fbpx

    İhale Hacizlerinde Personel Ücretlerinin Haciz Edilememesi

    Vergi borcundan kaynaklanan müteahhitlerin ihale merciileri nezdindeki teminat ve hak edişleri üzerine tatbik edilen hacizler sırasında personel ücretlerinin haciz edilemeyeceği

    Piyasada kamu kurum ve kuruluşlarına iş yapan pek çok müteahhitler istihkak alımı sırasında bağlı oldukları vergi dairelerine borcu yoktur kağıdı veya başka bir deyimle “ilişiksiz belgesi” sunmaktadırlar.  Bu ilişiksiz belgesi sunulması işlemi müteahhidin bağlı olduğu vergi dairesi  ile ihale makamı saymanlığı arasında Internet ortamında veya faks ile ilişki kurmaktadır.  Böylece bu muhaberat sonucunda müteahhidin borcu olması halinde bu borç otomatik olarak istihkaktan kesilmektedir.    Başka bir ifade ile, istihkak sahibi olan müteahhidin  hak edişinden vergi borcu mahsup edilerek kalan kısım var ise müteahhide ödenmektedir. 

    Uygulamada bu durum müteahhitler bakımından önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. İstihkaktan vergi borcunun kesilmesi müteahhit açısından   bir prestij kaybı ve onur meselesi olarak değerlendirilmektedir.  Önemli olan en doğru uygulama ise istihkak ödemesi yapılmazdan önce müteahhidin vergi dairesine olan borçlarını  ödeyip, borcu sıfırlanarak ve temiz kağıdı alınarak ihale makamlarından istihkaklarını net ve kesintisiz bir şekilde ödenmesinin sağlanmasıdır.  Ancak çoğu zaman bu uygulama müteahhitlerin nakit sıkıntısı çekmeleri dolayısıyla istihkaktan vergi borçlarının tamamı kesilebilmektedir.  Üste bir şey kaldığı takdirde müteahhide bu mütebaki kısım ödenmektedir. Bazı hallerde ise, borç istihkaktan fazla olabilmekte ve geriye müteahhide ödenecek bir şey kalmamaktadır.

    Asıl konumuza gelecek olursak, uygulamada ihale makamları nezdindeki teminat ve istihkaklar üzerine yürütülen vergi hacizleri ile iş yerinde bulunan tesisat, malzeme, ham, yarı işlenmiş ve tam işlenmiş mallar ve başka kıymetler üzerinde yapılan hacizlerin işçi ücretlerinin içerip, içermediği konusunda bir kısım tereddütler ortaya çıkmış olup, bu konu hakkında Maliye Bakanlığı’ndan  görüş belirtmesi bazı müteahhidler tarafından   istenilmiştir.

    Bilindiği gibi 6183 sayılı AATUHK’nun 54. ve müteakip maddelerinde  amme alacağının cebren  takip ve tahsil esasları hükme bağlanmış, amme borçlusunun borcuna  yetecek miktardaki  malların haczedilerek  paraya çevrilmesi, bu esaslardan biri olarak düzenlenmiştir. 

    Öte yandan, 6183 sayılı kanunun 70. maddesinde de özel yasalarında haczi olanaksız olan malların haczedilmeyeceği hükme bağlanmıştır.  Müteahhitlik veya öteki iş kollarında faaliyet sürdüren mükelleflerin ödenmemiş olan kamu borcu dolayısıyla ihale makamları nezdindeki   teminat ve istihkakları üzerine konulan hacizlerin personel ücretlerini  kapsayıp/kapsamayacağı konusu Maliye Bakanlığı tarafından bir iç genelge ile 2005 yılında çözüme kavuşturulmuştur(1).  Buna göre, 4857 sayılı iş yasasının 32. maddesinde ücretin tarifi konusundaki bilgilere yer verilerek ücret ve ücretin ödenmesi açıklanmıştır.  Yine 4857 sayılı yasanın 36. maddesinde de kamu makamlarının ve asıl işverenlerin hak edişlerinden ücret kesme mükellefiyetine yer verilmiştir.   

    Bir işverenin üçüncü kişiye karşı olan  borçlarından ötürü işyerinde bulunan tesisat, malzeme, ham, yarı işlenmiş ve tam işlenmiş mallar ve başka değerler üzerinde yapılacak icra ve haciz takibi, bu işyerinde çalışan personelin icra kararının alındığı tarihten evvelki üç aylık dönem içindeki  ücret (maaş)  alacaklarını karşılayacak bölüm ayrıldıktan sonra kalan kısım üzerinde hüküm ifade eder hükmü gereği istihkakların tamamı vergi borcu dolayısıyla haciz edilmeyecektir.

    Özetle, gerek müteahhitlik sektöründe ve gerekse öteki iş kollarında faaliyette bulunan  kişilerin ödenmemiş  amme borçları dolayısıyla  ihale makamları nezdindeki teminat ve istihkakları üzerine tatbik edilen hacizler nedeniyle  yapılacak kesintilerin, işçilerin her hak ediş dönemi için olan ücret alacaklarının üç aylık tutarı hariç bırakılarak uygulanması gerekmektedir. Hak ediş dönemlerinin aylık olması halinde ise haciz dışı bırakılacak işçi ücretlerinin ilgili aya ait işçi ücretleri olduğu tabiidir.

    Öte yandan, haciz tatbik edilebilecek hak ediş tutarının belirlenmesinde esas alınması gereken  ücret kavramından, kesintiler yapıldıktan sonra işçinin eline geçen net ücret tutarının anlaşılması gerekmekte olup bu şekilde tespit edilen ücret tutarları dışında ise hak edişlerin haczini engelleyecek bir unsur bulunmamaktadır.

    4857 sayılı kanunun 36. maddesinin 4. fıkrasında “Bir işverenin üçüncü kişiye karşı olan borçlarından dolayı işyerinde bulunan tesisat, malzeme, ham, yarı işlenmiş ve tam işlenmiş  mallar ve başka kıymetler üzerinde yapılacak haciz ve icra takibi, bu  işyerinde çalışan işçilerin icra kararının alındığı tarihten  önceki üç aylık dönem içindeki ücret alacaklarını karşılayacak kısım ayrıldıktan sonra, kalan kısım üzerinde hüküm ifade eder, hükmü yer almaktadır.

    6183 sayılı kanun gereğince yapılacak takiplerde, söz konusu hüküm, haciz varakasının imzalandığı tarih esas alınarak işçilerin bu tarihten önceki üç aylık net ücret alacaklarının  ödenmediğinin iddia edilmesi ve bu yönde tespitin bulunması halinde, ücret alacaklarını karşılayacak kısım ayrıldıktan sonra, kalan kısım üzerinde icrai takibat yapılmak suretiyle   uygulanacaktır.

    Ayrıca,  4734 sayılı  Kamu İhale Kanunun 34. maddesinde teminat olarak kabul edilecek değerler sayılmış ve maddenin son fıkrasında “Her ne suretle olursa olsun, idarece alınan teminatlar haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.” Hükmüne yer verilmiştir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Borcu Olanların Banka Hesaplarında Para Bulundurma Riski ve E-Haciz

    Gelir İdaresi Başkanlığı vergi borcu bulunan mükelleflerin Türkiye genelinde gerek kamu gerekse banka hesaplarına e-haciz uyguluyor.

    Uygulanan e-haciz sürekli ve kalıcı bir e-haciz şeklini almaktadır. Hiçbir vergi haczi sonsuza kadar devam etmez. Haciz edilen menkul veya gayrimenkuller bir şekilde tasfiye olunur. Tasfiye ve satış işlemlerinin yasada kayıtlı belirlenmiş süreleri dahilinde bu işlemler sonuçlandırılır. Sürekli e-haciz mükellefler üzerinde olumsuz etki ve sonuçlar doğurmaktadır. Kalıcı vergi hacizleri işkenceye dönüşerek, mükelleflerin üretim, yatırım ve gelecek ile ilgili ticari kararları üzerinde olumsuz psikolojik etkiler de yaratabilmektedir. Buna göre, vergi borcu olan mükelleflere bankalar hiçbir şekilde kredi vermemektedir. Üstelik bu gibi mükellefleri bankalar riskli görmektedir.

    amme borçlusu mükelleflerin vergi borçlarını vadesinde ödememeleri halinde banka mevduatlarına e-haciz uygulanmaktadır. Uygulamada birçok vergi dairesi e-haciz işlemlerini hatalı uygulayarak mükellefleri maddi ve manevi yönden mağdur etmektedirler. E-haczin kaldırılması sırasında mükellefler pek çok müşgül durum yaşamaktadırlar. Aşağıda yanlış uygulanan e-haciz uygulamaları özetlenmektedir.

    e-haciz konusunda mükelleflerin ve vatandaşların bilmesi gereken önemli noktalar.

    1) Amme borçlusu mükellefin haczi kabil olmayan bir kısım menkul, mevduat vs hesaplarına e-haciz uygulanmaktadır. E-haciz yapılabilmesi için usulüne uygun ödeme emri tebliği ve ödeme emrinin kesinleşmesi şarttır.

    2) Sıfır bakiyeli hesaplara e-haciz uygulanamaz. Uygulansa dahi hemen aynı gün içinde bu e-haczin iptal edilmesi zorunludur. Emekli maaşlarına kesinlikle e-haciz uygulanamaz.

    3) Sonsuza kadar e-haciz sürdürülemez. E-haciz sadece ve sadece bir gün geçerlidir. Ertesi gün hesapların aktif hale gelmesi veya getirilmesi zorunludur.

    4) Emekli maaşlarına veya emekli maaş hesaplarına veya emekli maaş gölge hesaplarına e-haciz uygulanamaz. Uygulansa dahi hemen kaldırılmalıdır.

    5) Çiftçilerin veya diğer amme borçlusu kimselerin devlet destekleri hesaplarına e-haciz uygulanamaz. Bu kapsamda AGİ ödemeleri, BES hesaplarına e-haciz yürütülemez.

    6) Şirket borcu nedeniyle, şirket ortağının bireysel mevduat hesabına şirket borcu kaynaklı e-haciz uygulanamaz.

    7) Sonsuza kadar devam eden ve kalıcı bir şekilde mevduat hesaplarına e-haciz yürütülemez. E-haciz konduğu an mevduat müsaitse o kadarlık miktar tahsil edilir. Ve akabinde hemen hesap aktifleştirilir. E-haciz, mevduattaki para kadar kısmı bloke edilir. Ertesi gün haciz kaldırılır. Bloke edilen tutar vergi dairesine havale edilir. Yine aynı gün hesap mükellefçe serbestçe kullanılır. E-haciz kalktıktan sonra hesaba gelen havalelere artık e-haciz uygulanamaz. E-haciz uygulanabilmesi için ikinci bir e-haczin tatbikine gereksinim olacaktır. İkinci bir e-haciz emri gelmeden gelen bütün havaleler mükelleflerce serbestçe kullanılabilir.

    8) Nafakalar hiçbir şekil ve surette haczedilemez.

    9) Emekli maaşları haczedilemez.

    10) Ücret veya maaş hacizlerinde ¼ kuralı uygulanmalıdır. Aksi takdirde e-haciz geçersizdir.*

    11) E-haciz tatbikinde 6183 sayılı yasanın 70. Maddesine dikkat edilmelidir. Bu madde hükmünde haczedilmeyecek mallar, menkuller, vs kalemler 13 bent halinde tek tek sayılmıştır.

    12) Mükellefin vergi dairesinden alacağı var ise ve bu alacak hukuken ortaya çıkmış ise bu mükellefler hakkında hiçbir şekilde e-haciz uygulanamaz. Başka bir deyimle mahsup talebi olan mükellefleri bu konuda bütün evraklarını vergi dairesine eksiksiz olarak sunmaları halinde düzeltme işlemi yapılacağından dolayı bu gibi mükelleflere de e-haciz yapılamaz. Vergi dairesi tarafından bu mükellefler ayrı bir listede takip edilerek e-haciz yollanmayacak mükellefler kategorisine konulmalıdır.

    13) 6183 sayılı 71. Maddesinde kısmen haczedilecek gelirler belirtilmiştir. Buna göre asgari ücreti aşmayan aylık gelirlerin 1/10’undan fazlası haczedilemez.

    14) Bireysel emeklilik birikimleri, katkı payları vs hesaplara hiçbir şekilde haczedilemez. Aynı şekilde agi yardımları, bu konuda asgari ücret ile ilgili devlet tarafından yapılan katkılar, çiftçilere yapılan muhtelif destek ödemeleri, sübvansiyonlar haczedilemez.

    15) Dul, emekli, şehit, engelli maaşları, vs ödentiler haczedilemez.

    16) Henüz yetişmemiş mahsullerin haczi mümkün değildir. Alivre sözleşmesi kapsamında çiftçiye emanet verilen ürünler hakkında çiftçinin borcu nedeniyle henüz yetişmemiş ürünlere haciz tatbik edilemez.

    17) Ortak hesaplara ancak borçlu kişinin payı kadar e-haciz yapılabilir. Kalan kısım için haciz söz konusu değildir.

    18) Avukatların müvekkilleri ile ilgili emanet paraları için açtıkları hesaplar üzerine e-haciz uygulanamaz.

    19) Vekaletname ile yürütülen bir çok hizmetlerde vekil tarafından asıl mükellef adına açılan hesaplara vekilin borcu nedeni ile e-haciz yürütülemez.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergide Neler Olacak?

    Ülkemizde yakın bir dönem içerisinde iki önemli belge yayımlanmıştır. Bunlardan ilki Temmuz ayında yayımlanan “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023)” diğeri ise Eylül ayı sonunda yayımlanan “Yeni Ekonomi Programı (2020-2022)”dır(1). Kalkınma planı önümüzdeki beş yıllık dönemde uygulanacak en üst politikaların belirlendiği bir belgedir. Yeni Ekonomi Programı -bir başka ifadeyle Orta Vadeli Program- ise merkezi yönetim bütçesinin hazırlanma sürecini başlatan bir başka önemli belgedir. Bu Program bilindiği üzere geçtiğimiz yıl da yine aynı adla, yeni ekonomi programı olarak yayımlanmıştı.

    Bu çalışmada sözü edilen iki önemli belgede kamu maliyesi içerisinde yer verilen “vergiyle ilgili politika ve tedbirler ile hedefler” üzerinde durulmuştur. Amaç, yapılacağı belirtilen vergi reformunda yer verilen temel hedeflerin belirtilmesi, vergi sisteminde hangi alanlarda düzenlemeler yapılacağının ortaya konulmasıdır. Bu amaçla çalışmada önce Kalkınma Planında daha sonra ise Yeni Ekonomi Programında yer verilen politika ve tedbirler ile hedefler belirtilerek değerlendirmelerde bulunulmuştur.

    A- ON BİRİNCİ KALKINMA PLANI VE VERGİ POLİTİKALARI

    On Birinci Kalkınma Planının maliye politikasıyla ilgili bölümünde, kamu maliyesine ilişkin temel çerçeve belirtildikten sonra kamu harcamaları ile vergisel alanda uygulanacak politika ve tedbirler ve kamu maliyesine ilişkin hedeflere yer verilmiştir. Planda belirtilen söz konusu hususlardan vergisel alandaki düzenlemeler aşağıda belirtilmiştir.

    A- Teşvik, destek ve sosyal yardım uygulamaları gözden geçirilerek etkin olmayan uygulamalar kaldırılacak, Plan öncelikleri çerçevesinde yapısal düzenlemeler yapılacaktır.

    – Vergisel teşvikler tüm iktisadi ve sosyal etkileriyle birlikte değerlendirilecek,

    vergi harcaması nitelikli düzenlemeler gözden geçirilerek etkin olmayanlar kademeli olarak kaldırılacaktır.

    B– Vergilemede gönüllü uyum, öngörülebilirlik ve şeffaflık artırılacak, vergileme hizmetleri etkinleştirilecektir.

    – İhtiyaç duyulan vergi istatistiklerinin belirlenmesi ve karşılanmasına yönelik etkin bir mekanizma kurulacak, daha detaylı ve açıklayıcı vergi istatistikleri düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılacaktır.

    – Gelir idaresinin kurumsal kapasitesi artırılarak kayıt dışıyla mücadele sürdürülecektir.

    – “Vergi Veri Analiz Merkezi” kurulmasına yönelik çalışmalar tamamlanacaktır.

    – Mükellef hizmetleri merkezinin etkinleştirilmesi, uygulamaya geçirilen İnteraktif Vergi Dairesi Projesi ile tüm hizmetlerin elektronik ortamda sunulması ve küçük ölçekli mükelleflerin vergi kayıtlarını elektronik ortamda tutması sağlanacaktır.

    – e-Fatura, e-Defter uygulamaları sistemsel olarak geliştirilerek sahte belgeyle daha etkin mücadele edilecektir.

    – Mükellef hakları yasal alt yapıya kavuşturulacaktır.

    C– Vergi adaletinin güçlendirilmesi, vergi tabanının genişletilmesi ve vergi hasılasının artırılmasını sağlayacak şekilde vergi sisteminde revizyonlar yapılacaktır.

    – Gelir ve kurumlar vergilerini tek bir kanunda birleştiren, vergi tabanını genişleten, vergiye uyumu kolaylaştıran, öngörülebilirliği artıran, yatırım ve üretimi destekleyen Gelir Vergisi Kanunu’nun yasalaşması sağlanacaktır.

    – Ödeme gücüne göre artan oranda vergilendirmeye yönelik mekanizmalar artırılacaktır.

    – Vergiye uyum maliyetlerini azaltan, mükellef haklarına ilişkin kapsamlı düzenlemeler barındıran, uyuşmazlıkların kısa sürede çözülmesini sağlayan ve vergi cezalarının gönüllü uyumu artıracak şekilde caydırıcı bir yapıya kavuşturulduğu yeni bir Vergi Usul Kanunu çıkarılacaktır.

    – Kapsam, matrah ve vergi oranlarının yeniden düzenlenmesiyle doğrudan vergilerin, vergi gelirleri içerisindeki payında artış sağlanacaktır.

    – Maktu vergiler fiyatlar genel seviyesindeki değişime bağlı olarak artırılacaktır.

    – Lüks ve ithal yoğunluğu yüksek ürünlerden, Özel Tüketim Vergisine tabi olmayanlar gözden geçirilerek vergi düzenlemesi yapılacaktır.

    – Gayrimenkul sahipliği üzerinden alınan vergiler diğer tasarruf araçlarının vergilendirilmesi dikkate alınmak suretiyle yeniden değerlendirilecektir.

    D– Yerel yönetimlerin mali yapılarını güçlendirmek amacıyla öz gelirleri artırılacaktır.

    – Belediye Gelirleri Kanunu yeniden düzenlenecektir.

    – Gayrimenkullerin vergilendirilmesinde esas alınan alım-satım değerinin belirlenmesi ve beyanına ilişkin yeni bir sistem devreye sokulmak suretiyle vergide adalet pekiştirilecek ve vergileme etkinleştirilecektir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Boşanmanın Vergisel Boyutu

    Evli eşlerin boşanmaları durumunda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilmekte veya aynı Kanun’un 202. maddesi kapsamında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi çerçevesinde edinilmiş mallar eşler arasında paylaşılabilmektedir. Bu çalışmamızda, boşanma durumunda tazminat veya yasal mal paylaşımı yoluyla alınan malların elde edilmesi ve elden çıkarılması durumları vergisel yönleriyle değerlendirilecektir.

    Son yıllarda ülkemizdeki boşanma oranlarında meydana gelen artışla beraber, boşanma sonucunda gerçekleşen mal paylaşımı ve tazminat konularının vergisel boyutu da merak konusu uyandırmaya başlamıştır. Makalemizde, boşanma neticesinde sahip olunan değerlerin, elde edilmesi ve elden çıkarılması durumları, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu(1) Gelir Vergisi Kanunu(2) ve Katma Değer Vergisi Kanunu(3) çerçevesinde vergisel yönleriyle değerlendirilecektir.

    A- VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ YÖNÜNDEN

    1- Tazminat Olarak Alınan Değerler

    Bu bölümde boşanma neticesinde tazminat karşılığı olarak elde edilen menkul ve/veya gayrimenkulün Veraset ve İntikal Vergisine tabi olup olmayacağı hususları değerlendirilecektir.

    Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun “Verginin Mevzuu” başlıklı 1. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset tarikiyle veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir tarzda bir şahıstan diğer şahsa intikali Veraset ve İntikal Vergisine tabidir. Bu vergi, Türk tabiiyetinde bulunan şahısların ecnebi memleketlerde aynı yollardan iktisabedecekleri mallara da şamildir.” Aynı Kanun’un Kanunda Kullanılan Tabirler” başlıklı 2. maddesinde; “…  İvazsıintikal tabiri; hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları; (Maddi ve manevi bir zarar mukabili verilen tazminatlar ivazsız sayılmaz.).” hükümleri yer almaktadır. Kanun hükümlerinden anlaşılacağı üzere ivazsız (karşılıksız) intikaller Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun konusuna girmektedir. Maddi ve manevi bir zarar mukabili verilen tazminatlar ise ivazsız intikal sayılmamaktadır.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun(4) 174. maddesinde; “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir” denilmektedir. Kanun hükmünden anlaşılacağı üzere eşlerden kusursuz veya daha az kusurlu olan taraf kusurlu taraftan maddi ve/veya manevi tazminat talep edebilmektedir. Bu nedenle boşanma sonucunda elde dilen tazminatlar ivazlı (karşılıklı) intikaldir ve Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun konusuna girmemektedir.

    2- Yasal Mal Rejimi Kapsamında Alınan Değerler

    Bu bölümde, edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilen menkul ve/veya gayrimenkulün veraset ve intikal vergisine tabi olup olmayacağı hususları değerlendirilecektir.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 202. maddesinde; “Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler”anılan Kanun’un 203. maddesinde de “Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.” Aynı Kanun’un 218. maddesinde; “Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar.” 219. maddesinde de; “Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır. 1- Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2- Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3- Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4- Kişisel malların gelirleri, 5- Edinilmiş malların yerine geçen değerler.” Aynı Kanun’un 1029. maddesinde, “Bu Kanun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girer.” hükümleri yer almaktadır.

    4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un(5) 10. maddesinde; “Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar…” denilmektedir.

    Bu hükümlere göre, Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğünden önce evlenen eşler 01.01.2003 tarihine kadar, Kanun’un yürürlük tarihinden sonra evlenen eşler ise sözleşme ile anılan Kanunda belirlenen mal rejimlerinden birini seçmedikleri takdirde edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiş sayılmaktadırlar.

    Kanun hükümlerinden anlaşılacağı üzere, edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilmiş değerlerin boşanma neticesinde tekrar eşler arsında paylaşılması durumunda kendi yasal payını alan eş ivazsız (karşılıksız) bir değer elde etmiş olmadığı gibi mevcut servetinde de bir atış meydana gelmeyeceğinden veraset ve intikal vergisi ödemeyecektir.

    B- GELİR VERGİSİ YÖNÜNDEN

    Bu bölümde boşanma neticesinde elde edilen menkul ve/veya gayrimenkullerin elde edilmesi ve elden çıkarılması sonucunda elde edilen kazancın, hangi koşullarda gelir vergisinin konusuna girip, hangi koşullarda girmeyeceği hususları değerlendirilecektir.

    1- Elde Edilmesi Durumu

    193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinde sayılan gelir unsurlarına bağlı olarak ortaya çıkan maddi tazminatlar gelir vergisinin konusuna girecektir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinde sayılan gelir unsurlarına bağlı olmaksızın ortaya çıkan maddi ve manevi tazminatlar gelir vergisinin konusuna girmeyecektir. Ayrıca edinilmiş malların eşler arasında paylaşılması da aynı Kanun’un 2. maddesinde sayılan gelir unsurlarının hiç birine girmediğinden gelir vergisine tabi değildir.

    2- Elden Çıkarılması Durumu

    193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun “Değer Artışı Kazançları” başlıklı mükerrer 80. maddesinde; “Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır. … 6. İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70. maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.). Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder. Taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların elden çıkarılmasından doğan kazançların tamamı ile bir takvim yılında elde edilen değer artışı kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar hariç, 6.000 (305 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 01.01.2019 tarihinden itibaren 14.800 TL) Yeni Türk Lirası gelir vergisinden müstesnadır.” hükmüne yer verilmiştir.

    Kanun’un amir hükmünden anlaşılacağı üzere, ivazsız olarak iktisap edilenler hariç olmak üzere iktisap şekli ne olursa olsun GVK’nın 70. maddesinin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar gelir vergisinin konusuna girecektir. Önceki bölümlerde açıklandığı üzere boşanma karşılığı alınan tazminat niteliğindeki değerler ivazlı intikaldir. Dolayısıyla boşanma karşılığı alınan tazminat niteliğindeki arazi, bina, maden suları, menba suları, madenler, taş ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri, tuğla ve kiremit harmanları, tuzlalar ve bunların mütemmim cüzileri ve teferruatı, Voli mahalleri ve dalyanlar, Gayrimenkul olarak tescil edilen haklar, Gemi ve gemi payları (Motorlu olup olmadıklarına ve tonilatolarına bakılmaz) ile bilumum motorlu tahmil ve tahliye vasıtalarının vasıtalarının beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar gelir vergisine tabi olacaktır. Beşinci yılın bitiminden sonra satılması durumunda ise gelir vergisine tabi olmayacaktır.

    a- Gelir Vergisi Matrahının Hesaplanması

    Bu bölümde, boşanma neticesinde elde edilen gayrimenkullerin, iktisap tarihinin tespiti ve gelir vergisi matrahının hesaplanması hususlarına değinilecektir.

    Bu konuda İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı vermiş olduğu 29.09.2014 tarihli ve 2302 sayılı Özelgede;(6) “ … söz konusu gayrimenkul maddi ve manevi tazminat karşılığı adınıza devredildiğinden ivazlı intikal sayılmaktadır. Gayrimenkulün mülkiyeti kazandırıcı işlem olarak mahkeme kararının dikkate alınması gerektiği ve mahkeme karar tarihinden itibaren beş yıllık süre içerisinde satılması halinde satıştan elde edilecek kazancın ilgili yıl için belirlenen istisna tutarını aşan kısmının değer artışı kazancı olarak değerlendirilerek beyan edilmesi gerektiği” görüşünü belirtmiştir. Edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilmiş gayrimenkullerin boşanma neticesinde tekrar eşler arsında paylaşılması durumunda, iktisap tarihi olarak eşlerin gayrimenkulü ilk olarak aldıkları tarihin esas alınmasının uygun olacağı görüşündeyim.

    Boşanma karşılığı alınan gayrimenkulün 5 yıl içinde satılması durumundan gelir vergisi matrahının nasıl hesaplanması gerektiği hususunu açıklayalım: Gelir Vergisi Kanunu’nun “Safi Değer Artışı” başlıklı mükerrer 81. maddesinde; “Değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunur. Hâsılatın ayın ve menfaat olarak sağlanan kısmının tutarı Vergi Usul Kanunu’nun değerleme ile ilgili hükümlerine göre tayin ve tespit olunur. Maliyet bedelinin mükelleflerce tespit edilememesi halinde maliyet bedeli yerine; Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre, takdir komisyonlarınca tespit edilecek bedel … esas alınır. …. Mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması şarttır.” hükmü yer almaktadır.

    Burada önemli olan, tazminat olarak alınan gayrimenkulün maliyet bedelinin tespitidir. Maliyet bedelini 0,00 TL almak yerine, GVK’nın mükerrer 81. maddesi gereği, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre takdir komisyonlarınca, mahkeme karar tarihi dikkate alınarak tespit edilecek olan bedelin, maliyet bedeli olarak dikkate alınmasının uygun olacağı görüşündeyim.

    Bahsi geçen hususları bir örnek yardımıyla açıklayalım: Anıl ve Banu çifti anlaşmalı boşanma protokolü hazırlayıp, anlaşmalı boşanma dosyası ile birlikte mahkemeye başvurmuşlardır. Hâkim çiftlerin anlaşmalı boşanma protokolünde bulunan, evlilik tarihinden önce Anıl beyin sahip olduğu villanın Banu hanıma devrini uygun bulmuştur. Taraflar 04.01.2018 tarihinde boşanmış olup karar kesinleşmiştir. Villa 06.08.2018 tarihi itibariyle tapu kütüğüne tescil ile Banu hanımın üzerine devredilmiştir. Banu Hanım villayı 04.06.2019 tarihi itibariyle 960.000 TL karşılığında satmıştır. Maliyet bedeli olarak villanın 04.01.2018 tarihi itibariyle takdir komisyonu marifetiyle takdir edilmiş değerin esas alınacak olup bu değer 600.000,00 TL’dir. Banu Hanım 12.000 TL tapu harcı ödemiştir.

    (2017 Aralık ÜFE: 316,48 – 2018 Mayıs ÜFE: 456,74) (2019 yılı İstisna Tutarı: 14.800)

    Bu durumda Banu hanımın gelir vergisi matrahı: İktisap Bedelinin Hesaplanması= [(456,74-316,48) / 316,48] % 44,31 değişim oranı %10’un üzerinde olduğundan endeksleme yapılması gerekmektedir. Bu durumda villanın iktisap bedeli (600.000 x 1,4431) 865.860 TL olacaktır. Gelir Vergisi Matrahı ise iktisap bedeli, tapu harcı ve istisna tutarının düşülmesi sonucu bulunan (960.000 – 865.860 – 12.000 – 14.800) 67.340 TL olacaktır.

    C- KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN

    Bu bölümde boşanma neticesinde elde edilen, menkul ve/veya gayrimenkullerin elden çıkarılması durumunun katma değer vergisinin konusuna girip girmeyeceği hususları değerlendirilecektir.

    3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Verginin Konusunu Teşkil Eden İşlemler” başlıklı 1. maddesinde; “Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir: “1. Ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler…” hükmü yer almaktadır. Kanun hükmünden anlaşılacağı üzere bir teslim ve hizmetin katma değer vergisine tabi olabilmesi için Ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan bir işlem olması gerekir.

    Boşanma durumunda, tazminat veya edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilmiş değerlerin elden çıkarılması durumunun KDV’nin konusuna girebilmesi için devamlılık arz etmesi veya ticari bir organizasyon içerisinde yapılması yani ticari faaliyet kapsamında olması gerekmektedir. Dolayısıyla boşanma durumunda tazminat veya edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilmiş değerlerin, devamlılık arz etmeyecek ve ticari organizasyon olmayacak şekilde elden çıkarılması durumunda KDV’nin konusuna girmeyecektir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Yargısında Dava Açma Süreleri

    Vergi hukukunda sürelerle ilgili çeşitli sınıflandırmalar bulunmaktadır. Bunlar; organik sınıflama ve hukuki niteliklerine göre sınıflandırma olarak özetlenebilir. Hukuki niteliklerine göre sürelerin sınıflandırılması içinde hak düşürücü süreler de yer almaktadır. Hak düşürücü süreler, kanunda yer alan sürelerin kullanılmaması durumunda hakkın kaybolması durumudur. Örneğin dava açma mükellefin hakkıdır. Ancak bu hakkın kullanılmasında da bir süre sınırı vardır. Örneğin vergi mahkemesinde dava açma süresi tebliğden itibaren 30 gündür. Mükellef bu süre içinde dava açmazsa dava açma hakkını kaybeder.

    Dava açma süresi İYUK md. 7’de belirtildiği üzere özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da açılacak genel düzenleyici işlemlere karşı ve İdare mahkemelerinde açılacak davalarda 60 gün, vergi mahkemelerinde ise 30 gündür. Vergi mahkemesi kararına karşı 2019 yılı için 6.000 TL’yi aşan davalarda 30 gün içinde istinaf yoluyla Bölge İdare Mahkemesine, Bölge idare mahkemesinin kararına karşı da dava konusu tutar 144.000 TL’yi aşıyorsa yine 30 gün içinde Danıştay’a temyiz yoluyla başvurulabilir.

    Ödeme emri ve ihtiyati hacze karşı ise 15 gün içinde dava açılması gerekmektedir. Görüldüğü üzere tahsil aşamasıyla ilgili olan davalarda dava açma süresi daha kısa tutulmuştur.

    Uzlaşma görüşmelerinin anlaşmazlıkla sonuçlanması durumunda dava açma süresinin bitmesine 15 günden az bir süre kalmışsa 15 gün içerisinde, 15 günden fazla bir süre kalmışsa bu süre içerisinde davanın açılması gerekir.

    Takdir komisyonlarının arsa ve arazilerin emlak vergisi matrahına esas olarak alınacak değerlerin tespiti ile ilgili olarak her dört yılda bir yapılan takdirlere karşı emlak vergisi mükellefleri bu değerlerin muhtarlıklara asılmasından sonraki 30 gün içinde dava açabileceklerdir.

    Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca her yıl açıklanan(1) ve bir sonraki yıl için geçerli olacak emlak vergisi matrahının hesaplanmasında esas alınacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedellerine karşı ise Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları ile Ticaret Borsaları 15 gün içinde Danıştay’da dava açabilirler.

    Dava açma süresi, idari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ile bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin yapıldığı, tahakkuku tahsile bağlı vergilerde (örneğin damga vergisi, belediyelerce alınan eğlence vergisi) tahsilatın yapıldığı; tevkif (stopaj) yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapıldığı; tescile bağlı vergilerde (örneğin motorlu taşıtlar vergisi) tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği, gümrük idareleri tarafından alınan vergilerde idareye itirazın reddedildiğine ilişkin yazının tebliğ edildiği(2), ihtirazi kayıtla beyannamenin verilmesi durumunda tahakkuk fişinin düzenlendiği tarihi izleyen günden itibaren başlar.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Konseyinin Üye Yapısı Değişiyor

    Vergi Konseyinin temsilci üyeleri, kurumlarınca seçilen veya görevlendirilen vergi, ekonomi, finans, hukuk veya maliye alanlarında birikim ve deneyim sahibi kişilerden oluşacak.

    Vergi politikalarının oluşturulmasında görüş bildirmekle görevli Vergi Konseyinin temsilci üyeleri, kurumlarınca seçilen veya görevlendirilen vergi, ekonomi, finans, hukuk veya maliye alanlarında birikim ve deneyim sahibi kişilerden oluşacak.

    Hazine ve Maliye Bakanlığının Vergi Konseyi Yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    Düzenlemeyle 2005 yılında yayımlanan Vergi Konseyi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılırken, yeni düzenlemeyle konseyin üye yapısına ilişkin değişiklik yapıldı.
    Yönetmeliğe göre, konseyin onursal başkanı Hazine ve Maliye Bakanı olacak.

    Konsey, doğal, temsilci ve seçilmiş üyelerden oluşacak. Konseyin doğal üyeleri olarak bakanın görevlendireceği bakan yardımcısı, Gelir İdaresi Başkanı, Vergi Denetim Kurulu Başkanı ile genel sekreter görev yapacak.

    Konseyin temsilci üyeleri, kurumlarınca seçilen veya görevlendirilen vergi, ekonomi, finans, hukuk veya maliye alanlarında birikim ve deneyim sahibi kişilerden oluşacak.

    Temsilci üyeler arasında sivil toplum ile kamu kesimi gruplarını temsilen isimler yer alacak. Sivil toplum grubunda, bakan tarafından belirlenecek kamu kurumu niteliğindeki meslek birlikleri, esnaf ve sanatkarlar konfederasyonu, işçi ve işveren konfederasyonları, dernek, vakıf ve diğer sivil toplum kuruluşlarınca görevlendirilecek birer temsilci üye bulunacak.

    Kamu kesimi grubu da yine bakan tarafından belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarını temsilen en az genel müdür yardımcısı düzeyinde birer üye görev yapacak.

    Seçilmiş üyeler olarak ise başkanın önerisi üzerine bakan tarafından seçilen, vergi, ekonomi, finans, hukuk veya maliye ile ilgili alanlarda uzmanlık ve kariyere sahip kişilerden veya sanayi, işletme, ticaret, finans, hizmetler alanında öne çıkmış müteşebbislerden (en az üçte biri üniversitelerden olmak üzere) yeterli sayıda üye bulunacak.

    Temsilci üyeler birden fazla kurum veya kuruluşu temsil edemeyecek ve konsey çalışmalarında bütün üyeler eşit oya sahip olacak.
    Konsey üyelerinin alanlarında 10 yıl deneyime sahip olma şartı ise artık aranmayacak. Kesimleri temsilen konseyde yer alacak üye sayısına ilişkin sınırlama da kaldırıldı.

    Konsey, Türk vergi sistemine ilişkin görüş ve önerilerde bulunacak ve gerektiğinde buna ilişkin mevzuat taslakları hazırlayacak. Bakan tarafından incelenmesi istenilen kanun teklifleri ile diğer düzenleyici işlemlere ilişkin çalışma, araştırma ve incelemelerde bulunarak görüş bildirecek, talep edildiği takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilgili komisyonlarında görüş sunacak.

    Konsey, genel kurul, icra kurulu, genel sekreterlik ile çalışma grupları ve komisyonlar gibi organlardan oluşacak. Konsey, kendi üyeleri arasından veya dışarıdan belirleyeceği kişilerden oluşmak üzere çalışma grupları ve komisyonlar kurabilecek. Bunlar, konsey tarafından kendilerine verilecek olan görev kapsamında, görüş ve önerileri ile gerektiğinde bu öneriler doğrultusunda mevzuat taslakları hazırlayacak.

    Genel Kurul yılda en az dört defa olağan toplantısını yapacak, icra kurulu ise ayda iki defa toplanacak.

    Konsey başkanı ve üyelerine bu görevleri sebebiyle ayda dört toplantıyı geçmemek üzere, her toplantı için damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmadan bakanlık bütçesinden huzur hakkı ödenecek.

    Konsey üyeliği, doğal üyeliklerde, bağlı bulunulan makam ve görevlerden ayrılma, temsilci üyeliklerde, üyenin temsil ettiği kurumdan ayrılması, temsil edilen kurumun üyesini değiştirmesi, görev süresinin dolması veya temsil edilen kurumun konseye üye görevlendirme hakkının sona ermesi ile sonlanacak.

    Çalışma dinamiğinin temini ve yeni fikirlerin konseyde temsili amacıyla, her yıl üye sayısının en fazla 1/3’üne kadar üye değişimi yapılabilecek.

    Yönetmelik hükümlerinin yürütülmesinde oluşacak tereddütlerin giderilmesi bakımından uygulanacak usul ve esasları belirlemeye bakan yetkili olacak.

    Bizde siz mükelleflerimizin desteği ile sizleri daha iyi temsil etmek adına Vergi Konseyi içerisinde yer almak istiyoruz.

     

     

    e-Haciz sert başladı. Kapsamda sadece borçlular değil haciz gelen kişinin yakınları da var.

    Ekim ayında başlayan e-haciz dalgasısı tekrar başladı. MTV, Harç, Trafik cezaları, KYK, köprü geçişleride dahil olmak üzere oldukça büyük bir kısım e-haciz kapsamına girdi.

    Sözcü’den Taylan Büyükşahin’in haberleştirdiği e-haciz dalgasında ekim ayında 3.3 milyon kişiye e-haciz uygulaması gerçekleşti.

    Dün başlayan e-haciz furyasında ise, sadece borçlu için değil, o kişinin yakını veya iş ortakları için de ilk defa yapıldı. Şu an çalışsın veya çalışmasın, hesapta bakiye olsun ya da olmasın e-haciz gönderildiği, dul ve yetim aylığı alanlarla birlikte, KYK borcu olup henüz çalışmayanların da hesaplarına e-haciz işlemi yapıldığı öne sürülüyor.

    Konuyu değerlendiren Sözcü Yazarı Vergi Uzmanı Nedim Türkmen, şöyle konuştu;

    Anonim şirketlerde vergi borcundan ‘kanuni temsilci’ olan yönetim kurulu, limited şirketlerde şirket müdürü ile müdür olmayan ortak hissesi oranında sorumlu. Buna rağmen, elektronik haciz uygulamalarında şirketlerin sorumlularını ticaret sicil gazetesinden tespit edip işlem yapmak yerine, şirketlerle ilgili imza sirkülerlerinde adı geçen çalışanlara da e-haciz uygulaması yapılıyor.

    Elektronik haciz uygulaması, 6183 sayılı yasanın 62.  maddesine eklenen hüküm gereğince  ve yine aynı yasanın  79. maddesi hükmü gereğince borçlu mükelleflerle ilgili bunların banka hesaplarına uygulanan bir haciz yöntemi.

    Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlusu söz konusu ödeme emrine karşı 7 gün içinde mal beyanında bulunması gerekiyor, aksi takdirde ödeme emri kesinleşiyor.

    Mükellefler yürütmeyi durdurma kararı aldırıp e-hacizi kaldırabiliyor, taksitlendirme yapabiliyor, ödeme emrine karşı vergi davası açabiliyor.

    6183 sayılı yasanın 58. maddesine göre dava açma süresi cevabın kişiye tebliğinden itibaren 30 gün içinde oluyor.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Yeni Vergi Düzenlemelerine Genel Bakış

    Ekonomik kriz dönemlerinde vergi; Devletlerin müracaat ettiği evrensel bir araç konumundadır. Bu gibi durumlarda devletler vergilendirme sisteminde değişikliklere giderek ekonomiye yön vermeye çalışırlar.

    Ancak yine evrensel olsan bir şey vardır ki o da, daralan ekonomilerde vergi oranları artırılarak veya yeni vergiler koyularak devletin geliri artırılamaz. Vergi oranlarının artırılması ve yeni vergiler koyulması mükellefler tarafından tepki ile karşılanır ve bir direnç oluşur.

    Verginin yine evrensel uygulamaları,
    – Verginin genele yayılması,
    – Verginin adaletli ve dengeli olması,
    – Beyan usulüne dayanması
    – Kolay ve basit uygulanabilmesi sayılabilir.

    Ülkemizde vergi uygulamalarının esası ile anayasamızın 73. Maddesi ile belirlenmiştir. Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Söz konusu madde hükmünde “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.”Hükmü yer almaktadır. Yapılan yeni değişikliklerin de bu kısa ve evrensel açıklamalar ışığında değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

    DİJİTAL HİZMET VERGİSİ

    Yeni düzenleme ile getirilen yeni vergilerimizden bir tanesi Dijital Hizmet Vergisi’dir. Dijital ortamda sunulan her türlü reklam hizmetleri, sesli, görsel veya dijital herhangi bir içeriğin dijital ortamda satışı ile bu içeriklerin dijital ortamda dinlenmesine, izlenmesine, oynanmasına veya elektronik cihazlara kaydedilmesine veya bu cihazların kullanılmasına yönelik dijital ortamda sağlanan sunulan hizmetler ile beraber, kullanıcıların birbirleriyle etkileşimde geçebilecekleri dijital ortamların sağlanması ve işletilmesi hizmetleri, dijital ortamda verilen aracılık hizmetleri dijital hizmet vergisine tabidir.

    Dijital Hizmet Vergisi’nin oranı %7.5 olarak kabul edilmiştir.

    Söz konusu düzenlene dünyada ilk ve tek olarak uygulamaya geçecek olup, dikkatli bir şekilde uygulanması gerekecektir. Dikkatli olunması gereken konu vergilendirmeye ilişkin usul ve esasları belirlerken dünyada ilk olunması değil sektörün vergilendirme karşısında vereceği tepkinin dikkate alınmasıdır. Çünkü sektörün olumsuz tepki vermesi halinde sektörün gelişmesine engel olunduğu gibi, vergi mükelleflerinin hizmetlerini vergiye tabi olmayan diğer ülkeler üzerinden verilmesine gündeme gelecektir. Her ne kadar kanun metninde dijital hizmet vergisi için tam veya dar mükellefiyet fark etmez denilmişse de (yani Türkiye’ye yerleşmiş ve Türkiye dışında yerleşik olması) bu durumun nasıl uygulanacağı nasıl takip edilip vergilendirmenin nasıl yapılacağı merak uyandıran uygulamalardan bir tanesi olacaktır. Yine merak uyandıran diğer bir uygulama ise, muafiyet uygulaması için dünya genelinde elde edilen hasılatın 750 milyon eurodan az olmasının nasıl tespit edilip uygulanabileceğidir.

    KONAKLAMA VERGİSİ

    Yeni düzenleme getirilen ikinci vergimiz ise; konaklama vergisidir. Söz konusu kanun ile turizm sektörünün yükü artırılmıştır. Kanun teklif aşamasında verginin oranı %2 olarak belirlenmişken Meclis görüşmelerinde oran maktu tutara çevrilmiş olup otellerin yıldız sayılarına uygun bir düzenleme benimsenmiştir.

    Buna göre;
    Kişi başına gecelik konaklama vergisi
    – 5 yıldızlı otel ve tatil köyleri için 18 TL
    – Butik oteller ve özel konaklama tesisleri için 18 TL
    – 4 yıldızlı otel ve tatil köyleri için 12 TL
    – 3 yıldızlı otel ve belediye belgeler konaklama tesisleri için 9 TL
    – 2 ve 1 yıldızlı oteller, pansiyon, motel, apart otel, kampingler için 6 TL belirlenmiştir.

    Söz konusu vergiler yerli ve yabancı turistlerin tamamına uygulanacaktır.

    Dolayısıyla ülkemizde konaklama vergisi tutarında zamlanmış olacaktır. Turizm Tanıtma Ajansı’mızın kurulması aşamasında getirilmesi düşünülen ve kanun teklifinde var olan vergilendirme gelen tepkiler üzerine ertelenmişti 3 ay sonra yeniden gündeme geldi ve komisyonda kabul edildi. Turizm Tanıtıma Ajansı’mız kurulurken alınması planlanan vergiye itiraz edenlerden birisinde bendim. Gelin altın yumurtlayan tavuğu ( turizm ) kesmeyelim diye çağrıda bulunmuştum. Bu sene ülkemizde faaliyet gösteren en karlı sektörün turizm olduğunu ancak bu kârlılığın döviz yükselmesine bağlı olarak ülkemizde turizmin ucuzlamış olmasından kaynaklanan bir işlem olduğunun altını çizerek açıklamıştım.

    Gelinen nokta ne kadar haklı olduğu ortaya çıkardı elde edilen verilere göre turizmden elde ettiğimiz gelir ancak 2014 yılı seviyelerine ulaşmış iken, ülkemizi ziyaret eden turist sayısında rekor üstüne rekor kırıyoruz. Yani daha çok turist misafir ederek daha az para kazanıyoruz. Kazandığımız para 5. Yıl önceki rakamlara yeni ulaştı. Aslında sektörde karda değil ama dövizin yüksekmiş olması nedeniyle ülkemizde turizm ucuzladı. Yani sektörü bir şekilde etkileyeceği kesin ama nasıl etkileyeceğini sektör temsilcilerine bırakıp görmek yerinde olacaktır. Ancak sektörün turizm payı ve konaklama vergisi adı altında 2 ayrı vergi yükü ile karşı karşıya olduğunu bunun ekonomik yönü dışında yapılması gereken iş ve işlemler nedeniyle de ayrı bir yük getirdiğinin altını çizmeden edemeyeceğim.

    DEĞERLİ KONUT VERGİSİ

    Yeni getirilen vergilerimizden bir tanesi de Değerli Konut Vergisi’dir. Söz konusu vergi ile Türkiye sınırları içinde bulunan mesken nitelikli taşınmazlardan değeri 5.000.000 TL’yi aşanlar bu verginin konusunu oluşturmaktadır.

    Bu na göre konutun Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nce belirlenen konut değeri;
    – 5.000.000 ile 7.500.000 TL arası olanlar yıllık binde 3 oranında,
    – 7.500.000 ile 10.000.000 TL arası olanlar yıllık binde 6 oranında,
    – 10.000.000 TL yi aşan konutlar ise % 1 oranında vergi ödeyeceklerdir.

    Söz konusu vergi, geliri değilde bize göre Serveti vergilendirmeye yönelik bir vergi olması ve evrensel vergilendirme ilkelerine uygun olmaması nedeniyle çokça tartışılacak gibi gözükmektedir. Sadece gelir yaratmaya yönelik bir uygulama olarak tarafımızdan değerlendirilmektedir.

    GELİR VERGİSİ KANUNU’NDAKİ DÜZENLEMELER;

    a) Gelir Vergisi dilimleri değiştirilmiştir

    Gelir vergisi dilimleri değiştirilmiş 5 ayrı vergi dilimi oluşturulmuş olup 500.000 TL üzerinde gelir elde edenlerin %40 oranında vergilendirilmesi esası getirilmiştir. Söz konusu düzenlemenin amacı çok kazanandan çok vergi almak olarak açıklanılmıştır. Kurumlar vergisi oranının daha düşük olması nedeniyle, Kişiler gelir vergisi mükellefi olmak yerine kurumlar vergisi mükellefi olmayı tercih edecekler bu nedenle de yüksek oranla % 40 tutarlı gelir vergisi ödemek yerine %20 tutarlı oranda kurumlar vergisi ödeyeceklerdir. Dolayısıyla bize göre gelir vergisi mükellefleri azalırken, tek kişilik şirketlerin kurulma sayısı buna bağlı olarakta kurumlar vergisi mükellef sayısında gözle görülür bir artış olacaktır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    E-Fatura Yerine Sehven Kağıt Fatura Düzenlenmesi

    Faturanın e-fatura yerine kağıt fatura olarak düzenlenip düzenlenmeyeceği konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığından 2015 yılında alınan bir görüş de konuyu hem idare hem de mükellefler açısından daha açık hale getirmiştir.

    Söz konusu özelgede, e-fatura düzenlenmesi gerekirken kağıt ortamında fatura düzenlenmiş olması halinde fatura içeriği malın teslimi veya hizmetin ifa edilmiş olması nedeniyle KDV açısından vergiyi doğuran olay gerçekleştiği, bu çerçevede faturada gösterilen KDV tutarının Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi uyarınca indirim konusu yapılabileceği açıklanmıştır. Yine söz konusu işlemin gerçek mal teslimi veya hizmet ifasına dayanması nedeniyle yapılan harcamaların Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi Kanunu yönünden gider olarak dikkate alınmasında yasal bir engel olmadığı vurgulanmıştır.

    Ancak gerek 421 gerekse 397 numaralı VUK Genel Tebliğ’lerinde e-fatura uygulamasına dahil olan mükelleflerin e-fatura uygulamasına kayıtlı olan diğer mükelleflere düzenleyecekleri faturaların e-fatura olarak düzenlenmemesi halinde, bu zorunluluğa uymayan mükellefler hakkında VUK’nda öngörülen cezai hükümler uygulanacaktır.

    Buna göre kağıt ortamında bir fatura düzenlense bile, zorunluluk kapsamındaki mükelleflerin düzenlemesi gereken asıl belge olan e-faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenlenmemiş olması durumunda, düzenlenmeyen e-fatura için bu belgeyi düzenlemek ve almak zorunda olanlara VUK’nun 353’üncü maddesinin birinci bendine göre özel usulsüzlük cezasının kesilmesi gerekecektir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Şirketten Ayrılan Eski Ortağa Yapılan Tebligatlar

    1- ŞİRKETLERDE PAY DEVRİ VE ORTAKLIKTAN ÇIKIŞ

    Limited şirketlerde, ortağın şirketten çıkabilmesinde ön koşul, ortaklıktan pay devri yapılarak ayrılmadır. Pay devri noterde yapılarak, eski ortak payını devredip, yerine yeni ortak girmektedir. Pay devrinden önce de, “şirketin ortaklar kurulu” toplanarak, ortakların giriş ve çıkışlarını karar altına almaktadırlar. Böylece, yeni ortak şirkete girmiş ve eski ortak şirketten ayrılmış olmaktadır (1).

    Anonim Şirketler yönünden ise, hamiline yazılı hisse senetleri, hamiline yazılı kıymetli evrak niteliğinde olduğundan, devir, senedin teslimiyle olabilmektedir. Senedin teslimiyle taraflar arasında, üçüncü kişilere ve şirkete karşı hüküm ifade edebilmektedir (2).

    Nama yazılı hisse senetlerinin devri, diğer nama yazılı kıymetli evrakın devrinden farklılık arz etmektedir. Nama yazılı hisse senetleri, alacağın temliki beyanı ve teslim yoluyla devredilebileceği gibi, devir ciro ve teslim yolu ile de, yapılabilir (3).

    Nama yazılı hisse senetlerinin devrinin şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi, devrin pay sahipleri defterine kaydedilmesine bağlı olmaktadır.

    Nama yazılı pay senetlerinin devri kanun veya sözleşme hükümleriyle yasaklanabileceği gibi, bazı kayıt ve şartlara tabi tutulabilmektedir (4).

    2- LİMİTED ŞİRKETLERDE PAY DEVRİNDE İLAN ZORUNLULUĞU VAR MI

    Bilindiği gibi, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 503 ve müteakip maddelerinde, limited şirketlerin kuruluşu düzenlenmiş, Kanunun 511.maddesinde tescil ve ilan edilecek hususlar arasında, ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları yer almış, 515.maddesinde de, şirket esas mukavelesinde yapılan her değişikliğin ilk mukavele de olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 519.maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların ad ve soyadlarının, pay miktarlarının, vukuu bulan ödemelerin, payların devir ve intikal ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceği hükme bağlanmıştır.

    Aynı kanunun 520.maddesi hükmüne göre de ortaklık payının devri; tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli devir sözleşmesi, ortakların devir işlemine muvafakati ve devrin pay defterine işlenmesi ile hüküm ifade etmektedir.

    Diğer taraftan 405 seri numaralı Tahsilat Genel Tebliğinin “1.2.1 Limited Şirket Ortağı” bölümünde “……. limited şirket ortaklarının kimliği ve şirketteki sermaye hisselerine ilişkin bilgiler, şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde, bu sözleşmede yapılan değişikliklerde, pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde pay defterinde yer almaktadır.” hükmü bulunmaktadır.

    Anılan tebliğ hükmüyle limited şirket ortaklarının ortaklık payının devrinin tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli devir sözleşmesi, ortakların devir işlemine muvafakati ve devrin pay defterine işlenmesi ile hüküm ifade edeceği, bu nedenle pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde kimlerin ilgili dönemlerde ortak olduğunun pay defterinden tesbit edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

    Ayrıca Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü’nün 29.01.2001 tarih ve B.07.0.GEL.0.71/7103-140 sayılı yazısında “1.1.2001 tarihinden itibaren noterliklerde yapılacak olan limited şirket pay devir veya devir vaadi işlemleriyle ilgili bildirimlerin vergi dairelerince alınması halinde, mükellefin tarh dosyasında muhafaza edilmesi ve limited şirketlerden tahsil edilmeyen amme alacaklarının tahsilinde 405 Seri No.lu Tahsilat Genel Tebliği hükümlerinin uygulanması sırasında bu sözleşmelerin de dikkate alınması gerekmektedir” denilmektedir.

    3- ŞİRKETTEN AYRILAN ORTAĞA YAPILAN TEBLİGATLARIN HUKUKSAL GEÇERLİLİĞİ

    Vergi Usul Yasası açısından, vergi ve ceza ihbarnamelerinin kimlere yapılacağı belirlenmiştir. Tebligatın mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı, tüzel kişilere yapılarak tebligatın bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılacağı, tüzel kişilerin müteaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılmasının yeterli olduğu belirtilmiştir. Aynı yasanın 377.maddesinde ise, mükelleflerle kendilerine vergi cezası kesilenlerin tarh edilen vergiler ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabileceği öngörülmüştür.

    Limited şirketi adına salınan vergi ve kesilen cezalara ilişkin ihbarnamelere, şirket adresinin yazıldığı, fakat bu ihbarnamelerin kanunen yetkili şirket temsilcilerine veya yöneticisine tebliğ edilmeyip, eski şirket temsilcisi olan davacıya tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Şirket adına düzenlenen ihbarnamelerin davacıya tebliğ edilmiş olması bu ihbarnamelerin şirkete tebliğ edilmiş sayılmasını gerektirmeyeceği gibi bu ihbarnamelerde yer alan şirket adına salınmış vergi ve kesilen cezadan davacının şahsen sorumlu tutulması sonucunu da doğurmaz. Sözü edilen ihbarnamelere dayanarak davacının vergi ve cezadan sorumlu tutulması ve takip edilmesi mümkün bulunmadığından, tebligatın şahsına yapılmış olmasının davacının menfaatini haleldar ettiği kabul edilemez (5).

    4- ŞİRKETTEN AYRILAN ORTAKLARA UYGULANAN YURT DIŞI YASAKLARI 

    Ortağı olduğu şirketten ayrılan ortak/ortaklar hakkında zaman zaman, yurt dışı yasağı, özel mülklerine haciz, mal varlıklarına, banka hesaplarına blokaj, özel otomobillerine haciz vs. konulduğunu zaman zaman görmekteyiz. Oysa ki, şirket tüzel kişiliğinin borcu için ortakların özel malları hakkında haciz uygulanması hukuken geçerli değildir. Keza, ortaklar hakkında yurt dışı yasağı konulması da hukuka aykırıdır. Kanuni temsilci durumunda olan ortaklar için ise, 25,000 TL’yi aşan vergi borçları için yurt dışı yasağı konulmaktadır (6). Fon payı için yurt dışı yasağı konulamaz. Yurt dışı yasağının kaldırılması için, davalı idare vergi daireleri değil, Valilik makamları olup, görevli mahkemeler, İdare Mahkemeleridir (7). VERGİ BORCUNDAN DOLAYI YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI UYGULAMASI ANAYASA MAHKEMESİ KARARI İLE ORTADAN KALDIRILMIŞTIR.BUNDAN BÖYLE VERGİ BORCUNDAN DOLAYI AMME BORÇLUSU MÜKELLEF YURT DIŞINA ÇIKABİLECEKTİR.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla