fbpx
Pazar, 12 Temmuz, 2020

Tasfiye Memurlarının Sorumluluğu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) göre tasfiyenin tanımı; “Tüzel kişiliği haiz şirketlerin fesih ve infisahı üzerine, şirket mevcutlarının, alacaklarının ve borçlarının tayin ve tespiti ile alacaklarının tahsil, mevcutların nakte tahvil edilerek, kanun ve ana sözleşme hükümlerine göre dağıtılmasını temin eden muamelelere tasfiye denir.” Şeklinde tanımlanmıştır.

Tasfiyesi tamamlanan şirketlerin ticaret sicilinde kaydının silinmesinin ardından, Vergi İdaresi tarafından Tasfiyesi biten şirketler adına yapılan tarhiyatlar ve bunlara bağlı olarak kesilen vergi cezalarının hukuki durumları ve bu incelemeler sonucu yapılacak tarhiyatların muhatabının kim olacağı konusunda idare ve yargı mercileri arasında yaşanan tereddütler incelenecektir.

2-YASAL DÜZENLEME

2.1- Tasfiye ve Tasfiye Memurlarının Sorumluluğu, Türk Ticaret Kanunu’nun 291. maddesinde, şirketin faaliyette bulunduğu dönemde başlanmış olup da henüz sonuçlandırılmamış olan iş ve işlemleri tamamlamaya, şirketin borç ve taahhütlerini yerine getirmeye, şirketin alacaklarını toplamaya, gereğinde yargı yolu ile almaya ve varlıkları paraya çevirmeye, net varlığı elde etmeye yönelik ve yarayan bütün iş ve işlemleri yapmaya yetkili ve zorunludurlar demek suretiyle tasfiyenin amacı ve tasfiye memurunun sorumluluğu açık bir şekilde ifade edilmiştir.

Türk Ticaret Kanunun 280 inci ve devamı maddelerine “Tasfiye hâlinde bulunan şirketi mahkemelerde ve dışarıda tasfiye memurları temsil eder. Tasfiye memurları şirket için yararlı gördükleri takdirde, olağan işlem ve işlerle sınırlı olmak koşuluyla, sulhe, feragata, kabule, tahkime ve özellikle hakem seçmeye de yetkilidirler; gereklilik hâlinde yeni işlemler de yapabilirler.” Denilmektedir.

2.2-Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre Tasfiye ve Tasfiye Memurlarının Sorumluluğu:

Kurumlar Vergisi Kanunu’nda tasfiyenin tanımı yer almamakla birlikte tasfiyeye giren şirketler için tasfiye dönemleri, tasfiye beyannamelerinin verilmesi, tasfiye karının tespiti ve tasfiye memurlarının sorumluluğuyla ilgili düzenlemeler mevcuttur.

Ayrıca, Anılan mezkur kanunun 17. maddesine göre, tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak salınacak her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezalar, müteselsilen sorumlu olmak üzere; tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden,

tasfiye dönemi için ise tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır.

Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar.

Şu kadar ki, bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır. denilmektedir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun Geçici 6. Maddesinde ise kanunun 17 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası hükümlerinin bu geçici maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan her türlü vergi tarhiyatı ve kesilen cezalar hakkında uygulanmayacağı belirtilmiştir.

Diğer yandan, 1 seri nolu Kurumlar Vergisi Tebliği’ne, 4 seri nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin 2. maddesiyle eklenen 17.8. bölümünde;” tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak yapılacak her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezalar, müteselsilen sorumlu olmak üzere; tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için ise tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılacağı ve limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olacakları belirtilmiş ve tasfiye dönemi için tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tasfiye artığı tutarıyla sınırlı olacaktır.” denilmiştir.

Anılan hüküm, maddenin yürürlüğe girdiği 3/7/2009 tarihinden itibaren konu ile ilgili olarak yapılan her türlü vergi tarhiyatı ve kesilen cezalar hakkında uygulanmaktadır.

Kurumlar Vergisi kanunu madde 17/9, Geçici 6. Madde ve 4 seri nolu tebliğin 17.8 bölümlerine bakıldığında bu düzenlemelerin 03/07/2009 tarihinden sonraki tarhiyatlara uygulanabileceği açıktır. Kanun koyucu 03/07/2009 tarihinden önceki tarhiyatlarla ilgili iradesini ortaya koymamıştır.

2.3.Vergi Usul Kanunundaki düzenlemeler:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinde “Kanuni Temsilcilerin Ödevi” düzenlenmiş “Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.

Bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Tüzelkişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.” hükmü yer almaktadır.

Yine Vergi Usul Kanunu’nun 333. Maddesinde ise, Tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde Vergi Kanununa aykırı hareketlerden tevellüt edecek vergi cezaları tüzel kişiler adına kesileceğine ilişkin hüküm bulunmaktadır.

2.4-6183 sayılı Kanunu’na göre tasfiye ve tasfiye memurlarının sorumluluğu

6183 sayılı Kanun’un 33. maddesi “Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, tasfiyenin başladığını üç gün içinde ilgili tahsil dairelerine bildirmek mecburiyetindedirler. Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, amme idarelerinin her türlü alacaklarını ödemeden veya ödemek üzere ayırmadan önce tasfiye sonucunda elde edileni dağıtamazlar veya bunlar üzerinde her hangi bir şekilde tasarrufta bulunamazlar.

Aksi halde tahakkuk etmiş ve edecek amme alacaklarından tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler şahsen ve müteselsilen mesul olurlar. Bu mesuliyet yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarını geçemez. Bunların ödedikleri borçlar için amme alacağı ödenmeden kendilerine dağıtım yapılmış olanlara rücu hakları mahfuzdur.” hükmü ile sorumlularca ödenmek zorunda olan amme alacağının ödenmediği durumlarda sorumlulardan tahsil yoluna gidileceği belirtilmiştir.

Yine aynı Kanun’un mükerrer 35. maddesi “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.

Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.

Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.” hükmü ile tasfiye memurlarının sorumluluğu çizilmiştir.

3-TASFİYESİ BİTMİŞ ŞİRKETLERDE VERGİ İNCELEMESİ VE TARHİYATIN MUHATABI

3.1- Tasfiyesi Bitmiş Şirketlerde Vergi İncelemesi

Kurumlar Vergisi Kanunu madde 17/9’da getirilen düzenlemede tasfiyesi bitmiş şirketlerde 03.07.2009 tarihinden sonra yapılacak tarhiyatlarda, tarhiyatın muhatabının kim olacağı sorununa açıklık getirmiş olmakla birlikte, tasfiyesi bitmiş, ticaret sicilinden silinmiş, artık Türk Ticaret Kanunu’na göre temsil ve ceza kabiliyeti olmayan şirketlerin tasfiye öncesi dönemler ve tasfiye dönemleri için sonradan vergi incelemesine tabi tutulup tutulamayacağıyla ilgili herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Ayrıca, İnceleme konusu Defter ve belgelerin incelemeye ibrazı ve muhafazasıyla ilgili olarak, Vergi Usul Kanunu’nun 137. maddesinde Vergi İncelemesine tabi şirketler Bu kanuna veya diğer kanunlara göre defter ve hesap tutmak, evrak ve vesikaları muhafaza ve ibraz etmek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzelkişilerdir. denilmektedir.

Muhafaza ve ibraz ödevine baktığımız zaman yine Vergi Usul Kanunu’nun 253 üncü maddesine göre, defter tutmak mecburiyetinde olanlar, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar. Bu nedenle tasfiye sürecinin tamamlanarak ticaret sicilinden silinmesi nedeniyle ortada tüzel kişilik kalmadığından defter ve belgeleri kimin muhafaza edeceğiyle ilgili Vergi Kanunlarında bir düzenleme de bulunmazken tasfiye öncesi dönemlere ilişkin defter ve belgelerin muhafaza ve ibraz ödevi tasfiye memuruna ait olmadığı da açıktır.

Türk Ticaret Kanununda, Tasfiye sonunda ortaklık defter ve belgeleri tasfiyenin bitiminden itibaren 10 yıl süre ile saklanmak üzere, Şirket merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinin kararı ile tasfiye memurlarınca notere tevdi edilir. Saklama ücreti ortaklık mevcudundan ödenir. denilmektedir. Burada noterlere yüklenen görev tasfiye memurları tarafından kendilerine tevdi edilen defter ve belgelerin muhafazasıdır. İlgili kanunlarda bu defter ve belgelerin herhangi bir vergi incelemesine konu olması durumunda kim tarafından ibraz edilmesi gerektiği konusunda bir aydınlatma yapılmamıştır.

Vergi İncelemeleri sırasında yaşanan olaylarda, tasfiyesi bitmiş şirketlerin tasfiye öncesi dönemler ve tasfiye dönemlerine ait defter ve belgelerinin ibrazının kimden isteneceği konusunda tereddütler oluşmakta, kimi zaman tasfiye memurundan istenilmekte kimi zamanda defter ve belgelerin muhafaza edildiği noterlere ulaşılmaya çalışılmakta hatta ilgili dönemdeki kanuni temsilcilere gidilmektedir.

Defter ve belgelerin teslim edildiği noterlere ait bilgilerin , Mükelleflerin Vergi Dairelerine yazı ile bildirilmeleri halinde Vergi İnceleme elemanlarının tereddütleri azalacaktır.

Tüzel kişiliği sona eren şirketlerin, ya da daha doğrusu hukuk aleminde artık yer almayan bir şirketin vergi incelemesine tabi tutulmasının yarattığı zorlukların yanında bir çok yargı kararı da bu tür şirketlere vergi incelemesi yapılamayacağı, tarhiyat yapılamayacağı ve ceza kesilemeyeceği yönündedir.

İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin 2011/2314 esas ve 2011/3926 nolu kararında; tasfiyesi bitmiş bir şirketin , tasfiye öncesi dönemlerine ilişkin re’sen yapılan vergi ziyaı cezalı KDV Tarhiyatlarının tebliğ edildiği ilgili dönem kanuni temsilcisi tarafından tarhiyatın iptali amacıyla açılan dava sonucu verilen kararda Türk Ticaret kanunu hükümlerine göre , şirketlerin tüzel kişilikleri , ticaret sicilinden silinmeleriyle sona erdikleri, Olayda adına re’sen tarh işlemi yapılan şirketin tüzel kişiliği de ticaret sicilinden silinerek sona ermiş bulunmamaktadır.Bu tarihten sonra adı geçen şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsili hukuken olanaklı değildir. Bunun sonucu olarak, tüzel kişiliğin sona ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, olmayan şirket adına işlem tesis edilemez, tesis edilen işlemler de herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz. Hukuki sonuç doğurmayan, başka deyişle, hukuk düzeninde varlık kazanmayan işlemlerin ise herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmesi söz konusu olamaz.’’ Hükmü verilmiştir.

Danıştay’ın Vergi Dava Daireleri Kurulu (VDDK) ise, “Limited şirket kaydının ticaret sicilinden silinmesinden sonra tasfiye dönemi için kesilen cezanın tahsili amacı ile şirket adına düzenlenen ödeme emrine karşı tasfiye memurunun açtığı davanın kabulü ile ödeme emrinin iptalinde hukuka aykırılık bulunmadığına” karar vermiştir.   

Şirket adına kesilen usulsüzlük cezasının ilanen tebliğ edilerek kesinleşmesi üzerine ödeme emri düzenlenerek tasfiye memuruna tebliğ edildiği, davanın tasfiye memuru sıfatıyla münfesih şirketi temsilen açıldığının anlaşıldığı, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, şirketlerin tüzel kişiliklerinin ticaret sicilinden silinmesiyle sona erdiği, olayda, adına ceza kesme işlemi tesis edilen şirketin tüzel kişiliğinin, ticaret sicilinden silindiği bu tarihten sonra adı geçen şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsilinin hukuken mümkün olmadığı, tüzel kişiliğin sona ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, olmayan şirket adına tarh ve ceza kesme işlemlerinin tesis edilemeyeceği, tesis edilen işlemlerin de, herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı, feshedilmekle tüzel kişiliği sona eren şirketin temsilinin de söz konusu olmayacağını karara bağlamıştır.

Bir çok Vergi Mahkemesi Kararı ve Danıştay kararlarına da bakıldığında ; borcun tüzel kişiliğin hukuk aleminden kalkmadan önce tarh, tahakkuk, ve tebliği ile kesinleşmesi gerektiği ifade edilmiş olup, şirketin tasfiyesi tamamlanıp sicil kaydı silindikten sonra kendisine vergi tarhı, tahakkuku ve tebliği yapılamayacağı söylenmektedir.

3.2-Tasfiyesi Bitmiş Şirketlere yapılacak tarhiyatlarda tarhiyatın muhatabı

5904 Sayılı Kanun ile KVK’ya; Kanun’un 17. maddesinin dokuzuncu fıkrası hükümlerinin, 03.07.2009 tarihinden önce yapılan her türlü vergi tarhiyatı ve kesilen cezalar hakkında uygulanmayacağına ilişkin geçici 6. madde ilave edilmiştir. Dolayısı ile bu tarihten itibaren yapılacak olan tarhiyatlarda ve kesilecek cezalarda bahsi geçen yeni hükümler geçerli olacaktır. Tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde Vergi Kanunu’na aykırı hareketlerden tevellüt edecek vergi cezaları tüze kişiler adına kesilir” hükmünü ihtiva eden 333. maddesi halen varlığını muhafaza etmektedir.

KVK’nın 17/9 hükümleri, tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde Vergi Kanunu’na aykırı hareketlerden tevellüt edecek vergi cezalarının tüzel kişiler adına kesileceğine ilişkin VUK’un 333. maddesi ile de çelişmektedir.

Tasfiyesi tamamlanarak tüzel kişilikleri sona eren Kurumlar Vergisi mükellefleri adına, tasfiyeye giriş tarihinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi vergilendirme yapılması ve ceza kesilmesi hukuken mümkün değildir. Danıştay’da hâkim olan görüş de bu doğrultudadır.

5904 sayılı Kanun ile KVK’ya eklenen 17/9 ve Geçici 6. Madde hükümlerine göre, 03.07.2009 tarihinden itibaren bu türden mükellefler ile ilgili yapılacak tarhiyatlarda ve kesilecek cezalarda, kanuni temsilciyi ve/veya tasfiye memurları muhatap olarak kabul edilecek, vergi ve cezalar bu kimseler adına (verginin mükellefi olmamalarına rağmen)salınacak/kesilecektir.

Kurumlar Vergisi Kanunu madde 17/9’da 03.07.2009 tarihinden itibaren geçerli olan düzenleme tasfiyesi bitmiş şirketlerde tarhiyatın muhatabı konusunu açıklamıştır. Tasfiyesi tamamlanmış şirketlerde tarhiyat yapılacağıyla yani vergi incelemesi yapılabileceğini dolaylı olarak kabul edip bu durumdaki şirketleri vergi sistemi dışında bırakmamayı amaçlamıştır.

Yapılan düzenleme, hukuki varlığı son bulmuş olan tüzel kişileri (dolaylı olarak) vergi mevzuatı kapsamına dahil etme düşüncesinin sonucu olmakla birlikte, tek başına başarılı olup olmayacağı tartışmalı olan bir düzenlemedir.

İstanbul 3. Vergi Mahkemesinin 2011/2281 esas ve 2012/1595 nolu kararında, Kişiler hukuku uyarınca, usulüne uygun olarak tasfiyesi tamamlanmış ve ticaret sicilindeki kaydı silinmiş olan tüzel kişilerin hukuken varlığından söz edilemeyeceğinden adlarına vergi salınması ve ceza kesilmesi de mümkün bulunmamakta olup , tasfiye edilerek tüzel kişiliği sona eren şirketin kanuni temsilcinin sorumlu tutulabilmesi için borcun tüzel kişiliğin hukuk aleminden kalkmadan önce tarh, tahakkuk, ve tebliği ile kesinleşmesi gerekmekte, bu aşamalar usulüne uygun olarak tamamlandıktan sonra ise borcun kanuni temsilciden ancak ödeme emri ile takibi mümkün bulunmaktadır.

 Zira ne 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda ne de 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nda tasfiyesi sonuçlanan şirket vergi borçları için kanuni temsilcisi veya tasfiye memuru adına tarhiyat yapılabileceğine, başka bir ifadeyle ihbarname düzenleneceğine dair herhangi bir düzenleme bulunmamakta olup, söz konusu hususa ilişkin düzenlemenin yer aldığı 5520 sayılı Kurumlar Vergisi kanunu’nun 17/9. Maddesinin ise düzenlendiği yasa itibariyle şirketlerin kurumlar vergisi borçlarına ilişkin olduğu açıktır. ‘’ hükmüne amirdir.

Ayrıca, Kurumlar Vergisi Kanunu madde 17/9’da yapılan değişiklik tasfiyesi tamamlanmış şirketlerin 03.07.2009 tarihinden sonra yapılacak tarhiyatların kimin adına yapılacağıyla ilgili tereddütleri gidermiştir;   

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Okul Kantin İşletmeleri Nasıl Vergilendirilmeli?

Okul kantin işletmelerinin nasıl vergilendirileceği konusunda uygulamada tereddütler oluşmuştur. Okul kantininin işletilmesi için ödenen bedel gelir vergisi kesintisine tabi midir? Katma değer vergisinin sorumlu sıfatıyla ödenmesi gerekir mi ? konusu açıklığa kavuşturulacaktır.

 

Gayrimenkul ve hakların kiralanması,  Katma Değer Vergisi Kanununa göre “hizmet” niteliği taşıyan bir işlemdir. Bu hizmet ticari faaliyet kapsamında ifa edilmesi halinde Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1. maddesi gereğince genel hükümler çerçevesinde vergiye tabi olur. Aynı Kanunun 1/3-f maddesinde de Gelir Vergisi Kanununun 70. maddesinde sayılan mal ve hakların kiralanması işlemleri katma değer vergisinin konusuna alınmıştır.

 

Bu hükme göre, Gelir Vergisi Kanununun 70. maddesinde sayılan mal ve hakların kiralanması; ticari, zirai, mesleki faaliyet kapsamına girmese dahi vergiye tabi olur. Ancak Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-d maddesi hükmü ile iktisadi işletmelere dahil olmayan “gayrimenkullerın kiralanması vergiden istisnadır. 

 

Ancak Hazinenin özel mülkiyetinde olup tahsisli veya genel bütçeye dahil dairelerin hizmetlerini karşılamak üzere kiralanmış taşınmazlarda, görevli personelin ihtiyacını karşılamak amacıyla uygun görülecek bir yerin ihtiyaca göre çay ocağı kantin vb. amaçlarla kullanılmak üzere kiraya verilmesi, işletme hakkının kiraya verilmesi olarak değerlendirilmesi gerekecektir.             

 

İdare, bu yerlerde sahip olduğu işletme hakkını, belirli bir kira bedeli karşılığında belli bir süre kiralayabilecektir. Bu tür kiralama işlemleri Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-d maddesindeki istisna kapsamına girmediğinden vergiye tabi olması gerekmektedir.

 

Çünkü Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-d maddesinde İktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri istisna kapsamındadır. Ancak bu madde yanlış yorumlanmamalıdır. Gayrimenkuller esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan, dolayısıyla yerinde sabit olan mallardır. Bunlar Türk Medeni Kanununun 632 nci maddesinde arazi, tapu siciline müstakil ve daimi olmak üzere ayrıca kaydedilen haklar ve madenler olarak sayılmıştır.

 

Hazinenin özel mülkiyetinde olup tahsisli veya genel bütçeye dahil dairelerin hizmetlerini karşılamak üzere kiralanmış taşınmazlarda, uygun görülecek bir yerin ihtiyaca göre çay ocağı kantin vb. amaçlarla kullanılmak üzere kiraya verilmesi, işletme hakkının kiraya verilmesi olarak değerlendirileceğinden ve gayrimenkul kiralanması olarak değerlendirilmediğinden dolayı kantin işletmeleri bu istisnadan yararlanamazlar. 

 

11 No’lu Kurumlar Vergisi Sirkülerinde bu konuda açıklama yapılmıştır. Buna göre Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul ve kurumlardaki kantin açık alan, salon ve benzeri yerlerin ticari, eğitsel, kültürel, sosyal ve sportif etkinliklerde kullanılmak üzere okul aile birliklerince üçüncü şahıslara kiralanması işlemi Katma Değer Vergisi Kanununun 1/3-f bendine göre genel oranda katma değer vergisine tabidir.     

 

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul ve kurumlardaki kantin açık alan, salon ve benzeri yerlerin ticari, eğitsel, kültürel, sosyal ve sportif etkinliklerde kullanılmak üzere okul aile birliklerince kiralanması işleminde kiralayan 2 nolu kdv beyannamesi ile  vergisini beyan edip ödemelidir.    

 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. maddesinde yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığı yapılan ödemelerden %20 oranında gelir vergisi kesintisi yapılmaktadır. 70. maddede ayrıca işletme hakkı kiralamalarının stopaja tabi olduğu hüküm altına alınmıştır.

 

Birlikler, il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri gelir vergisi mükellefi olmadığı için elde ettikleri kira gelirlerinden gelir vergisi kesintisi yapılmayacaktır. Dolayısıyla okul kantinlerinden stopaj kesintisi yapılması söz konusu değildir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Nakit İhtiyacı İçin, Pos Cihazlarının Satış Dışı Amaçlarla Kullanılması Yoluyla Kredi Kartı Çekilmesi (Tefecilik Yapılması )

Günümüzde ekonomik sıkıntı içine düşen bazı işletmelerin, düşük komisyon ile kısa vadeli borç sağlamak amacıyla, tanıdıklarına ait kredi kartlarını satış yapıyormuş gibi pos makinasından geçirerek, kısa süreli finansman sağlama yoluna gittiği görülmektedir.

Bu durum vergi yükümlülerinin işyerlerinde ticari emtia satış hasılatlarının olduğundan daha yüksek çıkması sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

Maliye Bakanlığı denetim elemanlarının vergi incelemesi yaparken kullandıkları bir yöntem, kredi kartı ekstreleri ile satış faturalarını karşılaştırmaktır. Vergi inceleme elemanları çoğu zaman, aradaki farkı, faturası kesilmemiş satış olarak değerlendirip, mükellefe cezalı tarhiyat yapmaktadır.

Olayın esasında bir satış olmadığı için, mükellefler açtıkları davaları gerçekte bir satış yapmadıklarını ispat edebilirlerse kazanmaktadırlar.

Ancak gerçekte bir satış yapmadıklarını iddia eden ancak kanıtlayamayan ya da kanıtları yetersiz görülen mükelleflerin kayıt dışı satış yaptıkları da kabul edilebilmektedir.

Kayıt dışı satışın varlığının kabulü beraberinde gelir vergisi, geçici vergi, katma değer vergisi, kurumlar vergisi açılarından vergi ziyaı cezalarını ve özel usulsüzlük cezalarını beraberinde getirmektedir.

Mükellefin kayıt dışı satış yapmadığını ispat etmesi durumunda olayın niteliğine ve sürekliliğine göre borç alan mükellef açısından BSMV borç veren kişiler açısından ise tefecilik suçu ortaya çıkması mümkündür.

Bu durumda,  vergi mükelleflerinin  gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi açılarından ve ceza hukuku açısından ayrıntılı olarak değerlendirilmeleri yapılacaktır.

II- POS CİHAZLARININ KULLANIMI HAKKINDA GENEL BİLGİ

Pos cihazları kredi kartlarından para çekilip ödeme yapılacak hesaba aktarma yapmaya yarayan, satış noktası olarak da tanımlanabilecek makinalardır. Bankalar firmalarla özel bir sözleşme yaparak pos makinalarını kullandırmaktadırlar. İki taraf arasında imzalanan sözleşmelerde pos makinası kullanılırken firmaların yükümlülükleri belirtilmektedir.

Örneğin firmalar pos cihazını kullanırken, kullanılan kartın geçerlilik süresinin dolup dolmadığını, kart kullanan kişinin gerçek kart hamili olup olmadığını, kart sahibinin kimlik ve imza kontrolünü ve pos makinasının kullanımından doğan her türlü usulsüz işlemleri kontrol etmekle yükümlüdür. Aksi durumlarda bankalar sözleşmeyi fesh edip verdikleri pos cihazlarını geri alma hakkına sahiptirler.

 

III- POS CİHAZI İLE FİNANSAL BORÇLANMA YÖNTEMİ

bazı mükellefler kredi kartlarını zaman zaman mal ve hizmet alışverişi dışında faizsiz borç alma amacı için de kullanmaktadırlar.

Ancak pos cihazı veren kurumların cihaz verdikleri kurumları ve bu kurumların kredi kartı ile yaptıkları satışları Gelir İdaresi Başkanlığı’na aylık olarak bildirmeleri sebebiyle Gelir İdaresi tarafından mükelleflerin bu cihazları kullanarak yaptıkları satış tutarları ile beyanları karşılaştırılmakta söz konusu bilgiler arasında uyumsuzluk tespit edilen mükellefler hakkında denetimler yapılmaktadır.

Bu bağlamda mükellefler pos makinalarının kullanımları ile ilgili olarak bir çok sorun yaşayabilmekte ve fiş, fatura gibi belgeleri vermediğinden bahisle özel usulsüzlük, KDV, gelir ya da kurumlar vergisi açılarından vergi cezaları ile karşı karşıya kalabilmektedirler.

IV – POS MAKİNASI İLE BORÇLANMANIN GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Gelir Vergisi Kanunu’nun birinci maddesine göre, “gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır.” Gelir vergisine konu olan kazanç ve iratlar, yedi başlık halinde GVK’nın 2. maddesinde sayılmıştır. Bu başlıklar ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlardan oluşmaktadır.

söz konusu gelir unsurlarına girmeyen bir kazanç unsurunun gelir vergisine tabi olması mümkün değildir. Kurumlar Vergisi Kanunu açısından da benzer şekilde değerlendirilebilir.

Keza Kurumlar Vergisi Kanunu’nun birinci maddesinin iki numaralı fıkrasında kurum kazancının gelir vergisinin konusuna giren yukarıda sayılan gelir unsurlarından oluştuğu belirtilmiştir. Kurumlar vergisi gelir unsurlarından oluşan kazançları niteliğine bakılmaksızın ve topluca “kurum kazancı” olarak adlandırılmaktadır.

Bu nedenle kişilerin borç alımı niteliğindeki işlemlerini gelir unsuru olarak değerlendirmek söz konusu olamayacaktır. Bu nedenle, gelir vergisinin konusuna girmeyen unsurlar kurumlar vergisinin konusuna da giremez.

Dolayısıyla söz konusu olayın gelir vergisi veya bir kurumlar vergisi mükellefleri tarafından gerçekleştirilmesi halinde, işlemin bir gelir unsuru değil bir borç alma şekli olduğu sonucuna ulaşılacaktır.

Nitekim çeşitli yargı kararlarında da bu yönde kararlar verilmiştir.

Danıştay 4. Dairesi’nin, E.2005/433, K.2005/1724 sayılı Kararı kararında

“Davacı kurumun pos cihazı kullanarak, kredi kartı ile yaptığı satışları hasılat olarak defterlerine kaydetmediği iddiasıyla cezalı kurumlar vergisi tarhiyatı yapılmıştır.

Davacı, söz konusu kredi kartı kullanımlarının büyük bölümünün satışlara ilişkin olmadığını, nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla annesi, babası, kendisi ve kardeşinin kredi kartlarını kullandığını ileri sürerek dava açmıştır. Vergi mahkemesince, inceleme aşamasında öne sürülmeyen bu hususun, dava aşamasında tarhiyata dayanak teşkil eden inceleme yönteminden hareketle doğruluğunun tespit olanağı bulunmadığı gerekçesiyle bu iddia kabul edilmeyerek cezalı vergi aslına yönelik dava reddedilmiştir. Ancak, davacı kurumun kredi kartı ile yaptığı satışların büyük bir bölümünün şirket ortağının annesi, babası, kardeşi gibi çok yakın akrabalarına yapılmış olması, Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, ekonomik ve ticari icaplara uygun görülmemektedir.

Söz konusu kişilere ilişkin kredi kartı kullanımlarının satış olarak kabul edilmesi mutad olmadığından, davacı kurumun defter ve belgeleri ile dosyadaki belgeler incelenerek bu kişilerin kullandığı kredi kartı işlemlerine ait miktarların matrah farkından tenzil edilmesi gerekmektedir.

Yine matrah farkı bulunması halinde ise, hasılatın tamamı kazanç olarak nitelendirilemeyeceğinden inceleme elemanınca hiç dikkate alınmayan ve davacı tarafından % 30 olduğu ileri sürülen mal maliyeti dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, davacının ekonomik ve ticari icaplara uygun görülen bu iddiaları dikkate alınmadan cezalı vergi aslına yönelik davayı reddeden mahkeme kararında isabet görülmemiştir.” Hükmüne amirdir.

Yukarıdaki kararda görüldüğü gibi mahkeme vergi hukukunda olayın gerçek mahiyeti esastır ilkesine göre karar vermiştir. Söz konusu olayda davacı kurumun gerçekte bir satış yapmadığı bu nedenle de vergi doğmadığını kabul edilmiştir.

Ancak mahkemeler her zaman bu yönde karar vermemektedir. Söz konusu iddiaları ileri süren ancak kanıtlayamayan ya da kanıtları yetersiz görülen mükelleflerin kayıt dışı satış yaptıkları da kabul edilebilmektedir.

Vergi Dava Dairelerinin, 06.07.2006 tarih ve E.2006/59, K.2006/212 Kararı’nda

“Düzenlediği toplam fatura tutarı pos cihazı ile yapılan satış tutarı ve beyanları arasında uyumsuzluk olduğu açıkça tespit edilen yükümlü adına yapılan tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir” hükmü verilmiştir. Olayda mükellefin iddialarını kanıtlayamadığı öne sürülmüştür.

V- POS MAKİNASI İLE BORÇLANMANIN KATMA DEĞER VERGİSİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun konusunu teşkil eden işlemler KDV Kanunu’nun 1. maddesine göre; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler; her türlü mal ve hizmet ithalatı; ve posta, telefon, telgraf, teleks ve bunlara benzer hizmetler ile radyo ve televizyon hizmetleri gibi özel olarak sayılan bazı diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetlerden oluşmaktadır.

Kanun’un ikinci maddesinde teslimin, üçüncü maddesinde hizmetin tanımı yapılmıştır. Teslim bir mal üzerindeki tasarruf hakkını malik veya onun adına hareket edenlere devredilmesidir. Bir malın alıcı veya onun adına hareket edenlerin gösterdiği yere veya kişilere tevdii teslim hükmündedir. Malın alıcıya veya onun adına hareket edenlere gönderilmesi halinde malın nakliyesine başlatılması veya nakliyeci veya sürücüye tevdi edilmesi de mal teslimidir. Hizmet ise bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebilir.

Bir kişinin POS cihazından borç almak niyetiyle çektiği bir paranın KDV kanununda ifade edilen teslim ya da hizmet tanımının içerisine girmemektedir. Ortada bir mal ya da bir şeyi yapmak ya da işlemek, meydana getirmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmayı taahhüt etmek gibi bir durum yoktur. Konu ithalat bendine ya da özel olarak bazı durumların sayıldığı diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetlere de girmemektedir.

VI – POS MAKİNASI İLE BORÇLANMANIN BANKA VE SİGORTA MUAMELELERİ VERGİSİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu içinde yer alan hizmet vergilerinden biridir. 25.10.1984 tarihinde kabul edilen Katma Değer Vergisi Kanunu ile Gider Vergileri Kanunu’nun istihsal vergisi, nakliyat vergisi, PTT hizmetleri vergisi, ilan ve reklam hizmetleri vergisiyle ilgili hükümleri yürürlükten kaldırılırken, BSMV ile ilgili hükümler uygulamada bırakılmıştır.

Bu bakımdan Gider Vergileri Kanunu’nun BSMV ile ilgili hükümleri halen uygulanmakta ve banka ve sigorta işlemlerinden katma değer vergisi yerine bu vergi alınmaktadır. Böylece BSMV ile katma değer vergisi dışında bırakılan finansman işlemlerinin vergilendirilmesi amaçlanmıştır.

Pos makinası ile borç almanın bir finansman işlemi olduğu düşünüldüğünde bazı koşullar altında Banka ve Sigorta Muameleleri vergisinin konusu içine girmesi mümkündür.

Devamlı ve mutad meslek halinde faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen gerçek kişilere ikrazatçı denilmektedir.

2279 sayılı kanuna göre ikraz işleriyle uğraşanlar banker sayılmaktadırlar. Bankerlerin yapmış oldukları banka ve muamele hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar (kendileri veya başkaları hesabına menkul kıymet alıp, satmayı, alım satıma tavassut etmeyi veya alıp sattıkları menkul kıymet karşılığı borçları ödemeyi taahhüt etmeyi meslek haline getirenlerin bu faaliyetleri dolayısıyla lehlerine kalan paralar ile mevduat faizi vermek veya sair adlarla faiz ve benzeri menfaatler sağlamak üzere devamlı olarak para toplama işiyle uğraşanların topladıkları paralara sağladıkları gelir ve menfaatler üzerinden komisyon, ücret, hizmet karşılığı gibi adlarla aldıkları paralar dahil) da banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir.

Buna göre kişilerin kredi kartlarından satış yapmadığı halde para çekenler eğer bu işi sürekli olarak yapıyorlarsa ve karşılığında kartını kullandığı kişiye bir menfaat sağlıyorsa, banker olarak nitelendirilebilirler. Bu durumda BSMV mükellefiyeti getirebilir.

VI- POS MAKİNASI İLE BORÇLANMANIN KREDİ KARTINI KULLANDIRAN KİŞİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Pos makinası ile borçlanma kredi kartını kullandıran kişi açısından değerlendirildiğinde bazı durumlarda kartını kullandıran kişinin tefecilik suçlamasının mümkün olduğu düşünülebilir.

İvaz (faiz) karşılığı ödünç para verilmesi işleminin hukuka uygun yapılmaması Türk Ceza Kanunu’na göre tefecilik suçuna vücut vermektedir.

İkrazatçılık yapmak üzere izin alınmadan faiz veya her ne suretle olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işten meslek ittihaz edilmesi ve ikrazatçılık izni iptal edildiği halde ödünç para verme işlerine devam edilmesi tefecilik sayılmaktadır. Bu bilgiler sürekli olarak borç vermeyi adet haline getiren kişiler tefeci kapsamında değerlendirilebilirler.

Nitekim bazı olaylarda Yargıtay kişilerin tefecilik suçu işlediğine karar vermiştir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E.2004/17311, K.2007/3525 sayılı Kararı’nda

“Aralarında yakın akrabalık ve iş ilişkisi bulunmayanların birbirlerine karşılıksız borç para vermesi düşünülemeyeceğinden sanığın birden fazla kişiye sürekli ve sistemli bir biçimde çıkar karşılığı ödünç para verme eylemini gerçekleştirdiği gözetilerek atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerekir” hükmü verilmiştir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Birden Çok Araç veya Gayrimenkul Satışının Vergilendirilmesi

Gelir Vergisi Kanunun 37. maddesi hükmü gereğince Bir takvim yılı içerisinde birden çok araç alım satımı yapılması halinde, bu durum ticari kazanç yönünden   vergi kaydının açılmasını gerektirecektir.  Sürekli olarak araç satımı ölçüsü hakkında bir kişinin bir takvim yılı içerisinde birden fazla araç alıp satması halinde bu durum mutat meslek olarak ifa edildiği kabul olunmaktadır.

 

Bir kişinin bir kez araç alıp satması halinde, bu işlem süreklilik arz etmediğinden dolayı mutat meslek olarak yapıldığı iddia edilemez.[ GVK md.82.]

 

 

Bir kişinin yıl içerisinde ikiden çok araç satışı yapması halinde, bu işin mutad meslek olarak yapıldığı farz edilir. bu işi sürekli yapanların gelir vergisi kaydı vergi dairesi tarafından resen açılabilmektedir. Dolayısıyla, gelir vergisi, geçici vergi ve KDV yönünden gerçek usulde mükellefiyet kaydı açılır.

 

Bunun yanı sıra böyle bir durumda mükellef olan kişinin defter tasdik ettirmesi kazancını işletme veya bilanço esasına göre tespit etmesi gerekir. Ayrıca, bu mükellef, noterden veya anlaşmalı matbaadan fatura bastırılması gerekmektedir.

Ancak burada araç alım ve satışlarının noter senetleri üzerinden takibi ve elde edilen net kazancın tespiti zorunludur. Öte yandan, bazı şirketler aktifinde kayıtlı araçları fatura ile de satabilir. Bu faturaların saklanması gerekecektir.

Son zamanlarda vergi daireleri kendilerine trafikten gelen bilgiler doğrultusunda bir yıl içerisinde sık sık araç alım satımı yapanlara gerçek usulde gelir vergisi kaydı açarak kendilerinden e-beyan yoluyla yıllık beyanname, KDV, geçici vergi ve muhtasar beyanname vermelerini istemektedir.

 

Böyle bir durum karşısında mükellefin araç satışları ile ilgili banka hesap bilgilerinin irdelenmesi alış satış kazancının   saptanması yönünden banka kayıtları da önem taşımaktadır. Buradan hareketle araçların alış bedellerinin bilinmesi ve yapılan giderlerin alış bedeline eklenmesi ve sonuçta satış bedeli ile bu tutarların mukayese edilmesi zorunludur.

 

Örneğin, 100.000 TL’ye alınan bir araç daha sonra 120.000 TL’ye satılması halinde ve alışla da ilgili 2.500 TL gider katlanması halinde bu aracın net satış bedeli: 120.000-102.500 = 17.500 TL   safi kazanç bulunmaktadır.

Geçmiş yıllarda yıl içerisinde birden fazla araç alım satımı yapanların durumlarını gözden geçirmeleri ve sattıkları araç bedellerinin satış bedeli ile alış bedeli arasındaki farkı bulmaları ve buna göre beyanlarını yapmaları zorunludur.  

 

Bazı durumlarda satış bedelinin bilinmemesi veya bulunmaması halinde aracın emsal satış bedeli veya kasko değeri ölçü olarak dikkate alınabilir.

 

Bu gibi durumlarda taşıtın alış bedeli ile bu bedel üzerine yapılan masrafların da dikkate alınması zorunludur.   Geçmişe yönelik vergi daireleri tarafından yapılan inceleme ve araştırmalarda satışa konu araçlarla ilgili bedellerin   takibi önem taşımaktadır.

 

Trafik idareleri tarafından vergi dairelerine yollanan listelere göre TC kimlik numaraları dikkate alınarak satıcıların vergiye ilişikleri denetlenmektedir. Vergi dairesinde hiç kaydı olmadığı halde sürekli olarak araç satanların son günlerde vergi dairesine beyana davet edildiği rastlanılmaktadır.

 

Aynı durum gayrimenkul alım ve satımlarında da benzeri işlem yapıldığı görülmektedir.  yıl içinde birden çok gayrimenkul alım-satımı işlerinin yapılması da süreklilik kazandığı varsayılarak gayrimenkul ticareti nedeniyle, ticari kazanç olarak değerlendirilmektedir.

 

GVK’nun mük. 80. maddesinin 6 nolu bent hükmü ile iktisap şekli ne olursa olsun ( ivazsız olarak iktisap edenler hariç) 70. maddenin 1. fıkrasının 1,2,4 ve 7 nolu bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tabi çiftçilerin zirai istihsalde kullandıkları gayri menkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak 4 yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar (01.01.2007 tarihinden sonra iktisap edilenler için süre 5 yıl olarak dikkate alınacaktır) (kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkuller tahsis tarihinde ortaklar tarafından satın alınmış sayılır) değer artış kazancı olarak sayılmıştır.

Gayrimenkullerin alım satım ve inşa işleri ile sürekli olarak uğraşılması ticari kazanç sayılmaktadır.

 

 

Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun  14.11.2003 gün ve E:2003/233-K:2003/414 sayılı kararına göre, “Asıl işi hırdavat ticareti olan, bunun yanında bir yıl içinde birden çok kişiye birden çok gayrimenkul satan kişinin, bu alım satımlar dolayısıyla elde ettiği kazançlar, bir yıl içinde birden çok satımın devamlılık unsurunu gösteriyor olması ve bu işlemlerin kazanç sağlama gayesiyle yapılmadığının kanıtlanamaması sebebiyle ticari kazanç olarak vergilendirilmelidir.”
hükmüne amirdir.

 

Öte yandan, kendi nam ve hesaplarına menkul kıymet alım – satımı ile devamlı olarak uğraşanların bu faaliyetlerden elde ettikleri gelirlerle ticari kazanç olarak kabul olunmaktadır.[ GVK GT 103 ,104.] 

VERGİ MÜKELLEFİ SAVUNUCULARI DERNEĞİ

GENEL BAŞKANI MEHMET KAYNAK

 26.04.2020

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Mükellef Hakları Kurulu Kuruldu!

Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının teşkilat yapısına ilişkin düzenleme yapıldı.

Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Buna göre, Hazine ve Maliye Bakanlığına, “devlet gelirleri politikasının plan, program, genel ekonomik politika ve stratejiler çerçevesinde oluşturulmasına ilişkin çalışmaların koordinasyonunu sağlama, uygulamayı izleme, vergi kayıp ve kaçağı ile kayıt dışı ekonomik faaliyetleri tespit etme ve bunları önlemek amacıyla risk analizi yapma” görevleri de verildi.

Kararnameyle bakanlığın hizmet birimleri arasına Risk Analizi Genel Müdürlüğü eklendi. Yeni oluşturulan genel müdürlüğün görev ve yetkileri de belirlendi. Buna göre, Risk Analizi Genel Müdürlüğü, vergi kayıp ve kaçağı ile kayıt dışı ekonomik faaliyetleri araştıracak, bu konuda ilgili kamu kurumlarıyla koordinasyonu sağlayacak, risk analizi ve değerlendirme çalışmalarını yürütecek, bu amaçla risk senaryoları hazırlayacak.

Vergi Denetim Kuruluna yeni daireler

Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının yapısına ilişkin de değişiklik yapıldı, buna göre başkanlık, grup başkanlıkları yerine daire başkanlıklarından oluşacak.

Kurul bünyesinde, Bakan onayı ile doğrudan başkanlığa bağlı olmak Denetim, Vergi Kaçakçılığı Denetim, Vergi İadeleri Denetim ve Sektörel Denetim daire başkanlıkları kurulabilecek.

Bu daire başkanlıklarının kurulacağı tarihe kadar, daha önce bu görevleri yürüten grup başkanlıkları faaliyetlerine devam edecek.

Başkanlığa görüş bildirmek üzere Danışma Komisyonu kurulması da söz konusu olabilecek.

Kararnameyle, Hazine Kontrolörleri Kurulu ve Teftiş Başkanlığının yapısı ile mali ve sosyal haklarında da değişikliğe gidildi.

Mükellef Hakları Kurulu

Düzenlemeyle, Bakanlık bünyesinde Mükellef Hakları Kurulu da oluşturuldu. Kurul, mükellef haklarının korunmasına yönelik temel ilke ve kuralları belirlemek, bunların uygulanmasını sağlamak, mükellef haklarına yönelik başvuruları değerlendirmek ve bakanlığa önerilerde bulunmak üzere kuruldu. Kurul, görevleri ile ilgili gerekli bilgileri bütün kamu kurum ve kuruluşlarından istemeye, bu kurumlar da söz konusu bilgileri vermeye yükümlü olacak. Bu şekilde elde edilen bilgilerden vergi mahremiyeti kapsamında olanların gizliliğine uyulacak.

Gelir İdaresi Başkanlığının görev ve yetkilerine ilişkin de değişikliğe gidilirken, başkanlığın kuruluş amaçları arasına, “Devlet gelirleri politikasının belirlenmesi ile gelir tahminlerine ilişkin çalışmaları yapmak” ibaresi eklendi. Buna göre başkanlık, devlet gelirleri politikasının plan, program, genel ekonomik politika ve stratejiler çerçevesinde oluşturulmasına ilişkin çalışmalar yapacak, mahalli idare gelirleri politikası ile devlet gelirleri politikasının uygulanmasında uyumu sağlayıcı çalışmaları yürütecek.

Başkanlık bünyesinde Gelir Bütçesi Daire Başkanlığı da oluşturuldu. Daire başkanlığının görevleri, vergi yükü ve gelir tahminlerine yönelik analiz yapmak, her türlü istisna, muaflık ve indirimlerin maliyetlerini ölçmek, devletin gelirlerini etkileyen her türlü kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Cumhurbaşkanı kararı, yönetmelik ve benzeri düzenleme değişikliklerinin sonuçlarını analiz etmek olarak belirlendi.

Kararnameyle, Cumhurbaşkanı onayı ile atanan kadro, pozisyon ve görevlere Hazine ve Maliye Bakanlığı teftiş başkan yardımcıları ve Hazine Kontrolörleri Kurulu başkan yardımcıları eklendi. Ayrıca Risk Analizi Genel Müdürü dahil olmak üzere bakanlık bünyesinde 60 kadro ihdas edildi.

Vergi başmüfettişi, vergi müfettişi ve yeterlik sınavında başarı göstermiş olmak kaydıyla vergi müfettiş yardımcısı kadrolarında bulunanlardan, vergi başmüfettişi ve vergi müfettişi unvanını ihraz etmiş olanlardan merkez, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının kadrolarında bulunanlardan, hazine kontrolörü kadrolarında bulunanlardan uygun görülenler ve 2 Kasım 2011 tarihinden önce mesleğe stajyer kontrolör olarak başlayıp yeterlik sınavında başarı göstermiş olanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Hazine ve Maliye Bakanlığı ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının kadrolarında bulunanlardan uygun görülenler, 31 Aralık 2020 tarihine kadar durumlarına uygun kadrolara doğrudan atanacak.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Hukukçusu Kimdir?

Hukukçu kime denir ?

Hukukçu olmak için, üniversitelerin Hukuk fakültesinden mezun olmak veya  yabancı bir ülkenin hukuk fakültesini bitirip, eksik derslerini ülkemizdeki hukuk fakültelerinden birinde tamamlayarak başarı belgesi almış bulunmak veya hukuk veya siyasal bilgiler, idarî bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olmak, (hukuk veya hukuk bilgisine programlarında yeterince yer verilmiş olması gerekmektedir) üniversitelerden hukuk veya hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarından mezun olan lisans mezunları  ‘’ hukukçu ‘’durlar.

Bu hukukçulardan;

-hukuk fakültesi mezunu olanlar,

adli hakim, savcı, bilirkişi, arabulucu, hakem ve  avukatlık stajından sonra serbest avukat,

üniversitelerin hukuk, siyasal bilgiler, idarî bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim kurumlarından mezun olanlar;

idari hakim, vergi hakimi, müfettiş, denetçi, uzman (vergi müfettişi, gümrük müfettişi, vergi uzmanı, sayıştay denetçisi, vb.) serbest muhasebeci mali müşavir stajından sonra serbest muhasebeci mali müşavir veya gümrük müşavirliği stajından sonra gümrük müşaviri olmaktadırlar. Üniversitelerde yüksek lisans ve doktora yaparak eğitim işlerini yapanlarda mali hukuk öğretim üyesi olabilmektedirler.

Uygulamada vergi hukukunu yoğun olarak uygulayan devlet kurumlarında çalışan  memurlarının hangileri ‘’ vergi hukukçusu’’ dur. ?

Vergi hukukunun uygulanmasında, gelir idaresi başkanlığı, vergi denetim kurulu başkanlığı ve gümrük idaresi bulunmaktadır. Bu kurumlarda çalışan tüm personel vergi hukukunu uygulamaktadır. Uygulamak için Vergi hukukunu en iyi şekilde bilmek gerekmektedir.

Dolayısı ile bu kurumlarda çalışan vergi uzmanları, gümrük uzmanları, vergi müfettişleri, gümrük müfettişleri   ve vergi avukatları ‘’ vergi hukukçusu ‘’ olarak katkıda bulunmaktadırlar.

Yine vergi mükellefinin muhasebecisi, mali müşaviri, yeminli müşaviri ve gümrük müşaviri, en yakın temsilcisi ve danışmanı ve olarak aynı zamanda ‘’ Vergi Hukukçusu’’ dur.

 

Vergi Hukukçusu kimdir?

 

Hukuk ve özellikle mali hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilimler, idarî bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olmak veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olup, Türkiye’deki fakülte programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girip başarı belgesi almış olan, lisans mezunu kişileri mali hukuk ve vergi hukuku alanlarında teorik olarak uzman sayabiliriz.

 

 

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

İhtiyati Hacze Karşı Dava Açılması

İhtiyati haciz

Henüz tarh ve tahakkuk ettirilmemiş, tahakkuk edip  de ödeme süresi gelmemiş, ödeme emri tebliğ  edilmemiş kamu alacaklarının tahsilini temin için  borçlunun tahsil dairesince tebliğ edilen veya üçüncü  şahıslar elindeki menkul mallar ile gayrı  menkullerden alacak ve haklarından kamu alacağına  yetecek miktarına derhal ve sınırsız süreyle ihtiyati  haciz konulur.

İhtiyati hacze yetkili makam alacaklı amme  idaresinin mahallinin en büyük memurudur.

Vergi dairesi başk.nın bulunduğu yerlerde yetkili  vergi dairesi başkanı,

İl özel idaresinde vali,

Belediyelerde belediye başkanı

 

 İhtiyati hacze karşı dava açılması

Dava açma süresi: Haklarında ihtiyati haciz tatbik olunanlar,  ihtiyati haciz sebeplerine karşı, haczin tatbik edildiği tarihten  (gıyapta yapılan hacizlerde haczin tebliğ edildiği tarihten) itibaren  7 gün içinde dava açabilirler.

Dava  açma  nedenleri:

İhtiyati haciz uygulaması usulüne uygun yapılmadığı

İhtiyati haciz halleri olmaksızın ihtiyati haciz uygulandığı

Yetkili mahkeme:

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerle bunların  zam ve cezaları ile ilgili ihtiyati haciz kararlarında

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Uzlaştırmacı Nedir, Görevlendirilecek Konular Nelerdir?

Uzlaştırmacı görevlendirilecek konular nelerdir?

Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:

Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar. 

Şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;

  1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),

2.Taksirle yaralama (madde 89),

  1. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
  2. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
  3. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
    suçları.

Uzlaştırmacı olarak görev alanların dayanağı nedir ?

5271 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Uzlaştırmanın Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik

Kimler uzlaştırmacı olabilir?

İki tür uzlaştırmacı bulunmaktadır.

1- Avukatın uzlaştırmacı : Bu kişiyi baro atamaktadır.

2- Hukuk öğrenimi görmüş uzlaştırmacı: Hukuk mezunları ile hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olanlar görevlendirilebilmektedir. Hukuk dalında yüksek lisans ya da doktora yapmış bulunanlar da uzlaştırmacı olarak görevlendirilebilmektedir.

 

Bu kişileri Baroya kayıtlı avukat olmaması gerekmektedir.

 

Uzlaştırmacıya ne kadar ücret verilmektedir?

Yönetmeliğin 31. maddesi şu şekildedir: “Uzlaştırmacıya soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında ise mahkeme tarafından masraflar hariç, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Ödenecek Ücret Tarifesinde soruşturma aşaması için belirlenen miktarın iki katını geçmemek üzere, uzlaştırmacının şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar görenin; yaşı, olgunluğu, eğitimi, sosyal ve ekonomik durumu gibi belirgin farklılıkları değerlendirmede ve tarafları uzlaştırmadaki becerisi, bu süreçde gösterdiği çaba ve gayreti, harcadığı emek ve mesaisi gibi faktörlerin yanısıra uyuşmazlığın kapsamı ve niteliği de dikkate alınarak çalışmasıyla orantılı makul bir ücret belirlenir. Uzlaştırmacı tarafından zorunlu yol giderleri de dahil olmak üzere yapılan masraflar anılan ücret tarifesinde soruşturma aşaması için belirlenen miktarı geçmeyecek şekilde ayrıca ödenir.

 

Uzlaştırmacı olmak isteyenler ne yapmalı?

Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Uzlaştırmanın Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 15. maddesi gereğince Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, Ceza Muhakemesinde uzlaştırmacı olarak görev almak amacıyla listeye kaydolmak için her yılın Kasım ayının sonuna kadar Cumhuriyet başsavcılığına bir dilekçeyle başvurur. Başvurular şahsen yapılabileceği gibi, kayıtlı olunan oda, çalışılan kurum ve kuruluş aracılığıyla da yapılabilir.

Uzlaştırmacı olmak için gereken evraklar?

İletişim bilgilerini içeren başvuru dilekçesine;

 

  1. a) Nüfus cüzdanı örneği,
  2. b) T.C. kimlik numarası,
  3. c) Mezuniyet belgesinin onaylı örneği,

ç) Adli sicil kaydı,

  1. d) İki adet vesikalık fotoğraf,
  2. e) Bu Yönetmeliğin 30 uncu maddesi uyarınca yapılacak eğitimlere katılacağını beyan eden dilekçesi,
  3. f) Varsa kayıtlı olunan oda, çalışılan kurum ve kuruluşun isimleri, 

 

– Başvuranların talepleri kaydedilerek ağır ceza merkezi Cumhuriyet başsavcılığınca başvuru tarihinden itibaren otuz gün içerisinde değerlendirilir.

 

– Başvuranın birinci fıkradaki şartları taşımaması veya dördüncü fıkrada belirtilen belgelerin eksik olması halinde talebin reddine karar verilir. Redde ilişkin karar ilgilisine tebliğ olunur.

 

– Talepleri uygun görülenlerin adı ve soyadları, açık adresleri, telefon numaraları yazılarak, oluşturulan liste her yıl Ocak ayı içerisinde en az yedi gün süre ile adliyede herkesin görebileceği bir yere asılır. Ayrıca Cumhuriyet başsavcılığının internet adresinde ilan edilir. Oluşturulan listenin bir örneği, merkezdeki hakim ve Cumhuriyet savcıları ile yargı çevresindeki mahkemeler ve Cumhuriyet başsavcılıklarına bildirilir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Arabuluculuk Nedir, Kimler Arabulucu Olabilir?

Arabuluculuk nedir, kimler arabulucu olabilir?

Arabuluculuk, uyuşmazlığın mahkeme dışında daha çabuk ve net bir biçimde giderilmesini hedefleyen bir usul hukuku kurumudur. Arabuluculuk; bir özel hukuk uyuşmazlığının tarafı olan kişilerin, özgür iradeleriyle seçtikleri tarafsız ve uzman bir üçüncü kişinin (arabulucu) hakemliğinde, dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra başvurdukları bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

 

Arabuluculuk kaç çeşittir ?

Arabuluculuk, “zorunlu arabuluculuk” ve “ihtiyari arabuluculuk” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır:

 

Zorunlu arabuluculuk nedir?

Zorunlu Arabuluculuk: Bazı uyuşmazlıklar için mahkemeye dava açmadan önce arabulucuya gitme zorunluluğu vardır. Zorunlu arabuluculuk, bu uyuşmazlıklar açısından dava şartıdır. Yani, arabulucuya gitmeden açılan dava, dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilir. İş davalarına konu olan bazı talepler (kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, maaşlar vb.) zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmıştır.

 

İhtiyari arabuluculuk nedir?

İhtiyari arabuluculuk, tarafların bir arabulucuya gitme zorunluluğu olmadığı halde uyuşmazlığın çözümü için dava açmadan önce arabulucuya başvurmayı tercih etmesidir. Taraflar üzerinde tasarruf edebilecekleri her türlü özel hukuk uyuşmazlığıyla ilgili ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurabilir.

Suç teşkil eden fiillerle bağlantılı uyuşmazlıklar, arabuluculuk yoluyla değil; Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre uzlaştırma/uzlaşma hükümleri uygulanarak her savcılık bünyesinde bulunan uzlaştırma büroları tarafından çözülür.

 

Arabulucu kimdir? Nasıl arabulucu olunur?

Arabulucu; hukuk fakültesi mezunu, mesleğinde en az 5 yıllık deneyime sahip olan, arabuluculuk, iletişim ve görüşme teknikleri konularında uzmanlık eğitimi almış kişidir (Arabuluculuk Kanunu md. 20).

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları Nelerdir?

Pişmanlık: Hatalı kıymet ve tarife beyanına ilişkin olarak gümrük  idaresinin tespitinden evvel bildirimde bulunularak  Gümrük Kanunu’nun 234/3’üncü maddesi uyarınca  cezaların % 15 olarak indirimli ödenmesi kolaylığından  yararlanılabilir.

 

Müzakere: Tarafların üçüncü bir kişinin herhangi bir yardımını veya  desteğini almadan, karşılıklı olarak bir araya gelip görüştükleri ve  uyuşmazlık konusunda anlaşmaya varmalarını hedefleyen bir alternatif  uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Müzakerede amaç tarafların karşı karşıya  görüşerek, çatışmanın daha da büyümesini engellemektir. Ancak  uyuşmazlığın taraflar üzerinde neden olduğu psikolojik gerginliğin  etkisiyle genellikle aralarında bir çözüme varamadıkları görülmektedir.

 

Ancak en önemli faydası taraflar birbirlerinin fikirlerinin birinci ağızdan duyarak daha iyi bir iletişim kurmuş olurlar.

 

Arabuluculuk: Tarafsız üçüncü bir kişinin uyuşmazlığın çözümünde  herhangi bir öneride bulunmaksızın taraflara yardım ettiği bir alternatif  uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uyuşmazlıkların yargıya gitmeden  çözümünde mükelleflere hızlı, uygun maliyetli seçenek sunan bir  yöntemdir. Arabuluculuk kazan- kazan neticesi doğurma, işlem  maliyetlerini azaltma ve gelirleri artırma gibi fonksiyonları dolayısıyla  vergi uyuşmazlıklarında ideal bir yol olduğunu savunan görüşler  mevcuttur. Ülkemizde sadece hukuk eğitimi alan kişiler arabulucu  olabilmektedir.

 

Tahkim:Tarafların aralarındaki mevcut anlaşmazlığın, tarafsız üçüncü bir kişi  aracılığıyla kanıtlar aracılığıyla incelenmesine ve kararın açıklanmasına dayanan bir  alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Taraflar tarafsız üçüncü bir kişinin veya  kişilerin kararı ile uyuşmazlıkları ile ilgili bir anlaşmaya varmaktadırlar.

 

Vergi uyuşmazlıklarında tahkimin bir çözüm yolu olarak elverişli olduğunu ifade eden  görüşler bulunmaktadır. Hakemin tamamen tarafsız bir üçüncü kişi olduğu için vergi  uyuşmazlıklarının çözümünde objektif bir karar verme imkanı olması, karar sürecinin  hızlı olması, gizlilik içermesi, daha ucuz olması ve yargılama sürecinden daha az  prosedür içermesi nedeniyle bu üsul ilgi çekmektedir.

Tahkimde çoğunlukla hakem  seçme izni verilmektedir. Hakem vergi uzmanı olabileceği gibi, bu konuda deneyimi olan bir kişi de olabilir. Tahkim ile taraflar idare içinden veya idareye bağlı olmayan bir hakem belirleyebilirler. Hakemin raporu kesin nitelik taşır ve herhangi bir mahkemeye  buna ilişkin itiraz edilemez.

 

Erken Tarafsız Ön Değerleme : Tarafların aralarındaki uyuşmazlığın çözümlenmesi için uyuşmazlığın  henüz başlangıcında, nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda karar  almaları ve uyuşmazlığın nasıl ortaya çıktığı, nerede, nasıl geliştiği ve  bundan sonra kaydedilecek süreç hakkında deneyimli bir üçüncü kişi  aracılığıyla bilgilendirilmelerini öngören bir alternatif uyuşmazlık çözüm  yöntemidir. Uyuşmazlıkların başlangıç aşamasında uygulanan bu usul karmaşık nitelikte olmayan uyuşmazlıklarda faydalı olabilir. Tarafsız ön  değerleme yönteminde idare ve mükellef görüşlerini ortaya koyarlar  tarafsız uzman kişi ise sonuçlar hakkında olası öngörülerini açıklar.

Böylece her iki tarafta uzmandan kendi tezlerini destekleyen veya eleştiren hususlar hakkında bilgi almış olurlar.

 

Vakıaların saptanması yöntemi : Üçüncü bir kişi aracılığıyla uyuşmazlığı  belirleme ve çözmeye yönelik olan ve bağlayıcı nitelik taşımayan bir  alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur. Genellikle taraflar arasında uzlaşma  sağlanamadığında, vakıa saptayıcısı devreye girmekte ve potansiyel  riskleri ortaya koyan bir rapor hazırlamaktadır. Bu raporda uyuşmazlığın  yargıya intikali halinde tarafların kazanma olasılıkları ortaya konmaktadır.  Bu yöntem tarafsız ön değerlendirme yöntemine benzerlik göstermekle  birlikte uyuşmazlığın ilk aşamalarında değil de daha sonraki  aşamalarında uygulanması ve daha detaylı bir araştırmayı gerektirmesi  nedeniyle farklıdır. Bu yöntemde aynı sorunu daha önce yaşayan mükelleflerin neler yaptıkları, vergi davası açılmışsa sonuçları, Danıştay  kararları değerlendirilir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Mükellefi Savunucuları