fbpx

    Vergide Neler Olacak?

    Ülkemizde yakın bir dönem içerisinde iki önemli belge yayımlanmıştır. Bunlardan ilki Temmuz ayında yayımlanan “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023)” diğeri ise Eylül ayı sonunda yayımlanan “Yeni Ekonomi Programı (2020-2022)”dır(1). Kalkınma planı önümüzdeki beş yıllık dönemde uygulanacak en üst politikaların belirlendiği bir belgedir. Yeni Ekonomi Programı -bir başka ifadeyle Orta Vadeli Program- ise merkezi yönetim bütçesinin hazırlanma sürecini başlatan bir başka önemli belgedir. Bu Program bilindiği üzere geçtiğimiz yıl da yine aynı adla, yeni ekonomi programı olarak yayımlanmıştı.

    Bu çalışmada sözü edilen iki önemli belgede kamu maliyesi içerisinde yer verilen “vergiyle ilgili politika ve tedbirler ile hedefler” üzerinde durulmuştur. Amaç, yapılacağı belirtilen vergi reformunda yer verilen temel hedeflerin belirtilmesi, vergi sisteminde hangi alanlarda düzenlemeler yapılacağının ortaya konulmasıdır. Bu amaçla çalışmada önce Kalkınma Planında daha sonra ise Yeni Ekonomi Programında yer verilen politika ve tedbirler ile hedefler belirtilerek değerlendirmelerde bulunulmuştur.

    A- ON BİRİNCİ KALKINMA PLANI VE VERGİ POLİTİKALARI

    On Birinci Kalkınma Planının maliye politikasıyla ilgili bölümünde, kamu maliyesine ilişkin temel çerçeve belirtildikten sonra kamu harcamaları ile vergisel alanda uygulanacak politika ve tedbirler ve kamu maliyesine ilişkin hedeflere yer verilmiştir. Planda belirtilen söz konusu hususlardan vergisel alandaki düzenlemeler aşağıda belirtilmiştir.

    A- Teşvik, destek ve sosyal yardım uygulamaları gözden geçirilerek etkin olmayan uygulamalar kaldırılacak, Plan öncelikleri çerçevesinde yapısal düzenlemeler yapılacaktır.

    – Vergisel teşvikler tüm iktisadi ve sosyal etkileriyle birlikte değerlendirilecek,

    vergi harcaması nitelikli düzenlemeler gözden geçirilerek etkin olmayanlar kademeli olarak kaldırılacaktır.

    B– Vergilemede gönüllü uyum, öngörülebilirlik ve şeffaflık artırılacak, vergileme hizmetleri etkinleştirilecektir.

    – İhtiyaç duyulan vergi istatistiklerinin belirlenmesi ve karşılanmasına yönelik etkin bir mekanizma kurulacak, daha detaylı ve açıklayıcı vergi istatistikleri düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılacaktır.

    – Gelir idaresinin kurumsal kapasitesi artırılarak kayıt dışıyla mücadele sürdürülecektir.

    – “Vergi Veri Analiz Merkezi” kurulmasına yönelik çalışmalar tamamlanacaktır.

    – Mükellef hizmetleri merkezinin etkinleştirilmesi, uygulamaya geçirilen İnteraktif Vergi Dairesi Projesi ile tüm hizmetlerin elektronik ortamda sunulması ve küçük ölçekli mükelleflerin vergi kayıtlarını elektronik ortamda tutması sağlanacaktır.

    – e-Fatura, e-Defter uygulamaları sistemsel olarak geliştirilerek sahte belgeyle daha etkin mücadele edilecektir.

    – Mükellef hakları yasal alt yapıya kavuşturulacaktır.

    C– Vergi adaletinin güçlendirilmesi, vergi tabanının genişletilmesi ve vergi hasılasının artırılmasını sağlayacak şekilde vergi sisteminde revizyonlar yapılacaktır.

    – Gelir ve kurumlar vergilerini tek bir kanunda birleştiren, vergi tabanını genişleten, vergiye uyumu kolaylaştıran, öngörülebilirliği artıran, yatırım ve üretimi destekleyen Gelir Vergisi Kanunu’nun yasalaşması sağlanacaktır.

    – Ödeme gücüne göre artan oranda vergilendirmeye yönelik mekanizmalar artırılacaktır.

    – Vergiye uyum maliyetlerini azaltan, mükellef haklarına ilişkin kapsamlı düzenlemeler barındıran, uyuşmazlıkların kısa sürede çözülmesini sağlayan ve vergi cezalarının gönüllü uyumu artıracak şekilde caydırıcı bir yapıya kavuşturulduğu yeni bir Vergi Usul Kanunu çıkarılacaktır.

    – Kapsam, matrah ve vergi oranlarının yeniden düzenlenmesiyle doğrudan vergilerin, vergi gelirleri içerisindeki payında artış sağlanacaktır.

    – Maktu vergiler fiyatlar genel seviyesindeki değişime bağlı olarak artırılacaktır.

    – Lüks ve ithal yoğunluğu yüksek ürünlerden, Özel Tüketim Vergisine tabi olmayanlar gözden geçirilerek vergi düzenlemesi yapılacaktır.

    – Gayrimenkul sahipliği üzerinden alınan vergiler diğer tasarruf araçlarının vergilendirilmesi dikkate alınmak suretiyle yeniden değerlendirilecektir.

    D– Yerel yönetimlerin mali yapılarını güçlendirmek amacıyla öz gelirleri artırılacaktır.

    – Belediye Gelirleri Kanunu yeniden düzenlenecektir.

    – Gayrimenkullerin vergilendirilmesinde esas alınan alım-satım değerinin belirlenmesi ve beyanına ilişkin yeni bir sistem devreye sokulmak suretiyle vergide adalet pekiştirilecek ve vergileme etkinleştirilecektir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Boşanmanın Vergisel Boyutu

    Evli eşlerin boşanmaları durumunda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilmekte veya aynı Kanun’un 202. maddesi kapsamında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi çerçevesinde edinilmiş mallar eşler arasında paylaşılabilmektedir. Bu çalışmamızda, boşanma durumunda tazminat veya yasal mal paylaşımı yoluyla alınan malların elde edilmesi ve elden çıkarılması durumları vergisel yönleriyle değerlendirilecektir.

    Son yıllarda ülkemizdeki boşanma oranlarında meydana gelen artışla beraber, boşanma sonucunda gerçekleşen mal paylaşımı ve tazminat konularının vergisel boyutu da merak konusu uyandırmaya başlamıştır. Makalemizde, boşanma neticesinde sahip olunan değerlerin, elde edilmesi ve elden çıkarılması durumları, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu(1) Gelir Vergisi Kanunu(2) ve Katma Değer Vergisi Kanunu(3) çerçevesinde vergisel yönleriyle değerlendirilecektir.

    A- VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ YÖNÜNDEN

    1- Tazminat Olarak Alınan Değerler

    Bu bölümde boşanma neticesinde tazminat karşılığı olarak elde edilen menkul ve/veya gayrimenkulün Veraset ve İntikal Vergisine tabi olup olmayacağı hususları değerlendirilecektir.

    Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun “Verginin Mevzuu” başlıklı 1. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset tarikiyle veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir tarzda bir şahıstan diğer şahsa intikali Veraset ve İntikal Vergisine tabidir. Bu vergi, Türk tabiiyetinde bulunan şahısların ecnebi memleketlerde aynı yollardan iktisabedecekleri mallara da şamildir.” Aynı Kanun’un Kanunda Kullanılan Tabirler” başlıklı 2. maddesinde; “…  İvazsıintikal tabiri; hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları; (Maddi ve manevi bir zarar mukabili verilen tazminatlar ivazsız sayılmaz.).” hükümleri yer almaktadır. Kanun hükümlerinden anlaşılacağı üzere ivazsız (karşılıksız) intikaller Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun konusuna girmektedir. Maddi ve manevi bir zarar mukabili verilen tazminatlar ise ivazsız intikal sayılmamaktadır.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun(4) 174. maddesinde; “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir” denilmektedir. Kanun hükmünden anlaşılacağı üzere eşlerden kusursuz veya daha az kusurlu olan taraf kusurlu taraftan maddi ve/veya manevi tazminat talep edebilmektedir. Bu nedenle boşanma sonucunda elde dilen tazminatlar ivazlı (karşılıklı) intikaldir ve Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun konusuna girmemektedir.

    2- Yasal Mal Rejimi Kapsamında Alınan Değerler

    Bu bölümde, edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilen menkul ve/veya gayrimenkulün veraset ve intikal vergisine tabi olup olmayacağı hususları değerlendirilecektir.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 202. maddesinde; “Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler”anılan Kanun’un 203. maddesinde de “Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.” Aynı Kanun’un 218. maddesinde; “Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar.” 219. maddesinde de; “Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır. 1- Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2- Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3- Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4- Kişisel malların gelirleri, 5- Edinilmiş malların yerine geçen değerler.” Aynı Kanun’un 1029. maddesinde, “Bu Kanun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girer.” hükümleri yer almaktadır.

    4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un(5) 10. maddesinde; “Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar…” denilmektedir.

    Bu hükümlere göre, Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğünden önce evlenen eşler 01.01.2003 tarihine kadar, Kanun’un yürürlük tarihinden sonra evlenen eşler ise sözleşme ile anılan Kanunda belirlenen mal rejimlerinden birini seçmedikleri takdirde edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiş sayılmaktadırlar.

    Kanun hükümlerinden anlaşılacağı üzere, edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilmiş değerlerin boşanma neticesinde tekrar eşler arsında paylaşılması durumunda kendi yasal payını alan eş ivazsız (karşılıksız) bir değer elde etmiş olmadığı gibi mevcut servetinde de bir atış meydana gelmeyeceğinden veraset ve intikal vergisi ödemeyecektir.

    B- GELİR VERGİSİ YÖNÜNDEN

    Bu bölümde boşanma neticesinde elde edilen menkul ve/veya gayrimenkullerin elde edilmesi ve elden çıkarılması sonucunda elde edilen kazancın, hangi koşullarda gelir vergisinin konusuna girip, hangi koşullarda girmeyeceği hususları değerlendirilecektir.

    1- Elde Edilmesi Durumu

    193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinde sayılan gelir unsurlarına bağlı olarak ortaya çıkan maddi tazminatlar gelir vergisinin konusuna girecektir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinde sayılan gelir unsurlarına bağlı olmaksızın ortaya çıkan maddi ve manevi tazminatlar gelir vergisinin konusuna girmeyecektir. Ayrıca edinilmiş malların eşler arasında paylaşılması da aynı Kanun’un 2. maddesinde sayılan gelir unsurlarının hiç birine girmediğinden gelir vergisine tabi değildir.

    2- Elden Çıkarılması Durumu

    193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun “Değer Artışı Kazançları” başlıklı mükerrer 80. maddesinde; “Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır. … 6. İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70. maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.). Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder. Taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların elden çıkarılmasından doğan kazançların tamamı ile bir takvim yılında elde edilen değer artışı kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar hariç, 6.000 (305 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 01.01.2019 tarihinden itibaren 14.800 TL) Yeni Türk Lirası gelir vergisinden müstesnadır.” hükmüne yer verilmiştir.

    Kanun’un amir hükmünden anlaşılacağı üzere, ivazsız olarak iktisap edilenler hariç olmak üzere iktisap şekli ne olursa olsun GVK’nın 70. maddesinin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar gelir vergisinin konusuna girecektir. Önceki bölümlerde açıklandığı üzere boşanma karşılığı alınan tazminat niteliğindeki değerler ivazlı intikaldir. Dolayısıyla boşanma karşılığı alınan tazminat niteliğindeki arazi, bina, maden suları, menba suları, madenler, taş ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri, tuğla ve kiremit harmanları, tuzlalar ve bunların mütemmim cüzileri ve teferruatı, Voli mahalleri ve dalyanlar, Gayrimenkul olarak tescil edilen haklar, Gemi ve gemi payları (Motorlu olup olmadıklarına ve tonilatolarına bakılmaz) ile bilumum motorlu tahmil ve tahliye vasıtalarının vasıtalarının beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar gelir vergisine tabi olacaktır. Beşinci yılın bitiminden sonra satılması durumunda ise gelir vergisine tabi olmayacaktır.

    a- Gelir Vergisi Matrahının Hesaplanması

    Bu bölümde, boşanma neticesinde elde edilen gayrimenkullerin, iktisap tarihinin tespiti ve gelir vergisi matrahının hesaplanması hususlarına değinilecektir.

    Bu konuda İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı vermiş olduğu 29.09.2014 tarihli ve 2302 sayılı Özelgede;(6) “ … söz konusu gayrimenkul maddi ve manevi tazminat karşılığı adınıza devredildiğinden ivazlı intikal sayılmaktadır. Gayrimenkulün mülkiyeti kazandırıcı işlem olarak mahkeme kararının dikkate alınması gerektiği ve mahkeme karar tarihinden itibaren beş yıllık süre içerisinde satılması halinde satıştan elde edilecek kazancın ilgili yıl için belirlenen istisna tutarını aşan kısmının değer artışı kazancı olarak değerlendirilerek beyan edilmesi gerektiği” görüşünü belirtmiştir. Edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilmiş gayrimenkullerin boşanma neticesinde tekrar eşler arsında paylaşılması durumunda, iktisap tarihi olarak eşlerin gayrimenkulü ilk olarak aldıkları tarihin esas alınmasının uygun olacağı görüşündeyim.

    Boşanma karşılığı alınan gayrimenkulün 5 yıl içinde satılması durumundan gelir vergisi matrahının nasıl hesaplanması gerektiği hususunu açıklayalım: Gelir Vergisi Kanunu’nun “Safi Değer Artışı” başlıklı mükerrer 81. maddesinde; “Değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunur. Hâsılatın ayın ve menfaat olarak sağlanan kısmının tutarı Vergi Usul Kanunu’nun değerleme ile ilgili hükümlerine göre tayin ve tespit olunur. Maliyet bedelinin mükelleflerce tespit edilememesi halinde maliyet bedeli yerine; Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre, takdir komisyonlarınca tespit edilecek bedel … esas alınır. …. Mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması şarttır.” hükmü yer almaktadır.

    Burada önemli olan, tazminat olarak alınan gayrimenkulün maliyet bedelinin tespitidir. Maliyet bedelini 0,00 TL almak yerine, GVK’nın mükerrer 81. maddesi gereği, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre takdir komisyonlarınca, mahkeme karar tarihi dikkate alınarak tespit edilecek olan bedelin, maliyet bedeli olarak dikkate alınmasının uygun olacağı görüşündeyim.

    Bahsi geçen hususları bir örnek yardımıyla açıklayalım: Anıl ve Banu çifti anlaşmalı boşanma protokolü hazırlayıp, anlaşmalı boşanma dosyası ile birlikte mahkemeye başvurmuşlardır. Hâkim çiftlerin anlaşmalı boşanma protokolünde bulunan, evlilik tarihinden önce Anıl beyin sahip olduğu villanın Banu hanıma devrini uygun bulmuştur. Taraflar 04.01.2018 tarihinde boşanmış olup karar kesinleşmiştir. Villa 06.08.2018 tarihi itibariyle tapu kütüğüne tescil ile Banu hanımın üzerine devredilmiştir. Banu Hanım villayı 04.06.2019 tarihi itibariyle 960.000 TL karşılığında satmıştır. Maliyet bedeli olarak villanın 04.01.2018 tarihi itibariyle takdir komisyonu marifetiyle takdir edilmiş değerin esas alınacak olup bu değer 600.000,00 TL’dir. Banu Hanım 12.000 TL tapu harcı ödemiştir.

    (2017 Aralık ÜFE: 316,48 – 2018 Mayıs ÜFE: 456,74) (2019 yılı İstisna Tutarı: 14.800)

    Bu durumda Banu hanımın gelir vergisi matrahı: İktisap Bedelinin Hesaplanması= [(456,74-316,48) / 316,48] % 44,31 değişim oranı %10’un üzerinde olduğundan endeksleme yapılması gerekmektedir. Bu durumda villanın iktisap bedeli (600.000 x 1,4431) 865.860 TL olacaktır. Gelir Vergisi Matrahı ise iktisap bedeli, tapu harcı ve istisna tutarının düşülmesi sonucu bulunan (960.000 – 865.860 – 12.000 – 14.800) 67.340 TL olacaktır.

    C- KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN

    Bu bölümde boşanma neticesinde elde edilen, menkul ve/veya gayrimenkullerin elden çıkarılması durumunun katma değer vergisinin konusuna girip girmeyeceği hususları değerlendirilecektir.

    3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Verginin Konusunu Teşkil Eden İşlemler” başlıklı 1. maddesinde; “Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir: “1. Ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler…” hükmü yer almaktadır. Kanun hükmünden anlaşılacağı üzere bir teslim ve hizmetin katma değer vergisine tabi olabilmesi için Ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan bir işlem olması gerekir.

    Boşanma durumunda, tazminat veya edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilmiş değerlerin elden çıkarılması durumunun KDV’nin konusuna girebilmesi için devamlılık arz etmesi veya ticari bir organizasyon içerisinde yapılması yani ticari faaliyet kapsamında olması gerekmektedir. Dolayısıyla boşanma durumunda tazminat veya edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında elde edilmiş değerlerin, devamlılık arz etmeyecek ve ticari organizasyon olmayacak şekilde elden çıkarılması durumunda KDV’nin konusuna girmeyecektir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Yargısında Dava Açma Süreleri

    Vergi hukukunda sürelerle ilgili çeşitli sınıflandırmalar bulunmaktadır. Bunlar; organik sınıflama ve hukuki niteliklerine göre sınıflandırma olarak özetlenebilir. Hukuki niteliklerine göre sürelerin sınıflandırılması içinde hak düşürücü süreler de yer almaktadır. Hak düşürücü süreler, kanunda yer alan sürelerin kullanılmaması durumunda hakkın kaybolması durumudur. Örneğin dava açma mükellefin hakkıdır. Ancak bu hakkın kullanılmasında da bir süre sınırı vardır. Örneğin vergi mahkemesinde dava açma süresi tebliğden itibaren 30 gündür. Mükellef bu süre içinde dava açmazsa dava açma hakkını kaybeder.

    Dava açma süresi İYUK md. 7’de belirtildiği üzere özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da açılacak genel düzenleyici işlemlere karşı ve İdare mahkemelerinde açılacak davalarda 60 gün, vergi mahkemelerinde ise 30 gündür. Vergi mahkemesi kararına karşı 2019 yılı için 6.000 TL’yi aşan davalarda 30 gün içinde istinaf yoluyla Bölge İdare Mahkemesine, Bölge idare mahkemesinin kararına karşı da dava konusu tutar 144.000 TL’yi aşıyorsa yine 30 gün içinde Danıştay’a temyiz yoluyla başvurulabilir.

    Ödeme emri ve ihtiyati hacze karşı ise 15 gün içinde dava açılması gerekmektedir. Görüldüğü üzere tahsil aşamasıyla ilgili olan davalarda dava açma süresi daha kısa tutulmuştur.

    Uzlaşma görüşmelerinin anlaşmazlıkla sonuçlanması durumunda dava açma süresinin bitmesine 15 günden az bir süre kalmışsa 15 gün içerisinde, 15 günden fazla bir süre kalmışsa bu süre içerisinde davanın açılması gerekir.

    Takdir komisyonlarının arsa ve arazilerin emlak vergisi matrahına esas olarak alınacak değerlerin tespiti ile ilgili olarak her dört yılda bir yapılan takdirlere karşı emlak vergisi mükellefleri bu değerlerin muhtarlıklara asılmasından sonraki 30 gün içinde dava açabileceklerdir.

    Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca her yıl açıklanan(1) ve bir sonraki yıl için geçerli olacak emlak vergisi matrahının hesaplanmasında esas alınacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedellerine karşı ise Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları ile Ticaret Borsaları 15 gün içinde Danıştay’da dava açabilirler.

    Dava açma süresi, idari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ile bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin yapıldığı, tahakkuku tahsile bağlı vergilerde (örneğin damga vergisi, belediyelerce alınan eğlence vergisi) tahsilatın yapıldığı; tevkif (stopaj) yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapıldığı; tescile bağlı vergilerde (örneğin motorlu taşıtlar vergisi) tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği, gümrük idareleri tarafından alınan vergilerde idareye itirazın reddedildiğine ilişkin yazının tebliğ edildiği(2), ihtirazi kayıtla beyannamenin verilmesi durumunda tahakkuk fişinin düzenlendiği tarihi izleyen günden itibaren başlar.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Konseyinin Üye Yapısı Değişiyor

    Vergi Konseyinin temsilci üyeleri, kurumlarınca seçilen veya görevlendirilen vergi, ekonomi, finans, hukuk veya maliye alanlarında birikim ve deneyim sahibi kişilerden oluşacak.

    Vergi politikalarının oluşturulmasında görüş bildirmekle görevli Vergi Konseyinin temsilci üyeleri, kurumlarınca seçilen veya görevlendirilen vergi, ekonomi, finans, hukuk veya maliye alanlarında birikim ve deneyim sahibi kişilerden oluşacak.

    Hazine ve Maliye Bakanlığının Vergi Konseyi Yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    Düzenlemeyle 2005 yılında yayımlanan Vergi Konseyi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılırken, yeni düzenlemeyle konseyin üye yapısına ilişkin değişiklik yapıldı.
    Yönetmeliğe göre, konseyin onursal başkanı Hazine ve Maliye Bakanı olacak.

    Konsey, doğal, temsilci ve seçilmiş üyelerden oluşacak. Konseyin doğal üyeleri olarak bakanın görevlendireceği bakan yardımcısı, Gelir İdaresi Başkanı, Vergi Denetim Kurulu Başkanı ile genel sekreter görev yapacak.

    Konseyin temsilci üyeleri, kurumlarınca seçilen veya görevlendirilen vergi, ekonomi, finans, hukuk veya maliye alanlarında birikim ve deneyim sahibi kişilerden oluşacak.

    Temsilci üyeler arasında sivil toplum ile kamu kesimi gruplarını temsilen isimler yer alacak. Sivil toplum grubunda, bakan tarafından belirlenecek kamu kurumu niteliğindeki meslek birlikleri, esnaf ve sanatkarlar konfederasyonu, işçi ve işveren konfederasyonları, dernek, vakıf ve diğer sivil toplum kuruluşlarınca görevlendirilecek birer temsilci üye bulunacak.

    Kamu kesimi grubu da yine bakan tarafından belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarını temsilen en az genel müdür yardımcısı düzeyinde birer üye görev yapacak.

    Seçilmiş üyeler olarak ise başkanın önerisi üzerine bakan tarafından seçilen, vergi, ekonomi, finans, hukuk veya maliye ile ilgili alanlarda uzmanlık ve kariyere sahip kişilerden veya sanayi, işletme, ticaret, finans, hizmetler alanında öne çıkmış müteşebbislerden (en az üçte biri üniversitelerden olmak üzere) yeterli sayıda üye bulunacak.

    Temsilci üyeler birden fazla kurum veya kuruluşu temsil edemeyecek ve konsey çalışmalarında bütün üyeler eşit oya sahip olacak.
    Konsey üyelerinin alanlarında 10 yıl deneyime sahip olma şartı ise artık aranmayacak. Kesimleri temsilen konseyde yer alacak üye sayısına ilişkin sınırlama da kaldırıldı.

    Konsey, Türk vergi sistemine ilişkin görüş ve önerilerde bulunacak ve gerektiğinde buna ilişkin mevzuat taslakları hazırlayacak. Bakan tarafından incelenmesi istenilen kanun teklifleri ile diğer düzenleyici işlemlere ilişkin çalışma, araştırma ve incelemelerde bulunarak görüş bildirecek, talep edildiği takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilgili komisyonlarında görüş sunacak.

    Konsey, genel kurul, icra kurulu, genel sekreterlik ile çalışma grupları ve komisyonlar gibi organlardan oluşacak. Konsey, kendi üyeleri arasından veya dışarıdan belirleyeceği kişilerden oluşmak üzere çalışma grupları ve komisyonlar kurabilecek. Bunlar, konsey tarafından kendilerine verilecek olan görev kapsamında, görüş ve önerileri ile gerektiğinde bu öneriler doğrultusunda mevzuat taslakları hazırlayacak.

    Genel Kurul yılda en az dört defa olağan toplantısını yapacak, icra kurulu ise ayda iki defa toplanacak.

    Konsey başkanı ve üyelerine bu görevleri sebebiyle ayda dört toplantıyı geçmemek üzere, her toplantı için damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmadan bakanlık bütçesinden huzur hakkı ödenecek.

    Konsey üyeliği, doğal üyeliklerde, bağlı bulunulan makam ve görevlerden ayrılma, temsilci üyeliklerde, üyenin temsil ettiği kurumdan ayrılması, temsil edilen kurumun üyesini değiştirmesi, görev süresinin dolması veya temsil edilen kurumun konseye üye görevlendirme hakkının sona ermesi ile sonlanacak.

    Çalışma dinamiğinin temini ve yeni fikirlerin konseyde temsili amacıyla, her yıl üye sayısının en fazla 1/3’üne kadar üye değişimi yapılabilecek.

    Yönetmelik hükümlerinin yürütülmesinde oluşacak tereddütlerin giderilmesi bakımından uygulanacak usul ve esasları belirlemeye bakan yetkili olacak.

    Bizde siz mükelleflerimizin desteği ile sizleri daha iyi temsil etmek adına Vergi Konseyi içerisinde yer almak istiyoruz.

     

     

    e-Haciz sert başladı. Kapsamda sadece borçlular değil haciz gelen kişinin yakınları da var.

    Ekim ayında başlayan e-haciz dalgasısı tekrar başladı. MTV, Harç, Trafik cezaları, KYK, köprü geçişleride dahil olmak üzere oldukça büyük bir kısım e-haciz kapsamına girdi.

    Sözcü’den Taylan Büyükşahin’in haberleştirdiği e-haciz dalgasında ekim ayında 3.3 milyon kişiye e-haciz uygulaması gerçekleşti.

    Dün başlayan e-haciz furyasında ise, sadece borçlu için değil, o kişinin yakını veya iş ortakları için de ilk defa yapıldı. Şu an çalışsın veya çalışmasın, hesapta bakiye olsun ya da olmasın e-haciz gönderildiği, dul ve yetim aylığı alanlarla birlikte, KYK borcu olup henüz çalışmayanların da hesaplarına e-haciz işlemi yapıldığı öne sürülüyor.

    Konuyu değerlendiren Sözcü Yazarı Vergi Uzmanı Nedim Türkmen, şöyle konuştu;

    Anonim şirketlerde vergi borcundan ‘kanuni temsilci’ olan yönetim kurulu, limited şirketlerde şirket müdürü ile müdür olmayan ortak hissesi oranında sorumlu. Buna rağmen, elektronik haciz uygulamalarında şirketlerin sorumlularını ticaret sicil gazetesinden tespit edip işlem yapmak yerine, şirketlerle ilgili imza sirkülerlerinde adı geçen çalışanlara da e-haciz uygulaması yapılıyor.

    Elektronik haciz uygulaması, 6183 sayılı yasanın 62.  maddesine eklenen hüküm gereğince  ve yine aynı yasanın  79. maddesi hükmü gereğince borçlu mükelleflerle ilgili bunların banka hesaplarına uygulanan bir haciz yöntemi.

    Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlusu söz konusu ödeme emrine karşı 7 gün içinde mal beyanında bulunması gerekiyor, aksi takdirde ödeme emri kesinleşiyor.

    Mükellefler yürütmeyi durdurma kararı aldırıp e-hacizi kaldırabiliyor, taksitlendirme yapabiliyor, ödeme emrine karşı vergi davası açabiliyor.

    6183 sayılı yasanın 58. maddesine göre dava açma süresi cevabın kişiye tebliğinden itibaren 30 gün içinde oluyor.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Yeni Vergi Düzenlemelerine Genel Bakış

    Ekonomik kriz dönemlerinde vergi; Devletlerin müracaat ettiği evrensel bir araç konumundadır. Bu gibi durumlarda devletler vergilendirme sisteminde değişikliklere giderek ekonomiye yön vermeye çalışırlar.

    Ancak yine evrensel olsan bir şey vardır ki o da, daralan ekonomilerde vergi oranları artırılarak veya yeni vergiler koyularak devletin geliri artırılamaz. Vergi oranlarının artırılması ve yeni vergiler koyulması mükellefler tarafından tepki ile karşılanır ve bir direnç oluşur.

    Verginin yine evrensel uygulamaları,
    – Verginin genele yayılması,
    – Verginin adaletli ve dengeli olması,
    – Beyan usulüne dayanması
    – Kolay ve basit uygulanabilmesi sayılabilir.

    Ülkemizde vergi uygulamalarının esası ile anayasamızın 73. Maddesi ile belirlenmiştir. Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Söz konusu madde hükmünde “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.”Hükmü yer almaktadır. Yapılan yeni değişikliklerin de bu kısa ve evrensel açıklamalar ışığında değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

    DİJİTAL HİZMET VERGİSİ

    Yeni düzenleme ile getirilen yeni vergilerimizden bir tanesi Dijital Hizmet Vergisi’dir. Dijital ortamda sunulan her türlü reklam hizmetleri, sesli, görsel veya dijital herhangi bir içeriğin dijital ortamda satışı ile bu içeriklerin dijital ortamda dinlenmesine, izlenmesine, oynanmasına veya elektronik cihazlara kaydedilmesine veya bu cihazların kullanılmasına yönelik dijital ortamda sağlanan sunulan hizmetler ile beraber, kullanıcıların birbirleriyle etkileşimde geçebilecekleri dijital ortamların sağlanması ve işletilmesi hizmetleri, dijital ortamda verilen aracılık hizmetleri dijital hizmet vergisine tabidir.

    Dijital Hizmet Vergisi’nin oranı %7.5 olarak kabul edilmiştir.

    Söz konusu düzenlene dünyada ilk ve tek olarak uygulamaya geçecek olup, dikkatli bir şekilde uygulanması gerekecektir. Dikkatli olunması gereken konu vergilendirmeye ilişkin usul ve esasları belirlerken dünyada ilk olunması değil sektörün vergilendirme karşısında vereceği tepkinin dikkate alınmasıdır. Çünkü sektörün olumsuz tepki vermesi halinde sektörün gelişmesine engel olunduğu gibi, vergi mükelleflerinin hizmetlerini vergiye tabi olmayan diğer ülkeler üzerinden verilmesine gündeme gelecektir. Her ne kadar kanun metninde dijital hizmet vergisi için tam veya dar mükellefiyet fark etmez denilmişse de (yani Türkiye’ye yerleşmiş ve Türkiye dışında yerleşik olması) bu durumun nasıl uygulanacağı nasıl takip edilip vergilendirmenin nasıl yapılacağı merak uyandıran uygulamalardan bir tanesi olacaktır. Yine merak uyandıran diğer bir uygulama ise, muafiyet uygulaması için dünya genelinde elde edilen hasılatın 750 milyon eurodan az olmasının nasıl tespit edilip uygulanabileceğidir.

    KONAKLAMA VERGİSİ

    Yeni düzenleme getirilen ikinci vergimiz ise; konaklama vergisidir. Söz konusu kanun ile turizm sektörünün yükü artırılmıştır. Kanun teklif aşamasında verginin oranı %2 olarak belirlenmişken Meclis görüşmelerinde oran maktu tutara çevrilmiş olup otellerin yıldız sayılarına uygun bir düzenleme benimsenmiştir.

    Buna göre;
    Kişi başına gecelik konaklama vergisi
    – 5 yıldızlı otel ve tatil köyleri için 18 TL
    – Butik oteller ve özel konaklama tesisleri için 18 TL
    – 4 yıldızlı otel ve tatil köyleri için 12 TL
    – 3 yıldızlı otel ve belediye belgeler konaklama tesisleri için 9 TL
    – 2 ve 1 yıldızlı oteller, pansiyon, motel, apart otel, kampingler için 6 TL belirlenmiştir.

    Söz konusu vergiler yerli ve yabancı turistlerin tamamına uygulanacaktır.

    Dolayısıyla ülkemizde konaklama vergisi tutarında zamlanmış olacaktır. Turizm Tanıtma Ajansı’mızın kurulması aşamasında getirilmesi düşünülen ve kanun teklifinde var olan vergilendirme gelen tepkiler üzerine ertelenmişti 3 ay sonra yeniden gündeme geldi ve komisyonda kabul edildi. Turizm Tanıtıma Ajansı’mız kurulurken alınması planlanan vergiye itiraz edenlerden birisinde bendim. Gelin altın yumurtlayan tavuğu ( turizm ) kesmeyelim diye çağrıda bulunmuştum. Bu sene ülkemizde faaliyet gösteren en karlı sektörün turizm olduğunu ancak bu kârlılığın döviz yükselmesine bağlı olarak ülkemizde turizmin ucuzlamış olmasından kaynaklanan bir işlem olduğunun altını çizerek açıklamıştım.

    Gelinen nokta ne kadar haklı olduğu ortaya çıkardı elde edilen verilere göre turizmden elde ettiğimiz gelir ancak 2014 yılı seviyelerine ulaşmış iken, ülkemizi ziyaret eden turist sayısında rekor üstüne rekor kırıyoruz. Yani daha çok turist misafir ederek daha az para kazanıyoruz. Kazandığımız para 5. Yıl önceki rakamlara yeni ulaştı. Aslında sektörde karda değil ama dövizin yüksekmiş olması nedeniyle ülkemizde turizm ucuzladı. Yani sektörü bir şekilde etkileyeceği kesin ama nasıl etkileyeceğini sektör temsilcilerine bırakıp görmek yerinde olacaktır. Ancak sektörün turizm payı ve konaklama vergisi adı altında 2 ayrı vergi yükü ile karşı karşıya olduğunu bunun ekonomik yönü dışında yapılması gereken iş ve işlemler nedeniyle de ayrı bir yük getirdiğinin altını çizmeden edemeyeceğim.

    DEĞERLİ KONUT VERGİSİ

    Yeni getirilen vergilerimizden bir tanesi de Değerli Konut Vergisi’dir. Söz konusu vergi ile Türkiye sınırları içinde bulunan mesken nitelikli taşınmazlardan değeri 5.000.000 TL’yi aşanlar bu verginin konusunu oluşturmaktadır.

    Bu na göre konutun Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nce belirlenen konut değeri;
    – 5.000.000 ile 7.500.000 TL arası olanlar yıllık binde 3 oranında,
    – 7.500.000 ile 10.000.000 TL arası olanlar yıllık binde 6 oranında,
    – 10.000.000 TL yi aşan konutlar ise % 1 oranında vergi ödeyeceklerdir.

    Söz konusu vergi, geliri değilde bize göre Serveti vergilendirmeye yönelik bir vergi olması ve evrensel vergilendirme ilkelerine uygun olmaması nedeniyle çokça tartışılacak gibi gözükmektedir. Sadece gelir yaratmaya yönelik bir uygulama olarak tarafımızdan değerlendirilmektedir.

    GELİR VERGİSİ KANUNU’NDAKİ DÜZENLEMELER;

    a) Gelir Vergisi dilimleri değiştirilmiştir

    Gelir vergisi dilimleri değiştirilmiş 5 ayrı vergi dilimi oluşturulmuş olup 500.000 TL üzerinde gelir elde edenlerin %40 oranında vergilendirilmesi esası getirilmiştir. Söz konusu düzenlemenin amacı çok kazanandan çok vergi almak olarak açıklanılmıştır. Kurumlar vergisi oranının daha düşük olması nedeniyle, Kişiler gelir vergisi mükellefi olmak yerine kurumlar vergisi mükellefi olmayı tercih edecekler bu nedenle de yüksek oranla % 40 tutarlı gelir vergisi ödemek yerine %20 tutarlı oranda kurumlar vergisi ödeyeceklerdir. Dolayısıyla bize göre gelir vergisi mükellefleri azalırken, tek kişilik şirketlerin kurulma sayısı buna bağlı olarakta kurumlar vergisi mükellef sayısında gözle görülür bir artış olacaktır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    E-Fatura Yerine Sehven Kağıt Fatura Düzenlenmesi

    Faturanın e-fatura yerine kağıt fatura olarak düzenlenip düzenlenmeyeceği konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığından 2015 yılında alınan bir görüş de konuyu hem idare hem de mükellefler açısından daha açık hale getirmiştir.

    Söz konusu özelgede, e-fatura düzenlenmesi gerekirken kağıt ortamında fatura düzenlenmiş olması halinde fatura içeriği malın teslimi veya hizmetin ifa edilmiş olması nedeniyle KDV açısından vergiyi doğuran olay gerçekleştiği, bu çerçevede faturada gösterilen KDV tutarının Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi uyarınca indirim konusu yapılabileceği açıklanmıştır. Yine söz konusu işlemin gerçek mal teslimi veya hizmet ifasına dayanması nedeniyle yapılan harcamaların Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi Kanunu yönünden gider olarak dikkate alınmasında yasal bir engel olmadığı vurgulanmıştır.

    Ancak gerek 421 gerekse 397 numaralı VUK Genel Tebliğ’lerinde e-fatura uygulamasına dahil olan mükelleflerin e-fatura uygulamasına kayıtlı olan diğer mükelleflere düzenleyecekleri faturaların e-fatura olarak düzenlenmemesi halinde, bu zorunluluğa uymayan mükellefler hakkında VUK’nda öngörülen cezai hükümler uygulanacaktır.

    Buna göre kağıt ortamında bir fatura düzenlense bile, zorunluluk kapsamındaki mükelleflerin düzenlemesi gereken asıl belge olan e-faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenlenmemiş olması durumunda, düzenlenmeyen e-fatura için bu belgeyi düzenlemek ve almak zorunda olanlara VUK’nun 353’üncü maddesinin birinci bendine göre özel usulsüzlük cezasının kesilmesi gerekecektir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Şirketten Ayrılan Eski Ortağa Yapılan Tebligatlar

    1- ŞİRKETLERDE PAY DEVRİ VE ORTAKLIKTAN ÇIKIŞ

    Limited şirketlerde, ortağın şirketten çıkabilmesinde ön koşul, ortaklıktan pay devri yapılarak ayrılmadır. Pay devri noterde yapılarak, eski ortak payını devredip, yerine yeni ortak girmektedir. Pay devrinden önce de, “şirketin ortaklar kurulu” toplanarak, ortakların giriş ve çıkışlarını karar altına almaktadırlar. Böylece, yeni ortak şirkete girmiş ve eski ortak şirketten ayrılmış olmaktadır (1).

    Anonim Şirketler yönünden ise, hamiline yazılı hisse senetleri, hamiline yazılı kıymetli evrak niteliğinde olduğundan, devir, senedin teslimiyle olabilmektedir. Senedin teslimiyle taraflar arasında, üçüncü kişilere ve şirkete karşı hüküm ifade edebilmektedir (2).

    Nama yazılı hisse senetlerinin devri, diğer nama yazılı kıymetli evrakın devrinden farklılık arz etmektedir. Nama yazılı hisse senetleri, alacağın temliki beyanı ve teslim yoluyla devredilebileceği gibi, devir ciro ve teslim yolu ile de, yapılabilir (3).

    Nama yazılı hisse senetlerinin devrinin şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi, devrin pay sahipleri defterine kaydedilmesine bağlı olmaktadır.

    Nama yazılı pay senetlerinin devri kanun veya sözleşme hükümleriyle yasaklanabileceği gibi, bazı kayıt ve şartlara tabi tutulabilmektedir (4).

    2- LİMİTED ŞİRKETLERDE PAY DEVRİNDE İLAN ZORUNLULUĞU VAR MI

    Bilindiği gibi, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 503 ve müteakip maddelerinde, limited şirketlerin kuruluşu düzenlenmiş, Kanunun 511.maddesinde tescil ve ilan edilecek hususlar arasında, ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları yer almış, 515.maddesinde de, şirket esas mukavelesinde yapılan her değişikliğin ilk mukavele de olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 519.maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların ad ve soyadlarının, pay miktarlarının, vukuu bulan ödemelerin, payların devir ve intikal ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceği hükme bağlanmıştır.

    Aynı kanunun 520.maddesi hükmüne göre de ortaklık payının devri; tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli devir sözleşmesi, ortakların devir işlemine muvafakati ve devrin pay defterine işlenmesi ile hüküm ifade etmektedir.

    Diğer taraftan 405 seri numaralı Tahsilat Genel Tebliğinin “1.2.1 Limited Şirket Ortağı” bölümünde “……. limited şirket ortaklarının kimliği ve şirketteki sermaye hisselerine ilişkin bilgiler, şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde, bu sözleşmede yapılan değişikliklerde, pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde pay defterinde yer almaktadır.” hükmü bulunmaktadır.

    Anılan tebliğ hükmüyle limited şirket ortaklarının ortaklık payının devrinin tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli devir sözleşmesi, ortakların devir işlemine muvafakati ve devrin pay defterine işlenmesi ile hüküm ifade edeceği, bu nedenle pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde kimlerin ilgili dönemlerde ortak olduğunun pay defterinden tesbit edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

    Ayrıca Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü’nün 29.01.2001 tarih ve B.07.0.GEL.0.71/7103-140 sayılı yazısında “1.1.2001 tarihinden itibaren noterliklerde yapılacak olan limited şirket pay devir veya devir vaadi işlemleriyle ilgili bildirimlerin vergi dairelerince alınması halinde, mükellefin tarh dosyasında muhafaza edilmesi ve limited şirketlerden tahsil edilmeyen amme alacaklarının tahsilinde 405 Seri No.lu Tahsilat Genel Tebliği hükümlerinin uygulanması sırasında bu sözleşmelerin de dikkate alınması gerekmektedir” denilmektedir.

    3- ŞİRKETTEN AYRILAN ORTAĞA YAPILAN TEBLİGATLARIN HUKUKSAL GEÇERLİLİĞİ

    Vergi Usul Yasası açısından, vergi ve ceza ihbarnamelerinin kimlere yapılacağı belirlenmiştir. Tebligatın mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı, tüzel kişilere yapılarak tebligatın bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılacağı, tüzel kişilerin müteaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılmasının yeterli olduğu belirtilmiştir. Aynı yasanın 377.maddesinde ise, mükelleflerle kendilerine vergi cezası kesilenlerin tarh edilen vergiler ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabileceği öngörülmüştür.

    Limited şirketi adına salınan vergi ve kesilen cezalara ilişkin ihbarnamelere, şirket adresinin yazıldığı, fakat bu ihbarnamelerin kanunen yetkili şirket temsilcilerine veya yöneticisine tebliğ edilmeyip, eski şirket temsilcisi olan davacıya tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Şirket adına düzenlenen ihbarnamelerin davacıya tebliğ edilmiş olması bu ihbarnamelerin şirkete tebliğ edilmiş sayılmasını gerektirmeyeceği gibi bu ihbarnamelerde yer alan şirket adına salınmış vergi ve kesilen cezadan davacının şahsen sorumlu tutulması sonucunu da doğurmaz. Sözü edilen ihbarnamelere dayanarak davacının vergi ve cezadan sorumlu tutulması ve takip edilmesi mümkün bulunmadığından, tebligatın şahsına yapılmış olmasının davacının menfaatini haleldar ettiği kabul edilemez (5).

    4- ŞİRKETTEN AYRILAN ORTAKLARA UYGULANAN YURT DIŞI YASAKLARI 

    Ortağı olduğu şirketten ayrılan ortak/ortaklar hakkında zaman zaman, yurt dışı yasağı, özel mülklerine haciz, mal varlıklarına, banka hesaplarına blokaj, özel otomobillerine haciz vs. konulduğunu zaman zaman görmekteyiz. Oysa ki, şirket tüzel kişiliğinin borcu için ortakların özel malları hakkında haciz uygulanması hukuken geçerli değildir. Keza, ortaklar hakkında yurt dışı yasağı konulması da hukuka aykırıdır. Kanuni temsilci durumunda olan ortaklar için ise, 25,000 TL’yi aşan vergi borçları için yurt dışı yasağı konulmaktadır (6). Fon payı için yurt dışı yasağı konulamaz. Yurt dışı yasağının kaldırılması için, davalı idare vergi daireleri değil, Valilik makamları olup, görevli mahkemeler, İdare Mahkemeleridir (7). VERGİ BORCUNDAN DOLAYI YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI UYGULAMASI ANAYASA MAHKEMESİ KARARI İLE ORTADAN KALDIRILMIŞTIR.BUNDAN BÖYLE VERGİ BORCUNDAN DOLAYI AMME BORÇLUSU MÜKELLEF YURT DIŞINA ÇIKABİLECEKTİR.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Şirketlere Yeniden Yapılandırma Yürürlüğe Girdi

    Türkiye Bankalar Birliği Küçük Ölçekli Şirketler için Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması Hakkında yaptığı duyuru ile 25 Milyon TL’sinin altında Finansal Sektöre borcu olan Şirketler için Finansal Yeniden yapılandırmanın başladığını bildirdi.

    Yeniden Yapılandırmadan Hangi Şirketler Yararlanacak?

    Finansal Yeniden Yapılandırmadan  Başvuru tarihi itibariyle Alacaklı Kuruluşlar’a olan anapara (nakit+gayrinakit) borç toplamı 25 milyon TL’den az olan borçlular yararlanabilecek. 

    Yapılandırma Parametreleri 

    Yapılandırma Vadesi

    Finansal Yeniden Vade Yapılandırma dönemine ilişkin en uzun vade 60 ay olabilecektir (vade yapısı yapılan fizibiliteye göre belirlenecek olup, her firma için 60 ay olarak uygulanmayacaktır)

    Ödeme planının sonunda, yapılandırılan kredilerin tamamen tasfiye edilmesi esas olmakla birlikte, yapılandırılan toplam tutarın en fazla yüzde 25’lik bölümünün, ödeme planı sonrasında döneme bırakılması da söz konusu olabilecektir. 

    Ödemesiz dönem 

    Azami 12 aya kadar anapara ve faiz ödemesiz dönem verilebilecektir.

    Taksit sıklığı 

    Taksitlerin aylık olması esas olmakla birlikte, sektörel olarak fon yaratma imkanları dikkate alınarak daha uzun taksit aralıkları belirlenebilir

    (örneğin tarım sektöründe yıllık bazda üretim yapan üreticilerin geri Ancak, ödemesiz dönemi takiben her yıl, toplam anapara alacağının en az yüzde 10’nunda az olmamak üzere ödeme planı yapılması esastır. )

    Yeniden Yapılandırmada Faiz Oranı

    Faiz oranı müşterinin tercihine göre sabit veya değişken olabilecektir.

    Sabit faiz olması halinde BKEAK’ın günün koşulları ve müşteri bazında belirleyeceği oran dikkate alınacaktır.

    Değişken faiz olması halinde;

    0-2 yıl vadeli işlemlerde TL Referans Faiz Oranı+1
    2-5 yıl vadeli işlemlerde TL Referans Faiz Oranı+2

    TL Referans Faiz Oranı 3 ayda bir güncellenecektir.

    Kullandırım tarihinden bir iş günü öncesi ile 30 gün öncesinin (tatil gününe denk gelmesi durumunda takip eden iş günü seçilecektir) endeks verileri kullanılarak krediye baz teşkil edecek faiz oranı hesaplanarak belirlenecek ve vadeye göre marj eklenerek nihai faiz oranına ulaşılacaktır. 

    Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması Küçük Ölçekli Uygulama

    (Banka ve Diğer Mali Kurumlara 25 Milyon TL’den Az Borcu Bulunan Şirketler İçin Uygulama)

    Anlaşma’nın Tarafları

    Aşağıda imzaları bulunan banka ve finansal kuruluşlar (birlikte Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması’nı imzalayan “Alacaklı Kuruluşlar” olarak anılacaktır), Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması’nın (Çerçeve Anlaşması veya Anlaşma) taraflarını oluşturmaktadır.

    İşbu Çerçeve Anlaşması, münhasıran bu Anlaşma’yı imzalayanlar açısından hüküm ifade eder.

    Anlaşma’nın Amacı

    Bu Anlaşma’nın amacı, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32 nci maddesi ve buna ilişkin mevzuat uyarınca Alacaklı Kuruluşlar’a borç geri ödemelerinde geçici sorun yaşayan veya sorun yaşaması muhtemel görülen ticari kredi borçluları hakkında (İşbu metinde “borçlu” olarak anılacaktır.);

    – bu borçluların kredi borçlarının vadelerini uzatmak,

    – bu borçluların kredilerini yenilemek,

    -bu borçluların borçlarından kaynaklı temerrüt faizinden/gecikme cezasından kısmen veya tamamen vazgeçmek,

    – . bu borçluların borçlarını aynî, nakdî ya da tahsil şartına bağlı bir bedel karşılığı devir veya temlik etmek, borçları borçlu ya da üçüncü kişilere ait ayni değerler karşılığında kısmen veya tamamen tasfiye etmek, satmak,

    – bu borçluların kredi borçlarına ilişkin olarak diğer Alacaklı Kuruluşlar ve alacaklılarla birlikte hareket ederek protokoller yapmak,

    şeklinde alınacak tedbirlerle, borçluların geri ödeme yükümlülüklerini yerine getirebilmelerine ve istihdama katkıda bulunmaya devam etmelerine imkan verilmesini sağlamaktır.

    Bu amaçların gerçekleştirilmesini teminen, tarafların misyonu; ekonomiye katma değer oluşturduğuna inanılan ve geçici olarak finansal ödemeleri aksayan borçluların fon üretme kabiliyetleri de dikkate alınarak Alacaklı Kuruluşlar tarafından uygun görülecek makul bir süre içerisinde ve makul koşullarla, gerek ekonomik faaliyetlerine devam etmeleri, gerekse öngörülen süre içerisinde finansal kesime ve kamu dahil diğer alacaklılara olan geri ödeme yükümlülüklerini yerine getirebilmelerini sağlamaktır. Bunu teminen ilgili borçlunun yanı sıra, varsa bunlarla bağlantılı bulunan diğer kuruluşlar ile hakim hissedarlarının iyi niyetlerini ve özverilerini ortaya koymaları ve bu suretle, bir uzlaşı platformunun oluşturulması amaçlanmaktadır.

    Tanımlar

    Alacaklı Kuruluşlar: 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 3 üncü maddesinde geçen bankaları, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nun 3 üncü maddesinde geçen şirketleri, borçlulara doğrudan kredi kullandırmış olan yurt dışında kurulu bankalar ve finansal kuruluşları, Türkiye’ye doğrudan yatırım yapan çok taraflı bankalar ve kuruluşları, alacak tahsiline yönelik olarak bu alacaklılar tarafından kurulacak

    özel amaçlı şirketler ile aynı amaçla 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na göre kurulan yatırım fonlarını,
    Alacak toplamı: Borç tespitinin yapıldığı tarih itibariyle hesaplanan anapara, faiz, kar payı, kira, komisyon, sigorta, masraflar ve krediye ilişkin diğer alacakların toplamını,
    Başvuruyu kabul eden Alacaklı Kuruluş (BKEAK): Borçlunun başvurusu kabul eden en büyük ilk üç alacaklı içinde yer alan Alacaklı Kuruluş’u,
    BDDK: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nu,
    Borçlu: 5411 sayılı Bankacılık Kanununa tabi kuruluşlar, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu, 6493 sayılı  Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ile yatırım ortaklıkları hariç 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 35 inci maddesine tabi kuruluşlar dışında kalan Türkiye’de kurulu şirketleri,
    Diğer alacaklılar: Alacaklı Kuruluşlar dışında kalan borçludan alacaklı diğer tüm gerçek  veya tüzel kişileri,
    Fizibilite: Finansal yeniden yapılandırma kapsamına alınacak borçluların, bilanço içi ve dışı varlık ve imkanlarının bir arada irdelenerek borçlarının yeniden yapılandırılması veya yeni bir itfa planına bağlanması halinde geri ödeme kabiliyeti kazanacağına ilişkin tespitin oluşmasını teminen Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu tarafından onaylanan format üzerinden BKEAK tarafından yapılan çalışmayı,
    Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi (FYYS): Türkiye Katılım Bankaları Birliği ile Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliği görüşü alınarak TBB Yönetim Kurulu tarafından onaylanan format metin kullanılarak, Alacaklı Kuruluşlar, borçlu ve kefiller arasında imzalanacak olan sözleşmeyi,
    Kurul: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nu,
    Risk Grubu: 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 49 uncu maddesinde belirtilen risk grubunu,
    TBB: Türkiye Bankalar Birliği’ni,
    Yönetmelik: 15 Ağustos 2018 tarih ve 30510 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Finansal Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması Hakkında Yönetmeliği,
    Yurt Dışı Kredi Kuruluşları ve Uluslararası Kurumlar: Yerleşik olduğu ülke mevzuatına göre kredi vermeye yetkili olan ve borçlulara kredi kullandıran yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumları

    ifade eder.

    Anlaşma’nın Konusu

    Bu Çerçeve Anlaşması’nın amaçlarının gerçekleştirilmesini sağlamak üzere,

    • Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY) uygulanacak borçlulara ilişkin kriterlerin belirlenmesi,

    • Bu Çerçeve Anlaşması kapsamında öngörülen uzlaşma süreci için gerekli organizasyon yapısının belirlenmesi,

    • Alacaklı Kuruluşlar’ın uyması gereken genel prensipler ile uygulama ve durumun korunması süreçlerine, bağıtlanmış sözleşmelerin izleme kriterlerine ilişkin prensiplerin belirlenmesi,

    • Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmeleri’nin (FYYS) içeriğinin belirlenmesi, gerekli görülmesi halinde Alacaklı Kuruluşlar’ın kendi aralarında yapacakları sözleşmelere ilişkin esasların belirlenmesi,

    • Alacaklı Kuruluşlar ile FYYS’lerde taraf olabilecek diğer alacaklıların aralarındaki ilişkilerin düzenlenmesine ilişkin esasların belirlenmesi,

    • Anlaşma’da öngörülen sürelere ilişkin esasların belirlenmesi,

    • Yönetmelik’te belirtilen diğer hususlar

    işbu Çerçeve Anlaşması’nın konusunu oluşturmaktadır.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Defter ve Belgelerin Zayi Olduğunun Mahkeme Kararıyla Kanıtlanması Halinde İbraz Yükümlülüğü

    Danıştay 3. Daire
    Tarih    : 05.02.2018
    Esas No : 2017/4342
    Karar No : 2018/230

    VUK Md. 13, 30

    DEFTER VE BELGELERİN ZAYİ OLDUĞUNUN MAHKEME KARARIYLA KANITLANMASI HALİNDE İBRAZ YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Defter ve belgelerin taşınma esnasında kaybolması sonucu zayi olduğunun Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla kanıtlı olduğu olayda, ibraz yükümlülüğü mücbir sebep nedeniyle yerine getirilemediğinden, re’sen takdir nedeninin varlığından söz edilemeyeceği hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, yasal defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden, 2013 yılı Şubat ila Aralık dönemleri için re’sen salınan katma değer vergileri ile tekerrür hükümleri uyarınca % 50 oranında artırılarak kesilen üç kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; yasal defter ve belgelerini verilen süre içinde incelemeye ve mahkemeye ibraz etmediği, taşınma esnasında kaybolduğunu belirttiği yasal defter ve belgelere ilişkin zayi belgesi verilmesi için adli yargı yerine yaptığı başvurunun 2013 yılına değil 2010, 2011 ve 2012 yıllarına yönelik olduğu gerekçesiyle reddeden Vergi Mahkemesinin kararının üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemini aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle reddeden, vergi ziyaı cezasının tekerrür nedeniyle artırılan kısmı hakkında hüküm kurulmak üzere bozan Danıştay Üçüncü Dairesi’nin 02.02.2017 gün ve E.2016/6312, K.2017/516 sayılı kararının; ilgili dönemlere ilişkin defter ve belgelerin zayi olduğuna ilişkin mahkeme kararının bulunduğu ve söz konusu kararın kesinleştiği ileri sürülerek düzeltilmesi istenmiştir.

    Karar: Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince kararın düzeltilmesi istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen sebepler 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi hükmüne uygun bulunduğundan, kararın düzeltilmesi isteminin kabulüne ve Danıştay Üçüncü Dairesi’nin 02.02.2017 gün ve E.2016/6312, K.2017/516 sayılı kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra temyiz istemi yeniden incelenerek işin gereği görüşülüp düşünüldü:

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 13. maddesinin 2. bendinde; vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler mücbir sebep olarak kabul edilmiş; Kanun’un 30. maddesinin ikinci fıkrasının 3. bendinde de; bu Kanun’a göre tutulması mecburi olan defter ve belgelerin hepsinin veya bir kısmının vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesi hali re’sen takdir nedeni sayılmıştır.

    3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin 1/a bendinde ise, mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri, aynı Kanun’un 34. maddesinin 1. bendinde, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait katma değer vergisinin alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre, katma değer vergisinin indirim konusu yapılabilmesi için, indirim konusu yapılacak verginin fatura veya benzeri belgeler ile gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmesi ve söz konusu belgelerin defterlere kaydedilmiş olması gerekmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla