ayrıca, mükelleflerin vergileme sürecinde karşılaştıkları sorunları belirlemekte, bunları analiz etmekte ve çözüm önerileri geliştirmektedir. Mükellefin Avukatı İdaresi 1994-2004 döneminde IRS ile mükellefler arasında yaşanan 8136 sorunla ilgili kendisine yapılan başvuruyu incelemiş ve mükelleflere destek olarak bunların çözümüne yardımcı olmuştur.

Birçok ülkede genel kamu denetçisi görevini üstlenmiş olan Ombudsman kurumu, aynı zamanda vergileme sürecinde mükellef haklarının korunması ile ilgili uyuşmazlıkları da çözümlemektedir. Ombudsman genellikle bağımsız bir kurum olarak görev yapmakta ve doğrudan parlamentoya rapor sunmaktadır. Mükellefler vergi idareleriyle olan uyuşmazlıklarını idari aşamada çözümleyemediklerinde Ombudsmana başvurabilmektedir. Yapılan araştırmada mükellefin şikayetinin haklı olduğu görülürse, Ombudsman ilgili idareye şikayetle ilgili işlemlerin düzeltilmesini talep etmekte ve yapılan işlem ile ilgili prosedürün gözden geçirilmesi ile ilgili rapor sunmaktadır. Böylece, hem başvuruda bulunan mükellefin hakları korunmuş olmakta, hem de diğer mükelleflerin aynı zorluklarla karşılaşmaları önlenmektedir.

Mükellef Birliklerinin kuruluşu 1900’lerin başına kadar gitmektedir. İlk birlikler 1919 yılında Avustralya ve İngiltere’de kurulmuş ve iki yıl sonra, 1921’de İsveç Mükellefler Birliği kurulmuştur. Üst birlikler olarak 1969 yılında merkezi Lüksemburg’da olan Avrupa Mükellefler Birliği ve 1988 yılında ise merkezi Washington D.C.’de olan Dünya Mükellefler Birliği kurulmuştur. Özellikle 1990’larda mükellef haklarının gündeme gelmesinden itibaren üye sayısında büyük artış olan Mükellef Birlikleri günümüzde 40 ülkede ve 46 birlik şeklinde örgütlenmişlerdir. Kâr amacı gütmeyen ve kamuya yararlı dernek şeklinde örgütlenmiş olan Mükellef Birlikleri’nin temel amacı, kamu kesiminde etkinlik, şeffaflık ve hesap verilebilirlik sağlayarak mükelleflerin yasal haklarını korumak ve vergi kanunlarını basit ve açık hale getirmektir. Ayrıca, özellikle mükellef haklarının yeni geliştiği ülkelerde bu birlikler, mükellefler ile vergi idaresi arasında iş birliğinin artırılması, vergi kanunlarının basitleştirilmesi ve yeknesak uygulanması ile mükelleflerin eğitilmesi ve bilgilendirilmesi konularında önemli görevler üstlenmektedir.

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Mükellef Haklarının Hukuksal Dayanakları Nelerdir?

Mükellef haklarını düzenleyen hukuksal dayanak veya kaynaklar incelendiğinde ise, bunları kendi içinde iki gruba ayırmak mümkündür: Uluslararası anlaşma, Anayasa veya kanunlarla yapılan temel düzenlemeler; Mükellef hakları bildirgeleri veya imtiyazları şeklindeki idari düzenlemeler.

Uluslararası anlaşma, Anayasa ve kanun hükümleri mükellef haklarının belirlenmesi ve düzenlenmesine yönelik kaynaklar iken, mükellef bildirgeleri veya imtiyazları şeklindeki düzenlemeler daha çok mükellef haklarının açıklanması ve kamuoyuna duyurulmasına yönelik kaynaklardır.

Bazı uluslararası anlaşmalarda, birçok ülkenin anayasasında veya vergi kanunlarında mükellef hakları ile ilgili dolaylı veya doğrudan düzenlemeler vardır. Uluslararası alandaki insan hakları sözleşmeleri, ekonomik bütünleşme antlaşmaları ve çifte vergilendirmenin önlenmesi antlaşmalarındaki temel insan haklarının güvence altına alınmasına yönelik düzenlemeler, mükellef haklarının korunmasını da sağlamaktadır.

Tüm vatandaşların temel haklarını güvence altına alan anayasal ilkeler ve düzenlemeler, etkisini mükellef hakları alanında da göstermektedir. Anayasalarda düzenlenen; kanun önünde eşitlik, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, seyahat ve haberleşme özgürlüğü, hak arama özgürlüğü ile başvurma hakkı ilkeleri ve ilgili hükümler, aynı zamanda vergileme sürecinde mükelleflerle ilgili yapılacak işlemlerde de belirleyici, yönlendirici ve kısıtlayıcı olmaktadır.

Dolayısıyla, anayasalarda mükellef haklarıyla ilgili doğrudan düzenlemeler olmamasına rağmen, genel nitelikli anayasal hükümler mükellef haklarının da temel dayanağını oluşturmaktadır.

Mükellef haklarıyla ilgili doğrudan düzenlemeler, birçok ülkenin vergi kanunlarında yer almasına rağmen, bunlar ya sınırlı sayıda hüküm içermekte ya da hükümlere yer verilmekle birlikte mükellef haklarının sistemli ve kapsamlı bir uygulaması bulunmamaktadır.

 

Anayasamızda mükellef haklarıyla ilgili kanun maddeleri hangileridir?

 

Anayasa’nın “Vergi Ödevi” başlığını taşıyan 73. maddesi; özel hayatın gizliliği (md. 20), mülkiyet hakkı (md. 35), hak arama hürriyeti (md. 36), dilekçe hakkı (md. 74), bilgi edinme (md. 74) mükellefin haklarıyla ilgilidir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Türkiye de Mükellef Haklarında Durumumuz Nedir?

Mükellef haklarında dünyadaki durum nedir?

Dünyada mükellef haklarının korunması ve toplumda vergi bilincinin yaygınlaştırılmasına yönelik girişimler İngiltere, ABD ve Avustralya’da başlayıp diğer ülkelere yayılmıştır. 

Bunun doğal bir sonucu olarak mükellef hakları konusunda pek çok sivil toplum örgütü kurulmuştur.

Günümüzde 45 ülke ve 65 üyeden oluşan Dünya Mükellefler Birliği, mükellef haklarının korunması ve vergi bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla tüm dünyada faaliyetlerini sürdürmektedir.

Mükellef haklarının korunmasına yönelik çalışmaların en fazla yoğunlaştığı Avrupa’da ise 29 ülkenin üye olduğu Avrupa Mükellefler Birliği bulunmaktadır.

Sivil toplum kuruluşu olarak faaliyetlerini sürdüren bu birlikler, ülkelerde hukuka uygun ve adil vergilemenin hayata geçirilmesi ve mükellef haklarının korunmasına yönelik girişimlerini her geçen gün artırmaktadırlar.

Türkiye de mükellef haklarında durumumuz nedir?

 

Vergi mükellefi hakları 1990’lardan itibaren vergi idarelerinin yeniden yapılandırılması çalışmalarında mükellef odaklı yaklaşımın benimsenmesine paralel olarak gündeme gelmiştir. Birçok ülke, mükellef bildirgeleri veya imtiyazları açıklayarak mükellef haklarını duyurmuşlar ve bunları korumak için çeşitli mekanizmalar geliştirmişlerdir.

Öncelikle dünyada mükellef haklarının gelişimi konusunda bilgi vermek, mükellef haklarının türlerini incelemek ve vergi idaresinin yeniden yapılandırılmasında mükellef haklarına yaklaşımı ortaya koymak gerekmektedir. Daha sonra ise, mükellef haklarının Türkiye’deki durumunu değerlendirmek ve öneriler sunmaktır.

Kıta Avrupası hukuk sistemini uygulayan ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de vergileme süreci ile ilgili usul ve esaslar kanunlarla ayrıntılı olarak düzenlendiğinden ve sıkı kurallara bağlandığından, mükelleflere tanınan haklar esas itibariyle anayasal normlarda ve vergi kanunlarında düzenlenmiştir. Çağdaş ülkelerdeki mükellef hakları ile ülkemizde vergi mükelleflerine tanınan haklar karşılaştırıldığında, mükellef haklarının önemli bir kısmının aslında Türk vergi hukukunda da mevcut olduğu görülmektedir.

Ancak, Türk vergi kanunlarında mükellef hakları ile ilgili ayrı ve sistematik bir düzenleme olmayıp, bunlara kanunlarda düzenlenen müesseselere ait hükümler şeklinde yer verilmiştir. Bu nedenle, ülkemizde mükelleflerin sahip oldukları hakları tespit etmek ve öğrenmek, bu konu ile ilgili ancak özel araştırma yapılması sonucunda mümkündür. Bu çalışmada, Türkiye’deki mükellef haklarının, yukarıda yapılan teorik sınıflandırmaya uygun bir şekilde ele alınması ve incelenmesi tercih edilmiştir.

Ayrıca bunların korunması ve geliştirilmesi için gerekli mekanizmalar oluşturulmalı ve vergi idaresi personeli bu yönde eğitilmelidir. Böyle bir yaklaşım, mükelleflerin vergiye uyumunu artıracak ve vergi idaresi mükellef ilişkilerini geliştirecektir.

Maliye Bakanlığı, Vergi Usul Kanunu’nda yapılması gereken değişiklikler konusunda yoğun bir çalışma içinde yapılması öngörülen düzenlemelerden birisi de mükellef haklarına ilişkin ülkemizde 2005 yılında gelir idaresinin yeniden yapılandırılması çalışmalarına paralel olarak mükellef haklarına da önem verilmesi gereği vurgulanmış ve bunun sonucunda 2006 yılında Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından Mükellef Hakları Bildirgesi yayınlanmıştır. 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Mükellef Haklarının Tarihi Gelişimi Nasıl Olmuştur ?

Mükellef hakları nedir ?

Mükellef hakları; vergi mükelleflerine olumlu ya da olumsuz bir talepte bulunma yetkisi veren ve ihlal edildiğinde hukuki koruma sağlayan haklardır.

 

Mükellef haklarının tarihi gelişimi nasıl olmuştur ?

 

Mükellef Hakkı kavramının tarihi bizi 1215’e, İngiltere’ye, Magna Carta ’ya götürür. Yöneticilerin, mükellef lehine sınırlanan ilk yetkisi ‘’Vergilendirme Yetkisi ‘’ dir. Osmanlı’da Senedi-i İttifak aynı amaçtan ortaya çıkmıştır. Yine bir ilk olarak  İngiltere ’de 1986’da ‘’Mükellef Bildirgesi’’ imzalanmıştır.

1990 yılında OECD tarafından mükellef hakları ile ilgili bir rapor hazırlanmıştır. Bu rapora göre OECD tam üyesi olan ülkelerin “mükellef hakları bildirgesi” veya “mükellef hakları imtiyazı” açıklamaları istenmiştir ve bu çağrı karşılık bulmuştur.

Mükellef haklarının belirlenmesi ve açıklanması ile ilgili yoğun çalışmalar yürüten ülkelerin öncülüğünü İngiltere, ABD ve Avustralya çekmiştir. Daha sonra, pek çok ülke bu yöndeki çalışmalarına hız vermiştir.

Mükellef haklarının korunmasına yönelik olarak ABD’de farklı bir yapılanmaya gidilerek Mükellefin Avukatı İdaresi kurulmuştur. Ülkelerinin çoğunda ise benzer amaçla Ombudsman görev yapmaktadır.

Mükellef haklarını korumak amacıyla görev yapan Dünya Mükellefler Birliği ve birçok ülkede Mükellef Birlikleri oluşturulmuştur. Mükellef Birliklerinin kuruluşu 1900’lerin başına kadar gitmektedir. İlk birlikler 1919 yılında Avustralya ve İngiltere’de kurulmuş. 1969 yılında merkezi Lüksemburg’da olan Avrupa Mükellefler Birliği ve 1988 yılında ise merkezi Washington D.C.’de olan Dünya Mükellefler Birliği kurulmuştur.

Vergi mükellefleri haksız bir uygulama ile karşı karşıya kaldıklarında hemen dava açmak ve yıllarca karşı karşıya olacakları vergi dairesi ile davalı konuma gelmek istemezler. Ancak fazla vergi ödemekle yüz yüze olması veya haksızlığa uğradığı düşüncesi mükellefi çeşitli arayışlara yöneltir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Mükellef Haklarının Önemi

Mükellef Haklarının Önemi

Mükellef Haklarının Önemi , devlet, üstlenmiş olduğu hizmetleri aralıksız bir şekilde sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu devamlı gelir kaynağını vergilendirme yetkisini kullanarak vergi almak suretiyle karşılar. Vergilendirme yetkisi, devletin egemenlik hakkına dayanarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili gücüdür.

İşte devletin vergilendirme yetkisi kapsamında kullandığı hukuki ve fiili gücü nedeniyle sahip olduğu üstün konum karşısında mükelleflerin çıkar alanını koruyan hakların da tanınması gereklidir.

Vergilendirme ilişkisi, tarihsel olarak devletin vergilendirme yetkisinin sınırlandırılmasına yönelik mücadele karşısında mükelleflere haklar tanınması ile ilgili bir süreçten geçmiştir. Anayasacılık hareketleriyle birlikte, başta verginin kanuniliği ilkesi olmak üzere vergileme ilkeleri anayasa ve kanunlarda düzenlenirken, mükelleflere bazı haklardan yararlanma imkanı tanınmışlar.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

 

Mükellefin Bilinen En Son Adresinde Bulunamaması

Mükellef Haklarının Tanımı

Mükellef Haklarının Tanımı , mükellef haklarının çok net bir tanımı olmasa da farklı tanımlamalar yapılmıştır. Tanımlardan birisine göre mükellef hakları, temel insan haklarından kaynaklanan ve anayasa, uluslararası anlaşma, kanun veya idari düzenlemeler aracılığıyla hukukun vergi mükellefine tanıdığı, mükellefin devletten, vergilendirme yetkisi çerçevesinde vergi hukuku kurallarının yaratırken veya uygularken, bir şey yapmasını veya yapmamasını talep edebileceği yetkilerdir.

Başka bir tanıma göre; hukukun vergi mükelleflerine tanıdığı haklar olup,devletten vergilendirme yetkisi doğrultusunda vergi hukuku kurallarını oluştururken veya uygularken talep ettiği yetkilerdir.

Bir diğer tanıma göre mükellef hakları, vergi mükelleflerine olumlu ya da olumsuz talepte bulunma yetkisi
veren ve ihlal edildiğinde onları korumak amacıyla oluşturulmuş yazıIı veya yazısız kurallardır. Kısacası mükellef haklan, vergilendirme ilişkisinden dolayı devlet ile vergi mükellefi arasındaki hukuki ilişkide vergi mükellefine tanınan haklar olarak ifade edilmiştir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

 

Mükellef Hakları Kavramı

Mükellef Hakları Kavramı ,her demokratik toplumda, kişilerin devletle olan ilişkilerini düzenlemek için onlara birçok temel haklar tanınmış ve bunun yanında ödevler yüklenmiştir. Kişilere tanınan temel hak ve özgürlükler genellikle anayasalarda güvence altına alınmıştır. Anayasalarla kişilere yüklenen en önemli ödevlerden birisi onların ödeme güçlerine göre devlete vergi ödemeleriyle ilgilidir.

Devletin egemenlik hakkına dayanarak kullandığı vergilendirme yetkisi bir yandan onun kişiler üzerinde bir üstünlüğüne sebep olurken, diğer taraftan temel hak ve özgürlüklere müdahale sonucunu doğurmaktadır. Bu süreçte temel hak ve özgürlüklerin vergilendirme alanındaki görünümünü mükellef hakları yansıtmaktadır.

Önceleri yalnızca mükelleflerin devlete karşı ödevlerinden bahsedilirken anlayış değişikliğine paralel olarak günümüzde mükellefin hakları da ön plana çıkartılmaya başlanmıştır.

Mükellef hakları kavramı ve bu hakların korunması insan hakları ile yakından ilişkilidir. İnsan hakları kavramı İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra, mükellef hakları kavramı da 20. yüzyılın son çeyreğinde tartışılmaya başlanmış bir konudur. Ayrıca insan hakları daha geniş bir kavram olmakla birlikte, bunun başlangıç noktasını devletin geniş vergilendirme yetkisinin sınırlandırılması süreci temelinde mükellef hakları oluşturmaktadır.

Mükellef Hakları Kavramı

Genel hukuk düzeninde tanınmış olan bireyin genel haklarının vergi hukukundaki halini, mükellef hakları oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle mükellef . hakları, genel düzenden intikal eden ve özel düzenin durumuna uyum sağlayan haklar olmaktadırlar“. Hak ise; kişinin toplum içerisinde, ekonomide, kanun karşısında kendisine uygun şekilde davranılmasını talep edebilmesine  yasal olarak sahip olması şeklinde tanımlanabilir.

Vergi İncelemesine Başlanması Nedeniyle Kullanılamayacak Mükellef Hakları

Vergi İncelemesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği uyarınca vergi incelemesi, incelemeye tabi olan nezdinde tanzim olunacak İncelemeye Başlama Tutanağıile başlar. Tutanakta mükellefin imzasının bulunmaması halinde vergi incelemesi, incelemeye başlama tutanağının vergi dairesi kayıtlarına intikal ettiği tarih esas alınır.  Bu durumda incelemeye başlama tutanağının bir örneği ayrıca mükellefin bilinen adresine vergi dairesince gönderilir.

İncelemeye başlanması ile birlikte mükellef hangi haklarını kullanamaz?

Vergi Usul Kanununda bazı hak ve imkanların kullanılması, konuya ilişkin vergi incelemesine başlanmamış olma şartına bağlanmıştır. Dolayısıyla, vergi incelemesine başlanması ile birlikte bu tür bir şarta bağlanmış hakların kullanılması imkanı kalmamaktadır.

1-İncelemeye Başlanması ile Birlikte, Kanuni Süresi Geçtikten Sonra Kendiliğinden Verilen Beyannameler için Beyana Göre Tarhiyat Yapılması ve Vergi Ziyaı Cezasının Yarı Oranında Uygulanması Hakkı (İmkanı) Kalkmaktadır.

Vergi Usul Kanununun “Re’sen Vergi Tarhı” başlıklı 30 uncu maddesinin 24.06.1994 tarih ve 4008 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle değişik dördüncü fıkrası aşağıdaki gibidir:

“Vergi beyannamesini kanuni süresi geçtikten sonra vermiş olanlara bu beyannamede gösterdikleri matrah üzerinden re’sen gerekli tarhiyat yapılır ve bu beyannameler re’sen takdir için takdir komisyonuna sevk edilmez. Ancak, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden sonra kendiliğinden verilen beyannameler için bu hüküm uygulanmaz.”

Yukarıdaki fıkra hükmüne göre, vergi incelemesine başlanması ile birlikte mükellefin kanuni süresi geçmiş dönemlere ilişkin verdikleri beyannameler üzerinden tarhiyat yapılması imkanı ortadan kalkmaktadır. Vergi incelemesi başlamış ise artık inceleme sonucundaki tespitlere göre yapılacak tarhiyata muhatap olması söz konusu olacaktır.

İncelemeye ve takdir komisyona sevk edilmeden önce kendiliğinden verilen beyanın mükellef açısından sağladığı en önemli etki VUK 344 üncü maddede düzenlenmesinde yer almaktadır. Madye göre, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden sonra verilenler hariç olmak üzere, kanuni süresi geçtikten sonra verilen vergi beyannameleri için bu madde uyarınca kesilecek ceza yüzde elli oranında uygulanır. Ancak, incelemeye başlanması ile birlikte mükellef, vergi ziyaı cezasının yüzde elli oranında uygulanması hakkını (imkanını) kaybetmektedir.

2- Pişmanlık Hükümlerinden Yararlanılamamaktadır.

Vergi Usul Kanunun 371 inci maddesinde pişmanlık ve ıslah hükümleri düzenlenmiştir. Maddeye göre; beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren fiilleri işleyen mükelleflerle bunların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vermesi hâlinde, haklarında maddede yazılı kayıt ve şartlarla vergi ziyaı cezası kesilmemektedir. Bu şartlardan birisi, haber verme dilekçesinin yetkili memurlar tarafından mükellef nezdinde herhangi bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel (Kaçakçılık suçu teşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce) verilmiş ve resmi kayıtlara geçirilmiş olmasıdır. Dolayısıyla vergi incelemesine başlanması ile birlikte mükellef pişmanlık hakkını kaybetmektedir.

3- İnceleme Konu ve Kapsamı ile Sınırlı Olarak Mukteza (Özelge) Talep Edilememektedir.

İncelemeye başlamanın mükellef hakları açısından etkilerinden birisi özelge talep etme konusunda ortaya çıkmaktadır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Mükellefi Savunucuları