fbpx

    Danıştayca Verilen Bozma Kararlarının Etkileri

    213 sayılı VUK’nun 112. maddesinde “özel ödeme zamanları”belirtilmiştir. Maliye Bakanlığı konuyla ilgili olarak yayımladığı bir iç genelgede ortaya çıkabilecek tereddütleri ortadan kaldırmaya çalışmıştır.[1] Buna göre, Danıştay tarafından verilen bozma kararları üzerine ilgili vergi mahkemesi tarafından yeniden verilen kararlarda, bozulan kısım aynen onaylanmakta veya önceki verilen kararda ısrar edilmektedir.

    Vergi mahkemesi kararlarına karşı Danıştay nezdinde açılan temyiz davaları sonucu, Danıştay’ca bir kısım kararların kısmen onaylanması ve kısmen bozulması yolunda verilen kararlar ile ilgili olarak, vergi mahkemesince yeniden verilen kararlarda, bozulan kısım aynen onanmakta veya ilk verilen kararda direnilmektedir. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da ilk vergi mahkemesi kararına istinaden düzenlenen 2 No.lu ihbarnameye göre tahsil edilmesi gereken verginin mahkeme yeniden karar verinceye kadar terkin edilip edilmeyeceği, ikinci kez verilen mahkeme kararı üzerine ilk tarhiyatın yok sayılarak 2 No.lu ihbarnamenin düzenlenip düzenlenmeyeceği, kısmi bozma hallerinde takibin bozulan kısım için mi yoksa ihbarnamenin tamamı için mi duracağı konularında yoğun tereddütler yaşanmaktadır.

    Bilindiği üzere, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararın Bozulması”başlıklı 49 uncu maddesinde ;

    Temyiz incelemesi sonucunda Danıştay:

    Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
    Hukuka aykırı karar verilmesi,
    Usul hükümlerine uyulmamış olması,

    Sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.

    Temyiz incelemesi sonunda karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise kararın düzeltilerek onanmasına karar verilir.

    Kararın bozulması halinde dosya Danıştay’ca karar veren mahkemeye gönderilir. Mahkeme, dosyayı diğer öncelikli işlere nazaran daha öncelikle inceler ve varsa gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir.

    Mahkeme bozmaya uymayarak eski kararında ısrar edebilir. Israr kararının ilgili tarafından temyizi halinde, dava konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca incelenir. Danıştay’ın ilgili dava dairesinin kararı uygun görülürse mahkemenin kararı bozulur; aksi halde onanır. Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurulları kararlarına uyulması zorunludur.

    Kararın kısmen onaylanması ve kısmen bozulması hallerinde kesinleşen kısım Danıştay kararında belirtilir.

    Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde de bu maddenin 4’üncü fıkrası hariç diğer fıkraları kıyasen uygulanır.

    Aynı Kanunun“Temyiz ve İtiraz İstemlerinde Yürütmenin Durdurulması” başlıklı 52’nci maddesinin 4’ncü bendinde “kararların bozulmasının yürütmeyi kendiliğinden durduracağı” hükme bağlanmıştır.

    Yazımızın yukarıdaki bölümlerinde yapılan açıklamalardan ve ilgili yasa hükümlerinin tetkikinden de anlaşılacağı üzere;

    Danıştay’ca verilen tamamen bozma kararlarında temyize konu olan vergi mahkemesi kararının hukuki sonuçları ortadan bütünü ile kalkmakta ve yeni bir karar verilinceye kadar da yürütme kendiliğinden durmaktadır.
    Ancak Danıştay’ca kısmen onaylama ve kısmen bozma yolunda karar verilmesi durumunda temyize konu kararın onaylanan kısmı kesinleşmekte ve yeniden karar verilmesi gereken kısmı için ise yürütme durmaktadır.

    Dolayısıyla, Danıştay tarafından vergi mahkemesi kararının bir kısmının onaylanması, bir kısmının bozulmasına ilişkin olarak verilen karar üzerine;

    Danıştay tarafından onanan kısım ile ilgili olarak, vergi mahkemesinin ilk kararına dayanılarak tanzim edilen ihbarnameye istinaden onanan kısmın takip ve tahsil işlemleri vergi idaresince sürdürülecek,
    Danıştay tarafından bozulan kısım için ise; yürütme kendiliğinden duracağından yeniden verilecek kararın vergi idaresince beklenilmesi, başka bir ifade ile mevcut durumun korunması ve vergi mahkemesince verilecek ısrar kararı da dahil olmak üzere bu karara göre ihbarname düzenlenmesi, dolayısıyla daha önceden düzenlenen ihbarnameyle ilgili olarak gerekli düzeltme işlemlerinin yapılması gerekmektedir.

    Maliye Bakanlığına bağlı vergi daireleri tarafından düzenlenen işte bu 1 nolu ihbarnameler üzerine vergi mahkemesinde dava açılması veya düzeltme talebinde bulunulması mümkün bulunmaktadır. Ne var ki, 2 nolu ihbarname dediğimiz yargı kararları üzerine düzenlenen ihbarnameler için tekrar yargıya gidilmesi istisnai bir yol olarak gözükmektedir. 2 nolu ihbarnamelerde dava açılabilmesinin tek koşulu bu ihbarname kapsamında yer alan vergi hatasına ilişkin hükümlerin yer alıp almadığı konusudur. 2 nolu ihbarname içeriğinde vergi hatası veya diğer hatalar söz konusu ise bu ihbarnamelere karşı düzeltme talebinde bulunmak veya dava açmak hakkı mümkün bulunmaktadır.

    Vergi tatbikatımızda 2 nolu vergi ve ceza ihbarnameleri, vergi dairesinin ihtilaflı işler servisinin ilgili memur veya şefi tarafından düzenlenip, ilgili müdür tarafından imzalanmaktadır. Bu ihbarnameler VUK 112/3 ve 2577 sayılı İYUK’nun 28/5 md. hükmüne göre düzenlenmektedir. Bu ihbarnamelerin tebliğ edilmesi üzerine bölge idare veya Danıştay nezdinde yapılan itiraz ve temyize esas olamaz. İtiraz ve temyiz bu ihbarnamenin (bildirimin) ilişkin olduğu vergi mahkemesi kararına karşı ve bu kararın tebliği üzerine yapılır. Bu ihbarnamede (bildirimde) vergi hatası bulunması halinde VUK’nun 116-126. maddeleri hükümlerine göre düzeltilmesi istenmelidir.

    Yerel vergi mahkemeleri kararlarına göre hesaplanan ve bu ihbarname ile tebliğ edilen vergi; taksit süresi geçmemiş ise taksit süreleri içinde, taksit süresi kısmen veya tamamen geçmiş ise bir ay içinde ödenmelidir.[3] Açılan davanın kısmen veya tamamen mükellef aleyhine sonuçlanması durumunda dava konusu yapılan vergilerin ödenmemiş kısmı üzerinden, tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren vergi mahkemesi kararının vergi dairesine tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için, VUK 112/3. maddesine göre hesaplanan gecikme faizi de aynı süre içinde ödenmelidir.

    Vergi mahkemesi kararına göre hesaplanan ceza, bu 2 nolu ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 1 ay içinde ödenmelidir.[4]

    Bölge İdare Mahkemesine veya Danıştay’a başvurulmuş olması, mahkeme kararlarının yürütülmesini durdurmaz, ancak, yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi halinde, mahkeme kararlarının yürütülmesini durdurabilmektedir.[5] Bu gibi durumda mahkeme tarafından tehir-i icra kararı verilmesi zorunludur.

    diğer taraftan, ödeme emrine karşı açılan davaların reddi ve kesinleşen yargı kararı üzerine 6183 sayılı kanunun 58. maddesine göre alınacak %10 zam tutarı için bu 2 nolu ihbarname düzenlenmektedir. Bu zam, yani haksız çıkma zammı ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren başlayarak 1 ay içinde ödenmesi gereklidir.[6]

    Öte yandan, yüksek mahkeme Danıştay tarafından verilen bir kararda: “inceleme raporuna göre yapılan tarhiyatın kaldırılması istemi ile açılan davayı reddeden vergi mahkemesi kararı sonucu, ihbarname ile istenen vergi borçlarının tebliği tarihinden itibaren süresinde ödenmemesi üzerine, düzenlenen ödeme emrinin, vergi mahkemesi kararının Danıştay’ca bozulması üzerine iptal edilmesi gerekir” şeklinde kararları bulunmaktadır.[7]

    (2) nolu vergi/ceza ihbarnameleri vergi dairelerinin davalı işler servisi tarafından düzenlenmekte ve bu ihbarname üzerinde “İHB2” kod numarası bulunmaktadır. Aynı zamanda ihbarname üzerinde, ilgili vergi dairesinin adı, ihbarname tanzim tarihi, cilt sıra numarası, mükellefle ilgili bilgiler tablosu, davaya konu olan vergi-harç ve cezaya ilişkin ihbarnamenin tarih ve numarası, yargı aşamaları: yani dava konusu edilen vergi ve ceza kısmı, vergi mahkemesi kararına göre hesaplanan verginin ve cezanın matrahı, kat veya oranı ve miktarı, yine Bölge İdare Mahkemesi veya Danıştay kararına göre ödenmesi gereken vergi ve cezanın matrahı, kat veya oranı ve miktarı gösterilmelidir.

    Diğer taraftan, (2) nolu ihbarnameler üzerinde, mahkeme kararına göre hesaplanan gecikme faizi ve karar harcı gösterilmelidir. Nihayet, ihbarnamenin en sonunda hangi mahkemenin kararı olduğu mahkemenin mercii, kararın tarihi, esas veya karar numaraları ayrı ayrı gösterilir. (2) nolu ihbarnameler 3 nüsha olarak düzenlenir ve bir nüshası mükellefe diğer 2 nüsha ise vergi dairesinde iki farklı servislerde dosyalarda muhafaza edilir. Mükellefe tebliğ edilecek nüsha kapalı bir zarf içerisinde posta ile iadeli taahhütlü olarak gönderilir. Bu tebligat yapılmadan mükelleften herhangi bir vergi veya cezanın istenmesi söz konusu olamaz. Mükellefin davayı kazanması durumunda ise, (2) nolu ihbarnamenin düzenlenmesine söz konusu değildir. Anlaşılacağı üzere böyle bir durumda mükellef açtığı davayı kazanmış ve mahkeme mükellefin lehine neticelenmiş, sonuçta vergi dairesi davayı kaybetmiş bulunmaktadır.

    Danıştay tarafından verilen bütün kararlar üzerine her zaman (2) nolu ihbarname düzenlenmeyebilir. Örneğin, Danıştay tarafından verilen bozma kararları üzerine (2) nolu ihbarname düzenlenir fakat bu ihbarname üzerinde sadece yargı harcı gösterilir. Mükellefe evvelki aşamalarda yapılan tarhiyatla ilgili vergi ve ceza gösterilmez. Bozma kararları Danıştay tarafından alt mahkemelerin verdiği kararların 2577 sayılı kanun 49. maddesine göre bozulabilmektedir. Bozma kararları, Danıştay tarafından alt mahkemelerin verdiği kararlar için uygulanmaktadır. Alt mahkemeler, bozma kararları üzerine ya ısrar kararı veyahutta bozma kararına aynen uyabilirler. Kararı bozulan ilk derece idari yargı yerleri dosyayı kendisine geldikten sonra öncelikle bu dosyayı karara bağlamak zorundadır. Ancak bunun için bozma kararının taraflara tebliğ edilmesi ve tebliğ tarihini izleyen günden itibaren aleyhine bozma kararı verilen taraflar bakımından 15 gün içerisinde Danıştay’ın aynı dairesine karar düzeltme talebinde bulunulabilir. İşte bu noktada Danıştay’ın bozma kararı üzerine vergi dairesi tarafından (2) nolu ihbarname düzenlenemez. 15 günlük süre içerisinde kararın düzeltilmesi başvurusu bulunması halinde, kararı bozulan mahkeme veya Danıştay dava dairesinin, bu başvurusunun sonuçlanmasını da beklemesi zorunludur.[8] Kararın düzeltilmesi başvurusunda bulunulması veya yapılan başvurunun, temyiz merciine usul veya esas yönlerinden reddedilmesi halinde, kararı bozulan ilk derece idari yargı yeri, dosyayı öncelikle inceler. Eğer; kararı bozulan ilk derece idari yargı yeri, dava dairesi ise, bozma kararına uyulması ve gereklerinin aynen yerine getirilmesi zorunludur. Buna karşılık; kararı bozulan idare ve vergi mahkemelerinin, yapacakları bu inceleme sonucuna göre, iki tür karar vermeleri olasıdır: Kararı bozulan ilk derece yargı yeri (idare veya vergi mahkemesi), bozma kararına uyarak, gereklerini yerine getirmek suretiyle kararını verir veya bozulan kararında direnir. Kararı bozulan mahkemenin bu iki tür davranış biçimi dışında, üçüncü bir seçeneği yoktur. Ancak; bu durum, birden fazla hüküm fıkrası içeren mahkeme kararının bozulması halinde, kimi hüküm fıkraları bakımından bozma kararına uyulmasına; kimi hüküm fıkraları direnilmesine engel değildir.[9] Mahkeme, ulaşacağı kanıya göre, bozulan hüküm fıkralarından yalnızca birine veya bir kaçına uyup, diğerlerine direnebilir.

    ——————————–

    [1]Bakanlık tarafından yayımlanan 01.02.2002 tarih ve 2002/3 sayılı Uygulama İç Genelgesi ile 213 sayılı VUK’nun 112. maddesinde yer alan özel ödeme zamanları ile ilgili tereddütler giderilmeye çalışılmıştır.

    [2]2 nolu ihbarnamelerin ekinde herhangi bir ek iliştirilmesi söz konusu değildir.

    [3]213 sayılı VUK md. 112/3

    [4]213 sayılı VUK md. 368/2

    [5]2577 sayılı İYUK md. 27, 52

    [6]6183 sayılı AATUK md.37

    [7]Dnş. 4. D.nin, 07.02.1996 gün ve E:1995/4468-K:1996/390 sayılı kararı, (Danıştay Dergisi, Sayı:92, 1997, s.382).

    [8]Dnş. 7. D., 14.05.1992 gün ve E:1991/5518-K:1992/1538 sayılı kararları, Danıştay Dergisi, Sayı:86, s.403: İlk derece mahkemelerinin kararının bozulması ve bozma kararının da düzeltme başvurusuna konu edilmesi halinde, ilk derece mahkemesinin, dava hakkında yeniden karar vermeden önce, kararın düzeltilmesi başvurusunun sonuçlanmasını beklemek zorunda olduğu hk.; DVDDGK, 04.10.2004 gün ve E:2004/49-K:2004/87; DİDDK, 06.10.2005 gün ve E:2005/381-K:2005/2293, Danıştay Dergisi, Yıl: 36, Sayı:112, s.51 aynı görüşte kararlarıdır.

    [9]CANDAN Turgut, “İdari Yargılama Usul Kanunu”, Maliye ve Hukuku Yayınları, 2. Baskı, Ekim 2006 s.963-964

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

    Ödeme Emri ve Yürütmenin Durdurulması İstemi Sonuçları

    Anımsanacağı üzere,ödeme emrine karşı açılan vergi iptal davalarında mahkemelerce yürütmenin durdurulmasına hükmedilmesi halinde ve söz konusu mahkeme kararı uyarınca yürütmesi durdurulmuş olan ödeme emrinin tesis edildiği tarihten sonra bu ödeme emrine bağlı olarak yapılan işlemlerin tamamının geri alınması gerektiğinden ilgili mükellef hakkında uygulanan hacizlerin iptali ve tahsil edilen vergilerin mükellefe iadesi zorunludur.

    Uygulamada, amme borçlusu mükellefler tarafından haciz ya da ihtiyati haciz işlemlerine karşı açılmış bir dava olmamakla beraber, hacze dayanak teşkil eden ödeme emirlerine karşı açılmış iptal davalarına istinaden ilk derece vergi mahkemeleri de dahil olmak üzere yargı merciileri tarafından yürütmenin durdurulması kararı verilmesi durumunda mükelleflerin ödedikleri paraların kendilerine red ve iadesi gerekecektir.[1]

    Maliye bakanlığı tarafından yayımlanan konuyla ilgili bir yazı da ödeme emrine karşı açılan ve YD talebi kabul edilen kararlara göre yapılacak işlemler şöyle özetlenmiştir:

    1- Anayasanın 138. Md hükmüne göre mahkeme kararlarına idareler başta olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlar uymak zorundadırlar.

    2- Bütün kurum ve kuruluşlar mahkeme kararlarını 30 gün içerisinde infaz etmek ve kararın gereğini yerine getirmek zorundadır.

    3- Yürütmenin durdurulması ile ilgili olarak 2577 sayılı İYUK’nun md.28/1 hükmüne istinaden; mahkeme kararlarının gerekleri idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde karar doğrultusunda işlem tesis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

    4- Yürütmenin durdurulması kararlarının işlemi başından itibaren askıya alan bir yargı kararı olması ve Anayasanın 138. Maddesinin son fıkrası uyarınca idareyi bağlaması, yürütmenin durdurulması kararının uygulanması bakımından kararın gereklerine göre yürütülmesi durdurulmuş olan işlemlerin tesis edildiği tarihten , bu kararın alınma tarihine kadar doğan tüm etki ve sonuçların idarece giderilmesi gerekmektedir.

    5- Sonuç olarak, ödeme emrine karşı açılan davalarda YD şeklinde hüküm kurulması halinde söz konusu mahkeme kararı uyarınca yürütmesi durmuş olan ödeme emrinin tesis edildiği tarihten sonra bu ödeme emrine bağlı olarak yapılan işlemlerin tümünün geri alması gerekecektir. Bu bağlamda, ilgili mükellef hakkında yürütülmüş olan hacizlerin kaldırılması ve söz konusu hacizler sonucunda tahsil edilen tutarların mükellefe red ve iadesi, bu borçlarından başka vadesi geçmiş borcunun bulunmaması halinde ise yine iade edilmesi gerekecektir.

    6- Öte yandan ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine tahakkuk eden vergiler ödenerek dava konusu edilebilir. Bu gibi durumlarda da ihtirazi kayıtla verilen beyan üzerine dava açılarak yürütmenin durdurulması talep edilmiş ise; ödeme daha evvel yapılmış olduğu için yatırılan para YD kararı gereğince geri alınır.

    7- Maliye Bakanlığı tarafından bütün vergi dairelerine yollanan işbu 16.7.2014 gün ve 75000 sayılı yazı gereğince benzeri hadiselere uygulanmak üzere bakanlık bu açıklamayı yapmış bulunmaktadır.

    8- Doğal olarak hukuk devleti anlayışı idarelerin ve bireylerin yargı kararlarına uyma ve kararların gereklerini yerine getirme görevi bütün kamu kurumlarına aittir.

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

    İdarenin Vergi İncelemesini Gecikmeli Olarak Yerine Getirmesi

    Torba yasa olan 6111 sayılı yasa 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ne var ki, daha önce başlanılıp, süregelen vergi incelemeleri idarenin kendi bürokratik çarkının ağır işleyişi dolayısıyla inceleme süreci uzamış olup, torba yasa md.4 hükmü bu mükelleflere uygulanmamıştır. Bu durumda olan pek çok mağdur vergi mükellefleri yasa hükmünden yararlanamadığı gibi daha sonrada kendilerine yapılan cezalı tarhiyatlar nedeniyle de mağdur duruma düşmüşlerdir.

    Oysaki, devam etmekte olan vergi incelemelerinin sonuçlandırılarak yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanmış olan vergi incelemeleri neticelendirilerek düzenlenen vergi inceleme raporlarının 6111 sayılı kanunun 4. maddesine dahil edilmesi zorunludur.[1]

    Maliye Bakanlığı bu alanda önemli bir adım atmıştır.[2] 6111 sayılı torba yasanın yürürlüğe girdiği tarihten öne takdir komisyonuna sevk edilen dosyalar hakkında tarhiyatlar daha sonra da yapılmış olsa bu tarhiyatlar hakkında torba kanun md.4 hükmü uygulanmaktadır. Uygulanan 4. madde gereği cezaların durumuna göre tamamı veya %75’i silinmekte ve bazı hallerde ise verginin yarısı silinip kalan yarısı 6 taksite bölünerek vergi mükelleflerine önemli kolaylıklar sağlanmaktadır.[3]

    Diğer taraftan, vergi aslına bağlı olmaksızın tek başına kesilen e-beyan özel usulsüzlük cezalarında da Maliye Bakanlığının ilgili yazıları gereğince kesilen cezanın %75’i silinerek yani affedilerek bakiye %25 özel usulsüzlük cezası 6 taksitte ödenmesi mümkün hale getirilmiş bulunmaktadır.[4]

    Uygulama asıl yaşanan problem şudur: idarenin vergi incelemesine örneğin 2007 yılında başlamış ve fakat incelemeyi 2012 yılında tamamlamış olması nedeniyle bu gibi mükellefler torba yasanın 4. maddesinden istifade ettirilememiştir. Oysaki, vergi incelemesinin bitiş süresi yasada belirtilmiştir. Tarh zamanaşımı süresi içerisinde vergi incelemesinin tamamlanmış olması zorunludur. Vergi incelemesi tarh zamanaşımı süresi içerisinde neticelendirilmez ise inceleme düşer yani rapor yazılamaz. Başka bir ifade ile, cezalı tarhiyat yapılamaz. Hatta, zamanaşımının bitmesine birkaç ay kala bitirilemeyen vergi incelemeleri ile ilgili dosyalar takdir komisyonuna sevk edilerek zamanaşımı süresi uzatılamaz. Son zamanlarda zamanaşımının bitmesine çok kısa zaman kala bitirilemeyen vergi inceleme dosyaları takdir komisyonuna sevk edilerek inceleme elemanlarının takdir hakkı adeta takdir komisyonlarına bırakılırmışçasına uygulama yapıldığı görülmektedir.

    Yargıya intikal eden birçok hadisede idarenin kendi kusurları dolayısıyla incelemenin uzaması veya başkaca bürokratik nedenlerle bitirilemeyen dosyalar takdire sevki hukuka uyarlı görülmemektedir. Aynı şekilde takdir komisyonundan çıkan cezalı tarhiyatlara karşı açılan davalarda da mükellefler lehine kararların sayıca arttığı görülmektedir.

    ———————————-
    [1] Söz konusu madde hükmü gereğince kesilen vergi ziyaı cezalarının tümü silinmektedir. Diğer yandan, vergi aslının yarısı 6 eşit taksitte ödenmektedir. Verginin kalan yarısı ise tümüyle silinmektedir.

    [2] Bkz. Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı telefaks yazısı, 17.02.2012 gün ve 18598 sayılı yazı.

    [3] Torba yasanın 4. maddesi hükmü tam anlamıyla uygulanamamıştır. Zira, 2006 veya 2007 yılında başlanmış olan vergi incelemeleri sonuçlandırılmadığı için yasanın 4. maddesi hükmü uygulamada işlerlik kazanamamıştır. Yasanın yürürlük tarihinden sonra ise, 6111 sayılı kanunun 4. maddesi talepleri de reddedilmiştir. Talepleri reddedilen birçok vergi mükellefi haklarını zorunlu olarak yargıya taşıyarak hak yollarını açmaya çalışmıştır.

    [4] Maliye Bakanlığı tarafından Türkiye çapında bütün vergi dairelerine yollanan 17.02.2012 gün ve 18598 sayılı yazı e-beyan cezaları hakkında çözüm getirmektedir. Ancak, bu yazı takdire sevk edilen birçok mükelleflerle ilgili vergi ve vergi ziyaı yönünden özellikle yasanın yürürlüğe girdiği 25.02.2011 tarihinden sonra takdire sevkleri kapsamamaktadır. Bu nedenle, anılan 17.02.2012 günlü Bakanlık yazısının kapsamının genişletilmesinde yarar görülmektedir. Aksi takdirde pek çok vergi mükellefi mağdur durumda olacaktır.

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

    213 Sayılı VUK 153/A ve 359/B ve Ayrıca 160. Madde Kapsamında Mükelleflerin Vergi Kaydının Kapatılması

    Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyetinde vergiye tabi faaliyetlerin sürdürülmesi mükellefiyet tesisini icap ettirmektedir. Vergi mükellefiyeti Anayasal bir hak olup, bu hak mükelleflerin gelir getirici faaliyetlerini vergi dairelerine bildirmeleri ile ortaya çıkmaktadır. Gelir getirici bir faaliyeti olan şahıs bu faaliyetini vergi dairesinin ıttılası dışında bırakmış olması bu kişinin mükellef olmayacağı anlamına gelmez. Vergi daireleri mükelleflerin vergi sicil kayıtlarını resen silemezler. Bu konuda somut bir tespit yapılmadan veya vergi inceleme raporu ile durum tespit edilmeden veya sahte veya yanıltıcı fatura düzenlediği hakkında inceleme raporu bulunmayan kimselerin vergi kayıtları otomatik olarak silinemez. Esasen, sahte fatura düzenlendiği hakkında herhangi bir yargı kararı olmadan bir mükellefin idari görüşlere göre vergi kaydı silinmemesi gerekir.

    Bilindiği gibi, vergi daireleri 213 sayılı VUK’nun 160. maddesine göre işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığı konusunda tespitler yapması halinde mükellefiyet kayıtlarını resen silebilmektedir. Yine aynı şekilde mükellefin adresinde yapılan yoklama işlemleri sonucunda adresinde bulunmadığı tespit edilmesi durumunda vergi daireleri resen mükelleflerin sicil kayıtlarını silebilmektedirler.(1)

    Mükelleflerle ilgili vergi dairelerinin resen mükellefiyet kaydını silmeleri konusunda 213 sayılı VUK’nunda 5228 sayılı yasanın 6. md hükmü ile önemli düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre vergi daireleri adresinde bulunamayan mükelleflerle ilgili olarak resen vergi kayıtlarını silebilmektedir. Aynı mükellefin bir başka adreste faaliyette bulunması durumunda bu takdirde mükellefiyet kaydı yeni adreste devam ettirilecektir.(2)

    Yaşanan uygulamalarda, daha çok sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen mükellefler konusundan vergi daireleri bu durumu önlemek amacıyla bir dizi yetkiler almış bulunmaktadır. Şu halde 213 sayılı VUK’nun 160. maddesine 5228 sayılı yasa ile eklenen hüküm gereğince;

    a) Sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet kaydı açtıran mükelleflerle ilgili vergi daireleri resen bu mükellefiyeti sonlandırabilmeleri için mutlak surette bir vergi inceleme raporu ile bu mükellefiyet kaydını ancak terkin edebileceklerdir.

    b) Yine adresinde bulunmayan veya bir başka adrese nakil olduğu halde bu durumu vergi dairesine bildirmeyen mükelleflerle ilgili resen terk işlemi yapılabilir.

    c) Anonim veya limited şirketlerde şirket tüzel kişiliğinin adresinde bulunmaması durumunda veyahutta şirket ortak veya müdürlerine ulaşılmaması halinde bu şirketler vergi daireleri tarafından mükellefiyet kayıtları resen silinebilir.

    d) Adresinde bulunmayan şirketlerle ilgili olarak sahte fatura düzenlediği konusunda somut tespitlerin olması durumunda bu şirketlerin mükellefiyet kayıtları ancak vergi incelemesi sonucunda inceleme elemanları tarafından düzenlenecek raporlarla mükellefiyet kayıtları ancak sonlandırılabilir.(3)

    e) Ortada vergi incelemesi yokken hiçbir şekilde hiçbir şirketin vergi kaydı sonlandırılamaz. VEDOP ekran kaydı silinemez.

    f) Öte yandan, 6455 sayılı Kanun ile 213 sayılı VUK mad. 153/A maddesi ile teminat hükmü getirilmiştir. Buna göre; sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiği ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediği haklarında düzenlenen vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen raporlar gereğince bunların tekrar ergi kaydı açtırabilmeleri için teminat istenmektedir.

    Uygulamada vergi daireleri adresinde bulunmayan ya da o anda “yoklama memurları” tarafından yoklama sırasında bulunmayan mükelleflerin bu yoklama işlemlerinin en az 2 kez farklı tarihlerde takip edilmesi gerekmektedir. Buna rağmen, adresinde bulunmayan mükelleflerle ilgili sahte belge düzenlediği konusunda vergi inceleme raporu bulunmayan mükelleflerin mükellefiyetleri resen silinemeyecektir. Gayrifaal ve adresinde bulunamayan şirketler ise geçici olarak mükellefiyet kayıtları kapatılabilir. Bu mükelleflerin herhangi bir şekilde ortaya çıkması halinde düzenlenecek yoklama fişleri ile tekrar mükellefiyet kayıtları açılacaktır.

    Öte yandan, uzun zamandan beri faaliyeti olmayan, içi boş gayrifaal şirketler bir şekilde fesh ve tasfiye hükümlerine göre tasfiye edilmeleri halinde vergi kayıtları yeniden açılacaktır. Vergi daireleri uygulamada adresinde bulunmayan şirketler için vergi incelemesine sevk işlemi yapmak suretiyle aynı anda da mükellefiyet kayıtlarını kapatmaktadırlar. Bu aşamada mükellefin bağlı olduğu meslek kuruluşuna hiçbir şekilde bilgi verilmemekte ve ilgili oda ile yazışma yapılmamaktadır.

    Oysaki, 213 sayılı VUK’nun 160. maddesinin 3. fıkrası değiştirilmiş olup, maddenin sonuna eklenen yeni fıkra ile adresinde bulunmayan şirketler hakkında sahte fatura düzenlediği konusunda bir tespit bulunması halinde durum bir vergi inceleme elemanı raporu ile bu mükelleflerin vergi kayıtları terkin olunmaktadır. Uygulamada bu madde hükmü vergi daireleri tarafından yanlış tatbik edilerek pek çok iyi niyetli mükellef hakkında yanlış kanaatler nedeniyle bu mükelleflerin vergi kayıtları sonlandırılarak çeşitli mağduriyetlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ortada herhangi bir vergi inceleme raporu bulunmazken mükelleflerin sahte fatura düzenledikleri iddiasıyla mükellefiyet kayıtların tek taraflı silinmesi hukuka uyarlı bir uygulama olamaz.(4)

    Bazı vergi daireleri tarafından mükelleflerin sicil kayıtları resen silinebilmekte, daha sonra mükelleflerin müracaatı üzerine yeniden bu kayıtlar açılabilmektedir. Arada geçen kapalı dönem tarihleri için vergi daireleri ileride vergi beyannamelerinin verilmesini talep ederek, bu beyannamelerin tamamlanması istenilmektedir. Bu aşamada geriye doğru verilen beyannameler için özel usulsüzlük cezaları kesildiği görülmektedir. Kanımızca, mükellefin vergi kayıtlarının kapalı olduğu dönemlerdeki beyannameler için özel usulsüzlük cezası kesilmesi yasal ve hukuka uyarlı bir uygulama olamaz.(5)

    Vergi dairesi tarafından vergi kaydı resen silinen mükelleflerin bu konuda idari yargıda dava açarak haklarını geri elde etmeleri veya kapanan vergi kayıtlarını yeniden açtırma olanakları mevcuttur. Bu konuda vergi kaydı silinen mükellefler işbu durumun kendilerine yazılı olarak tebliğ edildiği tarihten itibaren 30 gün içerisinde ilgili vergi mahkemesinde yürütme durdurma talepli iptal davası açmaları mümkündür.(6)

    —————————————
    [1] 213 sayılı VUK md. 160

    [2] Bu konuda Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan iç genelgeler için bkz. 2000/12 iç genelge, yayım tarihi 29/10/2000’dır. Yine aynı şekilde 2004/13 sayılı ve 2009/3 sayılı iç genelgeler incelenmelidir.

    [3] Vergi Daireleri Uygulama İç Genelgesi 2009/3. bu genelgeye göre daha önce mükellefiyet kaydı terkin edilen mükelleflerden tasfiyeye girdikleri öğrenilenlerin mükellefiyet kayıtları tasfiyeye girilen tarih olarak tesis edilmesi yolunda işlem yapılması uygulamada sorunlara neden olmaktadır. Özellikle, geçmiş 5 yılla ilgili beyanname verilmediği iddiasıyla e-beyan özel usulsüzlük cezaları ve takdire dayalı KDV, gelir, kurumlar ve stopaj tarhiyatları mükellefleri cezalandırmaktadır.

    [4] Yargıya intikal eden bir olay hakkında şirketin vergi kaydının vergi dairesi tarafından tek taraflı silinmiş olması ile beraber ticaret sicilinde ve ticaret odasında kaydı açık olan şirkete geçmişe yönelik Ba ve Bs beyannamesi vermemesi nedeniyle her ay ve dönem için 1.490,00 TL özel usulsüzlük cezası kesilmiştir. Yapılan cezalı tarhiyat için açılan dava nedeniyle verilen kararda 2006 ila 2010 yıllarına ilişkin Ba-Bs formlarının elektronik ortamda süresinde vermeyen mükellefe kesilen cezalar 2009/8 ve sonraki dönemlere ilişkin ise yazılı bildirim koşulu aranmadığından, bu dönemlere ilişkin Ba-Bs formlarının verilmediğinden bahisle kesilen cezaların tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Bkz. İzmir 2. Vergi Mahkemesi kararı, 15.12.2011 gün ve E:2011/1484-K:2011/2129 sayılı kararı.

    [5] Yüksek mahkeme Danıştay tarafından verilen kararlarda elektronik beyanla ilgili kesilen cezalar 2009 yılının 8. ay ve sonraki dönemlere ilişkin cezalar kaldırılmıştır. Çünkü yazılı bildirim şartı aranmadığından dolayı 2009 ve 8. aydan önceki dönemlerde kesilen cezalar kaldırılarak terkin edilmektedir. Bkz. Danıştay 3. Dairesinin 29.03.2011 gün ve E:2010/101-K:2011/903 sayılı kararı ve 05.04.2011 gün ve E:2010/903-K:2011/1006 sayılı kararları da bu yöndedir.

    [6] 2577 sayılı İYUK, md. 7

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

    Maliye Tebliğ İşlemleri Yeniden Düzenlenmiştir

    7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla Vergi Usul Kanununun tebligatla ilgili 101, 102, 103 ve 157.  maddelerinde değişiklikler yapılmıştır. Maliye Bakanlığı da, 17/12/2017 tarihli ve 30273 sayılı Resmi Gazete’de yayımladığı 485 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile bu değişikliklerle ilgili ayrıntılı açıklamalar yapmış bulunmaktadır.

     VUK’daki “Bilinen Adresler” Tanımı Değişmiştir. Nüfus Hizmetleri Kanununa Göre Oluşturulan Adres Kayıt Sisteminde Bulunan Yerleşim Yeri Adresi Bilinen Adresler Arasına Eklenmiştir.

    VUK’un “Bilinen Adresler” başlıklı 101. Maddesi,

    “Madde 101- Bu kanuna göre bilinen adresler şunlardır:

    1. Mükellef tarafından işe başlamada bildirilen adresler;

    2. Adres değişikliğinde bildirilen adresler;

    3. İşi bırakmada bildirilen adresler;

    4. Vergi beyannamelerinde bildirilen adresler;

    5. Yoklama fişinde tesbit edilen adresler;

    6. (Değişik: 23/6/1982-2686/18 md.) Vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında gösterilen adresler;

    7. Yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tesbit edilen adresler (İlgilinin tutanakta imzası bulunmak şartıyla);

    8. Bina ve arazi vergilerinde komisyonlarca tahrir varakalarında tesbit edilen adresleri.

    Mektupların gönderilmesinde bu adreslerden tarih itibariyle tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tesbit edilmiş olanı nazara alınır.”

    Şeklinde iken, 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 1/1/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: 

    “Madde 101 (7061 sayılı kanunun 16 ncı maddesiyle değişen madde; Yürürlük 1/1/2018)  Bu Kanuna göre bilinen adresler şunlardır: 

    1. Mükellef tarafından işe başlamada veya adres değişikliğinde bildirilen işyeri adresleri,

    2. Yoklama fişinde veya ilgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen işyeri adresleri,

    3. 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi.

    Birinci fıkranın (1) ve (2) numaralı bentlerinde yazılı bilinen adreslerden tarih itibarıyla tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanı dikkate alınır ve tebliğ öncelikle bu adreste yapılır. 

    İşyeri adresinde tebliğ yapılacak olanların bu adresinde bulunamaması, işin bırakılması veya işin bırakılmış addolunması hallerinde tebliğ, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılır.

    İşyeri adresi olmayanlara tebliğ, doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılır.”

     Bilinen İşyeri Ve Yerleşim Yeri Adresleri Aşağıda Olduğu Gibidir:

    213 sayılı Kanunun 101. maddesine göre bilinen işyeri adresleri;

    – Mükellef tarafından işe başlamada bildirilen

    – Adres değişikliğinde bildirilen

    – Yoklama fişinde yer alan

    – İlgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen

    adreslerdir. 

    Buna göre; 1/1/2018 tarihinden itibaren yapılacak tebligatlarda yukarıda yer alan işyeri adresleri dikkate alınacaktır.

    Burada yapılan en önemli düzenleme, tebligatların etkin ve hızlı olarak yapılmasını sağlayacak olan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri (ikametgah) adresinin, bilinen adresler arasına dâhil edilmiş olmasıdır. Buna paralel olarak diğer bir çok adres madde kapsamından çıkarılmıştır. 

    Öte yandan bilinen yerleşim yeri adresi olarak sadece 5490 sayılı Kanuna göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi kabul edildiğinden, mükellef tarafından vergi idaresine yerleşim yeri adresi bildirimi yapılmayacak, şayet yapılmış ise bu bildirimde yer alan adres yerleşim yeri adresine yapılacak tebligatlarda dikkate alınmayacaktır.

     Bilinen Adrese Tebligat

    Mükellefin bilinen birden çok işyeri adresi varsa maddede yazılı bilinen işyeri adreslerinden tarih itibarıyla tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanı dikkate alınacak ve tebliğ öncelikle bu adreste yapılacaktır. Bu anlamda tebliğ evrakını gönderecek idare öncelikle kayıtlarını tetkik ederek maddede belirtildiği şekilde kayıtlarına intikal etmiş işyeri adresi olup olmadığını kontrol edecek, bu kapsamda bir işyeri adresi bulunması durumunda tebligat bu işyeri adresinde yapılacaktır. 

    İşyeri adresinde tebliğ yapılacak olanların;

    – Geçici veya daimi ayrılma gibi nedenlerle bu adresinde bulunamaması,

    – 213 sayılı Kanunun 160. maddesinin birinci fıkrası ve ilgili mevzuatı kapsamında işini bırakması veya

    – 213 sayılı Kanunun 160. maddesinin ikinci fıkrası ve ilgili mevzuatı kapsamında işini bırakmış addolunması hallerinde

    tebliğ, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacaktır.

    Bilinen işyeri adresi olmayanlara tebliğ ise doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacaktır.

    Tebliğ Evraklarının Teslimleri De Yeni İlkeler Göre Düzenlenmiştir: 

    VUK’un “Tebliğ Evrakının Teslimi” başlıklı 102. Maddesi,

    “Madde 102- Tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarf posta idaresince muhatabına verilir ve keyfiyet muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tesbit olunur.

    Muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memuru durumu zarf üzerine yazar ve mektup posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderilir.

    Muhatabın geçici olarak başka bir yere gittiği, bilinen adresinde bulunanlar veya komşuları tarafından bildirildiği takdirde keyfiyet ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ alındısına yazılarak altı beyanı yapana imzalatılır. İmzadan imtina ederse, tebliği yapan bu ciheti şerh ve imza eder ve tebliğ edilemiyen evrak çıkaran mercie iade olunur.

    Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tâyin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeple tebliğ edilemiyerek iade olunursa tebliğ ilân yolu ile yapılır.

    Muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya her hangi bir sebeple imza edemiyecek durumda bulunursa sol elinin baş parmağı bastırılmak suretiyle tebliğ olunur.

    Muhatap tebelluğdan imtina ederse tebliğ edilecek evrak önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edilir.

    Yukarıdaki fıkralarda yazılı işlemler komşularından bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tesbit olunur.”

    Şeklinde iken, 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 1/1/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: 

    “Madde 102- (7061 sayılı kanunun 17. maddesiyle değişen madde; Yürürlük 1/1/2018) Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince muhatabına verilir ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunur.

    Muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin başparmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edilir.

    Muhatap tebellüğden imtina ederse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Posta memuru, durumu tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza ederek, tebliğ olunacak evrakı tebliği yaptıran idareye teslim eder. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır.  

    Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan işyeri adreslerine tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bu durumda bu Kanunun 101 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlem yapılır.

    Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı, gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılır.

    Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

    Muhatabın İşyeri Adresinde Tebliğ Yollanması

    Bilinen işyeri adreslerinden tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanı dikkate alınarak tebliğ öncelikle bu adreste yapılacaktır.

    Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince muhatabına verilecek ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacaktır. Zarfın posta memuru tarafından muhatabına verildiği tarihte tebliğ yapılmış sayılacaktır.

    213 sayılı Kanunun 94. maddesi kapsamında tebliğ yapılacak olanların adreste bulunamaması (geçici ayrılmalar dâhil) halinde durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilecektir. Bu durumda kapıya pusula yapıştırılmayacak ve tebliğ evrakı derhal gönderildiği idareye iade edilecektir.

    Bu duruma göre tebliğ;

    – Gerçek kişilerde kendisinin,

    – Tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin,

    – Tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin

    “adres kayıt sistemi”nde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacaktır.

    Muhatabın Adres Kayıt Sisteminde Bulunan Yerleşim Yeri Adresinde Tebliğe Yollanması

    213 sayılı Kanunun 94. maddesi kapsamında tebliğ yapılacak kişinin bilinen işyeri adresinde bulunamaması (geçici ayrılmalar dâhil) ya da muhatabın bilinen işyeri adresinin olmaması durumlarında, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine tebligata çıkılarak, tebliğ bu adreste yapılacaktır.

    Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince muhatabına verilecek ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacaktır. Zarfın, posta memuru tarafından muhatabına verildiği tarihte tebliğ yapılmış sayılacaktır. 213 sayılı Kanunun 94. maddesi kapsamında tebliğ yapılacak olanların yerleşim yeri adresinde bulunamaması (geçici ayrılmalar dâhil) halinde durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilecektir. Bu durumda kapıya pusula yapıştırılmayacak ve tebliğ evrakı derhal gönderildiği idareye iade edilecektir.

    Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından olayın özelliğine göre (zamanaşımı vs.) tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğe çıkılacaktır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakına, adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine ikinci defa çıkıldığına ilişkin ibare konulacaktır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren ve bu tebliğ ekinde yer alan tebligat pusulası (pusula) kapıya yapıştırılacaktır. Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilecektir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihi izleyen on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılacaktır.

    Muhatabın Tebellüğden Kaçınması Halinde Durum Nedir?

    Bilinen işyeri veya yerleşim yeri adresinde bulunmasına karşın muhatabın tebellüğden imtina etmesi durumunda, posta memuru tarafından tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren pusula kapıya yapıştırılacaktır. Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilecektir. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılacaktır.

    Tebliğin İlanla Yapılacağı Durumlar Yeniden Düzenlenmiştir:

    VUK’un “Tebliğin İlanla Yapılacağı Haller” başlıklı 103. Maddesi,

    “Madde 103- Aşağıda yazılı hallerde tebliğ ilan yoluyla yapılır:

    1. Muhatabın adresi hiç bilinmezse;

    2. Muhatabın bilinen adresi yanlış veya değişmiş olur ve bu yüzden gönderilmiş olan mektup geri gelirse;

    3. Başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa;

    4. Yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa.”

    Şeklinde iken, 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 1/1/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: 

    “ Madde 103- (7061 sayılı kanunun 18. maddesiyle değişen madde; Yürürlük 1/1/2018) Aşağıda yazılı hallerde tebliğ ilan yoluyla yapılır:

    1. Muhatabın bu Kanunun 101 inci maddesi kapsamında bilinen adresi yoksa,

    2. Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan bilinen adreste tebliğ yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde kayıtlı bir adresi bulunmazsa,

    3. Yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılmasına imkân bulunmazsa,

    4. Başkaca nedenlerden dolayı tebliğ yapılmasına imkân bulunmazsa.”

    Yapılan değişiklikle, bilinen işyeri adresinde tebliğ yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde kayıtlı bir yerleşim yeri adresi olmaması durumu ilanen tebliğ yapılacak haller arasına ilave edilmiştir.

    Buna göre muhatap tarafından işe başlamada veya adres değişikliğinde bildirilen, yoklama fişinde veya ilgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen işyeri adreslerinde tebliğ yapılamaması hâlinde, tebliğ evrakını gönderecek idare tarafından yapılan araştırma sonucunda muhatabın adres kayıt sisteminde kayıtlı bir yerleşim yeri adresi bulunmazsa tebliğ ilan yoluyla yapılacaktır.

    Öte yandan, muhatabın 213 sayılı Kanunun 101. maddesi kapsamında bilinen adresinin olmaması, yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılmasına imkân bulunmaması ve başkaca nedenlerden dolayı tebliğ yapılmasına imkân bulunmaması durumlarında da tebliğin ilan yoluyla yapılmasına devam edilecektir.

    Mükelleflerin Yerleşim Yeri Adresi Değişikliklerini Vergi Dairesine Bildirme Mecburiyeti Kaldırılmıştır, İşyeri Adresi Değişikliklerinin Vergi Dairesine Bildirme Zorunluluğu Devam Etmektedir:

    VUK’un “Adres Değişikliklerinin Bildirilmesi” başlıklı 157. Maddesi,

    “Madde 157- 101 inci maddede yazılı bilinen iş veya ikamet yeri yeri adreslerini değiştiren mükellefler, yeni adreslerini vergi dairesine bildirmeye mecburdurlar.”

    Şeklinde iken, 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 05/12/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: 

    “Madde 157- 101 inci maddede yazılı bilinen iş (7061 sayılı kanunun 20 nci maddesiyle kaldırılan ibare; Yürürlük 05.12.2017)(*) yeri adreslerini değiştiren mükellefler, yeni adreslerini vergi dairesine bildirmeye mecburdurlar.”

    Madde hükmünde yapılan bu değişiklikle, mükelleflerin yerleşim yeri adresi değişikliklerini vergi dairesine bildirme zorunluluğu kaldırılmıştır. Ancak,  işyeri adreslerini değiştiren mükelleflerin yeni işyeri adreslerini vergi dairesine bildirme mecburiyeti devam etmektedir.

    Diğer Konular 

    VUK’un 107. maddesi kapsamında tebliğlerin posta yerine memur vasıtasıyla yaptırılması durumunda da, yukarıda belirtilen esaslara uyulacaktır.

    Diğer taraftan, 213 sayılı Kanunun 107/A maddesi ve 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında tebliğe elverişli elektronik adresi bulunanlara tebligatların elektronik ortamda yapılmasına (e-Tebligat) devam edilecek olup, bu uygulamada herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. 

    SONUÇ

    Maliye Bakanlığı ve bağlı vergi daireleri tarafından vergi mükelleflerine, tüzel kişilere, tasfiye memurlarına, ikincil amme borçlusu gibi kabul edilen diğer kimselere yapılan tebligatlar da geçmiş yıllarda önemli sorunlar ortaya çıkmıştır. Özellikle tebligatla ilgili vergi yargısına başvuran mükellefler vergi mahkemesi aşamasında veya Danıştay da açtıkları birçok davaları kazanarak idarenin yapmış olduğu tebliğ işlemlerin iptal ettirmişlerdir. 2016 yılından itibaren e-tebligat sisteminin benimsenmesiyle birlikte vergi idaresi tebligatlarla ilgili artık sorun yaşamayacak duruma gelmiştir. 7061 sayılı yasa ile yapılan düzenlemelerde 213 sayılı VUK ilgili tebliğ maddelerindeki geçmiş yıllarda yaşanan sorunlarda önemli ölçüde giderilmiş olacaktır.

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

    Akaryakıt İstasyonları İle İlgili Vergi Denetimleri

    Gelir İdaresi Başkanlığı bugünlerde akaryakıt istasyonları denetim rehberi kapsamında 2013,2014,2015 ve 2016 yıllarını kapsayan denetimlerini başlatmış bulunmaktadır.  24.08.2017 gün ve 106592 sayılı yazıları gereğince akaryakıt istasyonlarının denetimi yapılarak, aşağıdaki sorular ilgili mükelleflere yöneltilmektedir. Buna göre;

    1. Denetimi yapılacak şirketin unvanı, adresi, vergi dairesi, vergi numarası, mükellefiyet durumu, belge isteme yazısının tebliğ tarihi, faal veya gayrifaal olup olmadığı,

    2. Mükellefin matrah artırımında bulunup, bulunmadığı (6736 sayılı Yasa’ya göre 2013 ila 2016 yılları),

    3. Mükellefin yıllık kümülatif KDV matrahları ile pos cihaz üzerinden yapılan satışların karşılaştırılmasında matrahın büyük olup olmadığı,

    4. Mükellefin KDV beyannamelerinde beyan edilen kredi kart satış tutarıyla yıllık banka pos satış tutarının karşılaştırılması,

    5. Mükellefin yıllık kümülatif KDV matrahları ile kredi kartı üzerinden yapılan satışların karşılaştırılmasında KDV matrahının büyük olup/olmadığı ve mükellefin beyan etmesi gereken matrah farkı,

    6. Mükellefin Form BS ile Form BA analizinde uyumsuzluk olup/olmadığı( karşı BA da bildirilen ancak mükellefin BS de bildirmediği satışlar),

    7. Mükellefin Form BA ile Form BS analizinde uyumsuzluk olup/olmadığı ( karşı BS de bildirilen ancak mükellefin BA da bildirmediği satışları)

    8. Mükellefin özel esaslara tabi olup/olmadığı,(kod sistemine dahil olup/olmadığı)

    9. KDV matrahının satışların maliyetine nispeti,

    10. Karlılık analizi,

    11. Mükellefin yasal akaryakıt dağıtıcı firma dışındaki firmalardan akaryakıt alışının olup/olmadığı,

    12. Mükellefin dönem sonu bilançolarında yer alan stok miktarı ile EPDK’ dan alınan stok miktarlarının karşılaştırılması,

    13. 8.000 TL/ 7.000 TL üzerinde tahsilat ve ödemelerin Banka vb. veya PTT aracılığıyla tevsik edilmeyen ödemeler,

    14. Yapılan satışların plaka bazlı kontrolünde usulsüz düzenlenen belge tespiti,

    15. Damga vergisinin beyan edilip edilmediği,

    16. Diğer konular.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    2 Ayrı Şirketin Aynı Adreste İş Yapması

    Uygulamada vergi mükelleflerinin aynı adreste mükellefiyet kaydı açtırarak faaliyette bulunmaları mümkündür. Ancak, bazı durumlarda vergi daireleri, mükelleflerin aynı adreste başka bir mükellefin işe başlaması ile ilgili işe başlama yoklamasını düzenlememektedir. Aynı adreste ikinci bir vergi mükellefinin faaliyette bulunması zaman zaman vergi daireleri tarafından geri çevrilmektedir.

    Oysaki aynı adreste duruma göre iki mükellef veya daha fazla mükellefin iş yapması olasıdır. Örneğin, aynı adreste birden çok bölüm veya kat veya reyonların bulunması durumunda her katta birden çok mükellef faaliyet sürdürebilir. İşe başlama bilindiği gibi, VUK’nun 153 ila 170. Maddelerinde düzenlenmiştir. İşe başlama bildirimi işe başladıklarını vergi dairesine mükelleflerce 10 gün içerisinde bildirilmesi zorunludur. Ticaret sicil memurluklarından şirket kuran mükellefler yönünden ise işe başlama 10 gün içerisinde ticaret sicil memurluğunca yerine getirilecektir.

    Aynı adreste iki ayrı iş yeri gibi iki ayrı mükellefin faaliyette bulunabileceğine ilişkin gelir idaresi tarafından verilmiş bazı özelgeler mevcuttur. Özellikle Anayasamıza göre teşebbüs hürriyeti açısından aynı adreste iki ayrı şirketin faaliyette bulunması mümkün bulunmaktadır.(1)

    Gerçek kişilerde ise, işe başlama bildiriminin işe başlama tarihinden itibaren 10 gün içinde vergi dairesine yapılması gerekir. İşe başlamanın, işe başlama bildirimi, bizzat mükellefin kendisi tarafından yapılabileceği gibi bir avukat veya 3568 sayılı kanuna göre yetki almış SMMM veya YMM’lerce de bildirilebilir. İşe başlamalar mutlaka işe başlama form dilekçesi ile yapılmalıdır. Bildirim formunu gerçek kişilerde mükellef, anonim veya limited şirketlerde ise kanuni temsilcileri tarafından yapılacaktır. Tüzel kişiliği bulunmayan kimseler yönünden ise işe başlama bunları temsile yetkili kişilerce imzalanır. Süresinde yapılmayan bildirimler açısından birinci derece usulsüzlük cezası kesilir.

    Uygulamada, aynı işyerinde iki mükellefin faaliyette bulunması halinde sonradan vergi kaydı açılan ikinci mükellefe “odaşık” vergi mükellefi denilmektedir. Odaşık vergi mükellefi, kira tutarının belli bir bölümünü diğer kiracıya ödemektedir. Bu kira ödemesi, alt kiracılık sözleşmesi ile gerçekleştirilmektedir. İki kiracı kendi aralarında faturalaşmak suretiyle kontrata uygun belgelendirme yapabilmektedirler. Alt kiracının fatura mukabili kira ödemesi yapması halinde alt kiracı açısından “kira stopajı” söz konusu olmayacaktır. (GVK md.94)

    ———————
    ]19.07.2012 Gün ve 451 Sayılı Denizli Vergi Dairesi Başkanlığı Özelgesi

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

    Matrah Artırımı ve Sahte Fatura Çıkma Riski

    Hazine ve Maliye Bakanlığı 01.03.2019 tarihinde yayınladığı bir Özelgede (01.03.2019 gün ve 33238 sayılı yazı) 6736 sayılı Yasa kapsamında matrah artırımında bulunan mükelleflerden, haklarında sahte belge kullandıkları yönünde olumsuz tespit bulunanların, tespite ait açıklamada bulunmamaları veya düzeltme işlemi yapmamaları ve düzeltme işlemi sonucunda artırımda bulunulmayan bir dönemde ödenecek vergi çıkması durumunda kaydırma yapma suretiyle gerekli tarhiyat işlemlerinin incelemeye sevk edilmeden doğrudan yapılıp yapılamayacağı ile  7143 sayılı Yasa’ya göre matrah artırımında bulunan ve aynı zamanda hakkında sahte belge kullanma tespiti yapılan mükellefler ilgili özel esaslara alma hususunda ödeme şartının beklenip beklenilmeyeceği, ödeme yapmamış olan mükelleflerden teminat istenip istenmeyeceği ve teminat istenecekse taksitli tutarların tamamı için mi yoksa vadesi en yakın olan taksit için mi teminat istenecek hakkındaki tereddütlere açıklık getirilmiştir. 

    Buna göre; 

    1. 6736 sayılı Yasa’ya göre matrah artırımında bulunanlar hakkında artırımda bulundukları yıl veya yılların içerdiği dönemler itibari ile KDV yönünden vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmayacaktır. (6736 sayılı Yasa 1 seri nolu tebliğ bölüm: D) 

    2. Artırımda bulunan yılarlı izleyen dönemlerde yapılacak vergi incelemelerine ilişkin olarak artırımda bulunulan dönemler için “Sonraki dönemlere devreden KDV yönünden” vergi incelemesi yapılabilecektir. Bu incelemelerde artırımda bulunulan dönemler için tarhiyat önerilmeyecek, elde edilen veriler artırımda bulunulmayan dönemlerdeki tarhiyatlar için kullanılabilecektir.

    3. Artırımda bulunulan dönemler için iade hakkı doğuran işlemlerden veya ihraç kaydıyla teslimlerden doğan iade ve terkin taleplerine ilişkin olarak vergi incelemesi yapılabilecektir. İnceleme sonunda artırımda bulunulan dönemler için terkin ve iade işlemleriyle sınırlı olarak tarhiyat yapılabilecektir. 

    4. KDV artırımında bulunulan yıllarla ilgili olarak, mükellefler hakkında sonraki dönemlere devreden indirilebilir KDV ve ihraç kaydıyla teslimlerden veya iade hakkı doğuran işlemlerden doğan terkin ve iade işlemleri ile sınırlı olmak üzere, 6736 sayılı Kanunun 5. Maddesinin 7. Fıkrasında düzenlenen bir aylık inceleme süreç şartı aranmaksızın inceleme ve tarhiyat yapılabilecektir.

    5. 6736 sayılı Yasa hükümleri kapsamında KDV artırımında bulunulan dönemlere ilişkin olarak, yapılacak olan incelemeler sonucunda “Sonraki döneme devreden KDV beyan edilmiş olan dönemler için azami olarak sonraki döneme devreden KDV tutarı kadar düzeltme yapılabilecek olup, yapılan düzeltme işlemlerinin ödenmesi gereken KDV , hesaplanan bir döneme kadar sürdürülmesi ve bu dönemin artırımda bulunulmayan bir dönem olması halinde gerekli tarhiyatın vergi dairesi müdürünce yapılacak inceleme sonucu ile gerçekleştirmesi mümkündür. 

    6. Sonuç olarak, 7143 sayılı Yasa kapsamında matrah artırımında bulunanlar ödemelerini düzenli olarak devam ettirmeleri halinde, artırımda bulundukları yıllarda alım yaptıkları olumsuz mükelleflerle ilgili yapılacak tespitler nedeni ile özel esaslar kapsamına alınmaması ve teminat istenmesi gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Ancak, ödemelerin aksatılmaması zorunludur. Gerek 6736 ve gerekse 7143 sayılı Yasa kapsamında KDV artırımı hükümlerini ihlal etmeleri durumunda, söz konusu mükellefler anılan Kanun hükümlerinden yararlanma haklarını kaybedeceklerinden, bu mükellefler hakkında tespit tarihi itibariyle söz konusu kanunlar kapsamında KDV artırımına hiç başvurmamışlar gibi “özel esaslar” uygulamasına ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmektedir. 

    Kaynak:Av.Nazlı Gaye Alpaslan Güven

    E-Devlet Bilgilerinden Vergi İptal Davası Açılması

    Türkiye.gov.tr  adresinde gelir idaresi başkanlığının vergi borcu menüsü yer almaktadır. Bu bilgilere erişim gerçek kişiler yönünden  e-devlet şifresinin alınması ile buradan vergi dairesine gitmeksizin vergi borcu bilgileri öğrenilebilmektedir.

    Son yıllarda Maliye Bakanlığı gelir idaresinin internet sitesi giderek güncellenip mükelleflere e- posta bilgilendirme hizmetinin abone olmak yoluyla da daha da aktif bir hizmet sunmaktadır.

    Bizim burada asıl üzerinde durmak istediğimiz konu, mükelleflerin e-devlet şifresi yardımıyla vergi borcu sorgulama menüsünden edindikleri muhtelif mali bilgilerin vergi yargısına taşınıp taşınmayacağı veya buradan elde edilen bilgilerin iptal davalarına konu edilip edilmeyeceği hususlarının tartışmaya açılıp açılmamasından ibarettir.

    Bilindiği üzere İdari Yargılama Usul Kanununda ıttıla tarihinden itibaren, bir hususla ilgili dava açma yolu mümkün görülmektedir. Örneğin; bir vergi yükümlüsünün kendi gıyabında tesis edilen hukuki bir işlem için, ıttıla tarihinden itibaren belli sürelerde hak araması dava açması mümkün bulunmaktadır. İYUK md:7/2-b hükmünde vergi yargılama hukukunda ıttıla tarihi önem taşımaktadır. İYUK’nun 7. maddesinin 2/b bendinde düzenlenen özel durumlar dışında da ıttıla faktörü dava açma sürelerinin başlangıcının saptanmasında önemli rol oynamaktadır(1).

    Bize göre; bir amme borçlusunun gıyabında tarh ve tahakkuk ettirilen ve kendisine de bizzat tebliğ edilmeyip, ilan yoluyla tebliğ edilmiş bir vergi borcundan dolayı, durumu  e-devlet şifresiyle Türkiye.gov.tr adresinden öğrenmesi sonucunda bu durumu iptal davasına konu ederek yargının hakemliğine taşıyabilir.

    Sonuç olarak; gelinen noktada iletişim olanaklarının ve araçlarının giderek gelişmesi sonucunda gerek kurumların ve gerekse bireylerin, kamusal hak ve yükümlülükleri ile ilgili bilgileri en kısa zamanda erişmesi ve öğrenmesi çok pratik bir hale gelmiştir. Özellikle şirketler yönünden KEP alma ve kullanma mecburiyetinin getirilmesi, bireysel yükümlülükler açısından ise e-mail adresleri, sms yoluyla bilgi transferi, vergi usul kanununa göre vergi mükelleflerine e- beyan ile ilgili şifre ve parola verilmesi sonucunda iletişim line’ları giderek güçlenmektedir. Hatta adli tebligat bilgileri ve dava sonuçları bireylere sms yoluyla abone olunması durumunda anında iletilebilmektedir.

    3568 sayılı yasaya göre unvan almış mali müşavirler, yeminli mali müşavirler, serbest muhasebeciler şifre ve parolaları ile gelir idaresi vergi dairesi cephesinde erişebilecekleri bazı bilgileri öğrenebilmektedirler. Bu kapsamda mükelleflerin beyanname ve bildirimlerini kendi şifre ve parolaları yardımıyla gelir idaresine e- beyan yoluyla yollayabilmektedirler. 

    ——————–

    (1) BKZ. ALPASLAN Mustafa , Muhasebe TR,01/11/2013,Usulsüz Vergi Tebligatında Ittıla Tarihinin Önemi Nedir?

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan

    Vergi Borcundan Kurtulmaya Yönelik Satışlar

    Kendisine vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilen gerçek ve tüzel kişiler bizzat veya vekaletli bir temsilci marifetiyle uzlaşma komisyonu nezdinde kapsama giren vergi ve cezalar için uzlaşma talep edebilirler. Bu arada, hem uzlaşma talep edilip ve hem de ilgili vergi mahkemesinde vergi davası da aynı anda açılabilmektedir.

    Hem uzlaşma talebi ve hem de vergi yargısında vergi davasının açılması durumunda vergi mahkemeleri mükellefin vergi idaresi ile uzlaşma müzakerelerinin neticesini bekler. Prensip olarak, kendisine vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilen mükellefin tebliğ tarihinden itibaren (30) gün içerisinde ilgili uzlaşma komisyonuna müracaat ederek uzlaşma isteminde bulunması en doğru yoldur.[1] Uzlaşma sonucunda, uzlaşmaya varılmaması veya uzlaşmanın sağlanamaması halinde; (15) gün içerisinde vergi yargısına başvurularak vergi davası açılması mümkündür.[2]

    Buna göre;
    Kendisine vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilen gerçek ve tüzel kişiler bizzat veya vekaletli bir temsilci marifetiyle uzlaşma komisyonu nezdinde kapsama giren vergi ve cezalar için uzlaşma talep edebilirler. Bu arada, hem uzlaşma talep edilip ve hem de ilgili vergi mahkemesinde vergi davası da aynı anda açılabilmektedir.

    Hem uzlaşma talebi ve hem de vergi yargısında vergi davasının açılması durumunda vergi mahkemeleri mükellefin vergi idaresi ile uzlaşma müzakerelerinin neticesini bekler. Prensip olarak, kendisine vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilen mükellefin tebliğ tarihinden itibaren (30) gün içerisinde ilgili uzlaşma komisyonuna müracaat ederek uzlaşma isteminde bulunması en doğru yoldur.[1] Uzlaşma sonucunda, uzlaşmaya varılmaması veya uzlaşmanın sağlanamaması halinde; (15) gün içerisinde vergi yargısına başvurularak vergi davası açılması mümkündür.[2]

    Buna göre;

    Hem uzlaşma talep edilmesi ve hem de vergi yargısının hakemliğine başvurulması halinde vergi mahkemesi uzlaşmanın akıbetini bekler. Eğer uzlaşmaya varılmış ise, vergi mahkemesi davayı artık devam ettirmez.

    Önce uzlaşma talebinde bulunulup, daha sonra uzlaşma sağlanamaması halinde (15) gün içerisinde (Malî veya Adlî tatil dikkate alınmalıdır) vergi yargısına müracaat olunabilir. Buna göre, her yıl 1-20 Temmuz tarihleri arasında mali tatil uygulanmaktadır. 20 Temmuz’dan sonra ise 30 Ağustos’a kadar yani 20 Temmuz ila 30 Ağustos adli tatil olarak dikkate alınacaktır.

    Uzlaşma talebi ile, vergi mahkemesinde aynı anda (tebliğ tarihinden itibaren [30] gün içerisinde) müracaat edilmesi halinde vergi yargısı uzlaşmanın sonucunu bekler. Uzlaşma, sağlanamadığı durumlarda vergi mahkemesi dosyayı inceler ve karara bağlamaya doğru gider.

    Tarhiyat öncesi uzlaşma talebinde bulunulması halinde, tarhiyattan önce uzlaşma sağlanamadığı hallerde vergi yargısına hemen gidilemez. Vergi dairesinden (1) no.lu vergi ve ceza ihbarnamelerinin tebliği beklenir. Bu aşamada 2. Bir tarhiyattan sonra uzlaşma talep etme olanağı yoktur. İhbarnamelerin tebliğ tarihinden itibaren (30) gün içerisinde ya vergi yargısına gidilir veya 213 sayılı VUK md.376 talebi koşullara göre yapılabilir.

    (3) kat kesilen vergi ziyaı cezası var ise, bu durumda mutlak surette vergi yargısına gidilir. Bu gibi durumlarda uzlaşma talebi söz konusu değildir. (213 sayılı VUK md. 359)

    Tek başına kesilen özel usulsüzlük cezaları hakkında uzlaşma talebi olamaz. Bu gibi cezalar için ancak 213 sayılı VUK md. 376 hükmü gereği 1/3 indirim talep olunabilir. Bu ceza tebliğ tarihinden itibaren (60) gün içerisinde ödenmelidir. Teminat gösterilmesi halinde ödeme süresi (5) ay uzar. Kesilen özel usulsüzlük cezası bir rapora dayalı ise, bu cezaya karşı tarhiyattan önce uzlaşma talep olanağı mümkündür.

    Uzlaşma talep edilip, tayin edilen gün de uzlaşmaya varılması halinde (Vergi hatası hariç) artık bu konuda hiçbir mercie şikâyet edilemez. Vergi davası açılamaz. Uzlaşma komisyon kararı kesindir.

    Uzlaşmaya varılması halinde üzerinde uzlaşılan vergi ve cezaların (30) gün içerisinde ödenmesi esastır. Bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde uzlaşma komisyon kararı bozulmaz. Sadece vadeden sonra gecikme zammı çalışır. Gecikme zammı oranı 19.10.2010 tarihinden itibaren aylık %1,40 olarak uygulanır.

    Üzerinde uzlaşılan uzlaşma komisyon kararına istinaden, mutabık kalınan vergi miktarı üzerinden normal vade tarihinden itibaren uzlaşma tarihine kadar “Gecikme Faizi” hesaplanır. Bu hesaplama işlemi uzlaşma komisyonu kararının imzalandığı gün hemen o anda hesaplanmaz. Uzlaşma komisyon kararının ilgili vergi dairesine yollandığı zaman buradan tanzim edilecek tahakkuk fişi üzerinde gecikme faizi ayrıca hesaplanarak gösterilir.

    Vergi ve ceza ihbarnameleri ekinde mutlak surette bunların dayanakları olan takdir komisyon kararı, vergi inceleme rapor, yoklama fişi, vb. eklenmelidir. Aksi takdirde tarhiyat geçerli olamaz (VUK md.35/11-VUK md.366/1). 2016 yılından itibaren uygulanan yeni sisteme göre, işlemler e-tebligat yöntemi ile mükelleflerin e-mail adresine yollanmaktadır. Bu nedenle zaman zaman e-mail adreslerinin mükelleflerce kontrol edilmesinde yarar bulunmaktadır.

    Vergi ve ceza ihbarnamelerinin mutlak surette bunların muhataplarına tebliğ edilmesi zorunludur. 2016 yılından itibaren e-tebligat yöntemi ile ihbarnameler mükelleflere tebliğ edilmektedir. Bu nedenle mutlak suretle mükelleflerin e-mail adreslerini sık sık kontrol etmelerinde yarar bulunmaktadır.

    (5) yıl içerisinde tarh ve tebliğ edilmeyen vergi ve cezalar tarh zaman aşımına uğrar (213 sayılı VUK md. 114). Verginin ödenmesi gereken yasal vadesini izleyen tarihi izleyen yılda başlamak üzere 5 yıl geçtikten sonra tahsil edilemeyen vergiler 6183 sayılı yasanın 102.maddesi hükmüne istinaden tahsilat zamanaşımına uğrar. Bu durumda, tahsil zamanaşımı söz konusu olur (AATUHK md.37; VUK md.111,113). Zamanaşımı olayı, hem mükellefler açısından hem de idare açısından hüküm ifade eder. Zamanaşımı olgusu, re’sen dikkate alınması gereken önemli bir durumdur.

    Mükellefin ölümü halinde vergi cezası düşer (Bkz. 213 sayılı VUK md. 372).

    Mücbir sebeplerin varlığı halinde ise, vergi cezası kesilmez (Bkz. 213 sayılı VUK md. 373).

    213 sayılı VUK md.374’te yazılı süreler geçtikten sonra vergi cezası kesilemez.

    Aynı konu hakkında 2 kez uzlaşma talep edilemez.

    ———————————–

    [1]Malî tatil ve Adlî tatil halinde süreler uzar. Bu durumda, 1 Temmuz ‘da başlayan Malî tatil nedeni ile süreler 20 Temmuz ‘dan itibaren (7) gün daha eklenir. Adlî tatil nedeni ile, Vergi Mahkemesin ‘de dava açma süreleri uzar. Yine Adlî tatil dolayısı ile, itiraz veya temyiz süreleri de bu tatil dolayısı ile etkilenir.

    2]213 sayılı VUK ek md. 7. ‘Uzlaşma ve Vergi Mahkemelerinde Dava Açma’
    Hem uzlaşma talep edilmesi ve hem de vergi yargısının hakemliğine başvurulması halinde vergi mahkemesi uzlaşmanın akıbetini bekler. Eğer uzlaşmaya varılmış ise, vergi mahkemesi davayı artık devam ettirmez.

    Önce uzlaşma talebinde bulunulup, daha sonra uzlaşma sağlanamaması halinde (15) gün içerisinde (Malî veya Adlî tatil dikkate alınmalıdır) vergi yargısına müracaat olunabilir. Buna göre, her yıl 1-20 Temmuz tarihleri arasında mali tatil uygulanmaktadır. 20 Temmuz’dan sonra ise 30 Ağustos’a kadar yani 20 Temmuz ila 30 Ağustos adli tatil olarak dikkate alınacaktır.

    Uzlaşma talebi ile, vergi mahkemesinde aynı anda (tebliğ tarihinden itibaren [30] gün içerisinde) müracaat edilmesi halinde vergi yargısı uzlaşmanın sonucunu bekler. Uzlaşma, sağlanamadığı durumlarda vergi mahkemesi dosyayı inceler ve karara bağlamaya doğru gider.

    Tarhiyat öncesi uzlaşma talebinde bulunulması halinde, tarhiyattan önce uzlaşma sağlanamadığı hallerde vergi yargısına hemen gidilemez. Vergi dairesinden (1) no.lu vergi ve ceza ihbarnamelerinin tebliği beklenir. Bu aşamada 2. Bir tarhiyattan sonra uzlaşma talep etme olanağı yoktur. İhbarnamelerin tebliğ tarihinden itibaren (30) gün içerisinde ya vergi yargısına gidilir veya 213 sayılı VUK md.376 talebi koşullara göre yapılabilir.

    (3) kat kesilen vergi ziyaı cezası var ise, bu durumda mutlak surette vergi yargısına gidilir. Bu gibi durumlarda uzlaşma talebi söz konusu değildir. (213 sayılı VUK md. 359)

    Tek başına kesilen özel usulsüzlük cezaları hakkında uzlaşma talebi olamaz. Bu gibi cezalar için ancak 213 sayılı VUK md. 376 hükmü gereği 1/3 indirim talep olunabilir. Bu ceza tebliğ tarihinden itibaren (60) gün içerisinde ödenmelidir. Teminat gösterilmesi halinde ödeme süresi (5) ay uzar. Kesilen özel usulsüzlük cezası bir rapora dayalı ise, bu cezaya karşı tarhiyattan önce uzlaşma talep olanağı mümkündür.

    Uzlaşma talep edilip, tayin edilen gün de uzlaşmaya varılması halinde (Vergi hatası hariç) artık bu konuda hiçbir mercie şikâyet edilemez. Vergi davası açılamaz. Uzlaşma komisyon kararı kesindir.

    Uzlaşmaya varılması halinde üzerinde uzlaşılan vergi ve cezaların (30) gün içerisinde ödenmesi esastır. Bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde uzlaşma komisyon kararı bozulmaz. Sadece vadeden sonra gecikme zammı çalışır. Gecikme zammı oranı 19.10.2010 tarihinden itibaren aylık %1,40 olarak uygulanır.

    Üzerinde uzlaşılan uzlaşma komisyon kararına istinaden, mutabık kalınan vergi miktarı üzerinden normal vade tarihinden itibaren uzlaşma tarihine kadar “Gecikme Faizi” hesaplanır. Bu hesaplama işlemi uzlaşma komisyonu kararının imzalandığı gün hemen o anda hesaplanmaz. Uzlaşma komisyon kararının ilgili vergi dairesine yollandığı zaman buradan tanzim edilecek tahakkuk fişi üzerinde gecikme faizi ayrıca hesaplanarak gösterilir.

    Vergi ve ceza ihbarnameleri ekinde mutlak surette bunların dayanakları olan takdir komisyon kararı, vergi inceleme rapor, yoklama fişi, vb. eklenmelidir. Aksi takdirde tarhiyat geçerli olamaz (VUK md.35/11-VUK md.366/1). 2016 yılından itibaren uygulanan yeni sisteme göre, işlemler e-tebligat yöntemi ile mükelleflerin e-mail adresine yollanmaktadır. Bu nedenle zaman zaman e-mail adreslerinin mükelleflerce kontrol edilmesinde yarar bulunmaktadır.

    Vergi ve ceza ihbarnamelerinin mutlak surette bunların muhataplarına tebliğ edilmesi zorunludur. 2016 yılından itibaren e-tebligat yöntemi ile ihbarnameler mükelleflere tebliğ edilmektedir. Bu nedenle mutlak suretle mükelleflerin e-mail adreslerini sık sık kontrol etmelerinde yarar bulunmaktadır.

    (5) yıl içerisinde tarh ve tebliğ edilmeyen vergi ve cezalar tarh zaman aşımına uğrar (213 sayılı VUK md. 114). Verginin ödenmesi gereken yasal vadesini izleyen tarihi izleyen yılda başlamak üzere 5 yıl geçtikten sonra tahsil edilemeyen vergiler 6183 sayılı yasanın 102.maddesi hükmüne istinaden tahsilat zamanaşımına uğrar. Bu durumda, tahsil zamanaşımı söz konusu olur (AATUHK md.37; VUK md.111,113). Zamanaşımı olayı, hem mükellefler açısından hem de idare açısından hüküm ifade eder. Zamanaşımı olgusu, re’sen dikkate alınması gereken önemli bir durumdur.

    Mükellefin ölümü halinde vergi cezası düşer (Bkz. 213 sayılı VUK md. 372).

    Mücbir sebeplerin varlığı halinde ise, vergi cezası kesilmez (Bkz. 213 sayılı VUK md. 373).

    213 sayılı VUK md.374’te yazılı süreler geçtikten sonra vergi cezası kesilemez.

    Aynı konu hakkında 2 kez uzlaşma talep edilemez.


    [1]Malî tatil ve Adlî tatil halinde süreler uzar. Bu durumda, 1 Temmuz ‘da başlayan Malî tatil nedeni ile süreler 20 Temmuz ‘dan itibaren (7) gün daha eklenir. Adlî tatil nedeni ile, Vergi Mahkemesin ‘de dava açma süreleri uzar. Yine Adlî tatil dolayısı ile, itiraz veya temyiz süreleri de bu tatil dolayısı ile etkilenir.

    2]213 sayılı VUK ek md. 7. ‘Uzlaşma ve Vergi Mahkemelerinde Dava Açma’

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven