fbpx

    Vergi Borcu Silinir!

    Sosyal medyada, haberlerde, gazetelerde vergi borçlarının silindiğini duyarız. Merak ettik araştırdık. vergi incelemesi geçiren ve büyük miktarlarda vergi ve cezalara muhatap olan bazı firmaların  Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde kurulan merkezi uzlaşma komisyonunca vergi ve cezaları sıfırladıklarını duyuyoruz, okuyoruz. Bu işlemler yasal olarak mümkün olmakla birlikte, toplum vicdanını yaralamaktadır.

    Ayrıca bundan başka yine halk arasında vergi borçlarının silindiği hakkında şehir efsaneleri dolaşmaktadır. Toplam vergi borcunun bir kısmının bu kişilerce alınarak vergi borçlarının tamamının bilgisayarlardan silindiği ifade edilmektedir. Bu borçların silinmesi için gayrimenkul ve taşıt hacizlerinin olmaması gerektiği ifade edilmektedir.  Bizde Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği olarak, böyle bir şeyin olmasının mümkün olmayacağı ve yüksek düzeyde adamları olduğunu iddia eden bu kişilere itibar edilmemesini ve bu kişilerin sahtekar ve dolandırıcı olduklarını ifade ederek bu kişilerden uzak durulması konusunda uyarıyoruz. Böyle bir şeylerin olması hiçbir şekilde mümkün değildir.

    Zaten böyle bir durumun tespit edilmesi şu anki teknolojik sistemle çok kolaydır. Farz edelim böyle bir durumun olduğunu farz edersek, tespit edilmesi halinde bu işin içinde mükellef, işe aracılık eden ve bilgisayardan silen en az biri olacağından organize mali suçlara gireceğinden ilgililer ağır ceza mahkemelerinde yargılanma durumunda kalacaklardır. Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği olarak vergi mükelleflerimizin bu dolandırıcılara dikkat etmeleri konusunda uyarıyoruz.

    Bizim dernek olarak tavsiyemiz yasal  haklarını gelir idaresi ve vergi daireleri nezdinde idari yollardan aramalarıdır. Eğer idare vergi mükelleflerinin taleplerini red ederse, haklarını idare ve vergi mahkemeleri nezdinde aramalarıdır. Bu konuda Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği olarak mükelleflerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz.

    Kesinleşmiş kamu alacaklarında zamanaşımı uygulaması 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında düzenlenmiştir. Bu kapsamda değerlendirilen zamanaşımına “tahsil zamanaşımı” denilmektedir.

     Tahsil zamanaşımı 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 102 nci maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddede “Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.

    Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.” hükmüne amirdir.

    Yani vergi borçları 5 yıllık zaman aşımına tabidir. Borcunu yıllardır ödenmeyen mükelleflerin borçlarının ödenmesinde aciz durumunda olmaları halinde gelir idaresi tarafından terkin edilerek kaldırılması gerekmektedir. Ancak vergi dairelerinde çalışan memurlar vergi kanunlarını uygulamak yerine, kraldan fazla kralcı davranmaktadırlar. Onlara göre, tüğü bitmedik yetimin hakkı vardır diyerek, aciz durumda olan vergi mükelleflerine zamanaşımı hükümleri hiçbir zaman uygulanmamaktadır. Zaten halk arasında, hatta bazı meslek mensupları, hatta vergi memurları bile zamanaşımının olamayacağına inanmış durumdadırlar. Vergi daireleri  memurları vergi kanunlarındaki zamanaşımı hükümlerini uygulamayarak suç işlemeyi tercih etmektedirler.

    Daha da fazlasını söylemek gerekirse, vergi mahkemelerinde açılan haciz davalarında zamanaşımına uğrayan hacizlerin kaldırılmasında ne yapacaklarını bilmiyorlar. Mahkeme kararının vergi dairesine tebliğinden itibaren 30 gün içinde hacizlerin ve vergi borçlarının terkin edilmesi gerekmektedir. Ancak bazı vergi daireleri anayasal suç işlemek suretiyle mahkeme kararını hiçe saymakta ve görevini kötüye kullanmaktadır. Bu gibi durumlarda vergi mükelleflerinin ilgili vergi dairesini savcılığa suç duyurusunda bulunabilir ve ayrıca bu yüzden maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Vergi dairelerinin mahkeme kararlarını 30 gün içinde uygulamalarının anayasanın amir bir hükmü olduğunu unutmamaları gerekmektedir.

    Vergi mükellefleri haklarını vergi daireleri ve vergi yargısında aramaktan korkmaktadır. Devleti devlete mi şikayet edeceğim. Bundan bir şey çıkmaz demektedir. Bu yüzden yasal haklarını kullanmakta çekimser kalmaktadırlar. Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği olarak mükelleflerimizi hak ve sorumluluklarının bilincinde olmaları için bilgilendiriyoruz. Ayrıca Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği eğitim programını başlattık. Bu konuya ilgi gösteren kişileri eğitimimize katılmalarını istiyoruz. Vergi mükelleflerimizi haklarını ve sorunlarını kolay çözebilmeleri açısından üye olmalarını arzu ediyoruz.

    Derneğimize üye olmanız halinde hizmetlerimizden yararlandırıyoruz. Ayrıca mükellef kriz hattımız üyelerimizin hizmetindedir.

    Derneğimizin üyelerine eksiksiz hizmet verebilmesi için üyelerin önce dayanışma bilinciyle derneğe olan yükümlülüklerini yerine getirmeleri şarttır.

    Üye sayısı arttıkça ve üyeler aidatlarını düzenli olarak ödedikçe derneğimiz güçlenecektir. Aidatlarını aksatmadan ödeyen üyelerimize hedeflenen hizmetleri gerçekleştirmemiz kolaylaşacaktır. Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği üyeliği; üye olan mükelleflere birlik, beraberlik, destek ve dayanışma olarak geri dönecektir. Üye olan mükelleflerimizin yetkiler merciler nezdinde temsili söz konusu olacağından üyelerimizin çok olması bizi idare, yargı ve mecliste daha güçlü atılımlar yapmamıza olanak sağlayacaktır. Unutmayın; “tek tek çubuklar çabuk kırılır. Birlikten KUVVET doğar”.

    Dernek üyesi olmayanların dernekten hizmet, destek veya yardım beklemeleri gerçekçi ve mantıklı değildir. Nicelik olarak üye sayımız önemli olduğu kadar; üyelerimizin bilinçli ve bilgili olmaları gibi nitelik özellikleri de dayanışmamız ve iş bölümümüz için çok önemlidir.  Derneğinize üye olun. Derneğinize üye bulun. Destek olun, destek bulun. Birlik olun, güçlü olun. Derneğimize/Derneğinize üye olun olun, gücümüze güç katın!

    Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği

    Soru ve sorunlarınız için Mükellef Kriz Hattı

    0262 606 05 41

     

    YENİ BİR VERGİ AFFI VAR MI? YOK MU ?

    Vergi affı, vergi kanunlarına aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişilere uygulanan mali, idari ve cezalı yaptırımların tamamen veya kısmen kaldırılması olarak tanımlanabilir.

    Vergi aflarının belli süre geçerli olmak üzere uygulanmaya konulması söz konusudur. vergi kanunla konulur, kanunla değiştirilir, kanunla kaldırılır. Aslında 1924 yılından bu yana toplamda 35 kez vergi affı getirilmiştir. Ancak bu afların 9 tanesi sadece son 16 yılda uygulamaya konulmuştur. Bazen ekonomik, bazen mali ve çoğu zaman da siyasi nedenler ile af kanunları karşımıza çıkmaktadır.

    En son vergi affı, 18 mayıs 2018 tarihinde 7143 sayılı Kanun ile resmi gazetede yayımlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Son 16 yılda gelen 9 vergi affını dikkate aldığımızda vergi affı gelme hızı ortalama 1,5 yıl olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu duruma ek olarak son 2 vergi affı arasındaki 12 aylık süreyi de dikkate alırsak mayıs ayından sonra bir vergi affı daha gelirse şaşırmamalı ve bunun son 16 yıl incelendiğinde muhtemel olduğunu bilmeliyiz.

    Çünkü vergi aflarının uygulamaya konuluş amaçlarından bazıları şunlardır;

    • Ekonomik nedenler,
    • Mali nedenler,
    • Sosyal nedenler,
    • Siyasal nedenler,
    • İdari ve teknik nedenler ile
    • Psikolojik nedenlerdir.

    her vatandaşın birer siyasi oy potansiyeli olmasından hareket ile bütçeyi finanse etmek, gelirleri arttırmak, kayıt dışını kayıt altına alabilmek ve ülke içerisinde yaşanan ekonomik krizler nedeniyle işletmelerin bir kısmının mali açıdan gelirlerinin azalması ve artan borçlarla beraber vergilerini zamanında ödeyemeyecek duruma gelmeleri nedeniyle af kanunlarının çıkarılmasının gerekli olduğu savunularak vergi afları çıkarılmıştır.

    En son 7143 Sayılı Yasa ile 2018/Mart dönemi ve daha öncesi son ödeme vadesi geçen trafik cezası- vergi borçları-öğrenim kredisi borçları- MTV borçları yani kısaca tüm vergi alacakları için yeniden düzenleme yapılmıştı. 7143 sayılı kanunla çıkan aftan yararlananların borç taksitleri hala devam ediyor.

    Ancak ekonomik kriz nedeniyle insanlar bu yapılandırmanın şartlarını yerine getiremedi. Vergi mükellefleri işletmelerini devam ettirebilmek için vergi affının çıkması beklentisi içerisine girdiler. Maliye Bakanlığı’nın bu konuyu mükelleflere kolaylık sağlayacak şekilde değerlendirmesini bekliyoruz.

     

    Önümüzde Yeni Bir Vergi Affı Var mı?

    2020 yılı başında yeni bir vergi affı çıkar mı sorusunun yanıtına;

    -Her mükellefin birer oy potansiyeli olması

    -Son 16 yılda 9 kez vergi affı uygulandığı ve vatandaşta bu anlamda kalıcı izli davranış geliştiğinden dolayı ciddi bir af beklentisinin kamuoyunda oluşması

    -Bütçede önemli bir finansman ihtiyacının hasıl olması

    -Kayıt dışı ekonomi ile ilgili mücadele eylem planının başlayacak olması ve en önemlisi de

    -Ülke içerisinde yaşanan ekonomik krizler nedeniyle işletmelerin bir kısmının mali açıdan gelirlerinin azalması ve artan borçlarla beraber vergilerini zamanında ödeyemeyecek duruma gelmeleri bizlere yeni bir vergi affının sinyallerini vermektedir.

    önümüzde en güçlü 3 farklı ihtimal vardır.

    1-Yeni bir vergi affı gelebilir.

    2-Af hiç uygulanmadan, kayıt dışı ekonominin azaltılmasına yönelik eylem planı çerçevesinde inceleme ve denetimlerin ciddi şekilde arttırılması ve uygulanmasıdır.

    3-taksitlerin  ve matrah artırımı bozulanlara yönelik denetim ve incelemelerin arttırılmasıdır.

    Ekonomik krizin vurduğu mükellefler vergi borçlarını ödemekte zorluk çekiyor, bu sebeple Maliye Bakanlığı’nın vergi affı çıkartmasını bekliyor. Ekonominin bozuk olduğu bugünlerde insanlar vergi borçlarını ödemekte zorlandığı için vergi affı (yapılandırma) beklentisine giriyor. Vergiyi ödemedikleri zaman bankalara e-haciz konulması, araçlara haciz konulması ekonomik koşulları zorluyor.

    Yazar: Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği Genel Başkanı Mehmet Kaynak

    SORU VE SORUNLARINIZ İÇİN

    MÜKELLEF KRİZ HATTIMIZI ARAYABİLİRSİNİZ!

    0262 606 05 41

     

    Mahkemeye Gitmeden Fazla Ödenen Vergiyi Alma İmkanı

    Mükelleflere, hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere istenen vergiler için yargı yoluna gitmeden düzeltme hakkı sağlanıyor. Mükelleflerin, düzeltme talebini içeren dilekçelerini, alacağın doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak 5 yıl içinde vergi dairelerine vermesi önem taşıyor.

    Hata nedeniyle haksız yere ödenen vergiler için yargı yoluna gitmeden düzeltme hakkı sağlanırken ilgili mükelleflerin, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak 5 yıl içinde vergi dairelerine dilekçeyle başvurması gerekiyor.

    Mükellef dostu hizmetler vermek için harekete geçen Gelir İdaresi Başkanlığı, vergi hatalarının düzeltilmesine ilişkin broşür hazırladı.

    • Hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik istenen vergiler için yargı yoluna gitmeden düzeltme yapma imkanı bulunuyor.

    Yazılı başvuru gerekiyor

    • Tereddüde imkan vermeyecek derecede açık olan hatalar vergi dairesince vergi dairesi müdürünün kararıyla re’sen düzeltilebileceği gibi, mükellefin talebi üzerine de düzeltme yapılabiliyor. Bu amaçla vergi dairesine yazılı başvuru yapılması şartı bulunuyor. Düzeltme talebini içeren dilekçelerin, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak 5 yıl içinde verilmesi gerekiyor.

    Vergi hatalarının düzeltilmesinde tutar olarak herhangi bir sınırlama ise bulunmuyor.

    Mükellef lehine düzeltme kararı alınması halinde, mükellefe düzeltme fişinin bir örneği veriliyor. Mükellefin, düzeltme fişinin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde nakden iade veya mahsup talebi için vergi dairesine müracaat etmesi gerekiyor. Mükellefin vergi dairesine bu alacağı için bahsedilen sürede müracaat etmemesi halinde, alacak hakkı ortadan kalkıyor.

    Bakanlığa başvuru hakkı

    Düzeltme talebi reddedilen mükelleflerin ise şikayet yoluyla Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru hakkı bulunuyor. Başvurular, il özel idare vergileri için valiliğe, belediye vergileri için ise belediyeye yapılacak.

    Düzeltme dilekçesinin ardından 60 günlük süre içinde bakanlığın cevap vermemesi halinde istek reddedilmiş sayılacak. İdarenin şikayeti reddetmesi ya da 60 günlük süre içinde cevap vermemesi halinde dava açma süresi içinde, vergi mahkemelerine dava açılabilecek.

    Dava açılacak mahkemenin, düzeltilmesi istenen vergileri tarh eden, cezayı kesen ve tahakkuk ettiren vergi dairesinin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesi olması önem taşıyor.

    • Bakanlığın, mükellefin talebini değerlendirerek düzeltme yapılması gerektiği sonucuna ulaşması halinde, düzeltme işlemlerinin yapılması için ilgili vergi dairesi başkanlığına veya defterdarlığa durum yazıyla bildirilecek.

    Mükellef tutarı almak için 1 yıl içinde müracaat yapmalı

    Mükellefe iade edilmesi gereken bir tutarın ortaya çıkması halinde, düzeltmeye ilişkin düzeltme fişinin tebliğ tarihinden itibaren, mükellefin söz konusu tutarı almak için 1 yıl içinde müracaat etmesi gerekiyor. Aksi takdirde, bu hakkı ortadan kalkacak.

    Vergi hatalarının düzeltilmesi 5 yıllık zamanaşımına tabi olmakla birlikte, düzeltme zamanaşımı süresi, zamanaşımı süresinin son yılı içinde tarh ve tebliğ edilen vergilerde hatanın yapıldığı, ilan yoluyla tebliğ edilip vergi mahkemesinde dava konusu yapılmadan tahakkuk eden vergilerde mükellefe ödeme emrinin tebliğ edildiği, ihbarname ve ödeme emri ilan yoluyla tebliğ edilen vergilerde haczin yapıldığı tarihten başlayarak 1 yıldan aşağı olamayacak.

    Muhasebede Hata ve Hileler

    213 sayılı VUK’nun 359. maddesinin (a) fıkrasının (1) nolu bendinde yer alan “defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar …” hükmü dışında kanunlarda bu konuda herhangi bir hükmün yer almadığı görülmektedir. Kaçakçılık suçunu oluşturan hareketlerden olması nedeniyle kavramın doğru olarak tanılanması önemlidir. Aksi halde, Anayasanın 38. maddesi çerçevesinde gelişecek suç ve cezada kanunilik ve kıyas yasağı tartışmalarına yol açılması kaçınılmaz olacaktır. [1]

    Muhasebe hileleri daha çok belge ve kayıt düzeninin vergi hukuku ve muhasebe ilkelerine aykırı olarak değiştirilmesine yönelik fiillerdir. Bilinen bazı muhasebe hataları arasında kasıtlı olarak yapılmak koşulu ile isteyerek ve bilerek muhtelif matematik hataları yapma, bir kısım rakamların yerlerini değiştirmek, eksik ya da fazla sıfırlar eklemek, tersten yanlış bir hesaba kayıt yapmak, borç tutarını alacağa, alacağı ise borçlu tarafa koymak, yasal defterlerde tahrifat yapmak, sayfa aktarmalarında veya yevmiye defterinden büyük deftere yanlış veya hatalı transferler yapmak, çift kayıt tutmak, ihmal veya unutma süsü verilerek bir kısım muameleleri kayda almamak, dönem sonu değerleme ve amortisman işlemlerinde hatalı işlemler yapmak, işletme bilançosunu ve durumunu olduğundan daha kötü veya daha iyi göstermek maksadı ile bilanço makyajlamaları yapmak, muhasebe hataları olarak değerlendirilebilir.

    Muhasebe hilesi, haksız fiil olması dolayısıyla borçlar hukukunu, şirket yönetimi ve ortaklık ilişkileri nedeniyle ticaret hukukunu, sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışması açısından sermaye piyasası hukukunu, malvarlığına ve kamu güvenine yönelmiş bir eylem olması nedeniyle genel ceza hukukunu ve nihayet adli ve idari vergi suçları nedeniyle vergi ceza hukukunu ilgilendirmektedir.[2]

    Muhasebe hileleri ve hataları konusunda somut bir tanıma mevzuatımızda yer verilmemiş olmakla beraber gerçek olmayan veya yevmiye kaydına konu işlemlerle ilgisi olmayan fiktif kişiler adına hesap açanlar veya kebir veya yevmiye defterlerine kaydı gerekli olan hesap ve muameleleri dönem kazancının azaltılması neticesini doğuran ve kısmen veya tamamen başka defter, belge veya elektronik ortama kaydedenler hükümlerinin defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hilesi yapanlar biçimindeki ifadenin özel uygulama yerleri olduğu kabul olunabilir.

    Kimi zaman muhasebe hatalarını, muhasebe hilelerinden ayırt etmek pek mümkün olmayabilmektedir. Ancak, muhasebe hileleri kavramı sadece suç oluşturan benzeri eylemleri ifade ettiği, yasaya karşı hile eylemlerini dolayısıyla da peçeleme işlemlerini ve diğer kabahatleri kapsamadığı sonucuna ulaşılabilmekle birlikte muhasebe hileleri soyut tipinin kanunda öngörülmeyen çeşitli hileler türetilmesini müsait olması, suç ve cezada yasallık ilkesine, dolayısıyla Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğu gibi, TCK’nun 2. maddesi ile çelişmektedir.[3] Muhasebe hileleri konusunda bir ipucu vermekle birlikte, madde hükmünün muhasebe hilesi ve muhasebe tekniğinin gerekleri arasındaki sınırı belirlemede yetersiz kaldığı belirtilmelidir.

    Çeşitli kanunlara göre defter ve kayıt tutmak zorunda olanların muhasebe hilelerine başvurma nedenleri birbirinden farklı olabilmektedir. Derneklerin üye kayıtlarında yapılan hileler ya da tacirlerin ortaklar pay defterinde veya karar defterinde yaptıkları hileler ile vergi mükelleflerinin VUK’na göre tutmak zorunda oldukları defter ve kayıtlarda yapılan hileler farklı amaçların gerçekleştirilmesine yönelmiştir. TTK’na göre tutulan defter ve kayıtlarda yapılan hilelerin temel amacı, başka tacirleri ve özel hukuk tüzel kişilerini aldatarak kişisel menfaat sağlamak olduğu halde; VUK’na göre tutulan defter ve kayıtlarda yapılan hilelerin amacı, vergi matrahlarının olduğundan daha düşük gösterilmesi veya tamamen gizlenmesi suretiyle kamunun güvenini ihlal etme pahasına vergisel menfaat sağlamaktır. Uygulamada, bu iki sonuç her zaman birlikte ortaya çıkmayabilir. Örneğin, “bilanço güzelleştirme” denilen “bilanço maskelemesi” türünde, bilanço üçüncü kişileri aldatman ve böylece menfaat sağlamak amacıyla gerçekte olduğundan daha iyi gösterilebilir bununla birlikte, ticari kardan mali kara geçiş sürecinde vergi matrahının azaltılması yoluna gidilebileceği ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Böyle bir durumda ise özel hukuk ilişkisi çerçevesinde yapılan hilelerin neden olduğu kişisel zarara, vergi hukuku ilişkisi çerçevesinde doğan kamusal zararın da ekleneceği ifade edilebilir.[4]

    213 sayılı VUK’nun 359. maddesinde “kaçakçılık suç ve cezaları” başlığı altında hapis cezasını gerektiren vergi suçları düzenlenmiş bulunmaktadır. Maddede yer alan fiiller esas itibariyle muhtelif muhasebe hilelerinin somut olarak ifade edilmesinden ibarettir. Buna rağmen, maddenin (a) fıkrasının (1) nolu bendine bir de soyut “muhasebe hilesi” ifadesi konulmuştur. Burada suç olarak belirlenen “muhasebe hilesi” sayılabilecek eylemler, muhasebe ve denetim bilimi anlamındaki “muhasebe hilesi”nin kapsamındaki eylemlerden çok daha azdır. Gerçeğinden ve muhasebe ilkelerine göre olması gerekenden farklı her kayıt, kasten de yapılsa, idari vergi cezalarına konu olabilir ancak muhasebe hilesi suçu olmaz. Bunun için, birden fazla kayıtla bir durumun gizlenmesi, mahiyetinin değiştirilmesi veyahut ta değişik gösterilmeye çalışılması gerekir. Bu bağlamda, kayıt dışı işlemler ile defterlerden açıkça anlaşılan hususlar ve değerleme farklılıkları, örtülü kar ve sermaye olayları, vergi suçu olan muhasebe hilesi sayılmaması gerekir. Öte yandan, her ne kadar vergi kaybı suçun unsuru olmaktan çıkarıldı ise de, vergi kaybına neden olmayan ve/veya olması mümkün olmayan iş ve işlemler de, muhasebe hilesi suçu oluşturmaz. Diğer şartları da varsa başka bir suç oluşturabilir.[5]

    Continue Reading

    Yetkisiz Kişiye Tebligat ve Defter İle Belgelerin İncelemeye İbraz Edilmediği İddiası

    Yetkisiz kişiye tebligat ve vergi ile ilgili ticari defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmediği iddiası ile ilgili bir yargı kararının analizi

    Vergi incelemesi ile ilgili denetim elemanları tarafından mükelleften istenilen defter ve belgelerini ibraz etmemesi üzerine re’sen takdir edilen dönem matrahı mükellefe cezalı tarhiyat olarak yansımaktadır. Burada önemli olan vergi incelemesine yetkili inceleme elemanları tarafından mükelleften usulüne uygun olarak defter ve belgelerin talep edilmiş olması ve bu konuda da defter ve belge isteme yazısının  mükellefe   veya yetkilisine tebliğ edilmiş olması zorunludur. Bu zorunluluklardan herhangi birisinin noksan ya da eksik olması durumunda yapılan işlemler ve takdire dayalı tarhiyatın isabetli bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. (Bkz: Yargıtay 11. Ceza Dairesi Kararı, 15.10.2018 gün ve E:2018/3828-K:2018/7955)

    Esasen  vergi inceleme elemanları tarafından mükelleften istenilen defter ve belgelerin süresi içerisinde kusursuz bir şekilde ibraz edilmesi gerekecektir. Bu zorunluluğa uyulmaması (yani kusursuz ve mazeretsiz bir şekilde anılan belgelerin veya defterlerin ibraz edilmemesi) durumunda ise mükellefe bu eyleminden dolayı hukuk mahkemelerinde ceza davası açılmaktadır(1). Öte yandan aynı olay ve fiil mükellefin indirilecek  KDV’lerinin reddi  gibi bir sonuca bizi götürmektedir. Bu fiil nedeniyle de defter ve belgelerini ibraz etmeyen mükellef ayrıca özel usulsüzlük cezası kesilmektedir(2).

    Konumuza dönecek olursak, olayda mükellefin kendisine ya da yetkili personeline yapılmamış olan bir tebligattan dolayı mükellefe defter ve belgelerini ibraz etmediği gerekçesiyle gizleme gibi bir fiilin işlenmiş olduğu iddiasıyla dönem matrahı takdir edilmiştir. Esasen burada defter ve belge isteme yazısının mükellefin kendisine  veya yetkili bir adamına tebligatın usulüne uygun olarak yapılması zorunludur. Böyle bir zorunluluk yoksa yani mükellefle ilgisi olmayan bir kişiye yapılan tebligattan dolayı (mükellefin eski işçisi yetkisiz adamı) mükellefe cezalı tarhiyat yapılması hukuken mümkün görülmemektedir.

    Benzeri bir olayda …. yılına ait kanuni defter ve belgelerini ibraz etmediği gerekçesiyle ilgili şirkete ….. yılı ile ilgili KDV ve kurumlar vergisi ve kurum geçici bakımından cezalı tarhiyat önerilmiştir. Tarhiyatın nedeni ise, vergi incelemeleri tarafından mükellefin … yılında tutmuş olduğu defter  ve belgeleri ile ilgili “belge isteme yazısı”nın yasada belirtile kişilerden birisine yapılıp yapılmadığından ve dönem matrahının takdir edilmesinin isabetli olup olmadığı noktasından kaynaklanmaktadır. Bu durumda inceleme elemanı anılan yılla ilgili defter isteme yazısının yasada sayılan kişilere tebliğ etmesi zorunludur. Olayda, esasen defter ve belge  ibraz yazısını  mükellefin şirkette eski çalışanı olduğu, çalıştığı dönemde anılan şirkette ön muhasebe işi ile uğraştığını ve bu şahsında SSK kayıtlarına göre işten çıktığı, adı geçen kişinin eski çalıştığı iş yerine ziyaret amacıyla o sırada bulunduğu ve bu nedenle gelen tebliğ zarfını aldığı anlaşılmıştır.

    “Olayda, belge istem yazısının  mükellefin iş yeri adresinde “iş yerinde yetkili müdür” şerhi konularak …. İsimli kişiye tebliğ edildiği, memur eliyle yapılan bu tebliğe ait alındıda, tebliğ yapılacak sırada ödevli şirketin kanuni temsilcinin iş yerinde bulunmadığına dair bir açıklamaya yer verilmediği gibi anılan kişinin yükümlünün işçisi olduğu yolunda bir tespit yapılmadığı da görülmüştür. Öte yandan davacı tarafından dava dosyasına eklenen SSK işçi bilgi formunda, tebliği alan ……..’nun ………. tarihinde işten ayrıldığı, tebliğin gerçekleştiği dönemde anılan şahsın ödevli nezdinde çalıştığına dair herhangi bir kaydında davalı idare tarafından ortaya koyulamadığı görüldüğünden yasada öngörülen şartları taşımayan tebliğ ile defter ve belgelerin ibraz edilmediğinden bahisle dönem matrahının re’sen takdiri suretiyle yapılan cezalı tarhiyatta yasal isabet bulunmamaktadır”(3).

    Açıklanan nedenlerle; davanın kabulüne, dava konusu ……… dönemi vergi ziyaı cezalı kurum geçici tarhiyatının kaldırılmasına, aşağıda  dökümü yapılan …… YTL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, artan posta avansının istemi halinde davacıya iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren ……. gün içerisinde Danıştay nezdinde temyiz yolu açık olduğunun duyurulmasına, …… tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.

    Özetle, kanunen tutulması ve korunması gerekli olan defter ve belgelerin yetkili memurlar tarafından  istenildiği halde ibraz edilmemesi, birinci derece usulsüzlük fiildir. Yetkili memur deyimi ise,  “vergi inceleme elemanlarını”, (yoklama memurları hariç)  içermektedir. Fiilin usulsüz sayılması için defter ve belgelerden sadece birisi veyahutta bir bölümünün ibraz edilmemesi yeterli görülmektedir.  Ancak ibraz edilmeyen belge ve hesap işlemlerin doğruluğu ve açıklığını bozmuyorsa fiil birinci derece değil ikinci derece usulsüzlük cezasını oluşturmaktadır. Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi halinde, usulsüzlük ibrazın yapılmadığı tarihte yapılmış sayılmaktadır. Örneğin, 1998 yılında, 1994 yılı defterlerinin ibraz edilmemesi fiili, defterlerin ilgili olduğu 1994 yılında değil, ibrazın yapılmadığı 1998 yılına ait usulsüzlüktür. Bu durum ayrıca zamanaşımı açısından da ayrı bir önem taşımaktadır.  Keza uygulanacak ceza tutarını da değiştirecektir.  Öte yandan bu fiil mükellefin ceza mahkemesinde yargılanmasına da neden olacaktır. (VUK md. 359)

    Vergi Usul Yasası’nın 359/a-2 maddesi uyarınca “Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya belgeleri kullananlar” hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur(4).

    Söz konusu yasa maddesi bazı görüş sahiplerince hem anayasaya ve hem de adil yargılama hakkına ters düşer nitelikte görülmüş ve bu görüşler çerçevesinde bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Bu konuda oluşan bir yargı kararı esas alınarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi istenen belgeleri vergi denetçilerine vermekten kaçınan kişinin bu nedenle cezalandırılmasını adil yargılama hükmüne aykırı görmüştür.

    Vergi Usul Kanununa göre, defter ve belgelerin inceleme elemanına ibraz edilmemesi halinde Vergi Usul Yasası’nın 359/a-2 hükmünün uygulanmasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ile örtüşmediği görüşünü ileri sürenler bu gibi durumlarda inceleme elemanına ibraz edilmeyen defter ve belgelerin mahkemeye ibraz edilmesinin mümkün olabileceğini, bu bağlamda söz konusu defterlerin mahkeme kararı doğrultusunda değerlendirilebileceğini ifade etmişlerdir(5).

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Murisin Vergi Borcuna Karşılık , Varis Eş Adına Kayıtlı Taşınmaza Haciz Tatbiki

    Murisin vergi borcu nedeniyle, 3. Kişi durumunda ki varis olan eşi adına kayıtlı gayrimenkullere haciz uygulanamaz.

     

    Yaşanan bir olay dolayısıyla, Danıştay 3. Dairesi tarafından karara bağlanan bir dosyada yüksek mahkeme tarafından verilen kararın hüküm fıkrası kısaca şöyledir; gerekçesi şu şekilde:

     

    “Davacının vefat eden eşi Ş. Y.’nın vadesinde ödenmeyen vergi borçları nedeniyle adına kayıtlı iki adet taşınmazın tapu kaydına ihtiyati haciz uygulanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır. Bursa 1. Vergi Mahkemesi 25.02.2010 gün ve E:2009/2070, K:2010/392 sayılı kararıyla; söz konusu gayrimenkullere önce haciz işlemi uygulandığı, ancak davacının, eşinin mirasını reddettiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiğinin anlaşılması üzerine haczin iptal edildiği, öte yandan gayrimenkullerin …’nın vefatından önce parasının bizzat kendisi tarafından ödenmesi suretiyle alındığına ilişkin bilgiye ulaşılması nedeniyle bu alım işlemlerinin muvazaalı olduğu ve borçludan mal kaçırma amacına dayandığından bahisle adli yargıda tasarrufun iptali davası açıldığı, olayda davacının asıl borçlu ile birlikte hareket etmek suretiyle kamu alacağının tahsilini önlemek yönünde iradesi bulunduğunun davalı idarece söz konusu davada kanıtlanabileceği, zira bu davada Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda öngörülen araçlar kullanılarak aynı taşınmazların üçüncü kişilere satılmasının önlenmesi ve bu yolla alacağın tahsilinin davanın sonucuna göre güvence altına alınmasının da olanaklı olduğu, dava konusu işlemin dayanağı olan 6183 sayılı Amme

    Continue Reading

    Şüpheden Mükellef Yararlanabilir mi?

    İdareler, VUK Md. 153/A yı Yanlış mı Uyguluyor? Şüpheden Mükellef Yararlanabilir mi?

    Vergi daireleri son yıllarda şirketlerin vergi kayıtlarını 213 sayılı VUK mad. 153/A “Teminat Uygulaması” kapsamında resen kapatabilmektedir. Burada idare mükelleflerin haklarında sahte fatura kullanma ve düzenleme fiillerini gerekçe göstererek, başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti bulunmadığı iddiasıyla sahte belge düzenleme amacıyla şirket kurulduğu iddiasıyla bu mükelleflerin kayıtlarını resen kapatabilmektedirler.

    Öncelikle belirtelim ki, 213 sayılı VUK mad. 153/A hükmü idare tarafından yanlış uygulanarak, pek çok gerçek ve tüzel kişinin vergi kayıtları kapatılmaktadır. Esasen bu durum Anayasamızın temel hükümlerinde yer alan teşebbüs hürriyetine açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

    II. 213 Sayılı VUK Mad. 153/A Hükmü Vergi Daireleri Tarafından Yanlış Tatbik Edilmektedir

    Bilindiği üzere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyetinde vergiye tabi faaliyetlerin sürdürülmesi mükellefiyet tesisini icap ettirmektedir. Vergi mükellefiyeti Anayasal bir hak olup, bu hak mükelleflerin gelir getirici faaliyetlerini vergi dairelerine bildirmeleri ile ortaya çıkmaktadır. Gelir getirici bir faaliyeti olan şahıs bu faaliyetini vergi dairesinin ıttılası dışında bırakmış olması bu kişinin mükellef olmayacağı anlamına gelmez. Vergi daireleri mükelleflerin vergi sicil kayıtlarını resen silemezler. Bu konuda somut bir tespit yapılmadan veya vergi inceleme raporu ile durum tespit edilmeden veya sahte veya yanıltıcı fatura düzenlediği hakkında inceleme raporu bulunmayan kimselerin vergi kayıtları otomatik olarak silinemez. Esasen, sahte fatura düzenlendiği hakkında herhangi bir yargı kararı olmadan bir mükellefin idari görüşlere göre vergi kaydı silinmemesi gerekir.

    Bilindiği gibi, vergi daireleri 213 sayılı VUK’nun 160. maddesine göre işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığı konusunda tespitler yapması halinde mükellefiyet kayıtlarını resen silebilmektedir. Yine aynı şekilde mükellefin adresinde yapılan yoklama işlemleri sonucunda adresinde bulunmadığı tespit edilmesi durumunda vergi daireleri resen mükelleflerin   sicil kayıtlarını silebilmektedirler. [1]

    Mükelleflerle ilgili vergi dairelerinin resen mükellefiyet kaydını silmeleri konusunda 213 sayılı VUK’nunda 5228 sayılı yasanın 6. md hükmü ile önemli düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre vergi daireleri adresinde bulunamayan mükelleflerle ilgili olarak resen vergi kayıtlarını silebilmektedir. Aynı mükellefin bir başka adreste faaliyette bulunması durumunda bu takdirde mükellefiyet kaydı yeni adreste devam ettirilecektir.[2]

    III. İdarenin Elinde Somut Bir Vergi İnceleme Raporu Olmadan Şüpheye Dayalı Olarak Mükelleflerin Vergi Kayıtlarını Resen Kapatabilir mi? Yoksa Şüpheden Mükellef mi İstifade Eder?

    Yaşanan uygulamalarda, daha çok sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen mükellefler konusundan vergi daireleri bu durumu önlemek amacıyla bir dizi yetkiler almış bulunmaktadır. Şu halde 213 sayılı VUK’nun 160. maddesine 5228 sayılı yasa ile eklenen hüküm gereğince;

    Sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet kaydı açtıran mükelleflerle ilgili vergi daireleri resen bu mükellefiyeti sonlandırabilmeleri için mutlak surette bir vergi inceleme raporu ile bu mükellefiyet kaydını ancak terkin edebileceklerdir.
    Yine adresinde bulunmayan veya bir başka adrese nakil olduğu halde bu durumu vergi dairesine bildirmeyen mükelleflerle ilgili resen terk işlemi yapılabilir.
    Anonim veya limited şirketlerde şirket tüzel kişiliğinin adresinde bulunmaması durumunda veyahutta şirket ortak veya müdürlerine ulaşılmaması halinde bu şirketler vergi daireleri tarafından mükellefiyet kayıtları resen silinebilir.
    Adresinde bulunmayan şirketlerle ilgili olarak sahte fatura düzenlediği konusunda somut tespitlerin olması durumunda bu şirketlerin mükellefiyet kayıtları ancak vergi incelemesi sonucunda inceleme elemanları tarafından düzenlenecek raporlarla mükellefiyet kayıtları ancak sonlandırılabilir.[3]
    Ortada vergi incelemesi yokken hiçbir şekilde hiçbir şirketin vergi kaydı sonlandırılamaz. VEDOP ekran kaydı silinemez.
    Öte yandan, 6455 sayılı Kanun ile 213 sayılı VUK mad. 153/A maddesi ile teminat hükmü getirilmiştir. Buna göre; sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiği ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediği haklarında düzenlenen vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen raporlar gereğince bunların tekrar ergi kaydı açtırabilmeleri için teminat istenmektedir.

    Uygulamada vergi daireleri adresinde bulunmayan ya da o anda “yoklama memurları” tarafından yoklama sırasında bulunmayan mükelleflerin bu yoklama işlemlerinin en az 2 kez farklı tarihlerde takip edilmesi gerekmektedir. Buna rağmen, adresinde bulunmayan mükelleflerle ilgili sahte belge düzenlediği konusunda vergi inceleme raporu bulunmayan mükelleflerin mükellefiyetleri resen silinemeyecektir.   Gayrifaal ve adresinde bulunamayan şirketler ise geçici olarak mükellefiyet kayıtları kapatılabilir. Bu mükelleflerin herhangi bir şekilde ortaya çıkması halinde düzenlenecek yoklama fişleri ile tekrar mükellefiyet kayıtları açılacaktır.

    Öte yandan, uzun zamandan beri faaliyeti olmayan, içi boş gayrifaal şirketler bir şekilde fesh ve tasfiye hükümlerine göre tasfiye edilmeleri halinde vergi kayıtları yeniden açılacaktır. Vergi daireleri uygulamada adresinde bulunmayan şirketler için vergi incelemesine sevk işlemi yapmak suretiyle aynı anda da mükellefiyet kayıtlarını kapatmaktadırlar. Bu aşamada mükellefin bağlı olduğu meslek kuruluşuna hiçbir şekilde bilgi verilmemekte ve ilgili oda ile yazışma yapılmamaktadır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Yeni Beyan ve Ödeme Yükümlülüğü Başladı!

    1 Ekim itibarıyla yeni bir vergi -vergi benzeri yükümlülük- daha yürürlüğe girdi. Turizmde yaz sezonunun kapandığı, yerli yabancı turistlerin evlerine döndüğü ve tesislerin sezonu bitirip bir sonraki yılın planlarına odaklandıkları bugünlerde, sektörün üzerinde yeni bir vergi yükü söz konusu.

    15 Temmuz 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7183 sayılı Kanun ile Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı kuruldu. Ajansın faaliyetlerinin finansmanı için ise Kanunun 6’ncı maddesi ile Turizm Payı ihdas edildi. Turizm Payının yürürlüğe girişi ise 1 Ekim 2019 olarak belirlenmişti.

     

    Hangi işletmeler Turizm Payı ödemekle mükellef olacak?

    Bileşik tesisler, konaklama tesisleri,
    Bakanlıktan belgeli yeme-içme ve eğlence tesisleri,
    Deniz turizmi tesisleri ve Bakanlıktan belgeli deniz turizmi araçları işletenler,
    Seyahat acentaları,
    Havayolu işletmeleri,
    Havalimanı ve terminal işletmeleri,

    Turizm Payı ödemekle mükellef olacaklar ve aylık net satış ve kira gelirlerinin toplamı üzerinden Kanunda belirlenmiş oranlarda fon ödeyecekler. Fonun beyanı Gelir ve Kurumlar Vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairelerine yapılacak ve KDV dönemine göre takip eden ayın 24’üncü günü sonuna kadar ödenecek.

    Sektöre sürpriz bir vergi yükü olarak gelen bu Payın oranları ise işletme türlerine göre şu şekilde belirlenmiş:

    a) Bileşik tesisler ile konaklama tesislerinden binde yedi buçuk,

    b) Bakanlıktan belgeli yeme-içme ve eğlence tesislerinden binde yedi buçuk,

    c) Deniz turizmi tesisleri ile Bakanlıktan belgeli deniz turizmi araçlarından binde yedi buçuk,

    ç) Seyahat acentalarından (münferit uçak bileti satışları hariç) on binde yedi buçuk,

    d) Havayolu işletmelerinden (ticari yolcu taşımacılığı faaliyetlerinden) on binde yedi buçuk,

    e) Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından işletilenler hariç olmak üzere havalimanı ve terminal işletmelerinden binde iki.

    7183 sayılı Kanun ödenen payların Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahının tespiti bakımından gider olarak dikkate alınmasını kabul ediyor.

    Tahsil edilen payı yüzde beşi genel bütçeye, kalan kısmı ise en geç takip eden ayın yirminci günü Ajansın banka hesabına aktarılacak. Böylelikle bir yandan Merkezi bütçeye bir ek kaynak yaratılmış olurken, bir taraftan da kurulan Ajansa sürekli bir finansman kaynağı oluşturulmuş oluyor.

    Peki bu kaynağın nerelerde kullanılması gerekiyor?

    Ajansın faaliyet alanlarına baktığımızda, Kanunun 4 üncü maddesinde, Bakanlıkça belirlenen turizm strateji ve politikaları doğrultusunda;

    a) Türkiye’nin turizm hedeflerine ulaşmasına ve turizm olanaklarının dünyada tanıtılmasına ve pazarlanmasına ilişkin strateji geliştirilmesi ve tanıtım faaliyetlerinin yürütülmesi,

    b) Turizm sektörü ve pazarının ihtiyaçlarının ve eğilimlerinin belirlenerek ilgililere tavsiyelerde bulunulması,

    c) Turizm potansiyelinin tüm yönleri ile değerlendirilerek ülke ekonomisine kazandırılmasına, turizm yatırımlarının ve turizmin ülke ekonomisindeki payının artırılmasına yönelik çalışmalar yapılması,

    ç) Turizm sektörünün hizmet kalitesinin ve niteliğinin artırılması amacıyla gerekli çalışmaların yürütülmesi,

    d) Turizmin ülke ekonomisindeki payının artırılması amacıyla bu Kanunda belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere diğer her türlü faaliyet, iş ve işlemlerin yapılması, destek ve kaynak sağlanması,

    Ajansın görevleri arasında yer alıyor.

    Turizm Payı dışında Ajansın gelirlerinin; Genel Bütçeden aktarılan kaynaklardan, her türlü bağış ve yardımlardan, faaliyet gelirlerinden ve diğer gelirlerden oluşması öngörülüyor. Ajans, gelirlerinin en az yüzde seksen beşini ülke turizminin tanıtılmasına yönelik faaliyetlerin finansmanında kullanmakla yükümlü olacak.

    Ajansın faaliyetlerinin KGK tarafından yetkilendirilmiş Bağımsız Denetim Kuruluşlarının denetimine tabi olacağını ve denetim raporlarının Sayıştay’a da gönderileceğini hatırlatalım. Sayıştay kendi denetim raporunu ise bu Bağımsız Denetim Raporlarını dikkate alarak TBMM’ne sunacak.

    Beyanname verilme dönemleri, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir veya YMM onayı gibi yükümlülükler, beyanname verilmesine ilişkin usullerle ilgili olarak Hazine ve Maliye Bakanlığının uygulamaya dönük düzenleme yapması bekleniyor.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    E-haciz Uygulamasını Yaygınlaştırma Kararı Alındı!

    Vergi borçlularına yönelik pilot olarak başlatılan gayrimenkulde elektronik haciz (e-haciz) uygulamasının yıl sonuna kadar ülke genelindeki tüm vergi dairelerine yaygınlaştırılmasının hedeflendiği açıklandı.

    Gelir İdaresi Başkanlığınca (GİB) vergi borçlularına yönelik pilot olarak başlatılan gayrimenkulde elektronik haciz (e-haciz) uygulamasının yıl sonuna kadar ülke genelindeki tüm vergi dairelerine yaygınlaştırılması sağlanacak.

    e-Haciz Projesi ile amme alacaklarının tahsili için düzenlenen haciz bildirilerinin, kurum tarafından alacaklı vergi daireleri adına e-haciz uygulamasına katılan bankalara elektronik ortamda tebliğ edilmesi ve bu tebligatlara elektronik ortamda bankalar tarafından cevap verilmesi, bu kapsamda haczedilen menkul mallar ile her türlü alacak ve hakların paraya çevrilmesi ve vergi dairesi hesaplarına aktarılması hedefleniyor. 

    Programa yönelik test çalışmaları tamamlanırken, uygulama Kızılbey, Yıldırım Beyazıt ve Ulus Vergi Dairesi müdürlüklerinde pilot olarak başlatıldı. Uygulamanın, yıl sonuna kadar tüm vergi daireleriyle mal müdürlüklerinde uygulamaya geçirilmesi planlanıyor.

    3,9 Milyon Kişiye “E-Haciz” Başladı !

    Türkiye genelinde sosyal güvenlik kurumu ile vergi daireleri “e-haciz” ya da diğer adıyla “e-kısıt” uygulaması ile vatandaşların banka hesaplarını “bloke” ediyorlar.

    Hazine Maliye Bakanlığından aldığım bilgiye göre, vergi yapılandırması yapan 2 milyon 879 bin 562 mükellef bir yıl için de 2 taksit ödeyemedi.

    Çalışma Bakanlığından aldığım bilgiye göre, SGK borcunu yapılandıran ancak 2 taksit ödeyemeyen 792 bin 350 mükellef hakkını kaybetti.

    Milli Eğitim Bakanlığından aldığım bilgiye göre, Kredi Yurtlar Kurumundan (KYK) kredi alan ancak borç taksitlerini ödeyemeyen yaklaşık 217 bin 216 kişi bulunuyor.

    Bu durumda toplamda 3 milyon 889 bin 128 kişinin banka hesaplarına Hazine ve Maliye Bakanlığının vergi daireleri ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından “bloke” konulduğunu öğrendim.

    Bazı bankalar Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerinin yaptığı bu uygulamaları hesap sahiplerine SMS ya da mail göndererek duyuruyorlar.

    Bazı bankalar ise hesap sahiplerine hiç bilgi göndermiyorlar.

    Vergi daireleri de hesaplarını bloke ettikleri vatandaşlara hiçbir mesaj göndererek bilgi vermiyorlar.

    Banka hesapları bloke edilen vatandaşlar, bankamatiklerden ya da şubelerden para çekme işlemleri veya havale, EFT gibi bankacılık işlemlerini cep telefonlarından ya da internet bankacılığından yapmaya çalıştıklarında hesaplarını kullanamıyorlar.

    Bankaların müşteri hizmetlerini arayan vatandaşlara, “Telefon ile bilgi veremeyiz şubeniz ile temasa geçin neden ‘bloke’ konulduğunu şubenizden bizzat giderek öğrenebilirsiniz” deniyor.

    Uzmanlardan aldığım bilgiye göre, elektronik “e-kısıt” işlemi ile vatandaşın banka hesaplarına devlete olan şu borçları için “bloke” uygulaması yapılıyor.

    · Trafik Para Cezaları,

    · Askerlik, Seçim, Nüfus Para Cezaları,

    · Karayolu Taşıma Kanununa göre kesilen para cezaları,

    · Motorlu Taşıtlar Vergisi,

    · RTÜK idari para cezaları,

    · Karayollarından usulsüz geçişler nedeniyle kesilen para cezaları,

    · Öğrencilerin, Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) olan ve vergi dairelerine intikal eden katkı kredisi ve öğrenim kredisi borçları,

    · Ecrimisil borçları,

    · Taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payları,

    · Gümrük vergileri ve idari para cezaları ile gecikme faizi ve gecikme zamları,

    · Sigorta primleri, topluluk sigortası primleri, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi, idari para cezaları ve bu alacaklara ilişkin her türlü gecikme zammı ve gecikme cezaları,

    · Mahkeme cezaları ve yargı harç borçları,

    · Tüm vergi borçları…

    Vatandaşlar, vergi dairelerinin “e-kısıt” ya da “e-haciz” koyması nedeniyle banka hesapları “bloke” edilince; para çekemiyorlar, yurt içi ya da yurt dışı hesaplara havale, EFT gibi bankacılık işlemleri yapamıyorlar.

    Mükellefler haciz ile karşılaştıklarında hangi sorunlarla karşılaştıklarını açıkça söylemek gerekirse;

    – Elektrik, su, doğalgaz gibi konutlarının borçlarını ödeyemiyorlar,

    – Kiralarını ödeyemiyorlar,

    – Kredi kartlarının borçlarını ödeyemiyorlar ve kartları da kullanıma kapanıyor,

    – Araçlarına yakıt alamıyorlar,

    – Toplu taşıt kartlarına dolum yapamıyorlar,

    – Çek ve senet borçlarını ödeyemiyorlar,

    – Okul taksitlerini, servis ücreti paralarını yatırmıyorlar,

    – Çalışanlar maaşlarını kullanamıyorlar.

    Sonuç olarak “e-haciz” uygulaması ile vatandaşın banka hesaplarına “bloke” konuluyor.

    Yaşama hakları da “bloke” ediliyor.

    Ama merak etmeyin VERGİ MÜKELLEFİ SAVUNUCULARI DERNEĞİ olarak mükellefin her zaman yanındayız. Hemen Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

    0262 606 05 41