fbpx
Pazartesi, 1 Haziran, 2020

Yanıltıcı Fatura Düzenlemek Amaçlı Kurulan Şirketlerin Vergi Dairelerince Resen Kapatılması

Vergi daireleri son yıllarda şirketlerin vergi kayıtlarını 213 sayılı VUK mad. 153/A “Teminat Uygulaması” kapsamında resen kapatabilmektedir. Burada idare mükelleflerin haklarında sahte fatura kullanma ve düzenleme fiillerini gerekçe göstererek, başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti bulunmadığı iddiasıyla sahte belge düzenleme amacıyla şirket kurulduğu iddiasıyla bu mükelleflerin kayıtlarını resen kapatabilmektedirler.

Öncelikle belirtelim ki, 213 sayılı VUK mad. 153/A hükmü idare tarafından yanlış uygulanarak, pek çok gerçek ve tüzel kişinin vergi kayıtları kapatılmaktadır. Esasen bu durum Anayasamızın temel hükümlerinde yer alan teşebbüs hürriyetine açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

II. 213 Sayılı VUK Mad. 153/A Hükmü Vergi Daireleri Tarafından Yanlış Tatbik Edilmektedir

Bilindiği üzere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyetinde vergiye tabi faaliyetlerin sürdürülmesi mükellefiyet tesisini icap ettirmektedir. Vergi mükellefiyeti Anayasal bir hak olup, bu hak mükelleflerin gelir getirici faaliyetlerini vergi dairelerine bildirmeleri ile ortaya çıkmaktadır. Gelir getirici bir faaliyeti olan şahıs bu faaliyetini vergi dairesinin ıttılası dışında bırakmış olması bu kişinin mükellef olmayacağı anlamına gelmez. Vergi daireleri mükelleflerin vergi sicil kayıtlarını resen silemezler. Bu konuda somut bir tespit yapılmadan veya vergi inceleme raporu ile durum tespit edilmeden veya sahte veya yanıltıcı fatura düzenlediği hakkında inceleme raporu bulunmayan kimselerin vergi kayıtları otomatik olarak silinemez. Esasen, sahte fatura düzenlendiği hakkında herhangi bir yargı kararı olmadan bir mükellefin idari görüşlere göre vergi kaydı silinmemesi gerekir.

Bilindiği gibi, vergi daireleri 213 sayılı VUK’nun 160. maddesine göre işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığı konusunda tespitler yapması halinde mükellefiyet kayıtlarını resen silebilmektedir. Yine aynı şekilde mükellefin adresinde yapılan yoklama işlemleri sonucunda adresinde bulunmadığı tespit edilmesi durumunda vergi daireleri resen mükelleflerin sicil kayıtlarını silebilmektedirler.

Mükelleflerle ilgili vergi dairelerinin resen mükellefiyet kaydını silmeleri konusunda 213 sayılı VUK’nunda 5228 sayılı yasanın 6. md hükmü ile önemli düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre vergi daireleri adresinde bulunamayan mükelleflerle ilgili olarak resen vergi kayıtlarını silebilmektedir. Aynı mükellefin bir başka adreste faaliyette bulunması durumunda bu takdirde mükellefiyet kaydı yeni adreste devam ettirilecektir.

III. İdarenin Elinde Somut Bir Vergi İnceleme Raporu Olmadan Şüpheye Dayalı Olarak Mükelleflerin Vergi Kayıtlarını Resen Kapatabilir mi? Yoksa Şüpheden Mükellef mi İstifade Eder?

Yaşanan uygulamalarda, daha çok sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen mükellefler konusundan vergi daireleri bu durumu önlemek amacıyla bir dizi yetkiler almış bulunmaktadır. Şu halde 213 sayılı VUK’nun 160. maddesine 5228 sayılı yasa ile eklenen hüküm gereğince;

a. Sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet kaydı açtıran mükelleflerle ilgili vergi daireleri resen bu mükellefiyeti sonlandırabilmeleri için mutlak surette bir vergi inceleme raporu ile bu mükellefiyet kaydını ancak terkin edebileceklerdir.

b. Yine adresinde bulunmayan veya bir başka adrese nakil olduğu halde bu durumu vergi dairesine bildirmeyen mükelleflerle ilgili resen terk işlemi yapılabilir.

c. Anonim veya limited şirketlerde şirket tüzel kişiliğinin adresinde bulunmaması durumunda veyahutta şirket ortak veya müdürlerine ulaşılmaması halinde bu şirketler vergi daireleri tarafından mükellefiyet kayıtları resen silinebilir.

d. Adresinde bulunmayan şirketlerle ilgili olarak sahte fatura düzenlediği konusunda somut tespitlerin olması durumunda bu şirketlerin mükellefiyet kayıtları ancak vergi incelemesi sonucunda inceleme elemanları tarafından düzenlenecek raporlarla mükellefiyet kayıtları ancak sonlandırılabilir.

e. Ortada vergi incelemesi yokken hiçbir şekilde hiçbir şirketin vergi kaydı sonlandırılamaz. VEDOP ekran kaydı silinemez.

f. Öte yandan, 6455 sayılı Kanun ile 213 sayılı VUK mad. 153/A maddesi ile teminat hükmü getirilmiştir. Buna göre; sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiği ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediği haklarında düzenlenen vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen raporlar gereğince bunların tekrar ergi kaydı açtırabilmeleri için teminat istenmektedir.

Uygulamada vergi daireleri adresinde bulunmayan ya da o anda “yoklama memurları” tarafından yoklama sırasında bulunmayan mükelleflerin bu yoklama işlemlerinin en az 2 kez farklı tarihlerde takip edilmesi gerekmektedir. Buna rağmen, adresinde bulunmayan mükelleflerle ilgili sahte belge düzenlediği konusunda vergi inceleme raporu bulunmayan mükelleflerin mükellefiyetleri resen silinemeyecektir. Gayrifaal ve adresinde bulunamayan şirketler ise geçici olarak mükellefiyet kayıtları kapatılabilir. Bu mükelleflerin herhangi bir şekilde ortaya çıkması halinde düzenlenecek yoklama fişleri ile tekrar mükellefiyet kayıtları açılacaktır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Yargısının Hakemliğine Müracaat ve Bunun Sonuçları

Kendisine (1 nolu) vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilen gerçek veya tüzel kişiler bu ihbarnameye karşı 30 gün içerisinde görevli Vergi Mahkemesine dava açabilir. (Bkz: 2577 sayılı İYUK mad. 7,8,61 ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu mad. 86) Vergi ve ceza ihbarnamesine karşı 30 gün içerisinde dava açması halinde yürütme kendiliğinden duracağı için ayrıca herhangi bir talebe gereksinim yoktur. Ancak, ödeme emrine karşı 15 gün içerisinde açılacak vergi iptal davalarında yürütmenin durdurulması ayrıca talep edilmelidir.

Öte yandan, vergi yargısında (vergi mahkemesinde) dava açılması durumunda davanın kaybedilmesi sonucunda vergi dairesi tarafından (2) nolu vergi ve ceza ihbarnamesi düzenlenmektedir.[1] Düzenlenen bu (2) nolu vergi ve ceza ihbarnamesi mükellefe elektronik ortamda vergi dairesinde yer alan e-posta adresine yollanmaktadır. (2) nolu ihbarname üzerinde açılan davanın yargı aşaması, dava konusu yapılan vergi ve cezanın türü, matrahı, katı veya oranı ve miktarı belirtilmektedir. Sonuçta da mahkeme kararına göre hesaplanan vergi ve ceza ve ayrıca gecikme faizi ihbarname üstünde ayrı ayrı gösterilmektedir. Bu (2) nolu vergi/ceza ihbarnamesine göre kaybedilen dava üzerinde ödenecek vergi, ceza ve gecikme faizlerinin (30) gün içerisinde ödenmesi zorunludur. [2]

Ancak teminat gösterilmesi halinde herhangi bir icrai takibat yapılmamakla birlikte vergi dairesi en son yargı kararı gelmeden borcu yoktur belgesi vermez. Dolayısıyla mükellef her ay belli makamlara borcu yoktur belgesi sunması gerekiyor ise bu durumda amme borcunun Danıştay kararı gelmeden banka teminat mektubuna bağlanması veya ödenmesi gerekecektir. Son yargı kararına göre davanın kazanılması (mükellef lehine karar verilmesi) halinde yatırılan paralar vergi dairesinden geri alınacaktır. [3]

Öte yandan, (2) nolu ihbarnamede yer alan tutarların (30) gün içerisinde ödenmemiş durumunda daha sonra ödeme emri düzenlenir.[4] Düzenlenen ödeme emri ile amme alacağı (2) nolu ihbarnamedeki tutar kadar ayrıca gecikme zammı ile beraber (15) gün içerisinde ödenmesi mükellefe tebliğ edilir. Görüldüğü gibi, vergi yargısında dava açılması ve bu davanın kaybedilmesi durumunda sırası ile önce (2) nolu ihbarname ve 30 gün vade verilir. Bu süre içerisinde ödeme yapılmadığı takdirde ise, arkadan ödeme emri düzenlenerek davacı mükellefe tebliğ edilir. Buna rağmen de ödeme yapılmadığı takdirde söz konusu kamu alacağı icra memuru marifeti ile zorla tahsili yoluna gidilir. [5]

Mükellefin vergi yargısında kaybettiği davası ile ilgili vergi mahkemesi kararını duruma göre Danıştay’da temyiz etmesi halinde veya bölge idare mahkemesine istinaf/itiraz yoluyla taşıması durumunda gelen sonuca göre yargılama süreci tamamlanır.

Ancak, yukarıda belirtildiği gibi vergi mahkemesi kararına göre davanın mükellef açısından kaybedilmesi halinde düzenlenen (2) nolu ihbarname ve akabinde ödeme emrine göre mükellefin borç kayıtlarına ilgili vergi ve cezalar “borç olarak” gözükecektir. Bu durumda da mahkeme kararının sonucuna göre hareket edilecek olup, ihalelere katılma ile ilgili borcu yoktur kağıdı borç ödenmediği takdirde veya yapılandırılmadığı takdirde temiz kağıdı alınamaz.[6] Hatta bu aşamada mükellefin banka hesaplarına e-haciz riski de söz konusu olabilecektir.

Burada önemli olan husus şöyledir: mükellefin vergi dairesine yukarıdaki aşamalara göre herhangi bir “borcu yoktur” kağıdı alabilmesi için mutlak surette amme alacağının tümünün yatırılması gerekecektir. aksi takdirde mükellefe “borcu yoktur belgesi” verilmez. Mükellefin kamu ihalelerine katılabilmesi için borcu yoktur kağıdını alması da gerekeceğinden dolayı borcun tümü ile ödenmesi veya koşulları uygun ise 6183 sayılı yasanın 48. maddesine göre borcun yapılandırılması ihaleye katılmak için yeterli olacaktır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Yürütme Durdurma Kararı Gereğince Vergi Dairesine Önceden Yatırılmış Paralar Geri İade Edilir

Ödeme emrine karşı açılan vergi iptal davalarında mahkemelerce yürütmenin durdurulmasına hükmedilmesi halinde ve söz konusu mahkeme kararı uyarınca yürütmesi durdurulmuş olan ödeme emrinin tesis edildiği tarihten sonra bu ödeme emrine bağlı olarak yapılan işlemlerin tamamının geri alınması gerektiğinden ilgili mükellef hakkında uygulanan hacizlerin iptali ve tahsil edilen vergilerin mükellefe geri iadesi gerekecektir.

Uygulamada, amme borçlusu mükellefler tarafından haciz ya da ihtiyati haciz işlemlerine karşı açılmış bir dava olmamakla beraber, hacze dayanak teşkil eden ödeme emirlerine karşı açılmış iptal davalarına istinaden ilk derece vergi mahkemeleri de dahil olmak üzere yargı merciileri tarafından yürütmenin durdurulması kararı verilmesi durumunda mükelleflerin ödedikleri paraların kendilerine red ve iadesi gerekecektir.

Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yayımlanan konuyla ilgili bir yazı da ödeme emrine karşı açılan ve Yürütmenin Durdurulması  talebi kabul edilen kararlara göre yapılacak işlemler şöyle özetlenmiştir:

1) Anayasanın 138. Md hükmüne göre mahkeme kararlarına idareler başta olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlar uymak mecburiyetindedirler.

2) Bütün kurum ve kuruluşlar mahkeme kararlarını 30 gün içerisinde infaz etmek ve kararın gereğini yerine getirmek zorundadırlar.

3) Yürütmenin durdurulması ile ilgili olarak 2577 sayılı İYUK’nun md.28/1 hükmüne istinaden; mahkeme kararlarının gerekleri idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde karar doğrultusunda işlem tesis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

4) Yürütmenin durdurulması kararlarının işlemi başından itibaren askıya alan bir yargı kararı olması ve Anayasanın 138. Maddesinin son fıkrası uyarınca idareyi bağlaması, yürütmenin durdurulması kararının uygulanması bakımından kararın gereklerine göre yürütülmesi durdurulmuş olan işlemlerin tesis edildiği tarihten , bu kararın alınma tarihine kadar doğan tüm etki ve sonuçların idarece giderilmesi gerekmektedir.

5) Sonuç olarak, ödeme emrine karşı açılan davalarda YD şeklinde hüküm kurulması halinde söz konusu mahkeme kararı uyarınca yürütmesi durmuş olan ödeme emrinin tesis edildiği tarihten sonra bu ödeme emrine bağlı olarak yapılan işlemlerin tümünün geri alması gerekecektir. Bu bağlamda, ilgili mükellef hakkında yürütülmüş olan hacizlerin kaldırılması ve söz konusu hacizler sonucunda tahsil edilen tutarların mükellefe red ve iadesi, bu borçlarından başka vadesi geçmiş borcunun bulunmaması halinde ise yine iade edilmesi gerekecektir. (2)

6) Maliye Bakanlığı tarafından bütün vergi dairelerine yollanan işbu 16.7.2014 gün ve 75000 sayılı yazı gereğince benzeri hadiselere uygulanmak üzere bakanlık bu açıklamayı yapmış bulunmaktadır.

7) Doğal olarak hukuk devleti anlayışı idarelerin ve bireylerin yargı kararlarına uyma ve kararların gereklerini yerine getirme görevi bütün kamu kurumlarına aittir.(3)

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Şirket Ortaklarının Borçlardan Sorumlulukları

Şirkete yeni ortak sıfatıyla giren kişilerin önceki ortakların dönemini içerir biçimde borcu yapılandırmaları halinde eski ortaklar bu borçlardan sorumlu olamaz.

Uygulamada limited şirketlerde şirketin ileride doğabilecek SGK veya kamu borcu dolayısıyla şirkete yeni giren ortaklar veya ikincil amme borçluları açısından önemli bir sorun gündeme gelebilmektedir. Özellikle şirketi yeni devralmış yeni ortakların veya gizli(1) amme borçlularının şirketle ilgili geçmiş dönemler için ek beyan veya pişmanlıkla beyan yoluyla şirkete yeni borç tahakkuk ettirmeleri halinde durum ne olacaktır? Özellikle, yeni ortakları açısından kendi dönemleri ile ilgili böyle bir beyan da bulunulması halinde önemli bir sorun bulunmamaktadır. Ancak eski ortakların dönemini ilgilendirir pişmanlıkla beyan yapan yeni ortaklar bu beyanla ilgili sorumlulukları nedir? Uygulamada bu tür sorunlarla sık sık karşılaşmaktayız. Geçmiş dönemlerde şirketten ayrılan eski ortaklar yönünden şirkete yeni katılan ortaklar hisse devrini aldıktan 2 yıl sonra geçmişle ilgili matrah artırımı yapmışlardır. Bu gibi durumlarda eski ortakları açısından ve eski kanuni temsilci yönünden herhangi bir sorumluluk bulunmadığı, yeni ortakların sorumlu olacakları yönünde gelir idaresinin muktezaları bulunmaktadır.

Bilindiği gibi, limited şirketlerin ortaklarının şirketin vergi borcu dolayısıyla sorumlulukları 6183 sayılı kanunun 35. maddesinde düzenlenmiştir. Öte yandan yine aynı kanunun mük. 35. maddesinde de kanuni temsilcileri yani limited şirket müdürlerinin sorumlulukları belirlenmiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan, yürürlüğe giren 4811 sayılı Vergi Barışı Hakkındaki Yasanın ilgili hükümlerine göre, matrah artırımında bulunan mükelleflerle ilgili olarak Maliye Bakanlığı tarafından şirket borçlarıyla ilgili yeni bir açılım getirilmiştir. Buna göre, mükelleflerin 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunun matrah artırımından yararlanma talepleri üzerine bu kanunun matrah artırımına ilişkin hükümleri uyarınca kanunda belirtilen dönemlere ilişkin arttırılan matrahlar üzerinden vergi tahakkuk ettirilmekte olup, söz konusu tahakkukların dayanağını hususi bir kanun olan 4811 sayılı kanun oluşturmaktadır.

Bu nedenlerle, 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce limited şirketteki hisselerini devreden veya kanuni temsilcilik sıfatı sona eren şahsıların, matrah artırımına ilişkin hükümler uyarınca artırılan matrahlar üzerinden bu kanuna göre tahakkuk ettirilen vergilerden sorumlu tutulmaları mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle olayda hisse devri yaparak şirkete yeni katılan ortaklar bu şirketle ilgili matrah artırımında bulundukları takdirde bu borçlarla ilgili eski ortaklar sorumlu olmayacaklardır. Zira, yeni ortaklar matrah arttırdıkları için bu borçların ödenmesi ile ilgili sorumluluk yeni ortaklara geçmiş bulunacaktır.(2)

Öte yandan, limited şirketten tahsil olanağı bulunmayan borçlar için önce kanuni temsilci takibi yapılmakta, kanuni temsilci üzerinden herhangi bir tahsilat yapılmaması durumunda daha sonra üçüncü aşama olarak şirket ortaklarına dönülerek şirket borcu bireyselleştirilip, kişiler üzerine gidilebilmektedir. Uygulamada borçla ilgili takibatlar şirket üzerinden gidilmeden kimi zaman kanuni temsilciye kimi zaman ise doğrudan ortaklara ödeme emri yollanabilmektedir. Bu uygulama ise hatalı olup, öncelikle kamu borcu için şirket tüzel kişiliğine takip yapılması zorunludur.(3)

6183 sayılı kanunun 35. maddesi hükmü 6.6.2008 tarihinden itibaren 5766 sayılı kanun ile yeniden düzenlenmiş olup, yeni düzenleme eski ortakların aleyhinedir. Esasen bu hüküm Anayasa’nın 38. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir.

Diğer taraftan, 6 Haziran 2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 5766 sayılı kanun ile yapılan değişiklikten sonra 35. maddenin yeni şekli aşağıda olduğu gibidir:

“Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.

Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsil en sorumlu tutulurlar.

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.”

Görüldüğü gibi, bu değişiklikten sonra, anonim şirket ortaklığına göre zaten dezavantajlı olan limited şirket ortaklığının bu durumu daha da elverişsiz hale gelmiştir. Çünkü bu değişiklikle birlikte bir başkasından limited şirket hissesi almak veya satmak, başı sonu bilinmez bir maceraya atılma ile aynı anlama gelecektir. Öte yandan, bu değişiklikle konan “…. veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan …..”ibaresi ile, idareye şirket hakkında icra takibatı tamamlanmadan ortağa gitme imkanı tanınmıştır. Çünkü gene 5766 sayılı kanun ile 6183 sayılı kanunun 3. maddesinde yapılan değişiklikle “…. tahsil edilemeyeceği anlaşılan ….”İbaresi tanımlanmış(4) olmakla birlikte tanım muğlaklık taşımaktadır.

5766 sayılı kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte, maddenin Anayasaya aykırı konumu daha da belirgin hale gelmiştir. Madde bu haliyle yukarıda incelediğimiz Anayasa maddelerine tümüyle aykırıdır. Her şeyden önce bu aykırılık, “Çoğun içinde az da vardır”şeklindeki genel hukuk ilkesi gereği mevcuttur. Çünkü, madde yeni haliyle daha elverişsiz, daha bir ortak aleyhinedir.(5)

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Aynı Gayrimenkul Üzerinde Veraseten İştirak Durumunda Vergileme

Aynı gayrimenkul üzerinde hem miras yoluyla veraseten iştirak, hem müşterek mülkiyet, ve hem de paylı mülkiyet söz konusu olması durumunda maliklerin arasında yapılacak  rızaen taksim işleminde harç nispeti konusunda farklı uygulamalar yapılmaktadır. Bu gibi işlemler esasen ilgili harcın binde 22,77 değil, esasen binde 4,55 olarak uygulanması gerekecektir. ( 4 sayılı tarife 6/C- Harçlar Kanunu Tapu İşlemleri, Tabu ve Kadastro işlemlerinden alınan harçlar )

Konuyla ilgili  Maliye Bakanlığı tarafından verilen bir Özelge de  aynen şöyle açıklamalar yapılmıştır: (1)[1]

492 sayılı Harçlar Kanununun 57 nci maddesinde, tapu ve kadastro işlemlerinden bu Kanuna bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanların, tapu ve kadastro harçlarına tabi olduğu; 64 üncü maddesinin ikinci fıkrasında ise muhtelif işlemler aynı zamanda yapılırsa her işlemin ayrı ayrı harca tabi olduğu, ifrazen yapılan taksimlerde bu fıkra hükmünün uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.

492 sayılı Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin “I-Tapu İşlemleri” başlıklı bölümünün;

3- a fıkrasında,”Terekeye dahil taşınmaz malların kanuni ve atanmış mirasçılar arasında aynen veya ifrazen yapılacak taksiminde kayıtlı değer üzerinden (Binde 22,77),

6 ncı fıkrasında,

  1. a)İfraz veya taksim veya birleştirme işlemlerinde kayıtlı değerler üzerinden (Binde 11,38)
  2. b)İmar parselasyon planları uygulama sonucu şuyulanan parsellerin pay sahipleri arasında rızaen veya hükmen taksiminde kayıtlı değer üzerinden (Binde 11,38)
  3. c)Yukarıdaki fıkralar dışında kalan ve müşterek mülkiyete konu olanların rızaen veya hükmen pay sahipleri arasında, aynen veya ifrazen taksiminde kayıtlı değer üzerinden ( Binde 4,55)”

hükmü yer almaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 683 üncü maddesinde mülkiyet hakkı, bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olması şeklinde tanımlanmıştır. Mülkiyet hakkı, hak sahibinin adedi bakımından paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyeti şeklinde bir ayrıma tabi tutularak Kanunun 688 inci maddesinde paylı mülkiyet, birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olması; 701’inci maddesinde elbirliği mülkiyeti, kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti şeklinde tanımlanmış, 703 üncü maddesinde de elbirliği mülkiyetinin, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete geçilmesiyle sona ereceği, paylaştırmanın, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Yukarıdaki hükümlere göre, veraset yoluyla intikal etmiş gayrimenkullerin aynen veya ifrazen yapılacak taksimi sırasında Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin I/3 üncü maddesinin (a) fıkrasına göre; diğer gayrimenkullerin ifraz işlemlerinden ise (4) sayılı tarifenin I/6 ncı maddesinde yer alan hükümlere göre harç tahsil edilmesi gerekmektedir.

Buna göre,

1- Pay sahipleri arasında taksimi talep edilen paylı (müşterek) mülkiyete konu gayrimenkulleri mirasın intikali yoluyla iktisap eden pay sahipleri adına tapuda yapılacak tescil işleminde, 492 sayılı Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin I-3/(a) fıkrasına göre gayrimenkullerin kayıtlı değerinin her bir mirasçının miras paylarına isabet eden miktarı üzerinden binde 22,77 oranında,

2- Paylı (müşterek) mülkiyete konu gayrimenkulleri satış yoluyla iktisap eden pay sahipleri adına tapuda yapılacak tescil işleminden, aynı tarifenin I/6-(c) fıkrasına göre gayrimenkullerin kayıtlı değeri üzerinden binde 4,55 oranında harç tahsil edilmesi gerekmektedir. “

Şeklinde görüş verilerek aynı gayrimenkuller üzerinde hem veraset suretiyle iştirak, hem ortak mülkiyet ve hem de paylı mülkiyet olması halinde malikleri arasında rızaen yapılan paylaşım işlemlerinde harç oranı binde 4,55 olarak uygulanacaktır. Fazladan alınan harçlar Vergi Dairesinden VUK md. 116 hükmüne göre düzeltme yoluyla talep edilir. Düzeltme sırasında vergi dairesine tapudan alınacak yazı, ödenen harç makbuzu vs. belgelerle ilgili Vergi Dairesine fazla yatırılan harcın geri alınması gerekecektir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Maliyeden Yeni Sahte Fatura Hamlesi

Maliye kendi analiz ve değerlendirmelerinde sahte fatura düzenleme veya kullanma riski olan mükelleflerin kaydını otomatik olarak silecek.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, sahte fatura düzenleyen ve kullananlarla mücadelede bu kişi ve şirketlerin mükellef kayıtlarını re’sen silecek, yeniden mükellef olanlara ise sadece elektronik fatura düzenleme izni verilecek.
Bakanlık, sahte belge düzenleme ve kullanmayla etkin mücadele edilmesi, vergiye uyum seviyesinin yükseltilmesi ve kayıt dışı ekonomiyle mücadelenin etkinliğinin artırılması amacıyla harekete geçti.
Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile mükellefiyet kaydının analiz ve değerlendirme sonuçlarına bağlı olarak terkinine ilişkin düzenleme yapılmıştı.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Gelir İdaresi Başkanlığı da uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere bir tebliğ taslağı hazırladı. Buna göre, Hazine ve Maliye Bakanlığınca, mükellefiyet süresi, aktif ve öz sermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, çalışan sayısı, vergisel yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği gibi hususlar dikkate alınarak, mükelleflerin vergisel uyum seviyelerine yönelik analiz ve değerlendirme çalışmaları yapılacak. Bunun sonucunda sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilen mükellefler mercek altına alınacak.
Bakanlığa bağlı ilgili birimlerin re’sen ya da ihbar, şikayet, diğer kurum ve kuruluşlar veya vergi daireleri tarafından yapılan bildirimler üzerine yapacağı çalışmalarla belirlenenlere ilişkin bilgiler, mükellefiyet terkin işlemlerine başlanılması amacıyla Başkanlık aracılığıyla ilgili vergi dairesi başkanlığına aktarılacak.
Komşuya ve muhtara da sorulacak
Ardından da söz konusu mükellefler vergi incelemesine sevk edilecek ve bunlar nezdinde bilinen iş yeri adresinde yoklama yapılacak. Yoklamada ilgili kişinin ya da temsilcisinin bulunamaması halinde, ikinci yoklama gerçekleştirilecek. Bu yoklamada sırasında iş yerinin faal olup olmadığına, makine, teçhizat ve demirbaş bulunup bulunmadığına, çalışan sayısı gibi unsurlara da bakılacak. İhtiyaç duyulması halinde, mükellefin iş yeri çevresindeki esnaf, komşu, muhtar gibi kişilerin ifadelerine başvurulacak.
Bakanlık ilgili birimleri tarafından yapılan analiz sonuçları ile yoklama neticesinde tespit edilen hususlar, mükellefin bağlı olduğu vergi dairesi nezdinde oluşturulan bir komisyon tarafından değerlendirilecek. Komisyon, beyannameler, tahakkuk, tahsilat ve vergi borcu, alım-satım ilişkisi içinde olunan mükellefler, kira sözleşmesi gibi tüm belge ve bilgileri dikkate alınarak mükellefin, bir faaliyetinin bulunup bulunmadığını değerlendirecek.
Komisyon tarafından mükellefin sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğuna ve mükellefiyetin terkin edilmesi gerektiğine kanaat getirilmesi halinde, vergi dairesi başkanının onayını takiben, onay tarihi itibarıyla mükellefiyet kaydı re’sen terkin edilecek ve bu durum mükellefe tebliğ edilecek.
Vergi dairesi başkanının ya da defterdarın onay vermemesi durumunda, herhangi bir işlem yapılmayacak.
Vergi borcundan mahsup edilebilecek
Mükellefiyet, bir ay içinde, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde düzenlenen belgelerde yer alan toplam tutarın yüzde 10’u tutarında teminat verilmesi ve tüm vergi borçlarının ödenmesi şartıyla yeniden tesis edilecek.
Kendisinden teminat alınmış olan mükelleflerin, teminatın alındığı tarihten sonra tahakkuk eden ve süresinde ödenmeyen vergi borçlarının tutarının, alınan teminat tutarının yüzde 10’unu aşması halinde, teminat paraya çevirilerek mükelleflerin vergi borçlarına mahsup edilecek.
Elektronik belge düzenleme zorunluluğu
Teminat alınarak mükellefiyeti yeniden oluşturulanların düzenlemek zorunda oldukları fatura veya fatura yerine geçen belgelerden Bakanlıkça belirlenenlerinin, elektronik belge olarak düzenlenmesi zorunlu olacak. Buna göre, söz konusu belgeler, mükellefiyetin yeniden oluşturulduğu tarihi izleyen 15’inci günden itibaren elektronik belge olarak düzenlenmeye başlanacak.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Levhalarının Yazdırılması

Vergi Usul Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, gelir vergisi mükellefleri ile sermaye şirketleri, her yıl Mayıs ayının son gününe kadar vergi tarhına esas olan kazanç tutarları ile bunlara isabet eden vergi miktarlarını gösteren levhayı almak zorundadırlar.

Bu düzenlene gereği, vergi levhalarının Mayıs ayı sonuna (bu tarih tatil olduğundan 1 Haziran akşamına) kadar alınması unutulmamalıdır.

Elektronik ortamda alınan vergi levhalarının vergi dairesine veya meslek mensuplarına onaylattırılmasına gerek yoktur. İnternet vergi dairesinden çıktı olarak alınması ve istendiğinde ibraz edilmek üzere işyerlerinde bulundurulması yeterlidir.

Vergi levhası almak ve bulundurmak zorunda olanların, yapılan denetimlerde bulundurma zorunluluğuna uymadığının tespit edilmesi halinde, her bir tespit için Vergi Usul Kanunu’nun 353. maddesinin (4) numaralı bendine istinaden özel usulsüzlük cezası kesilmektedir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

e-Defter ve Berat Dosyalarını Dijital Ortamda Saklama Zorunluluğu

Teknoloji, özellikle 21. yüzyılda tüm yönleriyle iş hayatına entegre olmuş durumda. Her sektörde olduğu gibi muhasebe sektörüne de çeşitlilik katıyor. Yasal defterler gibi önceleri el ile hazırlanan   belgeler,  şu   anda  otomatik  ve   gerçek   zamanlı  olarak   oluşturuluyor. Günümüzün hızla gelişen teknolojisi meslek mensuplarının iş yapış şekillerine yön verdiği gibi İdarenin de kontrol ve takip mekanizmasına yön veriyor. Bu bağlamda muhasebe sektöründe düzenleyici gelişmeler oldukça adından daha sık bahsettiğimiz e-defter uygulaması aslında GİB tarafından yasal düzenlemeler yapılan ilk e-dönüşüm uygulamalarından biridir.

Uygulama, 13 Aralık 2011 tarih ve 28141 Sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanan 1 Sıra No’lu Elektronik Defter Genel Tebliği ile ilk kez yasal zeminine kavuşmuştu. 2011 yılından bu yana e-Defter konusunda teknik ve yasal düzenlemelerle ilgili 90’dan fazla duyuru yayımlandı ancak 10.10.2019 tarihinde Resmi Gazete ‘de yayımlanan 3 sıra numaralı Elektronik Defter Genel Tebliği Sıra No:1 de değişiklik yapılmasına dair Tebliğ yayımlanana kadar e-Defter verilerinin dijital ortamda saklanması konusunda bir zorunluluk bulunmuyordu.

Yeni düzenleme ile neler zorunlu hale geldi?

01.01.2020 tarihinden itibaren e-Defter uygulamasına dâhil olan mükelleflerin oluşturacakları e-Defter ve berat dosyalarının kendilerine ait bilgi işlem sistemlerinde muhafaza edilmesi mecburi tutulmuştur. Üçüncü kişiler nezdinde ya da yurt dışında muhafaza işlemi, muhafaza ve ibraz sorumluluğunu ortadan kaldırmamakta olup Başkanlık ve Genel Müdürlük açısından herhangi bir hüküm ifade etmemektedir. Muhafaza yükümlülüğünün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının geçerli olduğu yerlerde yerine getirilmesi zorunludur.

Diğer taraftan e-Defter ve berat dosyalarının, şirketlerin kendi bilgi işlem merkezlerinde muhafaza etmelerine ek olarak e-Defter dosyaları ile bunlara ilişkin berat dosyalarının ikincil kopyalarının, gizliliği ve güvenliği sağlanacak şekilde e-Defter saklama hizmeti yönünden teknik yeterliliğe sahip ve Başkanlıktan bu hususta izin alan özel entegratörlerin bilgi işlem sistemlerinde ya da Başkanlığın bilgi işlem sistemlerinde 01.01.2020 tarihinden itibaren asgari 10 yıl süre ile muhafaza edilmesi zorunlu kılınmıştır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Koronavirüs’ün Vergi Faturası

Bugün ülke olarak en önemli sorunumuz. Covid-19 salgın sonrası ekonomik ve sosyal yaşamla ilişkin bir öngörü ve programın eksikliğidir. Bu konuda en kısa zamanda bir önlem alınmaz ise oluşan kayıplar vatandaşa salgın sonrası “Yüksek Vergi Faturası” olarak ödettirilir. Covid-19 salgını; ülkemizdeki gelir dağılımındaki adaletsizliğin, eğitimdeki eşitsizliğin had safhada olduğunu bir daha bizlerin gözleri önüne sermiştir. Bu nedenle sorunun çözümü için toplumun tüm kesimlerinin üzerinde mutabık kaldığı bir toplumsal uzlaşmanın sağlanması gerekir.

Krizden borçlanarak çıkamayız

Adı konulmasa da Covid-19 salgını dünya ile birlikte ülkemizde de başta finansal piyasalar olmak üzere mal ve hizmet piyasalarında ciddi bir durgunluk yaşanmasına neden olmuş ve olmaya devam etmektedir. Açıklanan ekonomik tedbirlerin en önemli kısmı kredi desteği ve vergi ötelemesi şeklindedir. Her geçen gün etkisi derinleşen Covid-19 salgınından etkilenecek sektörlerin finansman yapılandırmaları ve personel yönetimi için yeniden bir strateji belirlenmesi zorunluluk olmuştur. Bu durum özellikle turizm sektöründe sipariş ve rezervasyon iptallerinin yanında tekstil ve hazır giyim ihracatçılarının da yaşadığı en önemli sorundur. Ertelenen kredi ve vergi yükünün nasıl telafi edileceği konusunda bir çalışma grubu oluşturularak COVID-19’un sektörel etkilerinin tespiti ve çözüm önerisi yol haritası belirlenmelidir.

Bizler istesek de istemesek de bu yeni sisteme uyum sağlamak için bir geçiş dönemi olacaktır

Dünyadaki değişime paralel olarak ülkemizin değişen toplumsal yapısı insanımızın daha iyi yaşama isteği, sosyal yaşam tarzı geleneksel tüketim ihtiyaçlarımızı da değiştirdi. Yeni ve farklı olan birçok şey yaşamımızın bir parçası olduğu günümüzde salgın sonrasında birçok şirket, kendisini ekonomik alışkanlıkları değişmiş yeni bir piyasanın içerisinde bulacak. Salgın süresince teknolojinin ekonomik ve sosyal yaşama bulaşımına bağlı olarak değişen ihtiyaçlar ve önceliklerin ekonomi piyasalarına etkisi karşısında şirketlerin ve çalışanlarının buna tepkisi ve sonuçlarının ne olacağı öngörülememektedir. Covid-19 salgını ile birlikte, toplumun tüm kesimlerini etkileyen yeni çalışma sistemleri ortaya çıktı. Bu sürece uyum, çalışma hayatını ve çalışanları önemli bir şekilde etkiledi. Çalışanlarda ve çalışma hayatında yaşanan bu sürecin insan yönetimi açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

2020 Bütçesinin Revize Edilmesi Gerekiyor

Bu kriz geçmişte yaşanan krizlerin aksine hem finansal hem de reel sektörün krizi birlikte yaşamasına yol açmıştır. Dünya ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak 2018 yılında başlayan ve 2019 yılında da devam eden ekonomik daralmanın yaratmış olduğu kriz ortamından çıkış için uygulanan vergi ve faiz indirimlerinin uygulanma süresinin sona erdiği bir dönemde böyle bir sürecin yaşanması doğal olarak Türkiye ekonomisini daha derinden etkileyecektir.

Mart ayı verileri/Nisan ayı verileri karşılaştırılmasında krizin etkilerinin her geçen gün derinleştiğinin görüldüğü bu dönemde;

Üretim-İhracat
İşsizlik-Sosyal güvenlik
Enflasyon
Kamu bankalarının görev zararı
Dış borç ödemeleri/Döviz kuru/Likidite
Yabancı sermeye çıkışı
Öncelikli olmayan yatırımlar
Temsil ağırlama bütçeleri
Kayıt dışı kazanç
Gümrük tedbirleri
Hep birlikte değerlendirildiğinde 2020 Yılı Mali Bütçesinin revize edilmesi gerekmektedir. Kamunun finansmanında ve cari açığın finansmanında yeni bir kaynak sağlanamazsa bu açıklar vergi gelirlerinin artırılması ve yatırımların durdurulması ile kapatılmaya çalışılacak o zamanda piyasalarda yaşanan durgunluğun ve işsizliğin artması kaçınılmaz olacaktır. Yıl sonuna kadar şirketlerin hayatta kalmasını sağlamak ve muhtemel oluşacak zararları önlemek için hızlı ve pratik çözümlerin uygulamaya konulması esastır.

Bu şartlar altında yapılması gereken yeni bir ekonomik programın hemen devreye sokulması buna bağlı olarak kriz öncesi ekonomik verileri doğrultusunda hazırlanan 2020 bütçesinin revize edilerek yeni bir Kriz Bütçesi hazırlanmasıdır. Kriz Bütçesi ile halkın güveninin sağlanacağı, üretimi ve talebi artırmaya yönelik düzenlemeler ile;

Kriz dönemi için vergi politikasının belirlenmesi,
Kaynak dağılımın verimli kullanılması,
İşsizliği asgari düzeye indirmek için istihdamın teşviklerinin olumlu kullanılması,
Bölgesel eşitsizliklerde dikkate alınarak gelir dağılımında eşitsizliğin giderilmesi,
Dış ticaret açığını en alt seviyede olması yönünde ihracatı teşvik edilmesi,
Salgın sonrası oluşan piyasada kayıt dışı başta olmak üzere haksız rekabetin oluşmamasına yönelik düzenlemelerin alınması gerekir.
Yeni Vergileri Piyasa Taşıyamaz

21 Nisan 2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan ithalat rejimi kararları ile beş bine yakın birçok ürüne ortalama yaklaşık yüzde kırka varan ilave gümrük vergisi konuldu. Bu vergiler umarım fiyat artışlarına neden olmaz. Bu ve buna benzer yapılacak vergi zamları ekonomik olarak iş dünyası acısından bütün öngörülerini, hedeflerini, plan ve programlarını altüst edecek bunun doğal sonucu olarak da devlet bütçesindeki olumsuzlukların giderilmesi için getirilen ek yüklere sanayici ve vatandaş katlanacaktır.

Tekstil ve hazır giyim sektöründe yapılan bir araştırmada,

Her 10 şirketten 3’ünün satışlarda %60 veya daha fazla bir düşüş yaşadığı,
Her 10 şirketten 7’sinin ciddi mali zorluk çektiği,
Her 10 şirketten 8’inin işgücünü azaltmaya gittiği,
Dikkate alındığında olayın vahameti daha da iyi anlaşılmaktadır

Vergi Öteleme Değil Vergi Almaktan Vazgeçilmeli

Geçici vergi 2020 yılında alınmamalı,
Genel KDV oranı yasada yer alan %10’a çekilmeli (3065 sayılı kanun madde 28. Katma değer vergisi oranı, vergiye tabi her bir işlem için % 10’dur.)
Asgari ücret vergi dışı bırakılmalı,
Gelir ve Kurumlar Vergisi oranları düşürülmeli,
İhracata vergi teşviki sağlanmalı,
Sanayiciye enerji teşviki sağlanmalı,
Tarımsal destekler artırılmalı,
Dünya Petrol fiyatlarına paralel olarak akaryakıtta indirim sağlanmalıdır.
Artan İşsizlik Sosyal Yaşamda Patlamalara Yol Açabilir

Covid-19 salgını nedeniyle “Kısa Çalışma Ödeneği” için başvuruda bulunan kişi sayısı 3 milyon 195 bin kişi. Üç ay sonra bu kişilerin hepsi işsiz kadrosunda yer alacaktır. Mevcut işsiz 4 milyon 470 bin kişi ile birlikte bu sayı 8 milyona ulaşmış olacaktır. Bu sayıya Ücretsiz izin ödeneği için başvuranlarda eklendiğinde işsiz sayısının on milyonu bulması ile karşı karşıya kalabiliriz.

Asgari ücret vergi dışı bırakılmalı.
5510 sayılı kanunla sağlanan Sigorta Primi Teşviki +5 puan artırılmalı.
İşini kaybeden işçilere güvence vermek için işverenlere eski işçisini tekrar işe alma teşviki verilmelidir.
Yaşanan bu kriz basit bir kriz değildir. (Berat Albayrak, Covid-19 salgının ekonomiye etkisi “Bıraktığı hasar 1929 buhranından da büyük olacak”) Kapitalist sistemin gereği her kriz döneminde olduğu gibi bu kriz döneminde de sermaye önemli ölçüde el değiştirecek. Sermayeye yön veren aktörlerin değiştiği bu dönemde bu durumun ilerleyen günlerde dünya ekonomisine ve siyasetine farklı bir şekilde yansıyacaktır. Yeni yapılanmayı çok iyi bilmek ve tahmin etmek gerekir. Aksi takdirde yanlış ve öngörülemeyen politikalar nedeniyle, krizden çıkmak için vatandaşlar olarak yüksek oranlarda ek vergiler ödemek zorunda kalırız.

Bu nedenle çok hızlı bir şekilde hükümet tarafından yeni bir ekonomi planı devreye sokulmalıdır. Bunun dışında Türkiye, yapay ve kısır siyası çekişmelerden bir an önce kurtulmalı ve gündemde ekonomi yeniden ilk sırada yer almalıdır. Bu sürecin başlatılması için hükümetin daha uzlaşmacı ve gerçekçi bir davranış içinde olması ve muhalefetteki siyasi partilerin de hükümete destek olmaları gerekmektedir.

Bunu başaramaz isek önümüzdeki günlerde ülke ekonomisinde sıcak yaz aylarında soğuk duş almamız kaçınılmaz olabilir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Geçici Vergi Alınmalı Mı?

Bilindiği gibi 18 Mayıs akşamına kadar ticari ve mesleki kazançları dolayısıyla mükellef olan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri geçici vergi beyanında bulunmak ve çıkan vergiyi ödemek zorundadırlar. Öte yandan ticari ve serbest meslek kazançları dolayısıyla mükellef olan gelir vergisi mükellefleri ile bazı sektörlerdeki kurumlar vergisi mükellefleri 30.6.2020 tarihine kadar mücbir sebep içerisinde kabul edilmişler ve bazı beyannameleri verme ve vergi ödeme mükellefiyetleri ertelenmiştir. Ancak mali idare şu ana kadar geçici vergi ile ilgili bir açıklama yapmamıştır.

Geçtiğimiz günlerde bu konuya değinmiştim. Hatta yazımın sonunda; “Nasıl olsa zaman var” diyerek bu açıklamaları geciktirmenin, mükellefleri belirsizlikler içerisinde tutmak suretiyle mükellef haklarını ihlal ettiği ve hukuk devletine yaraşmadığı unutulmamalıdır.” demiştim. Ancak bu yazıyı kaleme alana kadar mali idareden, ne erteleneceği ne de ertelenmeyeceği yönünde bir ses çıkmadı. Bildiğim kadarı ile ticari kesimin temsilcisi TOBB ile beyannameleri imzalayarak verecek meslek mesuplarının temsilcisi TÜRMOB’un bu konudaki başvuruları da beklemede.

Aslında bu konuda çözüm açıktır. Geçici vergiyi düzenleyen Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120. maddesine göre geçici verginin altışar aylık dönemler halinde (yılda iki defa) ödenmesi gerekmektedir. Geçmişte Bakanlar Kurulu Kararı ile üçer aylık dönemler kabul edilmiştir. Şu anda yetki Cumhurbaşkanı’ndadır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu yetkisini kullanarak söz konusu Kararnameyi – geçici süre ile de olsa – yürürlükten kaldırırsa kanun hükmü devreye girer ve 1. çeyrek için geçici vergi beyannamesi verilmesine gerek kalmaz.

Peki, bu yetki kullanılmazsa veya mali idare bir açıklama yapmazsa geçici vergi beyannamesi vermek gerekir mi? Bu sorunun da cevabı vardır. Bence gerekmez. Bunun gerekçesi mücbir sebep halidir. Zaten Gelir İdaresi Başkanlığı 2006 yılında kuş gribi dolayısıyla illere Bakan (rahmetli Kemal Unakıtan) imzası ile gönderdiği B.07.1. GİB.0.28/2810-13-986 sayılı yazıda “Beyanname verme süresi mücbir sebep halinin başladığı ve bittiği tarihler arasına rastlayan 2005 yılı dördüncü geçici vergi dönemine ilişkin beyannamesinin verilmesine gerek bulunmamaktadır” demiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı, her halde ilke bazındaki bu yorumuna yine sahip çıkacaktır.

Ancak tabii ki benim bu açıklamalarım, kişisel görüşlerim olup, mükellefler hukuki güvenlik ilkesi gereği net bir idari görüş veya açıklama beklemektedirler.

Bu noktada üzerinde durulması gereken bir diğer husus da, pandemi süreci dolayısıyla uygulanmakta olan özel mevzuat uyarınca ortaya çıkan sorunların da çözümlenmesi gereğidir.

Oraya çıkan ilk sorun; geçici vergi beyannamesinin verilecek olması halinde, 1.1.2020 ilâ 31.3.2020 itibariyle dönem mali kazancının saptanmasında şüpheli alacak karşılığının nasıl ayrılacağıdır. Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesi; ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla, dava veya icra safhasında bulunan tahsil edilememiş alacakların şüpheli alacak olarak kabul edilebileceğini ve bu alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceğini kabul etmiştir.

Ancak bilindiği gibi pandemi tedbirleri kapsamında dava açma ve icra hukukuna ilişkin pek çok süre ile yeni icra takibi alınması 15.6.2020 sonuna kadar durdurulmuştur. Dolayısıyla mükelleflerin tahsili şüpheli hale gelmiş veya olanaksızlaşmış alacaklarını dava veya icra yoluna taşıma yolları kapalıdır.

Bu durumda alacağını dava veya icra aşamasına taşıyamayan tacirin, şüpheli alacak karşılığını nasıl ayıracağı konsunun da açıklığa kavuşması gerekmektedir.

Öte yandan kurumlar vergisi beyanname verme süresinin sonunun 30 Haziran olarak belirlenmesi dolayısıyla 2019 mali zararı geçici vergi beyanname tarihinde kesinleşmemiş (daha doğrusu idare nezdinde resmiyete geçmemiş) olacaktır. Önceki yıl mali zararı olarak geçici vergi beyannamesinde mahsup edilecek zarar, bu durumda afaki olacaktır. Mali İdare, geçici vergi beyannamelerini alacak olması halinde bu sorunu da çözmek zorundadır.

518 sayılı VUK Genel Tebliği ile ticari ve mesleki kazanç dolayısıyla gelir vergisi mükellefi olanlar mücbir sebep içerisinde kabul edilmişler ve mart ayına ilişkin KDV beyannamelerini verme süresi 27 Temmuz’a kadar ertelenmiştir. Öte yandan bu mükelleflerin ilgili aya ilişkin KDV beyannamesini vermeleri gereken tarihe kadar defter-beyan sistemi içerisinde aylık gelir-gider kayıtlarını yapma hakları vardır. Dolayısıyla bu mükellefler mart ayına ilişkin gelir-gider kayıtlarını oluşturmamışlardır. Defter- beyan sistemi içerisinde mart ayı gelir-gider kayıtları olmadan geçici vergi beyannamesinin verilmesi de mümkün değildir. Bu durumda, eğer illa beyanname verilecekse, ilk iki ayın gelir-gider kayıtları üzerinden verilebilmesi gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Mali idarenin geçici vergi beyannamelerini süresinde alması gerekiyorsa, bu soruna da bir çözüm getirmesi gerekmektedir.

Burada sayılabilecek başkaca sorunlar da muhakkakki vardır.

Bu durumda geçici vergi beyannameleri süresinde alınacaksa, bütün bu sorunları da açıklığa kavuşturan bir genel tebliğ ihtiyacı ortaya çıkacaktır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Mükellefi Savunucuları