fbpx

    İcra Yoluyla Tahsil Edilen Alacak Nedeniyle Elde Edilen Faiz Gelirinin Vergilendirilmesi

    Danıştay 4. Daire
    Tarih    : 08.11.2018
    Esas No : 2015/8530
    Karar No : 2018/10615

    GVK Md. 75

    İCRA YOLUYLA TAHSİL EDİLEN ALACAK NEDENİYLE ELDE EDİLEN FAİZ GELİRİNİN VERGİLENDİRİLMESİ

    İcra yoluyla tahsil edilen senede bağlı alacak nedeniyle elde edilen faiz gelirinin menkul sermaye iradı olduğu hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, icra müdürlüğü kanalıyla tahsil ettiği faiz gelirini beyan etmemesi nedeniyle vergi inceleme raporuna istinaden 2009 yılına ilişkin olarak tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; Gölbaşı İcra Müdürlüğü’nün 2009/916 no.lu dosyasında icra takibine konu edilen senet nedeniyle icra dosyasına 2009 yılında 203.982,00 TL ödemenin yapıldığı ve bunun 158.799,76 TL’sinin fer’i, 45.182,24 TL’sinin asli alacak olduğunun yazılan 20.06.2013 tarihli yazıdan anlaşıldığı, senede bağlanmış alacak nedeniyle elde edilen ve gelir vergisi kanunu yönünden menkul sermeye iradı niteliğinde olan faiz geliri üzerinden tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

    Karar: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.

    Temyizen incelenen karar, usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, temyiz isteminin reddi ile Vergi Mahkemesinin kararının onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş (15) gün içinde Danıştay’da kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oyçokluğuyla karar verildi(*).

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    İadesi Gereken Vergiler İçin Faiz Hesaplanacak Dönem ve Uygulanacak Faiz Oranı

    Danıştay VDD Kurulu
    Tarih    : 05.12.2018
    Esas No : 2018/726
    Karar No : 2018/964

    VUK Md. 112, Geç. 29

    İADESİ GEREKEN VERGİLER İÇİN FAİZ HESAPLANACAK DÖNEM VE UYGULANACAK FAİZ ORANI

    6322 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrasında iadesi gereken vergiler bakımından 3095 sayılı Kanun yerine Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması ve vergilerin tecil faiziyle birlikte iadesi gerektiği hk.

    İstemin Özeti: Davacı tarafından, yurt dışında mukim firmalardan fınansal kiralama yoluyla kiraladığı uçaklar için yaptığı ödemelerden, bu ülkelerle yapılan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları uyarınca tevkifat yapılmaması gerektiği ileri sürülerek ihtirazi kayıtla verilen 2012 yılı Temmuz dönemi muhtasar beyannamesi üzerinden tahakkuk ettirilen ve ödenen kurumlar (stopaj) vergisinin, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da düzenlenmiş tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.

    Vergi Mahkemesi; çifte vergilendirmeyi önleme ve vergi kaçakçılığına engel olma anlaşmaları uyarınca, yapılan ödemeler üzerinden tevkifat yapılmasında hukuka uyarlık görülmediği, 15.06.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6322 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen (4) numaralı fıkrasının; “Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergiler, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanun’a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte, 120. madde hükümlerine göre mükellefe ret ve iade edilir.” şeklinde yeniden düzenlendiği, ayrıca, 213 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. maddede, 112. maddesinin (4) numaralı fıkrasının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesinde uygulanacağının belirtildiği, bu haliyle ihtilafta, tahsili hukuka aykırı bulunan ve idarece tahsili tarihinden işbu karara göre düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre içinde kullanımından mahrum kalınan tutarın, 6183 sayılı Kanun’a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte iadesi gerektiği gerekçesiyle tahakkuk eden vergiyi kaldırmış, ödenen tutarın, tecil faizi oranında hesaplanacak faiziyle birlikte iadesine karar vermiştir.

    Davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi, 07.12.2015 gün ve E.2013/2424, K.2015/6319 sayılı kararıyla; tahakkuk eden verginin kaldırılması ve iadesine ilişkin hüküm fıkrasına karşı ileri sürülen iddiaların, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği, yargı kararıyla kaldırılan vergilendirmeler nedeniyle tahsil edilmiş tutarların ilgililere iadesi sırasında, tahsil tarihi ile karar tarihi arasında geçen süre için tasarrufundan yoksun bırakılmaktan dolayı iadenin hangi oranda faiz eklenerek yapılması gerektiği konusunda 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 6183 sayılı Kanun’da yapılmış bir düzenleme bulunmadığı, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin 6. fıkrasında ise vergi davalarında kararın idareye tebliğinden itibaren infazın gecikmesi sebebiyle idarece kanuni gecikme faizi ödeneceği düzenlenmek suretiyle kanuni faiz uygulamasının, kararın verilip idareye tebliğinden sonraki zaman dilimine özgülendiği, bu durumda, haksız yere alınan vergi nedeniyle yoksun kalınan tutarın, Danıştay’ın yerleşik hale gelen içtihatlarıyla kabul edilen ve bu husustaki genel hükümleri içeren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanun’da öngörülen oranda faiz uygulanarak ilgilisine ödenmesi gerektiği gerekçesiyle kararın faize ilişkin hüküm fıkrasını bozmuş; davalı idarenin karar düzeltme istemini reddetmiştir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Network Marketing Sistemi ve Vergilendirilmesi

    Elektronik ticaretin gelişmesi ve küreselleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte şirketler farklı pazarlama teknikleri kullanmaya başlamıştır. Doğrudan pazarlamanın yöntemlerinden olan network marketing sisteminin literatürde, ağ pazarlama sistemi, şebeke yoluyla pazarlama sistemi, çok katlı pazarlama sistemi gibi birçok ismi mevcuttur. Ağ Pazarlama Sistemi (Network Marketing) günümüzde gelişmiş ülkelerde geniş bir uygulama alanına sahiptir. Son yıllarda özellikle 1990’lardan bu yana ülkemizde de hızla gelişim göstermektedir.

     

    Bu sistemde ürünü tüketiciye ulaştıran üyeler (dağıtıcılar), bağımsız birer girişimcidir. Bu üyeler (dağıtıcılar) başka üyelerin de bu işi yapmalarını sağlayarak ekiplerini büyütmektedirler. Her üye, bu yöntemle kazancını çok büyük rakamlara ulaştırma gayesi ile hareket etmektedir.(Argan, 1997)

     

    Çalışmamızda öncelikle network marketing sisteminin ne olduğunu, bu sistemi kullanan firmaların elde ettikleri kazançları vergisel durumu değerlendirilecek daha sonra ise üyelerin yaptıkları satışlardan elde ettikleri kazançların vergisel durumunu, satışların artırılmasını teşvik etmek amacıyla

    üyelere aktarılan prim, komisyon ve benzeri ödemeler üzerinden herhangi bir vergi kesinti yapılıp yapılmayacağı, üyelere yapılan söz konusu prim, komisyon ve benzeri ödemeler için gider pusulası düzenlemenizin gerekip gerekmediği konuları değerlendirilecektir.

     

    1-Network Marketing Sistemi Nedir?

     

    Network pazarlama doğrudan satışın geliştirilmiş bir türüdür. Doğrudan satış, bir mal ya da hizmetin, tüketicilere yüz yüze bir ilişkiyle ve genellikle de evlerde, iş yerlerinde ve perakende satış noktası olmayan yerlerde, bir distribütör tarafından tanıtılarak pazarlandığı bir satış yöntemidir.(Erdağ, 23.12.2018) Bu sistemde ürün, direkt olarak alıcıya ulaşır. Ülke, bölge distribütörleri, dağıtıcılar, toptancılar araya girmediğinden sadece ürün satışına vesile olan kişi kâr sahibi olur. Ağ pazarlama, klasik geniş çaplı

    ticaretin aksine insanların kazanmak adına organize olmasını sağlamaktadır.

     

    Ekonomistlere göre ağ pazarlama sayesinde gelecek 50 yılda dünya üzerinde çok daha fazla gelir ve refah sahibi insan olacaktır. Ağ pazarlamanın birçok çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları 5 seviye, bazıları 3 seviye bazıları da 10 seviye alt katmana kadar komisyon dağıtımı şeklinde değişir. (Aydoğan, 2018, 169-175)

     

    Bahse konu sistem iki farklı faaliyeti kapsamaktadır. Bunlardan birincisi, kişisel olarak yaptıkları satışlardan doğan kazanç, diğeri de uygulanan plana göre distribütörlerin, takımlarına üye yaptıkları kişilerin ve sonra da onların üye yaptığı başka kişilerin satışlarından doğan kazançtır. Bu nedenle ağ pazarlama, kişiye kendi bağımsız işini kurma ve geliştirme şansını sunan bir imkân olmuştur.(Paşalı, 2006)

     

    Network marketing yöntemi, kişiye kendi bağımsız işini kurma ve geliştirme şansını sunan bir imkândır. Bu sistemi uygulayan üretici firma açısından ise bahse konu örgütlenme ile ürünlerinin sisteme üye kişiler aracılığıyla Pazar içerisinde yer alan en ücra köşedeki tüketiciye herhangi bir reklam maliyeti olmadan ulaştırılmasından dolayı giderlerini minilimize ettiği bir oluşumdur.

    (Öztürk, 2017, 69-77)

     

    Türkiye’de ortaya çıkışı 1960-1970’li yıllara dayanmakta olup, 1990’larda ise geniş kitlelere ulaştığı gözlenmiştir. 1997-2000 yılları arasında ise sistem durgunluk içinde geçmiş, 2002 sonrasında ise yeniden büyüme trendi içine girmiştir.(Çakmak, 2011, 35-36)

     

     

     

    Network Marketing sisteminde üretici firma, sponsor(lar), distribütör(ler) ve alıcı(lar) olmak üzere başlıca dört taraf bulunmaktadır. Üretici firma mallarını mağazalar yerine sponsor ve distribütör vasıtasıyla satan kuruluştur.

    Distribütör, üye olmak suretiyle üreticiden belirli bir indirimle mal satın alıp bunu başkalarına satan bağımsız kişidir. Üye olmak için genellikle bir miktar ürün alımı zorunludur. Bu ilk alım için herhangi bir mal iadesi söz konusu değildir. Üye bundan sonraki faaliyetlerini iki şekilde yürütebilir: (Öztürk, 2017, 69-77)

     

    Bunlardan birincisi ürün tanıtımı sonucunda bulacağı müşterilere, şirketten indirimli olarak aldığı ürünleri katalog fiyatı üzerinden satmaktır. Distribütör bu satış sayesinde iki tür gelir kazanır. Bunlardan biri alış-satış arasındaki farktır. İkincisi ise ilgili firmanın, ürün bedelinin belirli bir oranı kadar ödeyeceği primdir.

     

    Distribütörün ikinci faaliyet alanı ise sistemin omurgasını oluşturan yeni üye bulma işlemleridir. Üye, kendi altında yeni üyeler oluşturarak onların satışlarından da belli oranlarda gelir kazanmayı amaçlar. Hatta şirket söz konusu kişiye, yeni üyelerin kaydettiği başka distribütörlerin satışlarından da prim vermektedir. Prim yerine, bazı uygulamalarda ödül ve telif hakkı gibi terimler de kullanılmıştır. Bir distribütörün yeni üye kaydetmesi halinde bu kişi “sponsor” olarak anılır. Bazı şirketlerin sözleşmelerinde, alt üye kaydeden

    üyeler için “menajer” tabiri kullanılmaktadır. Sistem performansı artırmak amacıyla ödül ve teşvik üzerine kurulmuştur.

     

    2-Network Marketing Sisteminin Vergilendirilmesi

     

    2.1- Gelir ve Kurumlar Vergisi Açısından

     

    2.1.1- Network Marketing Sistemi Sağlayıcı Firmalar Açısından Vergisel Durum

     

    Network Marketing firmaları, kurulma türlerine göre Gelir veya Kurumlar Vergisi mükellefi olabilmektedirler.

     

    Kurumlar Vergisi Kanunu’nun I’inci maddesinde sermaye şirketlerinin kazancının kurumlar vergisine tabi olduğu belirtilmiş ve aynı Kanun’un 2’nci maddesinde sermaye şirketleri; 01.07.2012 tarıhlı ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandıt şirketler ile benzer nitelikteki yabancı kurumlar sermaye şirketleri olarak tanımlanmıştır.

     

     

    Dolayısıyla sermaye şirketi olarak kurulan Network Marketing Firmalarının kazançları Kurumlar Vergisi kapsamında vergilendirilmektedir.

     

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 124. maddesinin 2. bendine göre kurulan Kolektif ve Adi Komandıt şirket şeklinde kurulan veya 6098 sayılı Borçlar Kanununun 620. maddesine göre kurulan adi ortaklıklar şeklinde kurulan Network Marketing firmaları 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Ticari Kazanç hükümlerine göre vergilendirilmektedir.(Özdemir,Erol ve Zemlikli 2016, 88-92)

     

    2.1.2- Network Marketing Sistemi Üyesi Olan Şahıslar Açısından Vergisel Durum

     

    2.1.2.1- Sisteme Üye Olan Mükellef Üyeler Açısından

     

    Sistem üyelerinin devamlılık arz edecek şekilde gerek sistem üye sayısını artırmaya yönelik faaliyeti gerekse sistem sağlayıcı firmaların mal veya hizmetini satın alarak satışa konu etmesi ticari faaliyet kapsamında değerlendirilmelidir.

     

    Bir faaliyetin ticari faaliyet olarak değerlendirilebilmesi için taşıması gereken bazı özellikler bulunmaktadır. Buna göre;

     

    * Faaliyetin yerine getirilmesinin sermaye ve emeğe dayanıyor olması gerekmektedir.

     

    *Faaliyetin devamlı olması gerekmektedir. (Bir takvim yılı içerisinde birden fazla tekrarlanan veya birden fazla takvim yılında tekrarlanan işlemlerde de devamlılık olduğu varsayılacaktır).

     

    * Gelir getirici faaliyetlerin bir organizasyon dâhilinde yapılmış olması gerekmektedir.(İşyeri Açma, İşçi Çalıştırma vb.)

     

    * Müessesenin, ticari ve sınai bir müessese şekil ve mahiyetinde olması gerekmektedir.

     

    Buna göre firma ürünlerini sürekli şekilde pazarlamaya konu eden üyelerin kazançları, Gelir Vergisi Kanunu Ticari Kazanç hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekmektedir.

     

    Ayrıca (Gelir İdaresi Başkanlığının 24/08/2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.35.16.01-176200-414 sayılı özelgesinde; “Gelir Vergisi Kanununun 37’ncı maddesinin 1 inci fıkrasında, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiştir. Ticari faaliyet ise bir tür emek-sermaye organizasyonuna dayanmakta olup, kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin “ticarı faalıyet” olma niteliğine etki etmemektedir. Ancak, bir faaliyetin “ticari faaliyet” sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

     

    Buna göre, internet üzerinden yürütmekte olduğunuz network marketing faaliyetinin ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi ve bu faaliyet neticesinde elde edilen kazancın Gelir Vergisi Kanununun ticari kazançlara ilişkin hükümleri çerçevesinde vergiye tabi tutulması gerekmektedir.” şeklinde görüş açıklanmıştır.

     

    Bahse konu üyeler elde etmiş oldukları komisyon gelirlerini hesaplayıp network marketing firmasına fatura düzenleyerek KDV dahıl komisyon tutarını tahsıl edecekler, elde edilen kazancı daha sonra vermiş oldukları gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerine yansıtılıp vergilerini ödeyeceklerdir.

     

    2.1.2.2- Sisteme Üye Olan Mükellef Olmayan (Potansiyel Mükellefler) Üyeler Açısından

     

    21.03.2012 tarih ve B.07.1.G İB.4.34.19.02-019.01-1080 sayılı özelgede; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9’uncu maddesinde yer alan vergiden muaf esnaf statüsüne sokan özelge; kimlerin esnaf muaflığından faydalanacaklarını da mezkur maddeye atıf yaparak açıklanmıştır. Bahse konu maddenin birinci

    fıkrasının birinci bendinde, “Motorlu nakil vasıtaları kullanmamak şartı ile gezici olarak veya bir işyeri açmaksızın perakende ticaret ile iştigal edenler (Giyim eşyalarıyla zati ve süs eşyaları, değeri yüksek olan ev eşyaları ile Pazar takibi suretiyle gıda, bakkaliye ve temizlik maddelerini ve sabit işyerlerinin önünde sergi açmak suretiyle o işyerlerinde satışı yapılan aynı neviden malları satanlar hariç.), ” hükmü yer almakta olup, maddenin mülga ikinci fıkrasından sonra gelen üçüncü fıkrasında, ticari, zirai veya mesleki kazancı dolayısı ile gerçek usulde Gelir Vergisine tâbi olanlar ile yukarıda sayılan işleri Gelir ve

    Kurumlar Vergisi mükelleflerine bağlılık arz edecek şekilde yapanların esnaf muaflığından faydalanamayacakları açıklanmıştır. Söz konusu maddenin 6’ncı fıkrasında 1se; “… 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre gerçek ve tüzel kişilerin mallarını iş akdi ile bağlı olmaksızın bunlar adına kapı kapı dolaşmak suretiyle tüketiciye satanlar yukarıdaki şartlarla sınırlı olmaksızın gelir vergisinden muaftır ” hükmüne yer verilmiş olup, maddenin son fıkrasında, “Bu muaflığın Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü madde uyarınca tevkif suretiyle kesilen vergiye şümulü yoktur.” denilmiştir.

     

     

    Aynı Kanun’un 94’üncü maddesinde ise, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çifiçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.

     

    1. Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61’inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104’üncü maddelere göre,

     

    10-b) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre gerçek ve tüzel kişilerin mallarını 1ş akdi ile bağlı olmaksızın bunlar adına kapı kapı dolaşmak suretiyle tüketiciye satanlara bu faaliyetleriyle ilgili olarak yapılan komisyon, prim ve benzeri ödemelerden (2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu

    Kararı uyarınca) %20),

     

    1. Esnaf muaflığından yararlananlara mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden (2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca),

     

    1. c) Mal alımları için %5

     

    1. d) Diğer hizmet alımları (“a”, “b” ve “c” alt bentleri hariç olmak üzere mal ve hizmet bedelinin ayrılamaması hali de bu kapsamdadır) için %10 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması hükme bağlanmıştır.

     

    213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227”nci maddesinin birinci fıkrasında; “Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir “hükmüne yer verilmiştir. Mezkur Kanun’un 229’uncu maddesinde; faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu, 23 1’inci maddesinin 5’inci bendinde ise; faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami 7 gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmemiş olan faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı, 232’ncı maddesinde ise, birinci ve ikinci sınıf tüccarların, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin, birinci ve ikinci sınıf tüccarlara, serbest meslek erbabına, kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara, defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere, vergiden muaf esnafa sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunların da fatura istemek ve almak mecburiyetinde oldukları hükme bağlanmıştır.

     

    Anılan Kanun’un 234’üncü maddesinde; birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin, vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzım edip işi yapana veya emtiayı satana Imza ettirecekleri gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmünde olduğu belirtilmiştir.

     

    Öte yandan, mezkur Kanun’un 238’inci maddesinde, işverenlerin her ay ödedikleri ücretler için ücret bordrosu tutmaya mecbur oldukları, Gelir Vergisi Kanunu’na göre vergiden muaf olan ücretlerle diğer ücret üzerinden vergiye tabi hizmet erbabına yapılan ücret ödemeleri için bordro tutulmayacağı hüküm

    altına alınmıştır.

     

    Yukarıda detaylı açıklaması yapılan özelgeye göre; 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve bu Kanun’a dayanılarak çıkartılan tebliğ ve yönetmelik kapsamında faaliyette bulunan işletmelerin, bu kapsamdaki ürünlerini işletmeye iş akdi ile bağlı olmaksızın, işletme adına (satış yapılan kışılere işletmenin faturasını düzenleyerek) kapı kapı dolaşmak suretiyle tüketiciye satış yapan kişiler, bu gelirlerinden dolayı gelir vergisinden muaf sayılacakları belirtilmiştir. Bu şekilde vergiden muaf olanlara yapılan komisyon, prim ve benzeri ödemeler üzerinden, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncü maddesinin (10-b) bendi uyarınca 2420 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacaktır. Üretici ana firmanın, bu kişilere yapacağı ödemeler için

    gider pusulası düzenlenmesi gerekmekte olup gider pusulası düzenlenmesinin mümkün olmadığı durumlarda münhasıran bu tür ödemelere ilişkin olmak üzere düzenlenecek banka dekontları da gider pusulası hükmünde kabul edileceği ilgili özelgede belirtilmiştir. Ancak bahse konu özelgeye göre bu

    şekilde düzenlenecek dekontlarda 243 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yer alan asgari bilgilerin yanı sıra açıklama bölümünde tevkif edilen vergi ve fonun oranı ile tutarlarına da yer verilmesi zorunlu tutulmuştur.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Kaçak Tütün veya Sigara Satışlarında Vergi

    Yapılan denetimler sonucunda ortaya çıkan bir olayda tır şoförü olarak …………………. İlinden, ……………. İline yapılan taşımacılık sırasında ………………….. ilinde kolluk kuvvetleri tarafından …………… plakalı araçta yapılan aramada muhtelif marka ve sayıda kaçak sigaralar ele geçirildiği, idare tarafından yakalama tarihi olan ……….. tarihi itibari ile davacı adına seyyar tütün ticareti faaliyetine istinaden mükellefiyet kaydı açılmıştır. Bunun üzerine geçmişe yönelik açılan mükellefiyetle ilgili gelir vergisi, geçici vergi, özel tüketim vergisi ve KDV beyannameleri vermediğinden dolayı, takdir komisyonu kararına istinaden geçmişe yönelik özel usulsüzlük cezaları tebliğ edilmiştir.

    Gerçekten de son yıllarda içki ve sigara ve tütün mamulleri üzerinde yüksek ÖTV ve KDV nedeniyle bireyler kaçak tütün ve sigara konusunda kayıt dışılığa itilmiştir. Yollarda yapılan denetimlerde araçlar üzerinde tespit edilen önemli miktarda sigara ve tütün mamulleri konusunda denetim elemanları tutanaklar düzenleyerek olayı hem vergi dairesine ve hem de cumhuriyet savcılığı kanalıyla ceza mahkemelerine sevk etmektedirler.

    Konuyla ilgili olay Yargıya taşınması sonucunda vergi mahkemesi tarafından açılan davanın kabulü şeklinde karar verilmiştir.

    Özetle, mahkeme kararının hüküm fıkrası aşağıda olduğu gibidir;

    “Olayda, faaliyetin gerçekleştirildiği dönemde davacının mükellefiyet kaydının bulunmadığı ve idarenin davacıya mükellefiyet kaydına ve vergisel ödevlerine ilişkin yazısının adresinin sürekli kapalı olmasından dolayı tebliğ edilemediği, vergi uyuşmazlığına konu dönemde mükellef olmaması nedeniyle beyanname vermesi mümkün olmayan davacının bu fiilinin ancak, ticari faaliyetin ve bu faaliyetinden elde edilen kazancın vergi idaresinin bilgisi dışında bırakmak suretiyle vergi kaybına yol açmak olarak nitelendirilmesi mümkündür. Bu bakımdan, mükellef olmayan davacının beyanname verme ödevinden söz edilmesi mümkün bulunmadığından, davacı adına geçmişe dönük olarak tesis edilen mükellefiyet kaydına dayalı olarak kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uyarlık görülmemiştir.”

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Uzlaşılan Vergi ve Cezalarda Düzeltme Yapılabilir Mi?

    Uzlaşma müessesinin esası, mükellefin ödemeye razı olmadığı bir vergiyi yargı sürecinin sonunda almaya çalışmak yerine, ödemeye razı olduğu vergiyi bugünden almaktır.(Ozansoy, 2015, 48) Vergi hatası kavramı ise VUK’un 116. Maddesinde “vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır” şeklinde tanımlanmıştır. Tanımda görüleceği üzere vergi idare lehine olabileceği gibi mükellef lehine de olabilir. Diğer bir dikkat edilmesi gereken nokta ise fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması denilerek vergiyle ilgili bütün aşamalar kapsanmıştır.(Özyer, 2014, 251)

     

    1. Uzlaşma Müessesesi

     

    Mükellef tarafından, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezalarının (359 uncu maddede yazılı fillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde tarh edilen vergi ve kesilen ceza ile bu fillere iştirak edenlere kesilen ceza hariç) tahakkuk edecek miktarları konusunda, vergi ziyana sebebiyet verilmesinin kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememekten ya da 369 uncu maddede yazılı yanılmadan kaynaklandığının veya bu Kanunun 116, 117 ve 118 inci maddelerinde yazılı vergi hataları ile bunun dışında her türlü maddi hata bulunduğunun veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu bölümde yer alan hükümler çerçevesinde mükellefler ile uzlaşabilir. Uzlaşma konusu verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşma sadece toplam matrah farkının bu bölümüne isabet eden vergi kısmı için de yapılabilir. Uzlaşma talebi vergi ihbarnemesinin tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılır. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde yeniden uzlaşma talebinde bulunulamaz. Uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağa idarenin nihai teklifi yazılır. Mükellef dava açma süresinin sonuna kadar teklif edilen vergi ve cezayı kabul ettiğini yazılı olarak bildirirse bu takdirde uzlaşma sağlanmış sayılır. (V.U.K. Ek Madde 1)

     

    Uzlaşma komisyonlarının tutacakları uzlaşma tutanakları kesin olup gereği vergi dairelerince derhal yerine getirilir. (V.U.K. Ek Madde 6)

     

    Mükellef veya adına ceza kesilen; üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tespit olunan hususlar hakkında dava açılmaz ve hiçbir mercie şikayette bulunamaz.

     

    Müddeti içinde uzlaşma talebinde bulunan mükellef veya ceza muhatabı uzlaşma talep ettiği vergi veya ceza için, ancak uzlaşma vaki olmadığı takdirde dava açma yoluna gidebilir.

     

    Mükellef veya ceza muhatabı aynı vergi veya ceza için uzlaşma talebinden önce dava açmışsa dava, uzlaşma işleminin sonuca bağlanmasından önce vergi mahkemelerince incelenmez; herhangi bir sebeple incelenir ve karara bağlanırsa bu karar hükümsüz sayılır.

     

    Uzlaşmanın vaki olması halinde mükellef, üzerinde uzlaşılan vergi ve cezaya (bunlardan birisi üzerinde uzlaşılmış olsa dahi her ikisine); adına sadece ceza kesilmiş bulunan, üzerinde uzlaşılan işbu cezaya karşı dava açamaz.

     

    Maliye Bakanlığı, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ile bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezalarında (359 uncu maddede yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde tarh edilecek vergi ve kesilecek ceza ile bu fiillere iştirak edenlere kesilecek ceza hariç) tarhiyat öncesi uzlaşma yapılmasına izin verebilir.

     

    Tarhiyattan önce uzlaşmaya varılması halinde tutanakla tespit edilen bu husus hakkında dava açılamaz ve hiçbir mercie şikayette bulunulamaz. (V.U.K. Ek Madde 11)

     

    1. Vergi Hataları Kavramı

     

    Vergi hatası, vergiye mütaallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır.

     

    Hesap hataları şunlardır:

     

    1. Matrah hataları: Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalıf cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır.

     

    1. Vergi miktarında hatalar: Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması, birinci bentte yazılı vesikalarda verginin eksik veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olmasıdır.

     

    1. Verginin mükerrer olması: Aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır.

     

    Vergilendirme hataları şunlardır:

     

    1.Mükellefin şahsında hata: Bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişıden istenmesi veya alınmasıdır;

     

    2.Mükellefiyette hata: Açık olarak vergiye tabı olmıyan veya vergiden muaf bulunan kimselerden vergi istenmesi veya alınmasıdır;

     

    3.Mevzuda hata: Açık olarak vergi mevzuuna girmiyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi veya alınmasıdır.

     

    4.Vergilendirme veya muafiyet döneminde hata: Aranan verginin ilgili bulunduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş veya süre itibariyle eksik veya fazla hesaplanmış olmasıdır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Limited Şirket Ortak ve Müdürlerini Bağlayan Önemli Hususlar

    Limited şirket ortakları, aslında ortakların sorumluluğu, sınırlı sorumluluk esasına dayanır şöyle ki; ortaklar sadece taahhüt ettikleri esas sermaye borçlarının ödenmesinde ve şirket sözleşmesinde belirtilmiş ise ek ödeme ve yan ödeme yükümlülüklerinin ifası ile sorumlu tutulmuşlardır. Ancak bu durumun istisnası diyebileceğimiz yasal düzenleme ise şöyledir; 6183 sayılı Kanunun 35’inci maddesindeki düzenlemeye göre ortaklar, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında ve doğrudan doğruya sorumlu olmaktadırlar.

    Limited şirket müdürleri/temsilcileri, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35’inci maddesindeki düzenlemeye göre, yine tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin mal varlıklarından tahsil edilecektir. TTK”nın 623’üncü maddesine göre yapılan belirlemede şirket yönetimi ve temsilinin, şirket sözleşmesi ile müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa yahut tüm ortaklara veya üçüncü kişilere verilebilecektir. Yanı mükerrer 35’inci maddede ifade edilen kanuni temsilci ibaresi, Limited şirketler açısından müdür sıfatına karşılık gelmektedir. Burada önemli olan nokta ise, ortaklardan farklı olarak temsilci/ müdürün herhangi bir oran ya da sınır olmaksızın kısmen veya tamamen tahsil edilemeyen amme alacağının tamamından sorumlu olmasıdır. Özellikle ortak
    olmayan bir üçüncü kişinin müdür olarak belirlenmesi hususunda bu duruma dikkat edilmelidir

    Bu açıklamalara bakıldığında, Limited şirketin malvarlığından kısmen veya tamamen tahsil edilemeyen amme borçlarından dolayı kanuni temsilci yanı müdür şahsen sorumludur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ortaklar için geçerli olan sınırlı sorumluluk ilkesinin müdür için geçerli olmadığıdır. Zira, ortaklar söz konusu amme alacaklarından dolayı yalnızca sermaye payları oranında sorumlu tutulurken, müdürün sorumluluğu borcun tamamı kadardır. E:2301/1,2018/1,20/06/2019 tarih ve 30807 sayılı Resmi
    Gazete”deki Danıştay İçtihatları Birleştirme kararında Limited şirket ortakları açısından önem arz eden düzenleme ile Limited şirket kurmanın en önemli avantajlarından biri yok olmuş yani artık ortaklar da şirket müdürü gibi amme/ vergi borçlarından sorumlu olacaklardır. Bundan sonra şirket temsilci ve/
    veya ortakların amme borçları dolayısıyla daha dikkatli ve tedbirli olmaları gerekmektedir. Vergi idaresinin artık vergi alacağının Limited şirket kanuni temsilcileri veya ortaklarından tahsil edilebilmesi için, Limited şirket hakkında Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un öngördüğü tüm cebri takip yollarının uygulaması, tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin anlaşılmasının saptanması aşamasından sonra bir sıra gözetmeksizin, yapılan açıklamalar doğrultusunda (kanuni temsilci ile ortak arasında bir öncelik sıralaması bulunmadığına karar verildiğinden), Limited şirketin vergi borcunun (amme alacağının) tahsilinde Vergi ıdarelerince öncelikle şirket ortağına da başvurabilme hakkı doğmuştur.Bu durumun dayanağı ise anılan kanunda ortaklar ve kanuni temsilciler yönünden farklı takip usulleri düzenlenerek,
    aralarında takip yönünden bir sıralama yapılmadığı aşikardır. Hal böyle iken artık ülkemizde faal olan, diğer terk ve resen terk edilen şirketlerin sayısının çok olduğu gerçeği ışığında;

    * Limited şirket ortak ve müdürlerinin vergi idarelerince yapılan yasal takibatın sağlıklı gitmesi ve herhangi bir sürpriz durumla karşılaşılmaması için mernis kayıtlarındaki adreslerini güncellemeleri, kayıtlı adresleri (ikametgahları) yoksa ivedi olarak güncel ikametgah adreslerini ilgili birimlere bildirmeleri büyük önem arz edecektir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Limited Şirketlerin Ortak ve Müdürleri İçin Danıştay Kararı ve Önemi

    Limited şirketlerin ülke genelinde kurulan en yaygın şirket türü olduğu bilinmektedir. Kuruluşundaki bazı kolaylık ve kolaylıklar (Örneğin: sermaye açısından) girişimcileri ticari faaliyetlerini sürdürmeleri içın Limited şirketlere yönlendirmektedir.( Üstad Notu:Burada bizim önerimiz Anonim şirkettir.)

    Türk Ticaret Kanunu’nun maddelerinde Limited şirketlere ilişkın hükümler yer almaktadır. Çokça tercih edilmesine rağmen, Limited şirketlerle ilgili göz ardı edilme ihtimali yüksek olan bir husus bulunmaktadır: Limited şirket ortaklarının yahut müdürlerinin/temsilcilerinin, amme/vergi borçlarından sorumluluğu. Sorumluluğa dahıl olan amme alacakları; vergi, vergi cezaları, gecikme zammı, gecikme faizi vs. gibi asli ya da fer’i nitelikli borçlardır.

    18.01.2019 tarihinde CNNTÜRK’deki resmi internet sitesinde yayınlanan habere göre” Geçen yıl (2018) toplam 86 bin 349 şirket ve kooperatif kuruldu. Bu dönemde kurulan toplam 73 bin 268 limited şirket, sermayenin yüzde 65,63 ünü, Il bin 997 anonim şirket ise toplam sermayenin yüzde 33,52 sini oluşturdu.” (https://www.cnnturk.com/ekonomi/turkiye/2018-yili-kurulan- kapanan-sirket-sayilari-aciklandi)Bu yazıda ülkemizdeki kurulan şirketlerin çoğunluğunu Limited şirket olarak kurulduğu anlaşılmaktadır.

    Aslında tüzel kışilik/şirket kurulmasının sebebi kişileri/girişimcileri şahsi sorumluluktan kurtararak, sorumluluğu tüzel kişiye yüklemektir. Fakat Limited şirketlerdeki amme borçlarından sorumluluk konusunda bu şirket türüne özgü ve farklı bir sorumluluk bulunmaktadır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35 ve mükerrer 35’ıncı maddelerinde söz konusu sorumluluk halleri düzenlenmiştir. Ortak veya müdür/kanuni temsilcilerin bu konudaki sorumluluklarının ayrı ayrı
    düzenlenmesi gerekmiştir. Zira bir amme alacağı söz konusu olduğunda; Limited şirketlerde yer alan bu kişilerin hangi sıfatları ile öncelikli olarak sorumlu olacaklarına dair kanunda bir açıklık bulunmamaktadır. Ancak, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulundan: bu konuda bir açıklama gelmiştir. (2)Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun, E:2301/1,2018/1,20/06/2019 tarih ve 30807 sayılı Resmi Gazete’deki Danıştay İçtihatları Birleştirme kararının özü, konun esas yönünden incelenmesi ve sonuç kısmı şöyledir;

    Özet

    Limited şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun şirket ortaklarından tahsili için öncelikle kanuni temsilcilerin takibinin gerekmediği hakkında.

    Konun esas yönünden incelenmesi;

    Tüzel kişilerde, vergi borçları nedeniyle doğan sorumluluk tüzel kişiliğe ait olduğundan, Limited şirketin vergi borçları için önce Limited şirket tüzel kişilisi takip edilmekte, vergi alacağının şirket malvarlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilci veya ortak takibata tabi tutulmaktadır. Buna göre kanuni temsilcinin ve ortağın sorumluluğu feri niteliktedir. Vergi alacağı için şirket tüzel kişiliği aleyhine hiçbir takibat yapılmaksızın dogrudan doğruya kanuni temsilcilere veya ortağa başvurmak mümkün değildir.

    Dolayısıyla vergi alacağının Limited şirket kanuni temsilcileri veya ortaklarından tahsil edilebilmesi için, Limited şirket hakkında Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un öngördüğü tüm cebri
    takip yollarının uygulanması, tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin anlaşılmasının saptanması gerekmektedir.

    Limited şirket ortağının sorumluluğu, ortağın şirkete karşı koymayı taahhüt ettiği esas sermaye paylarını ödemeye ilişkindir. Bu durumu sınırlı şahsi sorumluluk olarak tanımlamak mümkün olup, aynı zamanda kusursuz sorumluluk olarak da kabul edilmektedir. Hal böyle olunca bu sorumluluk aslında bir vergi sorumluluğu olmayıp, kimi Danıştay kararlarında da belirtildiği şekilde, tahsilat muhataplığı sorumluluğudur. Bir başka deyişle Limited şirket ortağının, vergi alacağından olan sorumluluğu, tahsil ile
    ilgilidir.

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda kanuni temsilciler için öngörülen sorumluluk kısaca kusura dayalı sorumluluk olarak kabul edilmekte, kanuni temsilcilerin, vergiye ilişkin ödevlerin yerine getirilmemesinde kusurlu olmadığını ispat ederek yani “kurtuluş beyyinesi”” göstererek sorumluluktan kurtulması olanağı tanınmaktadır.

    Her biri birer usul yasası olan Vergi Usul Kanunu ile Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da, vergi borcunun tahsili için önce kanuni temsilciye mi yoksa ortağa mı gidileceği düzenlenmemiş ise de, 6183 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile ortakların sorumluluğu hakkında hüküm getirilmesi, kanuni temsilciye gidilmeden de ortağa gidilebilmesini saglamak amacını taşıdığı gibi kamu alacağım korumaya ve hızlı bir şekilde tahsilini sağlamaya yönelik olduğu sonucuna varılmıştır.

    Nitekim söz konusu 35. maddede ortak için öngörülen doğrudan doğruya sorumluluğun vergi alacağı için olduğu kabul edilmiştir.

    Bu açıklamalar karşısında, Limited şirketin vergi borçlarının tahsilinde ortağa gidilmeden önce kanuni temsilciye gidilmesi gerektiğinin hukuken kabulü mümkün bulunmamıştır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Firma Özellikleri ve Vergiden Kaçınma

    Literatürde vergiden kaçınma ile firma yapısının ilişkisini inceleyen birçok çalışma mevcuttur. Üzerinde çokça araştırma yapılan firma özelliklerinden ılki sahiplik yapısıdır (Desai ve Dharmapala, 2008). Fama ve Jensen (1983) yönetimin ve firma hisselerinin tek bir elde veya ailede toplandığı şirketlerde yönetimin daha az risk almayı seven ve firma itibarına daha çok önem veren bir yapıda olduğunu tespit etmiştir. Bu bağlamda aile şirketlerinin daha az riskli projelere yönlendiği ve firma itibarını zedeleyecek vergiden kaçınma yöntemleri kullanmayacağı düşünülmektedir. Chen ve diğerleri (2010), Badertscher ve diğerleri (2013) ve Landry ve diğerleri (2013) çalışmalarında aile şirketlerinin aile şirketi olmayan firmalara göre daha az vergiden kaçındıklarını tespit etmişlerdir.

    Vergiden kaçınma ile firma yapısının ilişkisini inceleyen çalışmaların bir kısmı yabancı yatırımcıların vergiden kaçınma düzeyleri ile bağlantısını incelemiştir (Demirgüç-Kunt ve Huizinga, 2001; Egger ve diğerleri, 2010; Kinney ve Lawrence, 2000). Yapılan çalışmalar yabancı yatırımcı oranı ile vergiden kaçınma arasında pozitif yönlü bir ilişki tespit etmiştir.

    Kamu kurum ve kuruluşlarının firmada hissedar olması veya yönetiminde yer alması ile vergiden kaçınma arasındaki ilişki üzerine yapılan çalışmalarda karma sonuçlar elde edilmiştir. Chen ve diğerleri (2013) kamu kurum ve kuruluşlarının ortak olduğu firmaların daha az vergiden kaçındıklarını tespit etmiştir. Kim ve Zhang (2016), Mahenthiran ve Kasıpılaı (2012) ise çalışmalarında politik bağlantıları olan veya kamu kurum ve kuruluşlarının ortak olduğu firmaların daha fazla vergiden kaçındıklarını tespit etmiştir.

    Literatürde çalışılan bir diğer konu ise vergi sonrası kazançlara dayalı olarak yöneticilere ödenen faydaların vergiden kaçınma ile ilişkisidir. Bir bakış açısı vergi sonrası firma kazancı üzerinden yöneticilere ödenen faydaların vergiden kaçınmayı arttıracağı yönündedir. Phıllıps (2003) ve Gaertner (2014)
    çalışmalarında yöneticilere vergi sonrası kazanç üzerinden ödenen faydaların daha düşük efektif vergi oranına neden olduğunu tespit etmıiştır. Desai ve Dharmapala (2006) ise yöneticilere vergi sonrası net kâr üzerinden değil de özkaynak araçları şeklinde sağlanan faydaların vergiden kaçınma ile negatif ilişkisi olduğunu tespit etmiştir.

    Rego (2003) çalışmasında uluslar arası operasyonları ve bağlı ortaklıkları olan çok uluslu firmalar ile sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet gösteren firmaların vergiden kaçınma oranlarını karşılaştırmış ve beklentisi ile uyumlu olarak çok uluslu firmaların daha çok vergiden kaçındıklarını tespit
    etmiştir. Aynı çalışmada Rego (2003) büyük firmaların itibarlarını etkileme kaygısı ile daha az vergiden kaçındıklarını fakat vergi öncesi kârı fazla olan firmaların daha fazla vergiden kaçındıklarını tespit etmiştir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergiden Kaçınma Yöntemleri

    Artan mali baskılar ve krizler sonrasında İkea, Starbucks, Apple’ın da içinde bulunduğu çok uluslu şirketlerin vergiden kaçınma faaliyetleri içinde olmalarının ortaya çıkması üzerine oldukça fazla eleştiriye maruz kalmışlardır. Bu “rahat davranışları” için eleştirilen ve “hırsız baronlar” olarak nitelendirilen bu şirketler kendilerini kanuna tamamen uygun davrandıklarını ve eğer kanunda bir takım boşluklar varsa kanun koyucunun bu boşlukları bertaraf etmesi gerektiğini öne sürerek savunmaktadırlar (Riedel, 2014). Çalışmamızın bu kısmında şirketlerin “kanundaki boşluklardan” faydalanmak üzere kullandıkları yöntemlere yer verilecektir.

    Gelişmekte olan ülkeler üzerinde yapılan vergi kayıpları ile ilgili çalışmalarda kayıplar yerel ve uluslararası olmak üzere iki farklı başlık altında incelenmektedir. Yerel vergi kayıpları veya şirketlerin az vergi ödeme çabaları daha çok vergiden kaçırma olarak ortaya çıkmakta iken şirketlerin ülkeler arasındakı vergi oranı farklarından yararlanarak vergi ile ilgili ödemeleri en aza indirme çabaları vergiden kaçınma faaliyetleri içerisinde sınıflandırılmaktadır (Fuest ve Riedel, 2009).

    Bu bağlamda incelenecek vergiden kaçınma yöntemleri çok uluslu şirketlerin başvurdukları ve sıklıkla karşılaşılan yöntemlerden oluşurken kimi yöntemler ülke içerisinde vergiden kaçınma amaçlı olarak da kullanılmaktadır. Örneğin araştırma ve geliştirme harcamalarının varlıklaştırılması yerine gider veya bir indirim kalemi olarak gösterilmesi kullanılabilecek vergiden kaçınma yöntemlerinden bir tanesidir (Nar, 2015). Bunun yanında şirketlerin gelişmiş bölgelerde faaliyet göstermelerine rağmen daha az vergi vermek amacıyla kalkınmada öncelikli bölgelerin merkez olarak gösterilmesi, kârın serbest bölgelere kaydırılması, sermaye olarak girmesi gereken tutarların bıyıklı (back to back) krediler yoluyla borç olarak gösterilmesi ve faiz ve kur farklarının gider olarak gösterilmesi yurtiçi faaliyetler çerçevesinde vergiden kaçınma amaçlı olarak kullanılabilecek yöntemlerdir (Gündüz).

    Vergiden kaçınma amaçlı kullanılan pek çok yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerden literatürde en sık karşılaşılan “kâr aktarımı” ımkanı sağlayan yöntemler örtülü sermaye (thin capıtalızatlon), transfer fiyatlaması ve maddi olmayan duran varlıkların kullanılmasıdır. Öncelikle bu yöntemler detaylı olarak incelendikten sonra daha az rastlanan yöntemlere yer verilecektir.

    1. Transfer fiyatlama yönetimi

    Bır şirket içerisinde, özellikle dikey bütünleşik bir şekilde organize edilmiş şirketlerde, birimler arasında ekonomik faaliyetler ve mal veya hizmet alış verişi gibi faaliyetler yapılabilmektedir. Daha çok ara mal, mamul veya parça alış verişi olarak gerçekleşen bu faaliyetlerin fiyatlandırılmasında uygulanan fiyata “transfer fiyat” adı verilmektedir. Bu faaliyet neticesinde işletme birimlerinden biri alıcı konumunda yer alırken diğer taraf ise satıcı olarak yer almaktadır. Dolayısıyla transfer fiyat satıcı taraf içın hasılat tutarının, alıcı taraf için ise üretim gideri ve nihayetinde satılan malın maliyetinin belirleyicisidir (Kaygusuz ve Dokur, 2005). Vergiden kaçınmak isteyen şirketler de şirket kazancının vergilendirmeden şirket dışına aktarılması olarak ifade edilen örtülü kazanç aktarımı yapmak amacıyla transfer fiyatları emsal bedellerden farklı olarak belirlemektedirler. Transfer fiyatlama yoluyla örtülü kazanç aktarımı yapılan şirketlerde vergi matrahı azaltılmakta ve şirket kazancı diğer birimlere veya ilişkili taraflara aktarılmaktadır (GİB, Yayın 114).

    Ernst & Young Şirketi’nin 2016 yılında yapmış olduğu “Küresel Transfer Fiyatlama Anketi (Global Transfer Pricing Survey)” nin sonuçlarına göre transfer fiyatlama diğer vergi konularının çok önüne geçmektedir. Bu konuda fiyatların manipüle edildiğine dair direkt kanıt bulan ilk çalışma Clausing (2003) tarafından yapılmıştır. Şirket içi fiyatların, çok uluslu şirketlerin vergi matrahını azaltma stratejilerinden etkilendiği öne sürülen çalışma kapsamında Amerikan şirketleri üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Bulgulara göre ülkelerin vergi oranlarındaki düşüş, şirket içı olmayan ticarı faaliyetlerde kullanılan fiyatlara kıyasla şirket içinde kullanılan transfer fiyatları ihracat ıçın daha düşük ve ithalat ıçın ise daha yüksek olmasına neden olmaktadır
    (Clausing, 2003).

    Lui (2017) tarafından yapılan çalışma kapsamında İngiltere’de faaliyet gösteren çok uluslu şirketler üzerinde bir araştırma yapılmıştır ve transfer fiyatlama yoluyla vergiden kaçınma faaliyetlerinin artmasında etkili olan üç faktör tespit edilmiştir. Bunlardan birincisi çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesinde küreselden daha çok bölgesel düzenlemeler uygulandığında emsal bedelden farklı transfer fiyatların kullanılması artış göstermektedir. İkinci olarak araştırma geliştirme faaliyetlerinin yoğun olduğu şirketlerde yanıltıcı transfer fiyatlama faaliyetleri artmaktadır. Ve son olarak maddi duran varlıkların yanlış fiyatlandırılması durumu vergi cennete olmayan ülkelere yapılan ihracatlarda yoğunluk kazanmaktadır(Lui, 2017).

    Türkiye’de transfer fiyatlama yoluyla örtülü kazanç dağıtımının önüne geçebilmek için Kurumlar Vergisi Kanununu 13 üncü maddesi ile düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre “kurumların, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunmaları durumunda, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacaktır”. Yine aynı Kanun maddesine göre mal veya hizmet alım ya da
    satımı; alım, satım, ımalat ve inşaat, kiralama ve kiraya verme, ödünç para alınması ve verilmesi işlemleri ile ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren diğer işlemleri ifade etmektedir.

    2. Örtülü Sermaye

    Şirketler, faaliyetleri süresince çeşitli şekillerde sağladıkları finansman kaynaklardan biri olan borçlar için anapara yanında faiz ödeme yükümlülüğü altına da girmektedirler. Devlet şirketlerin bu faiz ödemelerini vergi matrahından düşürmelerine izin vermektedir. Dolayısıyla faiz ödemeleri şirketler için bir gider kalemi haline gelmektedir (Contractor, 2016). Vergiden kaçınma eğiliminde olan şirketler vergi matrahını düşürebilmek amacı ortaklardan alınan tutarları özsermaye grubunun altında kaydetmek yerine
    sanki ortaktan borç alınmış gibi sunmaktadırlar.

    Çok uluslu şirketler bu vergiden kaçınma stratejisi kapsamında yüksek vergi uygulanan bir ülkede faaliyet gösteren “borçlu” vergi cennetinde faaliyet gösteren bir şirketten “borç veren” sıfatıyla borç almaktadır. Daha sonra borçlu işletme borç ile ilgili olan faiz ödemelerini yapmaktadır. Ödenen bu faiz şirketin kâr tutarını ve dolayısıyla vergi matrahını düşürmektedir. Faiz ödemelerini alan tarafın ise geliri artmakta ancak vergi cenneti bir ülkede faaliyet gösterdiği için vergiye konu olmamaktadır. Bu vergiden kaçınma
    faaliyeti grup içinde şirketler arasında yapıldığında hem vergi yükünden kurtulmuş olunmakta hem de başka bir üçüncü tarafa ödeme yapmak zorunluluğu kalmamaktadır (Hess, 2015). Ayrıca çok uluslu şirketler, şirketin borç/öz sermaye oranını değiştirmeden ve dolayısıyla iflas riskini arttırmadan,
    düşük vergili ülkelerde faaliyet gösteren bağlı ortaklıklarına sermaye enjekte edip yüksek vergili ülkelerde faaliyet gösteren şirket için ise faiz ödemelerinin vergi avantajından faydalanmaktadır (Riedel, 2014).

    Türkiye’de örtülü sermaye olarak ifade edilen bu faaliyet Kurumlar Vergisi Kanunu 12 nci maddesi uyarınca düzenlenmiştir. Buna göre kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları her türlü borcun, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılacaktır. İşletmede kullanılan borçların örtülü sermaye sayılabilmesi için;

    • Doğrudan veya dolaylı olarak ortak veya ortakla ilişkili kişiden temin edilmesi,
    • İşletmede kullanılması,
    • Bu şekilde kullanılan borcun hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşması gerekmektedir.

    Borç/özsermaye oranı, ortaklıkla ilişkili kişiler ve özsermaye ile ilgili net tanımlamaların yapıldığı düzenleme ile hangi tür borçlanmaların örtülü sermaye olduğu hangilerinin olmadığı konusu açıklığa kavuşturulmaktadır.

    Yukarıda belirtildiği üzere şirketler tarafından kullanılan, ilişkili taraflardan elde edilen ve öz sermayenin üç katını aşan her türlü borçlanma örtülü sermaye olarak belirtilmektedir (Bulut, 2012). Yine Kurumlar Vergisi Kanunu 11 inci maddesi “Kabul Edilmeyen İndirimler” kapsamında örtülü sermaye
    üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin kurum kazancından indirilmesine izin verilmemiş ve dolayısıyla vergiden kaçınma faaliyetleri engellenmeye çalışılmıştır.

    3. Maddi Olmayan Duran Varlıkların Kullanılması

    Vergiden kaçınmak için şirketlerin kullandığı bir diğer yöntemde ise maddi olmayan duran varlıklardan yararlanılmaktadır. Son zamanlarda yapılan çalışmalar göstermektedir ki yüksek değerli maddi olmayan duran varlıkların kayıtlı bulunduğu yerler sistematik olarak saptırılmaktadır (Riedel, 2014). Grup şirketlerin sahip oldukları maddi olmayan duran varlıklar daha düşük vergili bir ülke faaliyet gösteren birimin sahipliği altına verilmektedir.

    Böylece düşük vergili ülkede faaliyet gösteren birim yüksek vergili bir ülkede faaliyet gösteren birime lisans faturası düzenlemektedir. Yüksek vergili ülkede faaliyet gösteren şirket için vergiden indirim kalemi olarak gösterebileceği bir tutar ortaya çıkmaktadır. Diğer şirket ise bu elde ettiği gelir üzerinden ya hiç vergi vermediği veya çok az tutarda vergi ödediği için şirketler grup olarak ele alındığında vergi açısından avantaj sağlamaktadırlar (Needham, 2013).

    Şirket içi maddi olmayan duran varlıklar için yapılan ödemeler aracılıyla vergiden kaçınma faaliyetlerinde üç faktör etkili olmaktadır (Contractor, 2016).

    1. Çokuluslu şirketler genellikle teknoloji yoğun şirketler olduklarından, maddi olmayan duran varlıkların diğer varlıkların içinde oranı oldukça yüksek olmaktadır.

    2. Araştırma geliştirme faaliyetleri çok uluslu şirketin ana vatanında yapılmış olsa dahi düzenlemeler gruba bağlı ve daha düşük vergili veya vergi cenneti bir ülkede faaliyet gösteren bir şirketin diğer şube veya ilişkili kurumlara maddi olmayan duran varlıkla ilgili fatura kesmesine izin vermektedir.

    3. Pek çok devlet, araştırma geliştirme faaliyetleri aynı şirkette yapılmış dahi olsa, kesilen bu fatura tutarının vergiden indirilmesine izin vermektedir.

    Maddi olmayan duran varlık aracılığıyla sağlanan bir diğer vergi avantajı ise araştırma geliştirme giderleri aracılığıyla elde edilmektedir. Türkiye’de araştırma ve geliştirme giderleri, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ve 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Bu kanunlar adı geçen giderlerin bir gider ve vergi indirim kalemi olarak ele alınmasına izin verirken; ayrıca çeşitli teşvikler de sunmaktadır. Teknolojik ve bilimsel gelişime katkı sağlanması amacı ile yapılan bu düzenlemeler, şirketler tarafından agresif vergi planlamaları kapsamında vergiden kaçınma amaçlı olarak da kullanılmaktadırlar (Nar, 2015).

    4. Vergiden Kaçınmak için Kullanılan Diğer Yöntemler

    Yukarıda bahsedilen üç yöntemde literatürde sıklıkla rastlanan ve genellikle çok uluslu şirketler tarafından uygulanan vergiden kaçınma yöntemlerine yer verilmiştir. Bu başlık altında ise diğer görünen vergiden kaçınma yöntemlerine yer verilecektir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergiden Kaçınmak Kolay Mı?

    Devletler kamu hizmetlerini yerine getirebilmeleri için gereken finansman kaynağını vergilerden elde etmektedirler. Devletler için verginin önemi yadsınamazken, mükellefler ise elde ettikleri gelirden çeşitli şekillerde kesilen ve muhtemel faydasını dolaylı olarak gördükleri verginin ödenmesi için istekli davranmazlar. Günümüzde dikkat çekici konumunu koruyan vergi yüzyıllardan beri devlet ve mükellefler arasında çekişmeye sebep olan bir konu olarak süregelmiştir. Örneğin 16. Yüzyılda İtalya’da evlerden alınan vergilerden kurtulmak amaçlı çatısız olarak inşa edilip “ev olma niteliği” kazanmayan evlerden kurulu Trulli köyü bunun en dikkat çekici örneklerinden bir tanesidir.

    Devlet için başlıca vergi kaynağı olan şirketler de elbette ki en yüksek veya en uygun vergi tutarını ödemek için değil, mümkün olan en düşük tutarda vergi ödemek için çaba göstereceklerdir. Bu kimi şirketler için kâr tutarını yükseltebilmek için yapılırken, kimileri ise bir çeşit gider kalemi sayılabilecek vergi tutarını düşürebilmek amaçlı olmaktadır. Nihai olarak şirketler kendilerinde uygun olarak gördükleri yöntemlerle mümkün olan en düşük oranda vergi ödemeyi tercih etmektedirler. Bu tutum kavramsal olarak “kaçınma” kelimesi ile 1fade edilebilir. Hanlon ve Heitzman (2010) tarafından geniş kapsamlı bir şeklide tanımlanan “vergiden kaçınma” teriminin vergi planlama stratejilerine ait bir süreci temsil ettiği ve bu sürecin bir ucunda belediye tahvillerine yatırım yapmak (vergi avantajı sağlamak üzere) var ise diğer ucunda “yasa dışı” vergi ile ilgili faaliyetlerinin bulunduğu ifade edilmektedir. Bu kapsayıcı tanım içerisinde ifade edilen her iki uç arasında ödenen vergi oranını düşürmek amaçlı şirketler tarafından gerçekleştirilebilecek pek çok faaliyet bulunmaktadır. Kimi zaman kabul edilebilir bulunan bu faaliyetler kimi zaman ise kabul edilemez olarak nitelendirilmektedir.

    Bu çalışmanın amacı şirketlerin içerisinde bulundukları bu faaliyetlerin kapsamlı olarak ele alınmasıdır. Öncelikle vergiden kaçınma kavramı tanımsal olarak ele alınacaktır. Henüz üzerinde genel olarak uzlaşı sağlanmış bulunan bir tanımı olmadığı için sıklıkla yakın anlamlara gelen kavramlarla arasındaki
    farklara tanımsal olarak yer verilecek ve takip eden kısımda iş dünyasında en sık başvurulan vergiden kaçınma stratejilerine yer verilerek kavramsal kısım pekiştirilecektir. İlerleyen iki bölümde ampirik çalışmalarda vergiden kaçınmanın hangi ölçüler ile tespit edildiği ve firma özellikleri ile vergiden
    kaçınma arasındaki ilişki üzerine yapılan çalışmalara yer verilecektir.

    Çalışmamıza öncelikle vergiden kaçınmanın tanımlanması ve benzer terimlerle arasındaki farklılıkların ortaya konması ile başlamayı uygun buluyoruz. Maalesef birçok muhasebe teriminde karşılaşılan bir durum olan “genel kabul görmüş bir tanımın bulunmayışı” vergiden kaçınma alanında da karşımıza çıkmaktadır.

    Hakkında bunca çalışma olması rağmen net bir tanıma sahip olamamasının nedeni farklı disiplinlerin ilgi alanına girmesi ve her bir disiplinin kendi bakış açısına göre vergiden kaçınma konusu değerlendirmesi veya vergi konusunda mükelleflerin agresif tutumlarının farklı tarafların bu agresif tutumlar hakkında
    farklı fikirleri olmasından kaynaklanıyor (kimi taraflarca kabul edilemez bir tutum kimi taraflarca kabul edilebilir olarak nitelendirilebilir) olabilir. İktisatçılar, maliyeciler, finansçılar, hukukçular ve muhasebeciler bu konu üzerinde araştırma yapan taraflardandır. Bu çalışma kapsamında bakış açımız iktisat ve finans teorilerini göz ardı etmeden daha çok muhasebe alanından olacaktır. Dolayısıyla tanımlamamız bu çerçevede şekillenecektir.

    Vergiden kaçınma için yapılacak uygun tanımlamalardan biri yasal düzenlemelere uygun hareket etmek koşuluyla ya vergi doğuran olayın oluşmasını önlemek ya da ödenecek vergi tutarını en aza indirmek amacı
    doğrultusunda yapılan uygulamalar olacaktır (Nar, 2015). Bu tanımda en dikkat edilmesi gereken husus uygulamanın vergi kanunları çerçevesinde kalmasıdır. Dolayısıyla vergiyi az ödeme gayreti içinde bulunan mükellefin herhangi bir suç işlediği öne sürülemez gibi görünmektedir. Ancak uygulamada durumlar biraz daha farklılaşmaktadır. Vergi kanunlarının sınırlarının net olmadığı durumlar vergi matrahını azaltmak isteyen mükellefler tarafından kullanılmaktadır. Özellikle Türkiye için geçerli bir durum olan vergi
    mevzuatının sürekli değişmesi ve tüm dünyada var olan karmaşık finansal işlemlerin nasıl ele alınacağının bilinememesi sebebiyle oluşan zorluklar bu belirsizliklerin yani gri alanların doğmasına ortam hazırlamaktadır. Dyreng vd. (2008) kanunlara uygun olduğu sürece gri alanlar da dahil olmak üzere
    her türlü vergi matrahını indirme çabasını (veya uzun vadede işletmenin nakit etkin vergi oranını azaltma çabasını) vergiden kaçınma kavramı içerisinde incelemektedir.

    Bu noktada vergiden kaçınma davranışı “kanunlar çerçevesinde” hareket edildiği kabul edildiğinde vergi planlaması kavramı ile oldukça yakınlaşmaktadır.  İşletmeler tarafından diğer maliyet unsurları gibi
    değerlendirildiğinde vergi de mümkün olan en az tutara indirilmesi amaçlanan bir kalem olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaldı ki devletin de bu tür planlama araçlarını destekleyici girişimleri bulunmaktadır. Devletlerin genel olarak ekonomiyi canlandırmak, etkinliği arttırmak ve istikrarı sağlamak amacıyla
    vergi teşvikleri, istisnalar, muafiyetler gibi mekanizmaları yürürlüğe koydukları da görülmektedir. Örneğin yabancı sermayeli işletmelere sunulan vergi tatilleri bu kapsamda önemli bir vergi planlama aracıdır. Görüldüğü gibi vergi planlaması kapsamında da ödenecek vergi tutarının azaltılması amaçlanmaktadır. Vergi planlaması ve vergiden kaçınmayı ayıran hususun “vergiyi doğuran olayla ilişki kurulmaması” olduğu söylenebilir. Vergi planlamasında vergiyi doğuran olayla ilişki bozulmadan vergi doğuran
    faaliyetler gerçekleştirilirken, vergiden kaçınma faaliyetleri sürecinde vergi doğuran olayla ilişki kurulmamaya çalışılmaktadır (Nar, 2015).

    Vergi planlaması ve vergiden kaçınma arasındaki ayrımdan daha fazla dikkat çeken başka bir ayrımın ise vergiden kaçınma ve vergi kaçırma arasında yapılması gerekmektedir. Vergi kaçırma ve vergiden kaçınma arasındaki ayrım “kanuni olma” üzerine kurulabilir. Vergi kaçırma tabii olarak kanuni olmayan bir faaliyet olarak nitelendirilir. Oysaki vergiden kaçınma kimi akademisyenlere göre kanuni iken kimi akademisyenlere göre kanun dışı bir faaliyettir. Bu tür bir ikilem kanunlara uygun olma ve ahlaki açıdan kabul edilebilir olma sorunsalından kaynaklanmaktadır. Vergiden kaçınma nasıl ele alınırsa alınsın vergi kaçırmayla aynı etkiye sahiptir. Devletlerin vergi gelirini azaltmakta ve dolayısıyla mücadele edilmesi gereken bir konu olarak karşılarına çıkmaktadır (Otusanya, 2011).

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla