fbpx

    Vergi İncelemesi ve Vergi Davası İlişkisi

    Vergi incelemesinin yapmaya çalıştığımız tanımına göre içeriğinde idari eylemlerin, idari işlemlerin de yer alabildiği, ancak tek başına vergi incelemesi sürecinin yargı denetimine konu edilebilecek bir idari eylem veya işlem olmadığı kanaatimizi sunmuştuk.

    Vergi incelemesinin açıklamaya çalıştığımız çerçevesi, tanımı dikkate alındığında vergi davası ile vergi incelemesi ilişkisinin değerlendirilmesi de mükellef hakları ile hazine yararı arasındaki dengenin doğru kurulması yönünden önemlidir diye düşünmekteyiz.

    Vergi davasının konusu, yalın ifadeyle vergiler ve cezalardır. Vergi dairesinin yaptığı idari işlemler ve idari eylemler vergi davasına konu olurlar.

    Anayasanın temel hükmüne göre idarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine tabidir. İdarenin eylemleri ve işlemleri yargı denetimine konu edilirken, hukuk ilkeleri uyarınca bazı unsurların aranması gereği vardır. Temel unsur idari eylemin veya işlemin ilgililerin hukuki durumuna etki yaratmasıdır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa göre idari davalar iptal davaları ve tam yargı davaları olarak sınıflandırılmıştır. Sınıflandırmaya göre iptal davaları menfaat ihlali ile tam yargı davaları doğrudan hakkın muhtel olması ile betimlenmiştir(Muhtel olmak sözlük anlamıyla bozulmak, dağılmaktır).

    Vergi incelemesi Vergi Usul Kanununda hükme bağlanan yasal çerçeveye göre incelemeye başlama tutanağı ile başlanan ve incelemenin türüne göre belirlenmiş sürelerde yapılan vergi denetimini temsil etmektedir. Vergi incelemesi sürecinde ve sonucunda maksadın, ödenmesi gereken verginin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğu da Vergi Usul Kanununda hükme bağlanmış bir konudur. Bu sürecin sonunda vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından vergisel yükümlülüklere ilişkin vergi tarh edilmesi, ceza kesilmesi söz konusu değildir. Vergi incelemesine yetkililer Vergi Usul Kanununda gösterilmiş olup, yetkililerin vergi ile ilgili kamu kurumlarında görevli memurlar oldukları görülür. Vergi incelemesi sürecinin ve sonucunda yapılan değerlendirmelerin, bir çok idari işlemden ve idari eylemden farklı veya özellikli durumu, bu sürecin ve sonucunda yapılan değerlendirmelerin gerçek kişi yetkililerce başından sonuna değin yürütülmesi ve tamamlanmasıdır. Herhangi bir idari işlem veya eylem yönünden kamu kurumu adına çoğunlukla birden çok memurun hiyerarşik sıralı yetkileriyle yürütülen ve tamamlanan süreçlerde, işlemi veya eylemi başlatan süreçte ilgili belgeleri ilk düzenleyenden işlemin, eylemin tamamlanmasına dair nihai yetkiliye kadarki aşamalarda çoğunlukla birden çok memurun parafı, imzası, tamamlayıcı katkıları vardır. Vergi incelemesinde ise, istisnai görev değişiklikleri dışında, bir veya birden çok incelemeye yetkili gerçek kişiye verilen görev, aynı kişilerin yetki kullanımlarıyla başlar ve biter.

    Vergi incelemesi sonucunda ilgililerin hukuksal durumlarında sadece vergi incelemesine yetkililerce değerlendirmelerin yapıldığı rapor niteliğindeki metinlerle değişiklik oluşmamaktadır. Bu raporların Vergi Usul Kanununda belirlenmiş esas ve usul çerçevesinde rapor değerlendirme komisyonları aracılığıyla kontrolü sonrasında, idari işlemlere esas olmak üzere yetkili vergi dairesine gönderilmesi ve vergi dairesince idari işlem tesis edilmesi ile söz konusu raporlar bir sonuç yaratmış, ilgililerin hukuksal durumuna etki eden bir unsura dönüşmüş olmaktadır.

    Vergi davasının konusu 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 378’inci maddesinde hükme bağlanmıştır. Maddede “Vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması lazımdır.” hükmü yer almaktadır. Verginin tarhı ve cezanın kesilmesi yetkisi vergi dairesinindir. Vergi dairesi bu çerçevede idari işlem tesisine yetkili birimi temsil eder(Hazine ve Maliye Bakanlığı adına bu yetkiyi kanunların belirlediği çerçevede kullanan diğer idari birimler yazımızda ihmal edilmiş olup ana fikir yönünden vergi dairesi esas alınmıştır).

    Vergi Usul Kanununun Mükerrer 378’inci maddesinde “Danıştay ve Vergi Mahkemelerinde yapılacak duruşmalarda, iddia ve savunmanın gerekli kıldığı hallerde, mahkeme vergi davasına konu olan tarhiyatın dayanağı incelemeyi yapmış bulunan inceleme elemanları ile, mükellefin duruşmada hazır bulundurduğu mali müşaviri veya muhasebecisini de dinler.” hükmü yer almaktadır. Hüküm vergi davalarında inceleme elemanları ile meslek mensuplarının dinlenmesine dair bir esası içermektedir. Hüküm içeriğinde “vergi davasına konu tarhiyatın dayanağı inceleme” kavramı yer almaktadır. Hüküm doğrudan “vergi davasına konu inceleme” şeklinde bir kavram içermemektedir. Bu kavramsal belirleme vergi davasının konusuna dair ilke ve idari yargının genel çerçevesine göre yapılmıştır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi İncelemesi Kader Değil!

    Vergi konusu ve bununla ilgili uyuşmazlıklar, başlı başına bir uzmanlık konusudur. Özellikle yargı yoluna başvurma aşamasında, uyuşmazlık konusu olay ya da olaylarla ilgili; vergi uygulamasının, konuya ilişkin emsal olabilecek yargı kararlarının, davanın çözümlenmesinde izlenecek yöntemin, dava açma ile ilgili hukuki mevzuatın çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu da ancak uzun yıllar alan bilgi birikimi ve deneyimlerle olabilmektedir.

    Üyelerimiz arasında, Emekli Vergi Müfettişleri, Emekli Maliyeciler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler, Yeminli Mali Müşavirler, Bağımsız Denetçiler ile birlikte Emekli Vergi Hakimleri bulunmaktadır.
    Ülkemizde Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği bu amaçla kurulmuş ve bu biçimde faaliyet gösteren ilk ve tek dernektir.

    Şirketinize resmi bir tebligat geldi. Zarfı teslim aldınız, endişe ve heyecan ile açtınız. Hiç beklemediğiniz “defter belge isteme” konulu bir yazı, yazıda bir ya da birkaç yıl ile ilgili şirketinizin incelemeye alındığı belirtiliyor ve ilgili defter belgeleri ibraz etmeniz isteniyor. “Ne yapmış olabiliriz ki?” “Neden biz?” “Biri şikâyet mi etti acaba?” gibi soruları akıldan geçirip, ilk şoku atlattıktan sonra yazıda belirtilen telefonu arayıp, vergi müfettişine ulaştınız.

    İncelemeye başlama tutanağını imzalamak ve defter belge ibrazı için randevu aldınız. Belki de zorlu bir süreç başladı. Peki, bu süreç ve haklarınız hakkında bilginiz var mı? Vergi incelemelerinin yönetilmesi uzmanlık gerektiren bir konu olması nedeniyle konun uzmanı kişilere inceleme öncesi vergi revizyonu yaptırabilirsiniz.

    Vergi incelemesi sırasında incelemenin lehinize sonuçlanması için uzman kişilerden sürekli danışmanlık hizmeti almanızda fayda bulunmaktadır.

     Soru ve Sorunlarınız Olduğunda Hemen Arayın!

    0850 304 95 42  0262 606 05 41

     

    a. Neden İncelemeye Alınmış Olabilirsiniz?

    b. Vergi Müfettişi İle İlk Tanışma

    c. Defter ve Belge İbrazı İçin Asgari Ne Kadar Süre Verilir?

    d. İnceleme Nerede Yapılacak?

    e. İnceleme İşyerinizde Yapılıyorsa Çalışma Saatleri Nasıl Belirlenecek?

    f. Vergi Müfettişi Ek Belge- Bilgi mi Talep Etti? Nelere Dikkat Etmeliyiz?

    g. Vergi Müfettişlerine İnceleme Esnasında Verdiğimiz Bilgiler Güvende mi?

    h. Müfettiş İnceleme İle İlgili Tutanak mı Tutmak İstiyor?

    i. Tutanak Düzenlenirken Özel Olarak Belirtilmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

    j. Ortada Vergi Kaybı Değil de Fazla Ödenmiş Bir Vergi Var ise Müfettişin Tavrı Ne Olmalı?

    k. Müfettiş Raporunu Düzenledi Şimdi Ne Olacak?

    l. Olası Bir Vergi Kaybı veya Usulsüzlük Tespit Edilirse Maliyeti Ne olur ?

    m. Dava Açınca Vergi ve Cezayı Yine de Ödemek Zorunda Kalır mısınız?

     

    Yukarıdaki Konular İle İlgili Soru ve Sorunlarınız Olduğunda Hemen Arayın!

    0850 304 95 42  0262 606 05 41

    Aşağıdaki konularda herhangi birinde soru ve sorununuz olduğu zaman bizim ile bağlantıya geçebilirsiniz.

    Vergi Dairesinin Koda Alması ve Tenzil Yazısı Göndermesi

    Özel Esaslara Alınma ve Özel Esaslardan Çıkmanın Yolları
    Naylon Fatura ve Müteselsil Sorumluluktan Kurtulmanın Yolları
    İhtirazi Kayıtla Beyan

    Vergi ve Ceza İhbarnamesi Gönderilmesi

    Vergi Suç ve Cezaları
    Defter ve Belgelerin İnceleme Elemanına İbraz Edilmemesinin Sonuçları
    İdari Para Cezası
    Resen Mükellefiyet ve Cezaları
    Takdir Komisyonu Kararı
    Hatalı Yapılan Tebligatlar
    Emlak Vergisi
    Gümrük İhtilafları
    Vergi İncelemeleri

    6183 Sayılı Yasaya Göre Vergi Davaları

    Haciz
    E-Haciz
    Emekli Maaşına Haciz Konulması
    Vergi Borcundan Dolayı Haczedilemeyecek
    Menkul ve Gayrimenkuller
    İhtiyati Haciz
    İhtiyati Tahakkuk
    Ödeme Emri
    Tahakkuk ve Tahsil Zamanaşımı
    Teminatın İstenilmesi
    Menkul ve Gayrimenkul Malların Haczi
    Teminatın Paraya Çevrilmesi

    İtirazın Reddi

    Mücbir Sebep Halleri
    Müteselsil Sorumluluk Kapsamına Alınması
    Gelir Vergisi Tevkifatı ve Müteselsil Sorumluluk
    Kdv Tevkifatı Uygulaması
    Kanuni Temsilciliğin Sorumluluğu
    Emtianın Tabi Afetler Sebebiyle Zarara Uğraması
    Tevkif Yoluyla Kesilen Vergilerin Mahsup ve İadesi
    Üst Makamlara Başvuru
    Vergi Borçlarının Tecili ve Taksitlendirilmesi
    Yanılma İle İlgili Uyuşmazlıklar

    İdari Yoldan Çözüm Yolları

    Vergi Hatalarının Düzeltilmesi
    Vergi Cezalarından İndirim
    Pişmanlık ve Islah
    Vergi ve Cezalarda Uzlaşma
    İzaha Davet Müessesesi

    Yukarıdaki Konular İle İlgili Soru ve Sorunlarınız Olduğunda Hemen Arayın!

    0850 304 95 42  0262 606 05 41

     

    Vergi Yargısında Duruşma İstemi

    Vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü geçerli olduğundan, yargılama dosya (dilekçeler) üzerinden yürütülür. Yasa koyucu bu duruma bir istisna getirmiş olup, 2577 sayılı Kanun’un 17. maddesinde açılandığı üzere mahkemelerce kendiliğinden ya da tarafların talebi ile duruşma yapabilmektedir.

    Konusu belirli bir parayı ihtiva eden işlemlerde, belirli bir tutarın üzeri ise, dava dilekçesinde “Duruşma İstemlidir” şerhi ile duruşma isteminde bulunulabilir. Bu durumda mahkemece duruşma yapılması zorunludur. Anılan tutarın altındaki işlemlerde, duruşma istenmesi durumunda, duruşmanın yapılması mahkemenin takdirindedir.

    Konusu belirli bir parayı ihtiva etmeyen işlemlerde (mükellefiyet tesisi, özel esaslara alınma vb.) duruşma isteminde bulunulması durumunda duruşma yapılması zorunludur.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Yürütmenin Durdurulması İstemi

    Konu, 2577 sayılı Kanunun 27. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1/1. bendinde de belirtildiği üzere, vergi mahkemelerinin görev alanına giren işlemlere karşı dava açılması, işlemin yürütülmesini durdurmaz. Ancak bu kuralın en önemli istisnası yine vergi mahkemelerinde görülen vergi ziyaı cezalı muhtelif vergi ve harç tarhiyatları ile vergiden bağışık ceza kesme işlemleridir. Yani tüm vergi/ceza ihbarnamelerine (iki no.lu vergi/ceza ihbarnameleri hariç), gümrük vergilerine ilişkin ek tahakkuk, tahakkuk ve ceza kararlarına (bunlara ilişkin Bölge Müdürlüğü kararları) karşı dava açılması durumunda söz konusu işlemlerin icrası kendiliğinden durur, takip ve tahsilat safhalarına geçilmez. Dolayısıyla bu işlemlere karşı açılan davalarda “Yürütmenin Durdurulması” isteminde bulunulması gerekmez.

    Açıkçası bulunulmaması daha doğrudur. Çünkü, bu işlemlere karşı “Yürütmenin Durdurulması” isteminde bulunulursa, mahkemelerce, “Yürütmenin Durdurulması İstemi Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığı” karar verilir. Söz konusu karar taraflara tebliğe çıkarılır ve karara itiraz edilir ise dosya ilgili bölge idare mahkemesine gönderilir. Yargılama süresinin uzamaması, giderlerin artmaması ve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmemesi açısından bu hususa büyük önem arz etmektedir.

    Yukarıda anılan işlemler dışında kalan düzeltme-şikayet işlemleri, ödeme emri, haciz, mükellefiyet tesisi, özel esaslara alınma vb. işlemlerine karşı dava açılması, söz konusu işlemlerin icrasını durdurmaz. Bu işlemlere karşı açılan davalarda 2577 sayılı Kanunun 27. maddesinin 1/2. bendinde belirlenen şartların oluştuğu iddiasındaysanız yürütmenin durdurulması isteminde bulunmanız, müvekkilinizin yararına olacaktır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Teminat İsteme, İhtiyati Tahakkuk, İhtiyati Haciz

    Bu kavramlar 6183 sayılı Kanun’un 9., 13., 17. maddelerinde tanımlanmış, usul ve şartları belirlenmiştir. Genel itibariyle, henüz usulü dairesinde kesinleşip tahsili safhasına gelmeyen vergiler, cezalar ve bunların ferilerinin tahsilinin güvence altına alınması gayesiyle yasada belirtilen koşulların vukunda tesis edilebilen işlemlerdir. Bu işlemler ile tarh, tebliğ, tahakkuk, tahsil sıralamasına bir parantez açılmakta, zamanı geldiğinde ihtiyatı tahakkuk kesin tahakkuka, ihtiyati haciz kat’i hacze dönüştürülmektedir.

    6183 sayılı Kanun’un 15. maddesinde yer alan yedi günlük dava açma süresi, ihtiyati haciz uygulama işlemi (fiili haciz) için öngörülmüş olup, ihtiyati haciz kararına (her ne suretle (tebliğ, öğrenme vs.) haberdar olunursa olunsun) karşı dava açma süresi 30 gündür.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Tahakkuk Fişi

    Türk Vergi Uygulamasında beyana dayalı tahakkuk esastır. Yani kural olarak muhtelif vergi türlerine ilişkin olarak verilen beyannamelere istinaden tahakkuk işlemi yapılır ve bu durumu gösterir belgenin ismi tahakkuk fişidir. İstisna olan, belirtildiği üzere tarhiyata dayalı tahakkuktur.

    Yine kural olarak, mükellefler tarafından verilen beyannamelere istinaden yapılan tahakkuklara karşı dava açılamaz (V.U.K. 378/2). Dava açılır ise “Dava Ret” kararı ile sonuçlanır.

    Bu kuralın bir istisnası 213 sayılı Kanunun 116. ve devamı maddelerinde yer alan vergi hataları, di-
    geri de ihtirazi kayıtla verilen beyannamelerdir.

    İhtirazi kayıt, şerh olarak beyannameye yazılır, beyanname üzerine işlenemiyor ise ayrı bir dilekçeyle de verilebilir. Önemli olan husus, beyannamenin verildiği tarihte veya ilgili yasalarda beyanname verilmesi bir süre öngörülmüş ise bu süre hitama ermeden söz konusu iradenin yazılı olarak ortaya konulmasıdır.

    Beyanname ihtirazi kayıtla verildiyse, tahakkuk fişinin her hangi bir yerinde (genellikle sol alt köşesinde) bu şerh yer alacaktır. İhtirazi kayıtla verilen beyannamelere istinaden yapılan tahakkuklara karşı dava açılabilir. Bu yol, üzerinde ihtilafa düşülen vergileme işlemlerinde, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizine muhatap olmamak ve uyuşmazlığı bir an önce vergi mahkemelerine taşımak amacıyla tercih edilmektedir. Ancak unutulmamalı ki beyannameye ihtirazi kayıt şerhinin konulması tahsil işlemlerini durdurmaz.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Usule Göre Aramalı Vergi İncelemesi

    Yasal düzenleme gereği 213 sayılı VUK 142-147. maddeleri hükümlerine göre, aramalı vergi incelemelerinde izlenecek yollar belirtilmiştir. Madde hükmüne göre, arama kararını sulh hakiminin vereceği ve yine aramaya yapılacak herhangi bir kişi veya mahallin bulunduğu sulh yargıcının diğer tüm kişi ve yerler hakkında da arama kararı verebileceği belirtilmiştir. Bu yasal düzenlemeler karşısında vergi inceleme elemanı ayrıntılı bir yazı ile yetkili sulh yargıcına başvurup, yetkili sulh yargıcının bulunduğu Cumhuriyet Başsavcılığı’na elden götürerek yetkili sulh mahkemesine havalesini yaptırmak durumundadır.

     

    Aramalı incelemede, inceleme yapılacak mükellef nezdinde çeşitli bilgiler toplanması ve dosya üzerinden inceleme yapılması ve bu çalışmaların titizlilik ve gizlilik içerisinde yürütülmesi icap etmektedir. Aramanın arzu edilen neticeye varabilmesi için önceden aramanın planlanması gerekmektedir. Aramanın tarih ve saati belirlenmeli ve kimler nezdinde yapılacağı daha önceden gidilecek yer ve adresler ve araçların temini, kolluk kuvvetlerinden yardım gibi hususlar daha baştan planlanmalıdır(1).

     

    Uygulamada aramalı incelemelerin acilen tamamlanması ve bitirilmesi zorunludur. Hatta bu konuda 213 sayılı VUK’nun 145. maddesinin hükmü gereği bu incelemelerin 3 ay içerisinde bitirilmesi şarttır(2). Bu tür incelemelerin haklı nedenlerle 3 ay içerisinde bitirilmesine imkan olmayan durumlarda sulh hakiminin vereceği karar üzerine bu inceleme süresi uzatılabilir.

     

    Defter ve belgelerin incelenmesi sırasında kanuna aykırı görülen olaylar ve hesap vaziyetleri bir tutanakla saptanacaktır. Mükellef ve bu tutanakları imza etmekten kaçınması durumunda söz konusu olay ve hesaplar ve defter ve belgeler aramalı vergi incelemesinin sonucuna göre çıkacak vergi ve cezaların kesinleşmesine kadar mükellefe iade edilmemektedir. Bu belgeler, suç delili anlamında idare tarafından saklanacaktır.

     

    Mükelleflerin vergi kaçakçılığına dair işaretler, emareler vergi inceleme elemanlarının karşıt kontrolleri sırasında ortaya konulabileceği gibi 3. şahıslar tarafından yapılan şikayetler veya ihbarlar sonucu da ortaya çıkabilmektedir. İhbarlar açısından herhangi bir zorunlu şekil şartı bulunmamaktadır. İhbarların veya şikayetlerin şifahi veya yazılı olarak da yapılabilmesi mümkündür. Cumhuriyet Başsavcılıkları kendilerine yapılan telefon ile yapılan ihbarların savcılık tarafından mal müdürlüklerine veya vergi dairelerine intikali için sulh mahkemesinden alınan izne dayalı olarak gerçekleştirilen aramada mükellefin iş yerinde ele geçirilen bilgisayar kayıtları, disketleri ve el defterlerinin saptanan kayıt dışı hasılata ilişkin kaçakçılık cezalı tarhiyatlarda aramaların yazılı ihbar dilekçesi olmaksızın yapılmış olduğunu usulsüz olduğu ve incelemenin yetersiz yapıldığı gerekçesi ile kaldıran vergi mahkemesi kararını Danıştay bozmuştur(3). Bozma gerekçesi ise: “Bu durumda mahkemece işin esasına gidilerek mükellefe ait kanuni olan ve olmayan defter ve belgeler ile söz konusu bilgisayar ve disketleri üzerinde gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabul edilmesinde isabet görülmemiştir.” Şeklinde bir gerekçe ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur.

     

    İhbar üzerine yapılan aramada, ihbarın sabit olmadığı fark edilirse bir başka ifadeyle, ihbar edilen konuların hakiki olmadığı anlaşıldığı takdirde ihbarda bulunanın kimlik ve diğer bilgileri şikayet edilenin talebi üzerine açıklanacaktır. Durum ihbara dayalı bir arama yapılması halinde şikayetçinin kimliğinin açıklanmasına müsaade vermektedir. Bu nedenle, arama yapılmadan yapılabilecek vergi incelemelerinde normalde şikayetçinin hüviyetinin açıklanması mecburiyeti söz konusu değildir. Ayrıca, ihbar üzerine verilen arama kararları dolayısıyla yapılan arama neticesinde ihbarın sabit olmadığının anlaşılması durumunda, vergi dairesi aramaya muhatap olan kişinin isteği durumunda muhbirin adının açıklanacağını öngörmüştür. Böylece, lüzumsuz ve kişisel nedenlerle yapılacak ihbarların önlenmesi amaçlanmış olup, asılsız ihbarlar sonucunda aramaya tabi olan kişinin muhbir aleyhine iftira davası açması da mümkün bulunmaktadır.

     

    Kanun koyucu, vergi idaresine arama yetkisini vermemiş, bunu yargıç kararına bağlamıştır. Bu nedenle, incelemeye yetkili kişi durumu gerekçeli bir yazı ile bölgesindeki sulh yargıcında talep etmesi ve sulh yargıcının da aramanın amacını ve gösterilen gerekçelerin durumuna göre arama kararı vermesi gerekmektedir. Gerekçe, yargıç tarafından yeterli bulunmadığı takdirde aramaya izin verilmeyebilir. Burada yeri gelmişken sulh yargıcının kendi yargı çevresi içerisinde arama kararı verirken, istem üzerine vergi kaçakçılığı ile ilgili olup, kendi görev alanı dışında bulunan şahıslar nezdinde ve bunların üzerinde de arama yapılmasına karar vermeye yetkili bulunduklarını belirtelim. Aramaya yapılabilmesi için yasada yer alan 3 koşulun tümünün aynı anda aranması gereklidir. Aksi takdirde, koşullardan herhangi birinin eksik olması arama yapılmasına engel teşkil eder. Arama yapılması ile ilgili VUK 147 md. ve TCK 502. md. herhangi bir açıklık olmamakla beraber gece vakti aramanın yapılamayacağı görüşündeyiz. Aynı şekilde TCK gece vaktini gün batımından bir saat sonra başlar ve gün doğmasından bir saat önce biter, şeklinde tanımladığından netice olarak her zaman her saatte aramalı inceleme yapılamayacaktır(4).

     

    Aramalı vergi incelemelerinin çok süratli ve en geç 3 ay içerisinde bitirilmesi zorunludur. Bu arada mükellef tarafından daha önceden talep edilecek belge ve bilgilerin örneklerinin mükellefe incelemenin devamı sırasında fotokopi veya suretlerinin verilmesi gerekmektedir. Aramalı incelemelerin 3 ay içinde haklı nedenlerle bitirilememesi halinde sulh yargıcından ek süre talep edilebilir. Sulh yargıcının ek süre uzatım talebini kabul etmemesi durumunda bir üst mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine, sulh yargıcının red kararının iliştirilerek ve buna ilişkin bir itiraz dilekçesi ile üst mahkemeye müracaat edilebilir(5).

     

    Diğer taraftan, aramalı vergi incelemelerinde inceleme tamamlanmadan yapılacak ilk belirlemelere göre vergi kaybına neden olan durumların tespiti halinde amme alacağının güvence altına alınması maksadı ile inceleme tamamlanmadan 6183 sayılı yasanın hükümlerine göre teminat istenebilir, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk işlemleri için teklif yapılabilir. Aynı şekilde, 213 sayılı VUK’nun 359. maddesine göre tanımlanan fiillerin varlığı halinde kaçakçılık suçu raporu tanzim edilerek VUK 367. md hükümlerine göre, suç duyurusunda bulunulabilir. Öte yandan, aramalı incelemelerde neticede düzenlenen raporlara göre inceleme elemanları tarafından 213 sayılı VUK’nun md. 378 hükmüne göre düzenlenen raporlarda dinlenme talebi veya Danıştay aşamasında müraafa talebinde bulunulması inceleme elemanları tarafından istenilebilir(6).

     

    Aramalı vergi incelemelerinde düzenlenen tutanaklar mükelleflere veya şirket yetkililerine imzalattırılması zorunludur. Mükellefler bu tutanakları imzadan çekinebilirler veya koşullu imza edebilirler. Burada da beyanname verme süresine bir aydan az bir zaman kalmışsa beyanname verme süresi kendiliğinden bir ay uzar. Mücbir sebep veya zor durum nedeniyle süre uzayacaksa bu süreler bu tarihten sonra başlar. Ancak kalan sürenin beyanname verme süresinin ilk gününe göre mi yoksa son gününe göre mi hesaplanacağı kanunda açık değildir. Mesela kurumlar vergisi beyannamesi ile ilgili olarak 15 Mart 2009’de arama neticesinde 1999 yılı defter ve belgeleri alıkonan kurumlar vergisi mükellefi için beyanname verme süresi 31 Mayısa kadar uzayacak mıdır? Kanaatimize göre, uzaması gerekir. Zira beyanname verme süresi 1 Nisanda başlamaktadır. Aksi düşünülmüş olsaydı beyanname verme süresi içinde demek beyanname verme süresinin bir ay olduğu durumlar için daha uygun olurdu(7).

     

    Defter ve belgeleri alıkonanlar devam eden işlemleriyle ilgili olarak dilerlerse yeni defter tasdik ettirerek kayıtlarını bunlara tutacakları gibi defter ve belgelerinin iade edilmesinden sonra da kayıtlarını idareyle birlikte tespit edecekleri bir sürede tutabilirler. Ancak bu süre bir aydan az olamaz(8).

     

    Arama ile ilgili olarak açık hüküm bulunmayan noktalarda kanun, Ceza Muhakemeleri Usul Kanunun arama ile ilgili hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirtmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Hukuku Uygulamasında Tanık İfadesi

    İdari yargılama hukukunda tanık, beyan ve ifadeleri önem taşımaktadır. Ancak, vergi hukukunda her türlü tanık ifadesinin kanıt olabilme özelliği bulunmamaktadır. Tanığın vergiyi doğuran olay ile doğrudan ve yakın ilişkisinin bulunması zorunludur. Tesadüfi nitelikte bir kişi tanık ifadesinin kanıt olarak kabulü için yeterli değildir. Yargılama konusu olay hakkında 5 duyuları yetisi ile öğrendiklerini hakime anlatan kişilere tanık denilmektedir. Bunların yaptıkları açıklamalara da tanık açıklamaları denilmektedir. Tanıklık davanın tarafları arasındaki üçüncü kişilerin, dava ile ilgili bir olay hakkında, dava dışında bizzat edinmiş oldukları bilgiyi mahkemeye sunmalarıdır.

    Özellikle ikrazat ve tefecilik ile ilgili vergi incelemelerinde tanık beyanlarına müracaat edilebilmektedir. Örneğin, bir ödünç para verme işleminde daha sonra para kullanan kişinin ödünç para veren kişiyi vergi dairesine ihbar etmesi halinde vergi incelemesi sırasında tanık ifadeleri önem taşımaktadır.

    Tanık beyanlarının delil olma koşulları kısaca şöyledir:

    1) Tanığın vergiyi doğuran olayla ilgisi tabi olmalıdır.

    2) Tanığın vergiyi doğuran olayla ilgisi açık ve net olmalıdır. (Bkz. Dnş. VDDGK, 23.06.2000 gün ve E:1999/281-K:2000/260 sayılı karar)

    3) Vergilemede hukuki değer taşımayan tanık beyanlarına itibar edilemez.

    4) Mükellefle aralarında husumet bulunan şahit beyanlarının kanıtlama vasıtası olarak dikkate alınamaz. (Dnş. 4. D., 15.02.1978 gün ve E:1977/3507-K:1978/465)

    5) Mükellefi zarara uğratmak maksadı ile verilen tanık beyanlarının ispatlama vasıtası olarak kullanıp kullanılmayacağı tartışmalıdır.

    6) Vergiyi doğuran olayla herhangi bir ekonomik ilişkisi olmayan, olaya tesadüfen tanık olan kimselerin beyan ve ifadelerinin kabul edilip edilmeyeceği tartışmalıdır.

    7) Para alma ve verme ilişkisinde bankadan yapılan ödemeler önem taşımaktadır.

    8) Çiftçilerden ileride mal almak amacıyla önceden verilen avanslar (alivre satışlarda) ödünç para mahiyeti taşımamaktadır. (Bkz. Dnş. 4. D. 17.10.1991 gün ve E:1988/4717-K:1991/3180)

    9) Alacaklı ile olan akrabalık ilişkisi hakkında inceleme elemanına gerçek dışı beyanda bulunan borçlunun faiz ödediği yolundaki ifadesinin alacaklıyı zarara uğratmak maksadı taşıdığı anlaşıldığından bu ifadeye itibar edilemez.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Limited Şirketlerde Tasfiye İşlemleri ve Tasfiyeden Cayma

    Limited şirketlerde tasfiye hükümleri TTK ve KVK hükümlerine göre yapılmaktadır. Limited şirketin tasfiyesi, tasfiye sürecinin başından sonuna kadar yapılacak işlemleri içermektedir. Tasfiye işlemleri sadece Ticaret Sicil Müdürlüğü ile ilgili olmayıp, bu işlemler ayrıca ilgili vergi dairesi ve Bağ-Kur ve ilgili diğer kuruluşları da ilgilendirmektedir

    Bu nedenle, tasfiyenin başlangıcı aşamalarının ilgili kuruluşlara da bildirilmesi zorunludur.   Bu çalışmamızda  limited şirketlerde tasfiye ile ilgili hükümler ana hatları itibariyle yer verilerek tasfiye işlemleri işlem bazında izah olunacaktır.

    Limited şirketlerde tasfiye  ortaklar kurulunun   iradesi ile bir nedene dayalı olarak fesih ve  tasfiye hükümleri çerçevesinde tasfiyeye başlanılabilir.  Tasfiyede herhangi bir nedenle faaliyetini sonlandırmaya çalışan şirketin bütün hesapları kapatılarak şirketin tasfiyesi amaçlanmaktadır.  Limited şirketlerde kanun ve ana sözleşmesinden kaynaklanan yazılı hallerin oluşması ile veya ortaklar kurulunun iradesi ile fesih ve tasfiye işlemlerine başlanılabilir. Sermaye şirketleri, iflastan başkaca bir sebeple infisah ettiklerinde, durum ortaklar kurulunca ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir.  İnfisahın ticaret siciline tescil ettirildiği tarih, tasfiyenin başlandığı tarih olarak kabul edilmektedir.  Tasfiye aşaması, fesih veya infisah edilme durumunun meydana gelmesinden başlar,  tasfiye işlemlerinin tamamlanmasını müteakip şirket kaydının ticaret sicilinden silinmesine kadar devam etmektedir. Tasfiye işlemlerinin bitiminden  sonra   ticaret sicilinden kaydının silinmesi ile tüzel kişilik son bulacaktır.

    Limited şirketlerde tasfiye işlemleri  aşağıdaki nedenlerden birinin veya birkaçının ortaya çıkması ile tasfiye işlemlerine başlanılacaktır: (1)

    Şirket ana sözleşmesinde tespit edilen sürenin dolması ile,
    Şirket sermayesinin 2/3’nün azalması halinde, bu eksikliğin ikmal edilmemesi halinde,
    Şirketin iflasına karar verilmiş olması,
    Şirketin diğer bir şirketle birleşmesi,
    Mahkeme kararı ile feshinin talep edilmesi,
    Şirket maksadının elde edilmiş olması veya   bu maksadın olanaksız hale gelmiş olması,
    Ortak sayısının 1’e  düşmesi ya da 50’yi aşması,
    Ortaklar kurulunca şirketin tasfiyesine karar verilmesi,

    Hallerinde  şirket tasfiye haline girer.

    KVK’nunda tasfiyenin tanımı yer almamaktadır. Kurumlar vergisi mükelleflerinin büyük bölümünü oluşturan  sermaye şirketlerinde tasfiyeye ilişkin esaslar TTK’nunda düzenlenmiştir. Bu nedenle kurumları tasfiyesi TTK’na göre yürütülmektedir. Bununla beraber kurumların ana sözleşmelerinde tasfiyenin ne şekilde yapılacağı hakkında hükümler mevcuttur.

    Hesap dönemi normal olarak bir yıllık süreyi kapsar. Tasfiyeye giren kurumlarda “hesap dönemi” yerine “tasfiye dönemi” esas alınır. Bu dönem kurumun  tasfiyeye girdiği tarihten başlar, bu tarihten aynı takvim yılı sonuna kadar olan  dönem ile bu dönemden sonraki her takvim yılı müstakil bir tasfiye dönemi sayılır. Tasfiyenin aynı takvim yılı içinde sona ermesi halinde tasfiye dönemi kurumun tasfiye haline girdiği tarihten başlar ve tasfiyenin bittiği tarihe kadar devam eder. Tasfiyenin nihayet bulduğu dönemin sonunda, tasfiye kar veya zararı kati olarak tespit edilir.

    KVK’nunda kurumun tasfiyeye girdiği tarih  ile tasfiyenin nihayet bulduğu tarih konusunda bir belirleme yapılamamıştır. İnfisahın Ticaret Siciline tescil  ettirildiği tarih, tasfiyenin  başlangıç  tarihi olarak kabul edilir,   iflas halinde, tasfiyenin  başlangıcı ile mahkemenin iflas kararına  göre belirlenmektedir. Tasfiyenin son bulduğu tarih ise, son bilanço ve hesap durumunun onaylanıp, tasfiye memurlarının ibra edildiği “genel kurul”  karar tarihidir.

    Tasfiyenin son bulduğu tarih, şirketin ticaret ünvanın ticaret sicilinden silindiği yani terkinin tescil edildiği tarih değildir.   Konuyla ilgili olarak verilen bir özelgede aynen şöyle denilmektedir: “Tasfiyenin son bulduğu tarih  son bilanço ve hesap durumunun onaylanıp, tasfiye memurlarının ibra edildiği genel kurul tarihidir. Tasfiye beyannamesinin verilmesi süresi bakımından bu tarihin dikkate alınması Ticaret Siciline tescilin aranılması gerekir. Mükellefiyet  kayıtlarının kapatılması ise ayrı bir husus olup bunun için ticaret siciline tescil tarihi esas alınacaktır.” şeklinde mukteza verilmiştir(2).

    Tasfiyenin sonuçlanması ile kesin bilanço ve hesap durumu kurumların yetkili organlarının onayına sunulur. Yetkili  organların son bilanço veya hesap durumunu tasdik tarihi, vergi uygulaması açısından, her hal ve durumda, tasfiyenin sonu olarak kabul edilecektir(3).

    Tasfiye işlemlerinin  gelir idaresi  tarafından  vergi incelemesine konu edilmesi ise şöyledir: tasfiye işlemlerinin incelenmesi istemini  içeren dilekçenin  vergi dairesine verilmesinden itibaren en geç 3 ay içerisinde vergi incelemelerine başlanılacak, vergi incelemesinin bitmesini takip eden 30 gün içinde de vergi dairesi, söz konusu  vergi incelemesinin sonucunu tasfiye memuruna bildirecektir.  Buna göre, kurumdan aranan vergilerin sonucu alınıncaya kadar tasfiye memurlarının kanunun 17. maddesine göre varolan  sorumlulukları devam edecektir.

    Maliye Bakanlığı; mükelleflerin hukuki statülerini, faaliyet gösterdikleri alanları ve tasfiyeye giriş tarihindeki aktif büyüklüklerini dikkate almak suretiyle tasfiye işlemlerine yönelik inceleme yaptırmamaya yetkilidir.

    İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen bir başka özelgede; “Kurumların tasfiyesinde ve iflasında vergilemeye ilişkin ödev  ve sorumluluklar tamamen  kanuni temsilci durumunda olan  tasfiye memurları ile iflas masasına yüklenmiştir. Bu itibarla iflasına karar verilen  müflis kurumun iflas muameleleri sona erinceye kadar vergilemeye ilişkin ödev ve sorumlulukları tamamen kanuni temsilci durumunda olan iflas masasınca yerine getirilmek üzere mükellefiyetlerine devam edecektir.”  şeklinde görüş bildirmiştir(4).

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Uyuşmazlığı (İhtilafı) Nedir?

    Vergi uyuşmazlığı, vergi idaresiyle mükellefler arasında vergilendirme dolayısıyla ortaya çıkan hukuki nitelikteki uyuşmazlıklardır. Vergi uyuşmazlığı vergilendirme işleminin aşağıdaki aşamalarından biriyle ilgili olarak ortaya çıkabilir:

    1- Vergiyi doğuran olay: Vergi Usul Kanunu’nun 19. maddesinde tanımlanmıştır. “Vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın, vergi alacağı mükellef bakımından vergi borcunu teşkil eder.

    2- Mükellefiyet: Mükellefiyet, kelimesi yükümlülük anlamına gelir. Kanunlar ile bir borç ya da görev yüklenen kişiye ise mükellef adı verilir.

    3- Verginin tarhı: Vergi alacağının kanunlarda gösterilen matrah ve oranlar üzerinden hesaplanarak miktarının belirlenmesidir. Verginin tarhı idarece yapılır. Türkiye’de bu işi vergi daireleri yapmaktadır. Verginin tarhı Vergi Usul Kanunun 20. maddesinde tanımlanmıştır.

    4- Verginin tahakkuku: tarih ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir. Bir verginin ödenmesi gereken safhaya gelmesiyle kesinleşmesi genellikle aynı anda gerçekleşmekle beraber, verginin tahakkuk etmesi her zaman verginin kesinleştiği anlamına gelmez.

    5- Verginin tebliği: vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden durumun yetkili makamlar tarafından vergi mükellefine yazı ile bildirilmesidir. Tebliğ kelimesi “bildirme, duyurma” anlamına gelmektedir.

    6- Ceza kesme: Toplumsal hayatı yaptırımlarla sağlanır, bu yaptırımlar bazen parasal ceza, bazen haklardan mahrumiyet bazen de hürriyeti bağlayıcı cezalar şeklinde olabilir. Bir kısmınıda Vergi Usul Kanunu’nda yer aldığını görüyoruz. VUK’un 341’inci maddesinde vergi ziyaı mükellef veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini eksik yerine getirmesi veya zamanında yerine getirmemesi nedeniyle verginin eksik tahakkuk etmesi veya zamanında tahakkuk etmemesi olarak tanımlanmış ve aynı kanunun 344’ üncü maddesinde de vergi ziyaına sebebiyet verenlere vergi ziyaı cezası kesileceği belirtilmiştir. Aynı kanunun 9’uncu maddesinde mükellefiyet veya sorumluluk için kanuni ehliyetin şart olmadığı hükmü yer almaktadır.

    7- Tahsil işlemleri:  ( vergi borcunun sona ermesi) iki durumla karşılaşabilir:

    Birincisi; borçlunun, vergi borcunu kendi rızası ile ödemesidir.

    İkincisi; borcun vadesinin geçmesine rağmen, borçlunun borcu ödememekte ısrar etmesidir. Bu durumda, borçlu mükellef hakkında alacaklı idare tarafından cebren tahsil usulüne başvurulur. Vergi Borcunu Sona Erdiren Diğer Nedenler Vergi borcu, normal olarak, mükellefin rıza en ödemesi veya alacaklı idare tarafından cebren tahsili ile sona erer, bunun dışında da vergi borcunu sona erdiren nedenler vardır. Bunlar; Mahsup, Takas, Vergi hatalarını düzeltme, zamanaşımı, uzlaşma, terkin ve tahakkuktan vazgeçmedir. Vergi Cezaları ise, Ölüm, Ceza indirimi, Af gibi bedenlerle kısmen veya tamamen sone ermektedir.

    Ancak mükellef tarafından yukarıdaki aşamalardan birine ilişkin bir vergileme sorunun ihtilaf konusu yapılabilmesi için verginin tarhı ve mükellefe tebliğ edilmesi gerekir.

    Ülkemizde vergi İhtilafı başlıca sebepleri vatandaşın vergisini zamanında ödememesi yada vergi dairesinin mükelleflere zamanında tebliğ etmemesi yada zaman aşımı süresi geçtiği halde tahsil etme yoluna gitmektedir, mükellef  borcunu öğrendiğinde bu işi yapan VERGİ MÜKELLEFİ SAVUNUCULARI  DERNEĞİ gibi kurumsallaşmış kuruluşlara başvurup, onların yönlendireceği, vergi mükellefi savunucusu danışmanlara danışmaları halinde, bu borçlardan  dava açarak kurtulabilirler.

     

    Yazar: Vergi Mükellefi Savunucusu/Vergi ve İhracat Danışmanı Mahmut Mustafa Erkan