fbpx

    Yangın , Deprem ve Su Basması Gibi Afetler Dolayısıyla Mükelleflerin Olabilecek Kayıpları ve Yapılacak İşlemler

    Yangın, deprem, yer kayması ve su basması gibi afetler  dolayısıyla mükelleflerin bir çok açıdan kayba uğramaları mümkündür.

    Söz konusu afetler, vergi uygulamaları açısından, emtiada ve amortismana tabi iktisadi kıymetlerde kısmen veya tamamen değer kaybına neden olabilir.

    Bu gibi hallerde, mükelleflerce ve vergi idaresince yapılması gereken işlemler aşağıda kısaca belirtilmiştir.

    A- GELİR VE KURUMLAR VERGİLERİ AÇISINDAN YAPILACAK İŞLEMLER

    1- Emtiada Değer Kaybı

    Vergi kanunlarında tabii afete maruz kalan emtiaya ait bedellerin  zarar olarak dikkate alınacağı hususunda bir hüküm bulunmaması nedeniyle,

    bunların kayıtlara doğrudan zarar yada gider olarak intikal ettirilmeleri mümkün değildir.

    Ancak, 213 sayılı  Vergi  Usul  Kanunu’nun  278. maddesinde;

    “Yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan emtia ile maliyetlerin hesaplanması mutad olmayan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartalar emsal bedeli ile değerlenir.”  denilmiş ve

    emsal bedel ise, aynı Kanun’un 267. maddesinin birinci fıkrasında;

    “Emsal bedeli,  gerçek bedeli belli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değerdir.” şeklinde tanımlanmıştır.

    Ayrıca mezkur madde hükmünde, emsal bedelinin tayininde uyulacak esaslar belirtilmiştir.

    Öte yandan, yukarıda sözü edilen Kanun’un 330. maddesinin birinci fıkrasında,

    “Emtia ve zirai mahsul ve hayvan kıymetlerinde vukua  gelen  zayiat dolayısıyla  alınan sigorta tazminatları bunların değerlerinden fazla olursa bu fazlalık kâra alınır.” denilmiş ve

    aynı maddenin ikinci fıkrasında da, “İşletme hesabı esasında tutulan defterlerde bu tazminat hasılat kaydedilir.” hükmüne yer verilmiştir.

    Açıkladıgımız hükümlere göre; yangın, deprem ve su basması gibi tabii afetler dolayısıyla değeri düşen emtianın, yukarıda sözü edilen Kanun’un 267. maddesindeki emsal bedeli esaslarından (üçüncü sıra) takdir esasına göre değerlenmesi gerekir.

    Konu ile ilgili takdir görevinin,  görevli bulunan Takdir Komisyonu tarafından yerine getirileceği açıktır.

    Fakat bunun için, afetten hemen sonra, değer kaybeden emtianın cinsi, miktarı ve maliyet bedelini gösteren listelerin bir dilekçeye eklenerek ilgili vergi dairesine müracaat edilmesi lazımdır.

    Afetten zarar gören emtia için Takdir Komisyonunca değer takdir edilmesinden sonra; afet dolayısıyla değer kaybeden emtianın bedeli,

    esasen satın alınma aşamasında  gider yazıldığı için, mezkur emtia envanter sırasında tekrar değerlemeye tabi tutulmamak suretiyle, zararın kendiliğinden teşekkül etmesi söz konusu olacaktır.

    Emtiada meydana gelen zayiat dolayısıyla

    sigortadan tazminat alınan durumlarda, tazminat emsal bedel ile değerleme aşamasında alınmış ise, alınan tazminat emtianın maliyet bedeli ile karşılaştırılmalı ve tazminat fazlası, kâr olarak dikkate alınmalıdır. Emtia değerinden düşük tazminat alınan durumlarda, aradaki farkın zarar olarak değerlendirileceği tabiidir.

    Tazminatın zayi olan emtianın değerleme aşamasından sonra alındığı hallerde ise, alınan tazminatın tamamı alındığı yıl kâra aktarılmalıdır.

    Ayrıca değeri düşen emtia için Takdir Komisyonunca takdir edilen değer (emsal bedel) kayıtlarda satışa, imale, stoka veya başka bir işleme konu olabilmek üzere değişik biçimlerde gösterilebilir.

    Bunun dışında, değer kaybeden emtia açısından Takdir Komisyonunca emsal bedel takdir edilebilmesi için

    ortada 278. madde hükmü kapsamına giren biçimde bir olayın olması ve bu durumun mahallinde Takdir Komisyonunca gözlenebilmesi gerekir.

    Şayet açıklanan şekilde değer tespiti mümkün değil ise, 278. madde hükmünün uygulanması da söz konusu olamaz.

    Başka bir anlatımla mezkur hükümden yararlanılabilmesi için, ortada gerçekten bir olayın bulunması ve ayrıca bu olay  nedeniyle cinsi, miktarı ve maliyet bedeli belli işletmede mevcut emtianın değer kaybına (düşüklüğüne) uğraması şarttır.

    Bu arada, olayın gerçek olması kaydıyla, Takdir Komisyonunca değer kaybeden emtia için sıfır (0) değer takdirinde bulunulması mümkündür.

    2- Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlerde Değer Kaybı

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 317. maddesi hükmü uyarınca, tabii afet yüzünden değer kaybına uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetlere, fevkalade ekonomik ve teknik amortisman uygulanması ve suretle değerlerinin yok edilmesi imkan dahilindedir.

    Söz konusu madde hükmüyle yangın, deprem ve su baskını gibi tabii afetler; yeni bir icadın teknik alanda kullanılmaya başlaması gibi teknik sebepler; hızlı ve zorlu çalışma gibi ekonomik sebepler yüzünden, değerini kısmen veya tamamen kaybeden, kısmen veya tamamen  kullanılmaz bir hale gelen ve fazla aşınma ve yıpranmaya maruz kalan taşınır ve taşınmaz değerlerle hakların, amortisman süresinin kısaltılmasına imkan tanınmıştır.

    Bu itibarla; ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak Maliye Bakanlığınca işin mahiyetine göre ayrı ayrı fevkalade ekonomik ve teknik amortisman oranlarının tayin edilebilmesi için,

    ilgili iktisadi kıymetin veya kıymetlerin işletmenin bünyesinde faaliyet halinde bulunması ve

    mükelleflerce, sadece maddede belirtilen nedenlerden dolayı başvuruda bulunulması ve ayrıca, durumun malum olması yada belgelendirilmesi lazımdır.

    Ancak, Vergi Usul Kanunu’nun 329. maddesinin birinci fıkrasında; yangın, deprem, sel, su basması gibi afetler yüzünden ziyaa uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymet dolayısıyla sigortadan tazminat alınan durumlarda alınan sigorta tazminatının bunların değerleriyle (Amortismanlı olanlarda ayrılmış olan amortismanlar düşüldükten sonra kalan değerle)

    karşılaştırılacağı, arada bir fark çıktığı takdirde mezkur farkın sonuç hesaplarına intikal ettirileceği hükme bağlanmıştır.

    Söz konusu hükme göre, sigortadan alınan tazminatla uğranılan zararın tamamen giderilmesi halinde,

    ortada fevkalade ekonomik ve teknik amortisman uygulanmasını gerektiren bir durumun kalmayacağı veya sigorta tarafından karşılanamayan kısımla sınırlı olarak uygulama yapılabileceği tabiidir.

    Buna karşılık, fevkalade ekonomik ve teknik amortisman uygulaması sırasında ve uygulanmasından sonra sigortadan tazminat alınan hallerde,

    alınan tazminatların tahakkuk ettikleri yıllarda kayıtlara doğrudan kâr olarak intikal ettirilmesi gerekir.

    Öte yandan, fevkalade ekonomik ve teknik amortisman nispeti belirlenmesiyle ilişkin başvuruların, zamanında yapılması gerekir.

    Aksi halde; geriye yönelik işlem yapılması, örneğin fevkalade ekonomik ve teknik amortismana tabi tutulmak istenilen kıymetin satıldığı,

    başka bir şekilde elden çıkarıldığı veya tamir ettirilerek kullanılmaya başlanıldığı durumlarda işlem tesisi güçleşir.

    Bunun için olay dolayısıyla ilgili vergi dairesi aracılığı ile Takdir Komisyonuna zarar takdiri, hurda takdiri yaptırılmalıdır.

    Konu ile ilgili tutanak, rapor, fotoğraf ve kararlar da muhafaza edilmeli ve başvuruyla birlikte ilgili makamlara intikal ettirilmelidir.

    Bu cümleden olarak afete maruz kalan iktisadi kıymetlerin; cinsi, adedi, aktife giriş tarihleri ve değerleri,

    birikmiş amortisman tutarları, birikmiş amortismanlar düşüldükten sonra kalan değerleri, olayın vuku bulduğu takvim yılına devreden bakiye değerleri, sigortadan tazminat alınmışsa alınan sigorta tazminat tutarları başvurularda belirtilmeli ve

    ayrıca, şayet varsa ilgili makamlardan alınan durum belgesi (rapor vs.) ile aynı kıymetlerin resmi bir makam veya Takdir Komisyonunca belirlenmiş hurda değerlerine ilişkin karar, başvuru dilekçesine eklenmelidir.

    Yine, fevkalade ekonomik ve teknik amortisman yoluyla itfa edilebilecek bedel, iktisadi kıymetlerin tabii afetin meydana geldiği tarihteki rayiç bedelleri (piyasa değerleri) değil, bunların yeniden değerlemeye tabi tutulmuş veya tutulmamış değerlerinden birikmiş amortismanlarının düşülmesi suretiyle bulunan değerdir.

    Bu nedenle, başvuru sonucunda; iktisadi kıymetlerden fevkalade ekonomik ve teknik amortismana tabi tutulması uygun görülenlerin maliyet yada yeniden değerlemeye tabi tutulmuş değerinden,

    birikmiş amortisman tutarlarının düşülmesi suretiyle bulunan değerin bir defada yok edilmesi benimsenebileceği gibi,

    daha farklı şekilde (örneğin kısmi fevkalade amortisman, daha fazla yıllara yayılan şekilde fevkalade amortisman öngören) bir uygulama yapılması kabul edilebilir.

    Bunun dışında, tabii afet yüzünde değer kaybeden ve bakiye değerleri fevkalade ekonomik ve teknik amortisman yoluyla yok edilen  kıymetlerin hurdalarından faydalanılması söz konusu olabilir.

    Bu durumda, önceden değer takdiri yapılmamışsa, takdir olunacak hurda değerlerinin ilgili yılda hasılat yazılması gerekir.

    Ayrıca, hurda haline gelen bir iktisadi kıymet için zamanında müracaatta bulunulmaması veya tamir işleminden sonra müracaatta bulunulması nedeniyle,

    Takdir Komisyonunca ortada takdir edilecek bir şeyin olmadığının tespit edildiği durumlarda, VUK’un 317. maddesi hükmünden yararlanılması mümkün değildir.

    Fevkalade ekonomik ve teknik amortisman ayrılabilmesine ilişkin talebin reddi halinde, olaya konu iktisadi kıymetlerin itfa olunmamış bedellerinin seçilen amortisman yöntemiyle itfasına devam olunabileceği tabiidir.

     

    B- KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN YAPILACAK İŞLEMLER

    3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasında “Aşağıdaki vergiler mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez. ”  hükmüne yer verilmiş,

    aynı fıkranın (c) bendinde de, deprem veya sel felaketi nedeniyle zayi olanlar hariç olmak üzere zayi olan malların alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisi, indirilemeyecek vergiler arasında sayılmıştır.

    Zayi olan mala ilişkin katma değer vergisinin indiriminin kabul edilmemesinin sebebi, Katma Değer Vergisi Kanunu’nda verginin katma değer üzerinden alınacağının ana prensip olarak benimsenmiş olmasından kaynaklanır. Kanunda, esas itibariyle indirim müessesesi geçerlidir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Davalarında Üst Makama Başvuru Yolu

    Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu
    Tarih        : 18.10.2006
    Esas No   : 2006/75
    Karar No  : 2006/300

    VUK Md. 116

    VERGİ DAVALARINDA ÜST MAKAMA BAŞVURU YOLU

    Vergi davalarında, 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesinde yer alan “üst makamlar başvuru” yolunun kullanılma olanağı olmadığı hk.

    İstemin Özeti: (…) Limited Şirketinin 2001 yılına ait yasal defter ve belgelerinin incelenmesi sonucu, davacının bu şirkete düzenlemiş olduğu faturaların gerçek bir mal satımına dayanmadığından bahisle adına kesilen kaçakçılığa iştirak cezasının kesinleştiği ileri sürülerek, ödeme emirleri düzenlenip tebliğ edilmiştir.

    Vergi Mahkemesi kararıyla; tarh ve tahakkuk safhasına ait tahakkuk fişi veya ihbarnamenin usulüne uygun şekilde tebliği üzerine dava açılmaması ya da açılan davanın mahkemece reddedilmesi sonucu kamu alacağının kesinleştirilmesi ve vadesinde ödenmemesi halinde ödeme emri düzenlenebileceği, davacının; ihbarnamelerin 25.07.2003 tarihinde tebliğ üzerine 31.07.2003 günlü dilekçe ile 4811 sayılı Kanun’dan yararlanarak matrah artırımında bulunduğunu, söz konusu cezanın kaldırılması gerektiğini belirterek Üsküdar Vergi Dairesi Müdürlüğüne başvurduğu, davalı idarenin ise; 27.08.2003 tarihinde talebin reddine ilişkin yazıyla birlikte ödeme emirlerini de davacıya tebliğ ettiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesinde, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun idari dava açma süresini durduracağı, isteğin reddi halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçen sürenin de hesaba katılacağının belirtildiği, bu düzenleme ve 4811 sayılı Kanun’un 5. maddesi dikkate alındığında, davacının ihbarnamelerin tebliği üzerine dava açma süresi içinde düzeltme yoluyla bu cezaların kaldırılması isteminin reddine dair yazı ödeme emirleri ile birlikte tebliğ edilmekle, davacının tahakkuk aşamasıyla ilgili dava açma ya da 4811 sayılı Kanun’un 5/3. maddesinden yararlanma yolunun kapatıldığı, davacının ret yazısının tebliğinden itibaren işlemeye başlayan 25 günlük süre içinde dava açma hakkı bulunduğunun idarece dikkate alınmadığı, ret yazısıyla birlikte ödeme emirlerinin tebliği sırasında kesinleşmiş bir kamu alacağından söz edilemeyeceğinden, düzenlenen ödeme emirlerinde yasaya uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emirlerini iptal etmiştir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Davalarında Üst Makama Başvuru Yolu

    Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu
    Tarih        : 18.10.2006
    Esas No   : 2006/75
    Karar No  : 2006/300

    VUK Md. 116

    VERGİ DAVALARINDA ÜST MAKAMA BAŞVURU YOLU

    Vergi davalarında, 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesinde yer alan “üst makamlar başvuru” yolunun kullanılma olanağı olmadığı hk.

    İstemin Özeti: (…) Limited Şirketinin 2001 yılına ait yasal defter ve belgelerinin incelenmesi sonucu, davacının bu şirkete düzenlemiş olduğu faturaların gerçek bir mal satımına dayanmadığından bahisle adına kesilen kaçakçılığa iştirak cezasının kesinleştiği ileri sürülerek, ödeme emirleri düzenlenip tebliğ edilmiştir.

    Vergi Mahkemesi kararıyla; tarh ve tahakkuk safhasına ait tahakkuk fişi veya ihbarnamenin usulüne uygun şekilde tebliği üzerine dava açılmaması ya da açılan davanın mahkemece reddedilmesi sonucu kamu alacağının kesinleştirilmesi ve vadesinde ödenmemesi halinde ödeme emri düzenlenebileceği, davacının; ihbarnamelerin 25.07.2003 tarihinde tebliğ üzerine 31.07.2003 günlü dilekçe ile 4811 sayılı Kanun’dan yararlanarak matrah artırımında bulunduğunu, söz konusu cezanın kaldırılması gerektiğini belirterek Üsküdar Vergi Dairesi Müdürlüğüne başvurduğu, davalı idarenin ise; 27.08.2003 tarihinde talebin reddine ilişkin yazıyla birlikte ödeme emirlerini de davacıya tebliğ ettiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesinde, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun idari dava açma süresini durduracağı, isteğin reddi halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçen sürenin de hesaba katılacağının belirtildiği, bu düzenleme ve 4811 sayılı Kanun’un 5. maddesi dikkate alındığında, davacının ihbarnamelerin tebliği üzerine dava açma süresi içinde düzeltme yoluyla bu cezaların kaldırılması isteminin reddine dair yazı ödeme emirleri ile birlikte tebliğ edilmekle, davacının tahakkuk aşamasıyla ilgili dava açma ya da 4811 sayılı Kanun’un 5/3. maddesinden yararlanma yolunun kapatıldığı, davacının ret yazısının tebliğinden itibaren işlemeye başlayan 25 günlük süre içinde dava açma hakkı bulunduğunun idarece dikkate alınmadığı, ret yazısıyla birlikte ödeme emirlerinin tebliği sırasında kesinleşmiş bir kamu alacağından söz edilemeyeceğinden, düzenlenen ödeme emirlerinde yasaya uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emirlerini iptal etmiştir.

     

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Mücbir Sebep Gösterilmeksizin Defter ve Belgelerin İbraz Edilmemesi

    Danıştay 4. Dairesi
    Tarih    : 10.11.2014
    Esas No         : 2012/6573
    Karar No  : 2014/6620

    VUK Md. 30

    KDVK Md. 34

    MÜCBİR SEBEP GÖSTERİLMEKSİZİN DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMEMESİ

    Herhangi bir mücbir sebep gösterilmeksizin idarece istenilen defter ve belgeler ibraz edilmediğinden indirimlerin reddi suretiyle salınan vergi ve kesilen cezalarda hukuka aykırılık bulunmadığı hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, 2006 yılına ait defter ve belgelerini ibraz etmediğinden bahisle salınan 2010/1-12 dönemine ait üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri ile 2006/8 ila 12. dönemlere ilişkin vergi ziyaı cezalarının tekerrürlü kısımlarının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; herhangi bir mücbir sebep

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Uzlaşmanın Gerçekleşmeyişi ve Dava Açma Olanağı

    Vergi yükümlülerinin 213 sayılı VUK’nun 378. maddesine göre vergi mahkemelerinde dava açılabilmesi için öncelikle verginin tarh edilmesi veya cezanın kesilmesi zorunludur. Henüz yasanın öngördüğü bir şekilde bir tarhiyat yapılmadığı yollarda vergi davasının açılması mümkün görülmemektedir.

    Mükellefler çoğu zaman tarhiyat öncesi uzlaşmaya varmadan uzlaşmaya varılmadığına ilişkin tutanağın tanzim ve tebliğ edilmesi üzerine buna göre ihbarname tebliği beklenilmeden hak arama gayesi ile vergi mahkemesine dava açma yoluna gidebilmektedirler. Oysaki, vergi mahkemelerinde dava açılabilmesi için mutlak surette ortada tarh edilmiş vergi ve bu vergi ve cezaya ilişkin vergi-ceza ihbarnamelerinin usulüne uygun tebliği zorunludur. Zira, 213 sayılı VUK’nun 378. maddesinde vergi mahkemesinde dava açılmasının temel koşulu verginin tarh edilmesidir. Ve akabininde de tarh edilen işbu verginin tebliğinin zorunluluğu olduğu hususudur. Diğer taraftan, 213 sayılı VUK’nun 377. maddesinde mükelleflerin veya kendilerine ceza kesilenlerin vergi mahkemesinde dava açabilmeleri için verginin tarh edilmesi veya cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonu kararlarının tebliğ edilmiş olması gerekmektedir. Aynı şekilde tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması zorunludur.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Hukukunda Pişmanlığın Alanı Daraltıldı Mı?

    Bizim vergi yasalarımızın en meşhur, en kadim ve de en işlevsel hükümlerinden biri Vergi Usul Kanunu’nun “Pişmanlık ve ıslah” başlıklı 371’inci maddesidir. O kadar ki vergi işlerindeki görevliler ile muhasebecilik mesleğini yapanların hepsi maddenin ismini ve no.sunu kendi adı gibi ezbere bilir. Kavranması ve akılda kalması kolay olunca öğrenciler de sınavlarda bu konunun sorulmasından pek hoşlanırlar. Ne olduğunu kısaca açıklamak gerekirse” vergi ziyaı cezası gerektiren fiilleri işleyen mükellefl erin kayba uğrattıkları vergiyi, kendiliğinden beyan etmeleri ve bu vergileri pişmanlık zammı ile birlikte 15 gün içerisinde ödemeleri halinde, bu fiillerin gerektirdiği cezalar kesilmez.” Buna karşın şayet mükellef hakkında bir ihbar yapılmış, hakkında herhangi bir nedene dayalı olarak vergi incelemesi başlamış veya dosya takdire sevk edilmişse bu mükellef artık pişmanlık hükümlerinden faydalanamaz. Hal böyleyken pişmanlık talepleri vergi dairelerince, bu iki hal dışında da çok daha geniş bir içerikle reddedilmekteydi. Geçmişte, şimdiki 370’inci maddenin “ön işlemler” dediği hususların varlığı halinde, bunlar “incelemeye başlama” olarak kabul edilmiş ve bu işlemlerden sonra gerçekleşen pişmanlık talepleri reddedilmiştir.

    Danıştay ise bu tertipteki pişmanlık taleplerinin reddine ilişkin işlemleri iptal etmiştir. Ne var ki, VUK’un 140’ınci maddesinde 2011 yılında yapılan değişikliklerle “vergi incelemesine başlama”nın tanımının vergi inceleme elemanı tarafından düzenlenen tutanağa bağlanmasından sonra, bu uygulamada bir kırılma yaşandı. Önceleri pişmanlık talebinin reddine gerekçe yapılan bu tertipteki ön tespitler kaale alınmadan pişmanlık dilekçeleri, idare tarafından kabul edilmeye başlandı. Böylelikle bu tartışma örtülü bir mutabakatla sonlandı.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Tarhiyat Öncesi Uzlaşmada, Uzlaşamayan Mükelleflerin Durumu

    Uygulamada pek çok meslek mensubu veya mükellef tarhiyat öncesi uzlaşmak hakkında, uzlaşma sonrası durum hakkında tenakuza düşmektedir.

    Örneğin; kendisine KDV ile ilgili, bir kat vergi ziyaı cezası kesilen bir mükellef tarhiyat öncesi uzlaşmaya katılıp, uzlaşmanın mümkün olamadığını kabul edelim. Tarhiyat öncesi uzlaşma ile ilgili kendisine inceleme raporu ile 100.000,00 TL KDV ve bir kat da yine 100.000,00 TL vergi ziyaı cezası ile ilgili tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonundan davetiye gelen mükellef uzlaşmaya katılmıştır. Müzakere sonucu tarhiyat öncesi uzlaşmanın vaki olmadığı hakkında tutanak düzenlenmiştir. Örneğimizde ki vergi ziyaı cezası (3) kat yani, 300.000,00 TL VZC olsa idi, bu durumda tarhiyat öncesi uzlaşma olanağı ortadan kalkacaktır.
    Bu durumda, yukarıda ki mükellefin bağlı bulunduğu vergi dairesinden kendisine vergi ve ceza ihbarnamesinin tebligatını beklemek gerekecektir. Bu süreçten sonra, ne olur?

    1) Mükellef veya vekili, tarhiyattan önce uzlaşmaya katılıp, uzlaşma sağlanamadığı için komisyon, teklif edilen rakamları “Tarhiyat öncesi uzlaşma komisyon kararına” aktarır. Bu teklif, mükellef açısından (30) gün ucu açık olarak beklenir. Mükellef, isterse öne sürülen teklifleri kabul konusunda 30 ‘uncu gün vergi dairesine gidip, imza atması halinde tarhiyat öncesi uzlaşma komisyon kararı geçerli olur.

    2) Mükellef, tarhiyattan önce uzlaşma komisyonu huzurunda teklifi kabul etmeyip, uzlaşmaya varmayıp, dava açacağını beyan ederse uzlaşma sağlanmaz. Bu durumda, uzlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanak düzenlenir. Daha sonra artık, mükellefin bağlı bulunduğu vergi dairesinden (1 no.lu) vergi ceza ihbarnamesinin tebligatı beklenir. İhbarname gelmeden bu aşamada dava açılamaz.

    3) Mükellef, uzlaşma esnasında uzlaşmayı kabul eder teklifi kabul ederek tutanağı imza ederse uzlaşma sağlanır, mutabık olunur ve bu tutanaklara göre de ilgili vergi dairesine gidilip, tahakkuk fişleri alınır. Üzerinde uzlaşılan vergi ve ceza ve gecikme faizi bu tahakkuk fişleri üzerinde yer alır. Artık bu aşamadan sonra hiçbir şekilde, hiçbir mercii de dava açılamaz. (Vergi hatası hariç)

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Mücbir Sebep ve Zor Durum Hallerinde Vergi Hukukunda Süreler

    Mücbir Sebep

    “Mücbir sebep” hukuki olarak; bir sorumluluğun yerine getirilmesini veya hakkın hukuksal bir imkânın kullanılmasını engelleyen, dolayısıyla sorumluluğun yerine getirilmesi veya hakkın kullanılması süresini etkileyen, kişilerin önceden beklemediği öngöremeyeceği beklese bile kişilerin alabilecekleri tedbirlere rağmen meydana gelmesini engelleyemeyeceği nitelikteki olağanüstü olay, olgu veya durumdur.

    Tanımını yaptığımız mücbir sebep halini gerektiren durumlarla hayatta karşılaşmamız imkanlar dahilinde olduğundan yasa koyucu, kanunlar karşısında sorumluluğu olan gerçek veya tüzel kişilerin bu durumlarla karşılaşılması halinde hangi telafi edici imkanlara sahip olacağına ilişkin Türk Vergi Hukukunda yasal düzenleme yapmıştır. VUK Madde 13’de hangi hallerin mücbir sebep olarak kabul edileceği sayılmıştır. Bu durumlar; [1]

    1- Vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk,

    2- Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler,

    3- Kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler,

    4- Sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması gibi hallerdir.[2]

    Mücbir sebep halinde vergisel yükümlülüklerin nasıl ve hangi sürelerde yerine getirileceğine ilişkin durum ise VUK Madde 15’de açıklamıştır. Buna göre, VUK 13’üncü maddede yazılı mücbir sebep hallerinden herhangi birinin bulunması halinde, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar süreler işlemez. Bu takdirde tarh zamanaşımı işlemeyen süreler kadar uzar. Bu hükmün uygulanması için mücbir sebebin malum olması veya ilgililer tarafından ispat veya tevsik edilmesi lazımdır.[3]

    Maliye Bakanlığı, mücbir sebep sayılan haller nedeniyle; bölge, il, ilçe, mahal veya afete maruz kalanlar itibarıyla mücbir sebep hali ilân etmeye ve bu sürede vergi ödevlerinden yerine getirilemeyecek olanları tespit etmeye yetkilidir. Bu yetkinin vergi türleri ve işyerleri itibarıyla; beyannamelerin toplulaştırılması, yeni beyanname verme süreleri belirlenmesi ve beyanname verme zorunluluğunun kaldırılması şeklinde de kullanılabileceği VUK Madde 15’de ifade edilmiştir.

    Yazımızda açıklandığı üzere, yasa koyucu mücbir sebep hallerini sayarken yalnızca durumu tespit edilebilen kaza, hastalık ve tutukluluk maddesini net bir şekilde ifade etmiş, diğer maddelere “gibi” edatını ekleyerek ve“gaybubet” gibi belli olmayan durum anlamına gelen geniş içerikli bir kelime kullanarak, yasa metninde sayılan ve tevsik edilebilenlerin geçerli olduğunu fakat bu durumlara benzer ispat ve tevsik edilebilendurumlarında Maliye Bakanlığı’nın kararıyla geçerli olabileceğini yani mücbir sebep olarak sayılabileceğini maddelere eklenen kelime ve edatla ifade etmiştir.[4]

    VUK Madde 13’de “Mücbir Sebep” durumları arasında yer alan, yukarıda açıklamasını yaptığımız anlam genişletici kelimelere ilişkin idarenin özelge olarak verdiği farklı örnekler mevcuttur ve bu örneklerden bir tanesi aşağıda sunulmuştur.[5]

    Örnek Milletvekilli Seçilme Durumu da Mücbir Sebeptir.

    Maliye Bakanlığı Özelgesi 30.06.1992 tarih ve DMG:2101130915 sayılı

    Mükellefin milletvekili seçilmesi nedeniyle; Anayasanın 82. Maddesi hükmü gereğince TBMM üyeleri, Devlet ve diğer Kamu Tüzel kişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda: Devletin veya diğer kamu tüzel kişilerinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda, özel gelir kaynakları ve özel imkanları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların, Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar, vekili olamazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemeyecekleri, temsilcilik ve hakemlik yapamayacakları sayılarak belirtilmiştir.

    Yukarıda açıklanan Anayasa maddesi hükmü uyarınca, ……..’in 19. dönem milletvekili seçilmesi sebebiyle taahhüt işini Anayasanın 82. maddesinde yer alan hükme göre tamamlamadan bir başkasına devretmek zorunda kalması hali, mezkur maddenin sonunda yer alan ‘gibi’ edatı içerisinde müteala edilmesi imkan dahilindedir. Dolayısıyla adı geçenden tahsil edilecek olan damga vergisi ve harca V.U.K. 373. maddesi gereğince mücbir sebep haline istinaden ceza kesilmemesi gerekmektedir. Örnekte de görüldüğü gibi yasa koyucu mücbir sebep halini gerektirecek durumlara ilişkin kesin tespitlerin yanında anlam olarak ucu açık bir ibarede bırakarak gelişen ve önceden tespit edilemeyen ama tevsik edilebilen durumlarında idarenin kararıyla mücbir sebep kapsamına alınması yolunu açık bırakmıştır.         

    Zor Durum

     

    Mükellefler başlarına gelebilecek ve mücbir sebep halini gerektirmeyecek olumsuz durumlar karşında vergisel sorumluluk ve ödevlerini yerine getirebilmek için idareden belli bir süre talep edebilir. Türk Vergi Hukukun da mükelleflere verilebilecek bu yasal ek süre Vergi Usul Kanunu Madde 17 de “Zor Durum” olarak düzenlemiştir.

    Zor durumda bulunmaları hasebiyle vergi muamelelerine müteallik ödevleri süresi içinde yerine getiremeyecek

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Muhasebecinin Hasta Olması Vergi Mükellefi İçin Mücbir Sebep Midir?

    213 sayılı VUK’nun 13. maddesinde mücbir sebep konusu düzenlenmiştir.

    Buna göre, vergi ödevlerinden herhangi birisinin yerine getirilmesine mani olacak derecede ağır hastalık, ağır kaza ve tutukluluk yine yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler, kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi  gaybubetler, vb. haller yasada mücbir sebep olarak belirtilmiş bulunmaktadır.

    Mücbir sebep, vergiyi doğuran olayı etkilememektedir.

    Ancak, mücbir sebep dolayısıyla vergi alacağının doğması üzerine mükellefçe yerine getirilecek vergileme ile ilgili ödevlerin müddetini ancak uzatabilmektedir.

    Mücbir sebep durumunda genel olarak vergileme ile ilgili bir görevin yerine getirilmesi açısından gerek kanunen ve gerekse idari sürelerin tümü işlememektedir. Yani, bütün süreler durmaktadır.

    Bu sürelere ödeme ve bir hak veya olanağın kullanılması ile ilgili süreler de dahil olmaktadır.

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Vergi Tarhında Ön İşlemler

    Vergi Denetimi

    Vergi denetimi, hazırlık işlemleri olarak nitelendirilir. Bu işlemler özünde esas idari kararların alınmasını sağlayan usul kuralları mahiyetinde olup; idare bu kuralları uygulamak konusunda bağlı yetkiye sahiptir. VUK vergi idaresine 4 tür denetim yetkisi tanımıştır;

    1.Yoklama 2.Vergi İncelemesi 3.Arama 4.Bilgi Toplama

    1. Yoklama

    Yoklamadan maksat, mükellefleri ve mükellefiyetle ilgili maddî olayları, kayıtları ve mevzuları ara ş tırmak ve tespit etmek tir. (VUK, 127) Yoklamaya yetkili memurlar belli bir zamanla bağlı olmaksızın, ayrıca vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili olarak: Günlük hâsılatı tespit etmek, Ödeme kaydedici cihaz kullanmak mecburiyetinde olanların bu mecburiyete uyup uymadıklarını, bu cihazları belli edilmiş esaslara göre kullanıp kullanmadıklarını ve günlük hâsılatı tespit etmek, Günü gününe kayıt yapılması zorunlu defterlerin iş yerlerinde bulundurulup bulundurulmadığını, Tasdikli olup olmadığını usulüne göre kayıt yapılıp yapılmadığını, Vergi kanunları uyarınca düzenlenmesi icap eden belgelerin usulüne göre düzenlenip düzenlenmediği ile kullanılıp kullanılmadığını, Faturasız mal bulunup bulunmadığını,

    Levha bulundurma veya kullanma mecburiyetine uyulup uyulmadığını tespit etmek, kanunî defter ve belgeler dışında kalan ve vergi kaybının bulunduğuna emare teşkil eden defter, belge ve delillerin tespit edilmesi halinde bunları almak, Nakil vasıtalarını, Maliye ve Gümrük Bakanlığının belirleyeceği özel işaretle durdurmak ve taşıtta bulundurulması icap eden taşıt pulu, yolcu listesi, fatura veya sevk irsaliyesi, yolcu bileti ile taşıma irsaliyelerinin muhtevası ile taşınan yolcu ve malların miktar ve mahiyetlerini ölçmek, tartmak, saymak suretiyle tespit etmek, Taşıma irsaliyesi, sevk irsaliyesi ve faturanın taşıtta bulunmaması halinde bu belgelerin ibrazına kadar nakil vasıtalarını trafikten alıkoymak, taşınan malın sahibi belli değilse tespitine kadar malı bekletmek ve muhafaza altına almak, (Beklemeye ve muhafazaya alınan malların bozulmaya ve çürümeye maruz mallar olması halinde

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla