fbpx

    Tasfiyesi Bitmiş Şirketlere Vergi Daireleri Tarafından Tebliğ Edilen Cezaların Akıbeti

    Limited şirketlerde tasfiye süreci bitip tamamlandıktan sonra tasfiye sonuçlandırılıp, ticaret sicilinden kapanış işlemleri ve son dördüncü ilan diyebileceğimiz ilanın da yapılmasıyla şirketin ticaret sicilinden kaydı silinmektedir. Böylece, aslında şirketin tüzel kişiliği sonlanmaktadır. Ancak, daha sonra bu tüzel kişiliği sonlanan şirketle ilgili vergi dairesi muhtelif tarhiyatlar yapabilmektedir. Yapılan tarhiyatlarda genelde ihbarnamelerin üzerinde Tasfiye Halinde …. Ltd Şti. şeklinde bilgisayardan matbuu ihbarnameler yoluyla tebligatlar yapılmaktadır. Bu tebligatların bir kısmı şirketin eski tasfiye memuruna bazen de şirketin eski ortağına veya eski müdürüne tasfiyesi bitmiş şirkete ait ihbarname tebligatı yapılmaktadır.   Doğal olarak ortada ciddi yanlışlıklar söz konusudur. Özellikle, şirketin tüzel kişiliği tamamlamış, bitmiş durumda yargının görüşü bu şirkete ceza kesilemeyeceği noktasında kararlar verilmektedir.(1).

    2005 yılına ait olup, 2006 yılında verilmesi gerekli olan Ba-Bs formlarının süresinde verilmediği iddiasıyla vergi dairesi tasfiyesi 17 Ocak 2005 tarihinde biten şirkete özel usulsüzlük cezası kesmiştir. Mükellef, ortada olmadığı için, başka bir ifade ile şirket tüzel kişiliğinin sonlanması nedeniyle vergi dairesi tarafından kesilen cezaya karşı, eski şirket ortağı vergi mahkemesinde dava açmıştır. Bunun üzerine vergi mahkemesi şirketin tüzel kişiliğinin bitmiş olması nedeniyle, şirkete ceza kesilemeyeceğine ve fakat vergi dairesi tarafından ise düzenlenen ceza ihbarnamesinin “şirketin tüzel kişiliğinin bulunmaması nedeniyle söz konusu cezanın uygulanması ve hukuki sonuçlarını doğurması imkanı da bulunmamakta ve söz konusu ceza muhatap alınan şahıs yönünden hak ve çıkarlarını ihlal edecek bir işlem niteliği de göstermemektedir” şeklindeki gerekçe ile karara bağlanmıştır. Bu noktada hukuken çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır(2).

    Hukuksal sorun şudur: vergi dairesi tarafından kesilen ceza hukuken yanlıştır. Çünkü ortada tüzel kişiliği bitmiş, sonlanmış ve artık herhangi bir şirket yoktur. Diğer taraftan olmayan şirket adına kesilen bir ceza için, vergi dairesine karşı eski şirket ortağı daha doğrusu olmayan şirketin, olmayan ortağı vergi dairesine karşı dava açmaktadır. Burada bir kez ihbarnamenin kesilmesi ve tasfiyesi sonuçlanmış şirket adına tebligata çıkarılması hukuken hatalıdır. Bu hatalı tebligata karşı eski şirket ortağının dava açması hukuken tartışmalıdır. Şirketin

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi Usul Kanunu’na Göre Arama ve El koyma

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda (VUK); Anayasa m.73’de düzenlenen ve herkese kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre “vergi” adı altında ülke bütçesine katkı sağlama yükümlülüğü öngören vergi ödevinin ihlali iddialarının incelenip araştırılması, bu kapsamda tanımlanan vergi idari ve adli suç ve cezalarının tespiti, hem mali ve hem de idari ve adli anlamda gerekli takibatların yapılabilmesi amacıyla VUK m.142 ila 147 arasında arama ve elkoyma tedbirlerine yer verildiği görülmüştür.

    Tartışma konumuz gereği idari ve adli suç ve cezaları, verginin tarh ve tahsili ile faiz ve cezalarının, bunun yanında VUK m.359’da tanımlanan ve karşılığında hapis cezası öngörülen suçların, bunlar arasında “ne bis in idem” prensibi açısından sorun olup olmadığını, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 7. Ek Protokolü’nün ulusal seviyede “ne bis in idem” prensibini güvence altına alan 4. maddesini açıklayacak değiliz.

    Konumuz; vergi ödevinin herkes tarafından yerine getirilip getirilmediğinin “hukuk devleti” ilkesi çerçevesinde incelenmesinin ve araştırılmasının nasıl yapılacağı, vergi tekniği ve vergi suçu raporlarının hangi yasal dayanak ve delillerle hazırlanıp ilgili mercilere gönderileceği ve bu işlemlerin hukuka uygunluğunun sağlanması ile sınırlıdır.

    Vergi ödevinin usule ve kanuna uygun yerine getirilmediği iddiaları karşısında verginin takibi ile yetkili birim ve kişilerin kullanabilecekleri en önemli yetki, bilgisayar ve defter ortamında düzenlenen kayıtların incelenmesinden ve buna göre tutanakların hazırlanıp sonuçta rapor tanzim edilmesinden ibarettir.

    Bu maksatla yasa koyucunun, vergi ödevinin usule ve kanuna uygun yerine getirilip getirilmediğini denetlemekle yetkili kılınan makam ve mercilere VUK m.142 ila 147’de özel arama ve elkoyma yetkisini verdiği görülmektedir. Bu yetki öngörülmediği takdirde, elbette konusu suç teşkil eden vergi ihlalleri bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun işletilmesi mümkün olabilir, ancak burada bir sorun vardır, o sorun da vergi suçu raporu düzenlenmeden cumhuriyet başsavcılıklarının harekete geçememesidir. Vergi suçu raporlarını düzenleme yetkisi; vergi denetçisi, murakıp, denetmen, müfettiş ve kontrolör adı altında yetkili kılınan kişilere tanınmıştır. Bu kişilerin; gerekli bilgi ve belgelere ulaşabilmek için arama ve elkoyma yapabilmelerinde, VUK m.142 ve devamında özel usulün tanımlandığı anlaşılmaktadır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi Borcu Nasıl Kesinleşir?

    Bir vergi borcu normal vade tarihinde, mevzuata uygun olarak ödenmediği takdirde kesinleşir.[1]

     Kesinleşme hukuki anlamda, alacağın varlığının hukuk düzeninde çekişmeli olmaması veya çekişmeli hale gelme ihtimalinin bulunmaması gerekir.[2]

    Vergi hukuku uygulamasında kesinleşme kavramı, beyanname ile beyan edilen vergiler beyan edildiği tarihte tahakkuk fişi üzerinde yer alan vadenin bitiminden sonra kesinleşir. Eğer, tahakkuk fişine karşı dava açılmış ise ve “yürütmenin durdurulması” talep edilmesi halinde kesinleşme mümkün değildir.

    Örnek, mükellef (a) ‘ya 31.03.2016 tarihinde tebliğ edilen vergi ve ceza ihbarnamesine karşı 15.04.2016 tarihinde uzlaşma talep etmiştir. Uzlaşma komisyonu, mükellefe 30.04.2016 günü uzlaşma için davet etmiştir. 30 Nisan tarihinde uzlaşma vaki olmuştur. Bu durumda, üzerinde uzlaşılan vergi ve cezalar için tutanak üzerine vergi dairesi tarafından tahakkuk fişi ile ödeme vadesi 31.05.2016 olarak belirlenmiştir. Ödeme, 31.05.2016 tarihinde yapılmadığı takdirde gecikme zammı olarak üzerinde uzlaşılan vergi ve cezalar tahsil edilecektir. Bu örnekte, kesinleşme tarihi; 30.04.2016 günüdür.

    Diğer taraftan, İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergiler ile kesilen vergi cezalarına ilişkin düzenlenen vergi/ceza ihbarnamesinin tebliği üzerine,

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    7020 Sayılı Kanun Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması

    7020 Sayılı Kanun Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması TBMM kabul edildi. Aşağıda 7020 sayılı (2017 vergi affı) yeniden yapılandırma kanununun TBMM’ de kabul edilen hali ile bulunmaktadır.

    Kabul Tarihi: 18/5/2017

    Kanun No: 7020

    Kapsam ve tanımlar

    MADDE 1- (1) Bu Kanun hükümleri;

    a) Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince tahsil edilen;

    1) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren;

    (aa) 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önceki dönemlere, beyana dayanan vergilerde bu tarihe kadar verilmesi gereken beyannamelere ilişkin vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri ile gecikme zamlarından (gelir ve kurumlar vergisine mahsuben 2017 yılında ödenmesi gereken geçici vergi ile 2017 yılında ödenmesi gereken gelir vergisi ikinci taksitleri hariç),

    (bb) 2017 yılına ilişkin olarak 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce tahakkuk eden vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri ile gecikme zamlarından (2017 yılı için tahakkuk eden motorlu taşıtlar vergisi ikinci taksiti hariç),

    (cc) 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce yapılan tespitlere ilişkin olarak vergi aslına bağlı olmayan vergi cezalarından,

    2) 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce, 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanunu, mülga 11/2/1950 tarihli ve 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, 10/6/1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 23/5/1987 tarihli ve 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, mülga 13/4/1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, 10/7/2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu, 25/6/2010 tarihli ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun gereğince verilen idari para cezalarından,

    3) Bu bendin (1) ve (2) numaralı alt bentleri dışında kalan, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında takip edilen 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında olup tahsil dairesine takip için intikal etmiş olan amme alacakları dâhil olmak üzere asli ve fer’i amme alacaklarından (adli ve idari para cezaları ile mülga 7/3/1954 tarihli ve 6326 sayılı Petrol Kanununa istinaden alınan Devlet hissesi ve Devlet hakkı, 30/5/2013 tarihli ve 6491 sayılı Türk Petrol Kanununa istinaden alınan Devlet hissesi, mülga 22/6/1956 tarihli ve 6747 sayılı Şeker Kanununa istinaden alınan şeker fiyat farkı, mülga 10/9/1960 tarihli ve 79 sayılı Millî Korunma Suçlarının Affına, Millî Korunma Teşkilât, Sermaye ve Fon Hesaplarının Tasfiyesine ve Bazı Hükümler İhdasına Dair Kanuna istinaden alınan akaryakıt fiyat istikrar payı ve akaryakıt fiyat farkı, 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununa istinaden alınan Devlet hakkı ve özel idare payı ile madencilik fonu, mülga 10/8/1993 tarihli ve 491 sayılı Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ve 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye istinaden alınan kılavuzluk ve römorkörcülük hizmet payları hariç),

    b) 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu ve ilgili diğer kanunlar kapsamında gümrük yükümlülüğü doğan ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil daireleri tarafından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edilen gümrük vergileri, idari para cezaları, faizler, gecikme faizleri ile gecikme zammı alacaklarından,

    c) Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı tahsil daireleri tarafından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edilen ve bu Kanunun yayımı tarihi veya bu Kanunun ilgili hükümlerinde belirtilen sürelerin sonuna kadar tahakkuk ettiği hâlde ödenmemiş olan;

    1) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki sigortalılık statülerinden kaynaklanan (5510 sayılı Kanunun geçici 72 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında ödeme süresi ertelenen prim tutarları hariç), 2017 yılı Mart ayı ve önceki aylara ilişkin sigorta primi, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi ile bunlara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı alacaklarından,

    2) 2017 yılı Mart ayı ve önceki aylara ilişkin isteğe bağlı sigorta primleri ve topluluk sigortası primi ile bunlara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı alacaklarından,

    3) Yaşlılık aylığı, emekli aylığı veya malûllük aylığı bağlandıktan sonra 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen sigortalılık statüsü kapsamında sigortalı sayılmasını gerektirir nitelikte çalışması nedeniyle ilgili mevzuatına göre ödenmesi gereken 2016 yılı Şubat ayı ve önceki aylara ilişkin sosyal güvenlik destek primi ile bunlara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı alacaklarından,

    4) 2017 yılı Mart ayı sonuna kadar bitirilmiş olan özel nitelikteki inşaatlar ile ihale konusu işlere ilişkin yapılan ön değerlendirme, araştırma veya tespit sonucunda bulunan eksik işçilik tutarı üzerinden hesaplanan sigorta primi ile bunlara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı alacaklarından,

    5) 2017 yılı Mart ayı sonuna kadar işlenen fiillere ilişkin idari para cezaları ile bunlara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı alacaklarından,

    6) İlgili kanunları gereğince takip edilen 2017 yılı Mart ayı ve önceki aylara ilişkin damga vergisi, özel işlem vergisi ve eğitime katkı payı ile bunlara bağlı gecikme zammı alacaklarından,

    7) İşverenlerin ve üçüncü şahısların, 5510 sayılı Kanunun 14 üncü, 21 inci, 23 üncü, 39 uncu ve 76 ncı maddeleri, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun mülga 10 uncu, 26 ncı, 27 nci ve 28 inci maddeleri, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun mülga 63 üncü maddesi ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun mülga 129 uncu maddesi gereğince iş kazası ve meslek hastalığı, malûllük, adi malûllük ve ölüm hâlleri ile genel sağlık sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere yönelik fiiller nedeniyle ödemekle yükümlü bulundukları her türlü borçlardan,

    ç) İl özel idarelerinin, 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen ve vadesi 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce olduğu hâlde bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan asli ve fer’i amme alacaklarından (idari para cezaları ve 3213 sayılı Kanuna istinaden alınan özel idare payı hariç),

    d) Belediyelerin;

    1) 213 sayılı Kanun kapsamına giren ve 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önceki dönemlere, beyana dayanan vergilerde bu tarihe kadar verilmesi gereken beyannamelere ilişkin vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları, 2017 yılına ilişkin olarak 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce tahakkuk eden vergi (2017 yılına ilişkin tahakkuk eden emlak vergisi ile iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalara ait çevre temizlik vergisi hariç) ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları, bunların dışında kalan ve 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen ve vadesi 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce olduğu hâlde bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan asli ve fer’i amme alacaklarından (idari para cezaları ile 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 97 nci maddesinin (b) fıkrası gereğince belediyelere ödenmesi gereken paylar hariç),

    2) 2464 sayılı Kanunun 97 nci maddesine göre tahsili gereken ve vadesi 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce olduğu hâlde bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan ücret alacakları ile bunlara bağlı fer’i alacaklarından,

    3) 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamındaki belediyelerin su abonelerinden olan ve vadesi 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce olduğu hâlde bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan su, atık su ve katı atık ücreti alacakları ile bunlara bağlı fer’i (sözleşmelerde düzenlenen her türlü ceza ve zamlar dâhil) alacaklarından,

    4) Büyükşehir belediyelerinin, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun 11 inci maddesine göre vadesi 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce olduğu hâlde bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan katı atık ücreti alacakları ile bunlara bağlı fer’i (sözleşmelerde düzenlenen her türlü ceza ve zamlar dâhil) alacaklarından,

    e) 20/11/1981 tarihli ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamındaki büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerinin, vadesi 31/3/2017 tarihinden (bu tarih dâhil) önce olduğu hâlde bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan su ve atık su bedeli alacakları ile bu alacaklara bağlı faiz, gecikme faizi ve gecikme zammı gibi fer’i (sözleşmelerde düzenlenen her türlü ceza ve zamlar dâhil) alacaklarından,

    f) Bu Kanunda belirtilen diğer alacaklardan,

    kesinleşmiş olup bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla vadesi geldiği hâlde ödenmemiş ya da ödeme süresi henüz geçmemiş bulunan alacaklar (bu maddede vadeye ilişkin belirtilen hükümler saklı kalmak kaydıyla) hakkında uygulanır.

    (2) Bu Kanunun uygulanmasında;

    a) Vergi: 213 sayılı Kanun kapsamına giren vergi, resim ve harçları,

    b) Gümrük vergileri: İlgili mevzuat uyarınca eşyanın ithali veya ihracında uygulanan ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil daireleri tarafından takip ve tahsil edilen gümrük vergisi, diğer vergiler, eş etkili vergiler ve mali yüklerin tümünü,

    c) Beyanname: Vergi tarhına esas olan beyanname ve bildirimleri,

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergiye Uyumlu Mükelleflerin Borçlarının Tecili

    18 Mayıs 2017 tarihinde TBMM Genel kurulunda kabul edilen “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” da yapılan düzenlemeyle 6183 sayılı kanunda yapılan değişikle tecil uygulamasında “Vergiye Uyumlu Mükelleflerin Borçlarının Tecili” adı altında yeni bir sistem uygulamaya konulmaktadır.

    Bu düzenleme ile kanun koyucu kamu oyunda af olarak bilinen idare tarafından yeniden yapılandırma diye adlandırılan uygulamada yetkiyi maliye bakanlığına vererek bundan böyle yasal düzenleme olmaksızın idarenin belirli mükellefler için af/yeniden yapılandırma uygulaması yapmasına imkan vermektedir. Bu düzenleme 6183 sayılı kanun kapsamında tahsil edilen vergi ve 5510 sayılı kanun kapsamındaki kamu alacağını kapsamaktadır.

     

    Bilindiği üzere 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki kanunun 48 maddesinde “Amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki veyahut haczolunmuş malların paraya çevrilmesi amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca; amme alacağı 36 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilir.” şeklinde tecil hükümleri düzenlenmişti. Yapılan kanun değişikliğinde 48 inci maddesinden sonra gelmek üzere maddeye eklenen Madde 48/A- Vergiye uyumlu mükelleflerin borçlarının tecili başlığı altında yapılan düzenlemeyle Bakanlar kuruluna ve Maliye Bakanlığına tecil kapsamı içinde yeniden yapılandırma yapma imkanı tanımaktadır.

    Buna göre devlete ait olup Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilen ve 213 sayılı kanun kapsamına giren vergi, resim, harç ve cezalar ile bu alacaklara bağlı gecikme faizi ve gecikme zammının tahsili için;

    a) Tecil süresini 60 aya kadar uzatmaya,

    b) Farklı faiz oranları belirlemeye, (48 inci maddeye göre belirlenen oranda faiz tatbik edilir)

    c) Tecil edilecek gecikme zammını, Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinin (Yİ-ÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak hesaplatma yapma yetkisi verilmektedir. Ayrıca

    Maliye Bakanı;

    Tecil edilecek amme alacağını tür ve tutar olarak belirleyebilecek,

    Tecilde taksit zamanlarını, ödemelerin başlayacağı ayı, tecil talep tarihini takip eden aydan başlamak üzere 12 ayı geçmeyecek şekilde belirlemeye, ödeme dönemlerini, azami altı ayda bir yapılacak şekilde düzenleyebilecek,

    Tecilde diğer şartları belirlemeye, yetkili olup Maliye Bakanı, tecil yetkisini, sınırlarını açıkça belirtmek ve yazılı olmak şartıyla oluşturulacak tecil komisyonlarına devir edebilecek.

    Yasının 48/A- Vergiye uyumlu mükelleflerin borçlarının tecili başlıklı maddesinden yararlanmak isteyen mükelleflerin.

    Başvuru tarihi itibarıyla en az 3 yıl süreyle; ticari, zirai veya mesleki faaliyetleri nedeniyle yıllık gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olması,

    Başvuru tarihinden geriye doğru 3 yıla ait vergi beyannamelerini kanuni sürelerinde vermiş olması,

    Başvuru tarihi itibarıyla vadesi 1 yılı geçmemiş borcunun borç ödemede hüsnüniyet sahibi olmasına rağmen ödenememiş olması, şarttır.

    6183 sayılı kanunda yapılan bu düzenleme yasada yer alan bir başka madde ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 88 inci maddesi kapsamında yer alan prim borçları içinde aynı uygulama getirilmiştir. Buna göre “Bakanlar Kurulu, Kurumun 6183 sayılı Kanuna göre takip edilen alacakları için anılan Kanunun 48/A maddesini; en az üç yıl süreyle prim yükümlüsü olup son üç yıl içerisinde verilmesi gereken bildirgeleri kanuni sürelerinde vermiş olanlardan başvuru tarihi itibarıyla vadesi bir yılı geçmemiş borcunu, borç ödemede hüsnüniyet sahibi olmasına rağmen ödeyememiş olanlar hakkında uygulatmaya ve uyumlu prim borçlularını belirlemeye yetkilidir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

    Yapılan bu düzenleme ile Bakanlar kurulu ve Maliye bakanlığı bundan sonra yeni bir af çıkmasına gerek kalmadan kamu alacağını tek tek mükellef bazında veya toplu yeniden yapılandıra bilecektir.

    Vergi ve prim borçları için getirilen uyumlu mükelleflerin borçlarının tecili uygulaması 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe girecektir.

    Yasa resmi gazetede yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecektir.

    Kaynak:Mustafa Bahadır Altaş-muhasebeweb.com

    İmkânı Var ve Ödeme Yapmıyorsa Üzerlerine Gideriz!

    Maliye Bakanı Ağbal, her türlü kolaylığa rağmen imkanı olup da borcunu ödemeyenlere müdahale edileceğini açıkladı.

    Maliye Bakanı Naci Ağbal, bakanlık olarak temel yaklaşımlarının “gönüllü uyum” olduğunu, mükellef lehine tavır aldıklarını söyledi. Naci Ağbal, Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Zirvesi ve çalıştayının açılışında yaptığı konuşmada, yapılandırma imkanından yararlananları 31 Mayıs günü sonuna kadar borçlarını ve taksitlerini ödemeye çağırdı.

    Naci Ağbal, Ağustos ayında kabul edilen yapılandırma yasasında, peşin ödemeler ile ilk iki taksitin son ödeme tarihinin 31 Mayıs olarak belirlendiğini hatırlattı. Bu yapılmadığı takdirde, yapılandırmanın bozulacağını belirten Ağbal, mükellefleri uyararak, TBMM’de bu ay içinde kabul edilen yapılandırma yasasının daha önceki borçları kapsamadığını, Ağustos ayında kabul edilen yasa kapsamında yapılandırmaya dâhil olanların da bu yasadan yararlanamayacağını vurguladı.

    İmkânı var ve ödeme yapmıyorsa üzerlerine gideriz

    31 Mayıs sonuna kadar ödemesini yapmayanların yapılandırmasının bozulacağını hatırlatan Ağbal, bu durumda kötü niyetli olanlara yönelik e-haciz dâhil her türlü imkânı kullanacaklarını belirtti. Ağbal şunları kaydetti:

    “Bu son bir şanstır. 1 Haziran sabahı itibariyle, yapılandırmasını yapmış kişiler bir borç ödenmezse her ay yüzde 5 faiz hesaplanacak. Borç ödenmezse her türlü faiz, ceza geri gelecek. Açıkçası Maliye olarak da o paranın peşine düşeceğiz.

    1 Haziran günü borcunu ödemeyeninin durumuna bakacağız. Zor durumdaysa devlet olarak elimizi uzatırız, yeni kanun çıkardık. İmkanı var, borcunu ödememiş o zaman elektronik haciz dâhil her türlü imkanı kullanacağız. Borcunu ödemeyenin üstüne gitmemiz kimin için anlamlı, borcunu düzenli ödeyen için bunu yapmamız gerekiyor.”

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Kamu Alacağının Takibinde Dolaylı Haciz Uygulaması

    6183 sayılı AATUHK’nun 5. maddesi hükmüne göre cebri tahsilin yapılmasına ilişkin takip işlemleri tabiatıyla alacaklı amme idaresi tarafından yapılması gerekmektedir. Belli bazı hallerde alacaklı kamu idaresinin hangi birimi tarafından yapılacağı konusu da 6183 sayılı kanunun 5. maddesinde yerel tahsil dairesi olarak saptanmıştır. Bu tespitten yola çıkılarak alacaklı tahsil dairesi adına borçlunun mallarının bulunduğu bir başka mahaldeki idare alacaklı idare adına niyabeten ödeme emri tanzim ederek, tahsilat yapabilmektedir.[1]

    Günümüz koşullarında tahsilat yöntemlerinin gelişmesi sonucunda mahalli tahsil daireleri olarak adlandıracağımız tahsil dairelerinin niyabeten   tahsilat görevleri nispeten azalmıştır. Kanımızca, amme alacağının takip ve tahsilat işlemlerinin hangi tahsil dairesinin yapacağı konusu amme borçlusunun menfaatlerinde korumak şartı ile alacaklı amme idaresinin tahsil yetkisine bırakılması daha uygun olmaktadır. Örneğin, Büyükşehir belediyesi bulunan illerde asıl alacaklı amme idaresi olan (A) vergi dairesinin alacağını, borçlu bulunduğu (B) vergi dairesi üzerinden takip etmesi pek pratik bulunmayabilir. Özellikle yakın bölge içi kamu alacağının takibinde 6183 sayılı kanunun 5. maddesinin işletilmesi doğru değildir.

    Kamu alacağının takip ve tahsil işlemlerinde en hızlı ve pratik şekilde hangi tahsil dairesince yapılabilinmesi alacaklı kamu idaresi o yerel daireyi görevlendirmelidir.[2] Burada amme alacağının çok süratli ve çok az masrafla tahsil edilmesi de hedeflenmelidir. Günümüz koşullarında uygulanan e-haciz, Türkiye çapında borçlu mükelleflerinin malvarlıklarının araştırılması uygulamaları sonucunda 6183 ayılı kanunun 5. maddesinin uygulama olanakları azalmıştır. Bu uygulamaların vergi daireleri tarafından borçlu mükellefler yönünde ticaret sicil kayıtları, tapu kayıtları, liman başkanlıkları kayıtları, trafik tescil büro kayıtları ile yapılan yazışmalar sonucunda amme borçlusu mükelleflerin izleri bir şekilde yakalanabilmektedir.[3]

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi Hukuku Uygulamasında Yeni Kavramlar: İkincil Amme Borçluluları, Potansiyel Amme Borçluları ve Gizil Kamu Vergi Borçluları Kimlerdir?

    Gerek akademik çevrelerde ve gerekse  vergi hukuku ile meşgul olan çevrelerde  bizzat borçlu mükelleflerden başka,  6183 sayılı kanun hükümlerine göre borçlu gibi muamele gören ikincil borçlular veya  potansiyel amme borçluları gibi kavramlar  kullanılagelmiştir.  Özellikle, değerli vergi hukukçusu sayın Akın Gencer ŞENTÜRK dostumuz ile  zaman zaman  “potansiyel kamu borçluları”, “gizil amme borçluları”, “ikincil  amme borçluları”,  “asli amme borçluları”, “fer’i amme borçluları” gibi   kavramlar üzerinde  tartışmalar  yapmaktayız.  Esasen, sevgili Akın tarafından   gizil amme borçluları kavramı  tartışmaya açılmıştır.

    6183 sayılı kanun uygulamasında  özellikle amme borçluları tarafından ödenmeyen kamu borcu ile ilgili olarak  mükellef dışında  bazı kimseler  gerek şahsi mükellefiyetleri nedeniyle borçlu bulunan,  gerekse de kanuni temsilcilik  yada şirket ortaklığı sıfatları gibi “ikincil sorumlulukları” nedeniyle borcu bulunan kişiler amme borcunun ödenmesinden sorumlu tutulmaktadırlar.[1] İşte asıl amme  borçlusu yerine geçerek amme alacağının, alacaklı vergi idaresine karşı ödenmesinden sorumlu olan kişilere potansiyel borçlular diyebiliriz.[2]

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Tek Düzen Hesap Planına Uyulmadığı Gerekçesiyle Kesilen Özel Usulsuzluk Cezaları Vergi Mahkemesi Tarafından Onaylanmakta

    Tek Düzen Hesap Planına uymamanın cezası, Vergi Usul Kanununun 353. Maddesinde özel usulsüzlük cezası olarak belirlenmiştir.

    Vergi Usul Kanununun “Özel Usulsüzlükler ve Cezaları” başlıklı 353/6. Maddesinde, bu kanuna göre belirlenen muhasebe standartlarına, tek düzen hesap planına ve mali tablolara ilişkin usul ve esaslar ile muhasebeye yönelik bilgisayar programlarının üretilmesine ve kullanılmasına ilişkin kural ve standartlara uymayanlara 5.000,00 TL (460 Sıra No.lu V.U.K. Genel Tebliği 1.1.2016’dan itibaren Özel Usulsüzlük Cezası kesileceği hükme bağlanmıştır.

    Yapılan vergi incelemeleri sonucunda da, tek düzen hesap planına ve mali tablolara ilişkin usul ve esaslar ile muhasebeye yönelik bilgisayar programlarının üretilmesine ve kullanılmasına ilişkin kural ve standartlara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Uzlaşmanın Gerçekleşmeyişi ve Dava Açma Olanağı

    Vergi yükümlülerinin 213 sayılı VUK’nun 378. maddesine göre vergi mahkemelerinde dava açılabilmesi için öncelikle verginin tarh edilmesi veya cezanın kesilmesi zorunludur. Henüz yasanın öngördüğü bir şekilde bir tarhiyat yapılmadığı yollarda vergi davasının açılması mümkün görülmemektedir.

    Mükellefler çoğu zaman tarhiyat öncesi uzlaşmaya varmadan uzlaşmaya varılmadığına ilişkin tutanağın tanzim ve tebliğ edilmesi üzerine buna göre ihbarname tebliği beklenilmeden hak arama gayesi ile vergi mahkemesine dava açma yoluna gidebilmektedirler. Oysaki, vergi mahkemelerinde dava açılabilmesi için mutlak surette ortada tarh edilmiş vergi ve bu vergi ve cezaya ilişkin vergi-ceza ihbarnamelerinin usulüne uygun tebliği zorunludur. Zira, 213 sayılı VUK’nun 378. maddesinde vergi mahkemesinde dava açılmasının temel koşulu verginin tarh edilmesidir. Ve akabininde de tarh edilen işbu verginin tebliğinin zorunluluğu olduğu hususudur. Diğer taraftan, 213 sayılı VUK’nun 377. maddesinde mükelleflerin veya kendilerine ceza kesilenlerin vergi mahkemesinde dava açabilmeleri için verginin tarh edilmesi veya cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonu kararlarının tebliğ edilmiş olması gerekmektedir. Aynı şekilde tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması zorunludur.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.