fbpx

    Uzlaşma Günü Kalp Krizi Geçiren Eşe Refakat Etmenin Mücbir Sebep Sayılması

    Danıştay 3. Daire
    Tarih : 15.02.2018
    Esas No : 2014/3169
    Karar No  : 2018/634

    VUK Md. 13

    UZLAŞMA GÜNÜ KALP KRİZİ GEÇİREN EŞE REFAKAT ETMENİN MÜCBİR SEBEP SAYILMASI 

    Davacı şirket tüzel kişiliği yetkilisinin, uzlaşma günü kalp krizi geçiren eşine refakat ettiğinin dosyaya sunulan belgelerle kanıtlandığı olayda, refakatin mücbir sebep kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hk.

    İstemin Özeti: Tarhiyat sonrası uzlaşma talebinde bulunan davacı şirket yetkilisi tarafından, uzlaşma toplantısına katılamaması nedeniyle toplantının başka bir güne ertelenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine dair işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; davacının şirket yetkilisinin, uzlaşma gününde kalp krizi geçiren eşine refakat ettiğinin dosyada sunulan raporlar ile ortaya konulduğu olayda, refakatin mücbir sebep hali kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir. Davalı idare tarafından, davacı şirket yetkilisinin eşine refakat etmesinin mücbir sebep kapsamında değerlendirilemeyeceği ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

    Karar: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oyçokluğuyla karar verildi(*).




    (*)         KARŞI OY: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Mücbir Sebepler” başlıklı 13. maddesinde; vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk hali ile yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetlerin, kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler ile sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması gibi hallerin mücbir sebepler olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

                 213 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesinin birinci fıkrasında, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezalarının (359. maddede yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde tarh edilen vergi ve kesilen ceza ile bu fiillere iştirak edenlere kesilen ceza hariç) tahakkuk edecek miktarları konusunda idarenin, Kanun’da yer alan hükümler çerçevesinde mükellefler ile uzlaşabileceği, ikinci fıkrasında da uzlaşmaya ilişkin esas ve usullerin Yönetmelikte belirtileceği hükme bağlanmış, yayımlanan Uzlaşma Yönetmeliği’nin 11. maddesinin birinci fıkrasında da, belirlenen uzlaşma günü bildirildikten sonra komisyonun o gün toplanamayacağının anlaşılması halinde yeni bir uzlaşma günü belirlenerek mükellefe bildirileceği belirtilmiştir.

                 Söz konusu düzenlemeyle, sadece 359. maddede yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde uzlaşma yapılamayacağı konusundaki kısıtlama dışında herhangi bir konuda kısıtlama yapılmaksızın uzlaşma ile ilgili konularda düzenleme yapmak üzere Maliye Bakanlığı’na takdir yetkisi tanınmıştır. Dolayısıyla Kanun’da, uzlaşma, her mükellef için bir hak olarak öngörülmemiş aksine, Maliye Bakanlığı’nın izni halinde olanaklı bir müessese olarak uygulanabilir olduğu kurala bağlanmıştır.

                 Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, mücbir sebep hallerinin vergi ödevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili olduğu, uzlaşmanın ise Maliye Bakanlığı izin verdiği takdirde mükelleflere hak olarak tanındığı, kaldı ki uzlaşma gününün ertelenmesi ancak komisyonun toplanamaması durumunda söz konusu olduğundan, uzlaşma gününün başka bir güne ertelenmesi için yapılan başvurunun reddi yolundaki davalı idare işleminde hukuka aykırılık bulunmadığından, dava konusu işlemin yazılı gerekçeyle iptali yolundaki Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen temyiz isteminin kabul edilerek kararın bozulması gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyorum.

    Mücbir Sebepler

    Mücbir sebepler 213 sayılı VUK’un 13. maddesinde düzenlenen ve mükelleflere belli özel durumların varlığı halinde sürelerin işlemesini durduran nedenlerdir. Mücbir sebep hali herkesçe bilinen nitelikte olabileceği gibi bazı hallerde böyle bir durumu ispat açısından ilgiyle görev yüklemektedir. Mücbir sebep, ceza kesilmesini ortadan kaldırır, vergiyi, gecikme faizini ya da geçmişte tahakkuk ettirildiği halde ödenmemiş olan vergiler, gecikme zamları veya mücbir sebep öncesi kesilmiş olan cezaları etkilemez.

    Mücbir sebep, genel olarak kişilerin iradesi dışında meydana gelen öngörülmeyen ve öngörülemeyen veya öngörülse dahi her türlü imkan ve araca rağmen önlenemeyen olaylar olarak nitelendirilebilir. Mücbir sebep dışsal karakterli olup, mükellef açısından kusurluluğu ortadan kaldırır. Mücbir sebeplerle karşı karşıya kalan kişi bu olaylardan kaynaklanan çok ciddi sıkıntılar hatta çoğu zaman imkansızlıklar içine düşebilir. [1]

    Mücbir sebebin en belirgin özelliği, kişinin iradesi dışında meydana gelen kaçınılamaz ve karşı konulamaz bir olay olmasıdır. Danıştay’a göre, mücbir sebepler, “insanın iradesi ve ihtiyarı dışında meydana gelen tesadüfi olaylardır.” Bu olayların meydana gelmelerinden önce bilinmeleri mümkün olmadığı gibi, meydana geldikleri zamanda giderilmeleri de ilgilinin iradesine bağlı değildir. Mücbir sebebin vergiye ilişkin ödevlerin yerine getirilmesini engelleyecek nitelik ve ağırlıkta olması gerekir.[2]

    Mücbir sebebin yanı sıra mücbir sebep benzeri hallerin de varlığı söz konusudur. Bu haller; zor durum, beklenmeyen olay ve ölüm hallerdir. Zor durum ve beklenmeyen hal mücbir sebep ile benzerlikler göstermesine karşın, mücbir sebebin ihtiva ettiği unsurları taşımazlar. Her mücbir sebep, başlı başına bir beklenmeyen olaydır. Doğal afetler, ilgili kimsenin tutukluluk hali, ağır kaza ve hastalık, yangın gibi olaylar birer beklenmeyen olaydır. Ancak her beklenmeyen olay bir mücbir sebep olarak nitelendirilemez. Zor durum ise, kişinin vergilendirme ile ilgili ödevlerini ifa etmesine engel olabilecek türlü hadiseler olabilir. Mücbir sebep, doğrudan vergi mükellefini etkiler.[3] Bir başka deyişle mücbir sebebin etkileri doğrudan mükellefe yöneliktir. Zor durumun ise böyle bir özelliği olmayabilir. Vergi mükellefini değil ama onun yakınlarını etkileyen bir hadise, vergi mükellefinin de ödevlerini yerine getirmesini engelleyebilir. Ancak bu durumda vergi idaresinin takdir yetkisi önem kazanmaktadır. Vergi idaresi, zor durum halini ve bu hal nedeni ile vergilendirme ile ilgili ödevlerin sürelerinin uzayacağını takdir etme yetkisini haizdir. Doğal olarak bu durumun ilgili kimse tarafından ispat edilmesi şarttır.[4]

    II- KAVRAMSAL OLARAK MÜCBİR SEBEP

    Mücbir sebep, bir hakkın kullanılmasını, bir borcun ya da ödevin yerine getirilmesini engelleyen, önceden bilinmesi ve önlenmesi mümkün olmayan her türlü olaydır. Ayrıca, çeşitli hukuk dallarının ortak kavramıdır. Süresi içinde bir mücbir sebep ya da beklenmeyen hal nedeniyle kullanılmamış olan hakkın kullanılabilmesi hukukun genel ilkelerindendir.[5]

    Mücbir sebep, kolayca kestirileceği gibi, vergi hukukunda da uygulama alanı bulan geçerli bir kavramdır. Bu sebeple VUK’un 13-17. maddeleri arasında mücbir sebep vergi uygulaması açısından, oldukça yetersiz düzeyde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre, mücbir sebebin meydana gelmesi halinde vergisel ödev ve işlemler durmakta ve süreler işlememektedir. [6]

    Diğer yandan mücbir sebep, hukukun değişik alanlarında kullanılan bir kavram olduğundan, yapılacak bir tanımlamanın bütün hukuk dallarını kapsaması gerekeceğinden, böyle bir tanımlama yapmanın imkansız olduğu da ifade edilmektedir. Bununla birlikte mücbir sebebin en belirgin özellikleri kişilerin iradesi dışında meydana gelmesi, kaçınılamaz ve karşı konulamaz bir olayın vuku bulmasıdır.[7]

    Mevzuatta mücbir sebep kavramının kesin bir tanımının yapılmayıp, mücbir sebep sayılacak hallere örnek verilmiş olması ise, belirli nitelikteki olayların önceden mutlak bir şekilde mücbir sebep olarak kabul edilmesinin söz konusu olamayacağındandır. Dolayısı ile her bir olay, kendi koşulları ve özellikleri içinde ayrı ayrı değerlendirilmek durumundadır.[8]

    Ağır hastalık ve ağır kaza halleri, afet halleri, mecburi gaybubet, yükümlünün yasal defter ve belgeleri üzerinde tasarruftan yoksun kalması gibi haller mücbir sebep olarak kabul edilmektedir. İşte bu mücbir sebeplerin varlığı sonucunda vergi mükellef ve sorumlularının ödevlerini ifa edemiyor olmaları, bu durumda olan kimselere ödevleri yerine getirme konusunda kolaylık sağlanmasını gerekli kılmaktadır.

    Yapılan bu açıklamalar doğrultusunda mücbir sebepleri genel olarak, mükellefin kusuru olmaksızın gerçekleşen, öngörülebilmesi ve önlenebilmesi imkansız olan ve aynı zamanda da mükellefin, vergilendirme ile ilgili ödevlerini yerine getirmesine engel olabilecek vasıftaki her türlü olay olarak ifade edebiliriz.

    III- MÜCBİR SEBEP DURUMLARI NELERDİR?

    213 sayılı VUK’da mücbir sebebin tanımı yer almamakla birlikte mücbir sebep sayılabilecek bazı hallere örnek verilmektedir.[9] Buna göre mücbir sebep;

    1- Vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk,[10]

    2- Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler,

    3- Kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler (rehin alınma gibi),

    4- Sahibinin iradesi dışındaki sebeplerle defter ve vesikaların elinden çıkmış bulunması

    gibi hallerdir.

    Yasa hükümlerinden anlaşılacağı üzere, kanun mücbir sebep sayılan halleri 4 durumla sınırlı tutmamış sonunda yer verildiği “gibi haller” ifadesiyle bu sayılanlar dışında ortaya çıkan olaylarda mücbir sebep olarak değerlendirilebilmektedir.[11]

    Mücbir sebebin genel tarafından bilinmesi durumunda mükelleflerce ayrıca ispat ve tevsikine gerek yoktur. Ancak, mükellef nezdinde meydana gelen büyük ölçüde mükellef tarafından bilinen mücbir sebeplerin vergi dairesi veya yargı organına karşı ispat ve belgelenmesi gerekmektedir.

    IV- MÜCBİR SEBEP HALİNDE İSPAT YÜKÜ KİME AİTTİR?

    Bilindiği gibi, “Herkesin iddiasını ispat etmekle yükümlü olması” genel bir hukuk kuralı olduğuna göre, mücbir sebebin ispat yükümlülüğü de “ilgiliye” aittir. İlgili vergi mükellefi olacağı gibi, vergi sorumlusu da olabilir. Nitekim VUK’un 15. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereği, mücbir sebebin ilgililer tarafından ispat ve tevsik edilmesi gerekmektedir. Fakat bir büyük depremde mücbir sebebin ispat ve belgelendirilmesine gerek yoktur. Nitekim 1999 tarihinde Marmara Bölgesini sarsan büyük depremde Maliye Bakanlığı yayımladığı 277 Seri No.lu VUK GT[12] ile bu afeti, VUK’un 13. maddesi gereğince, “mücbir sebep hali” olarak kabul ve ilan edilmiştir. Bu durumda ilgililere, ispat yükü düşmemektedir.

    V- MÜCBİR SEBEP VERGİYİ DOĞURAN OLAYI ETKİLER Mİ?

    Mücbir sebep vergiyi doğuran olayı etkilemez. Sadece, vergi alacağının doğması üzerine mükellefçe yerine getirilecek vergileme ile ilgili görevlerin süresini uzatmaktadır.[13]

    Örneğin, Gayrimenkul Sermaye İradı yönünden Gelir Vergisi mükellefi olan Bay(A), 2007 Takvim yılı boyunca tahsil etmesi gereken kira gelirini tahsil edememiş dahi olsa bu gelir, 2007 Takvim yılının geliri olarak vergilendirilir. Bay (A)’nın söz konusu tahsilatı 2008 Takvim yılında yapmış olması bu durumu değiştirmez.[14]

    VI- MÜCBİR SEBEP HALİNİN VERGİNİN TARHINA ETKİSİ NEDİR?

    Verginin tarhının, vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muamele olduğu, VUK’un 20. Maddesi hükmüdür. Yine VUK’un “Re’sen Vergi Tarhiyatı” konusunun ele alındığı 30. Maddesi uyarınca re’sen tarhiyat; vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. Vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitinin mümkün olmadığı durumlarda ilgili dönem vergi matrahları re’sen tarh edilmektedir.

    Mücbir sebep vergilendirme ile ilgili sürelerin uzamasına imkan sağlarken, verginin tarhı yönünden durum daha farklıdır. Örneğin yangın nedeni ile sahibinin rızası dışında kanuni defterlerinin elden çıkmış olması,“zayi belgesi”nin varlığı halinde ceza kesilmesini önlemekte, ancak yukarıda bahsi geçen VUK’un 30. maddesi gereğince ilgili dönem vergi matrahı re’sen tarhı gerekmektedir. Zira her ne sebeple olursa olsun, kanuni defter ve belgelerin elden çıkmış olması halinde vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmamaktadır.

    VII- MÜCBİR SEBEP HALİNİN TARH ZAMANAŞIMI UYGULAMALARINA ETKİLERİ

    Mücbir sebep halinin zamanaşımı uygulamalarına olan etkisi, tarh ve ceza zamanaşımı açısından farklılık göstermektedir.

    A- TARH ZAMANAŞIMI AÇISINDAN

    Tarh zamanaşımı mevzuusu, VUK’un 114. maddesi ile düzenlenmiştir. Buna göre: “Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.”

    VUK’un 15. maddesi ise, 13. Madde’de yazılı mücbir sebeplerden herhangi birinin varlığı halinde, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar sürelerin işlemeyeceğine ve bu durumda tarh zamanaşımının duracağına ilişkin düzenlemeler ihtiva etmektedir.

    Örneğin, 22 Kasım 2007 Tarihinde, Kurumlar Vergisi mükellefi (X) Limited Şirketinin ticari ikametgahının bulunduğu iş merkezinde çıkan yangının etkilerinin 30 Kasım 2007 Tarihinde son bulduğunu varsayacak olursak bu durumda, vergi kanunlarında belirtilen süreler, VUK’un 15. Maddesi gereğince 22-30 Kasım Tarihleri arasında 8 gün süre boyunca ilgili mükellef açısından işlemeyecektir. Bununla birlikte, 2007 takvim yılı için 31.12.2012 Tarihinde sona erecek olan tarh zamanaşımının, 8 gün uzayarak 08.01.2013 Tarihinde tamamlanacak olması da yine VUK’un 15. Maddesi’nin bir gereğidir.

    B- CEZA ZAMANAŞIMI AÇISINDAN

    VUK’un 374. maddesi “Ceza Kesmede zamanaşımı”nı düzenlemektedir. Söz konusu madde, aşağıda yer alan sürelerin geçmesinden sonra ceza kesilmeyeceğini ifade etmektedir:

    “1) Vergi ziyaı cezasında cezanın bağlı olduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden; 353. ve mükerrer 355. Maddeler uyarınca kesilecek usulsüzlük cezalarında, usulsüzlüğün yapıldığı yılı takip eden yılın birinci gününden başlayarak 5 yıl [15]

    2) Usulsüzlükte, usulsüzlüğün yapıldığı yılı takip eden yılın birinci gününden başlayarak 2 yıl;

    Ancak 336. Madde hükmüne göre vergi ziyaı cezası ile usulsüzlüğün birleşmesi halinde kesilecek ceza, vergi ziyaı cezası için belli edilen zamanaşımı süresi içinde kesilir. Bu süreler içinde ceza ihbarnamesi tebliğ edilmekle zamanaşımı kesilmiş olur.”[16]

    Mücbir sebep nedeni ile işlemeyen sürelerin tarh zaman aşımı süresine ilave edilmesinin gerekliliği, VUK’un 15. maddesi ile hüküm altına alınmışken, ceza zamanaşımı açısından böyle bir durum söz konusu değildir. Bir başka anlatımla, mücbir sebep nedeni ile işlemeyen süreler de ceza zamanaşımı süresine dahildir.

    Ceza zamanaşımını kesen tek durum, ceza kesme zamanaşımı süresi içersinde ilgiliye ceza ihbarnamesinin tebliği edilmiş olmasıdır.

    VIII- MÜCBİR SEBEP HALİNİN VERGİ CEZALARINA ETKİSİ

    Mücbir sebep halinin, vergi cezalarına olan etkisi, VUK’un 373 Maddesi ile düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan madde hükmüne göre; “Bu kanunda yazılı mücbir sebeplerden herhangi birinin vukua geldiği malum ise veya tevsik ve ispat olunursa vergi cezası kesilmez.”[17]

    Cezanın kesilmemesi için VUK’da açık olarak belirtilmiş olan mücbir sebep hallerinin varlığı şarttır. Bununla birlikte mücbir sebebin, vergi ödevinin normal süresi içersinde yerine getirilmemiş olması nedeni ile VUK uyarınca kesilecek olan cezayı önlediği ve mücbir sebep halinde suçun teşekkül etmemiş olduğu, diğer yandan da, mücbir sebebin etkilemediği veya mücbir sebep halinin devam süresi dışında yapılmış olan kanuna aykırı fiillerin gerektirdiği cezaların, normal şekilde kesileceği ifade edilmektedir.[18]

    Kanun koyucunun, mücbir sebep halinin vergi cezalarının kesilemeyeceği yönündeki düzenlemesi, “vergi ziyaı” cezası ile ilgilidir. VUK’da çok açık olarak belirtilmiş olan bu emir doğrultusunda vergi idaresi de 1991/4 Sıra No.lu KDV İç Genelgesi ile “Mükelleflerce defter ve belgelerin zayi olduğu hususunda mahkeme kararı ibrazı halinde, VUK’un 373. Maddesi uyarınca ceza uygulanmayacaktır.” şeklinde açıklama yapmıştır.[19]

    Yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda, VUK’da açık olarak belirtilmiş bir mücbir sebebin varlığı halinde, aynı Kanun’un 341. Maddesi’nde yer alan “Vergi Ziyaı” cezası ve 352-353. Maddelerinde yer alan özel usulsüzlük cezaları kesilmeyecektir.

    Örneğin yangın nedeni ile defter ve belgeleri zayi olan kimsenin, defter ve belgelerini vergi incelemeye yetkili olan kimselere ibraz edememesi ve bu durumunu da tevsik etmesi halinde kendisine ceza kesilmeyecektir. Bu konu ile ilgili olarak Danıştay’ın vermiş olduğu bir kararda; “Yükümlünün defter ve belgelerinin yandığı hususu itfaiye raporu ve mahkeme kararı ile tespit edilmiş olup olayda mücbir sebep bulunduğundan, indirimlerin kabul edilmemesi suretiyle yapılan tarhiyata ceza uygulanmayacağına” hükmetmiştir.[20]

    IX- MÜCBİR SEBEP HALİNİN VERGİ CEZALARINI ÖDEME SÜRELERİNE ETKİSİ

    Mücbir sebebin ortaya çıkmasından önce kesilmiş olan vergi cezalarının ödeme vadelerinin, mücbir sebebin varlığının belli olduğu döneme rastlaması durumunda bu cezaların ödeme süreleri de, mücbir sebebin sona erdiği tarihe kadar işlemeyecektir.

    X- MÜCBİR SEBEBİN İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNUNU’NDA YER ALAN DAVA AÇMA SÜRELERİNE ETKİSİ

    Vergi mükellefi ile vergi idaresi arasında ortaya çıkan ve idari yollardan da çözümlenemeyen uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığın çözümünü sağlamak ve hak aramak maksadı ile vergi mahkemesinde dava açılması mümkündür. Bununla birlikte, bu hakkın kullanılabilmesi için ilgililerin yargı merciine belli bir süre içinde başvurmaları gerekir.[21]

    XI- MÜCBİR SEBEP HALİ VE DAVA AÇMA SÜRESİ

    Danıştay’ın yukarıda örneklerini verdiğimiz genel görüşü, mücbir sebep halinin, idari yargıya başvuru sürelerini durdurmayacağı yönündedir. Yüksek mahkeme, öteden beri bu konu ile ilgili olarak kendisine intikal eden uyuşmazlıklarla ilgili olarak bu doğrultuda kararlar vermiştir.[22]

    Vergi yargısının temel kaynağı durumunda olan İYUK’da, VUK’un mücbir sebep halini tanımlayan düzenlemeleri ile ilgili her hangi bir hükmü bulunmamaktadır. Vergi yargısında VUK’un mücbir sebebi düzenleyen hükümlerinin ge­çerliliği konusunda bir sonuca ulaşabilmek için, bu hükümlerin vergi yar­gısıyla olan ilişkisinin ortaya konması gerekmektedir. İYUK’da hüküm bulun­mayan konularda, İYUK’un 31. Mad­de’sindeki atıf gereği Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HUMK)[23] uygula­nacaktır. Vergi davalarında HUMK’nın uygulanacağı haller, İYUK’un yine 31. Maddesi’nde sayılmıştır. Maddenin son cümlesinde ise, HUMK’na atıfta bulunulan haller saklı kalmak kaydı ile VUK’un ilgili hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir.

    Mücbir sebep halinin idari dava açma sürelerini durduracağı yönündeki görüşlerin dayanak noktası, Vergi yar­gısında, İYUK ve HUMK’da hüküm bulunmayan durumlarda VUK’un uy­gulanacağıdır. Bu anlamda mücbir sebep halinin sadece mükellefin ödevleri ile ilgili süreleri değil, İYUK’da VUK’a yapılan atıf nedeni ile dava açma sürelerini de durduracağı savunulmaktadır. Zira, Danıştay kararlarına hakim olan ve mücbir sebep halinin vergi yargısında geçersiz olduğunu savunan görüş, VUK’un konuya ilişkin hükümlerini dar anlamda yorumlamaktadır. Ayrıca “mücbir sebepler dolayısıyla elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması”nın yargılamanın yenilenmesi nedeni olduğu, mücbir sebeplerin deliller açısından kabul ediliyorken, süre açısından kabul edilmemesi ve olağan yargı yolu için kabul edilmeyip, olağanüstü bir yargı yolu olan yargılamanın yenilenmesi için kabul edilmesinin bir çelişki olduğu da ifade edilmektedir.[24]

    Diğer yandan da Danıştay’ın, hukuki ve fiili engellerin, özelliklede doğal afet gibi kişilerin iradeleriyle değiştiremeyecekleri veya önleyemeyecekleri mücbir sebep hallerinin, dava açma süresini uzatan veya işlemesini durduran sebepler olarak kabul edilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerinin de ağırlık kazandığı düşünülmektedir.[25]

    Nitekim Danıştay’ca; “Danıştay’ın, kanunda öngörülmemiş olmasına rağmen, çok ağır maddi ve hukuki engellerin varlığı halinde, dava süresinin uzayacağını veya işlemeyeceğini kabul suretiyle, kanunda öngörülen süreden sonra açılmış davaların esası hakkında kararlar verdiği, kişilerin iradeleriyle değiştiremeyecekleri veya önleyemeyecekleri durumlarda mücbir sebep halinin nazara alınmayarak dava açma süresinin işlediğini kabul etmenin haklı bir nedeni olamayacağını ve doğal afet gibi kişilerin iradeleri ile değiştiremeyecekleri veya önleyemeyecekleri durumlarda mücbir sebep halinin göz önünde bulundurulması ve mücbir sebebin ortadan kalkmasından sonraki makul sürede açılan davaların esasının incelenerek karara bağlanması gerektiği” şeklinde karar verilmiştir.[26]

    Özellikle mücbir sebepler dolayısıyla elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olmasının, hukuk sistemimizde yargılamanın yenilenme sebebi olarak kabul ediliyor olması ve kişilerin tamamen iradeleri dışında vuku bulan mücbir sebep hallerinin, kişilerin hak arama hürriyetlerini net bir şekilde kısıtlayabileceği ve bu durumunda genel hukuk prensiplerine aykırı olduğu göz önüne alındığında, mücbir sebep halinin idari dava açma sürelerini durduracağı sonucuna ulaşabiliriz.

    XII- MÜCBİR SEBEP HALİNİN UZLAŞMA MÜESSESESİ VE UZLAŞMA SÜRELERİNE ETKİSİ

    213 sayılı VUK’un Ek 1. Maddesi uyarınca, “Mükellef tarafından, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezalarının (344. Madde’nin üçüncü fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilen tarhiyata ilişkin vergi ve ceza hariç) tahakkuk edecek miktarları konusunda vergi ziyaına sebebiyet verilmesinin kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememekten ya da 369 uncu maddede yazılı yanılmadan kaynaklandığının veya bu Kanun’un 116, 117 ve 118. Maddelerinde yazılı vergi hataları ile bunun dışında her türlü maddi hata bulunduğunun veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu bölümde yer alan hükümler çerçevesinde mükellefler ile uzlaşabilir. Uzlaşma konusu verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşma sadece toplam matrah farkının bu bölümüne isabet eden vergi kısmı için de yapılabilir. Uzlaşma talebi vergi ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yapılır. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde yeniden uzlaşma talebinde bulunulamaz. Uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağa idarenin nihai teklifi yazılır. Mükellef dava açma süresinin sonuna kadar teklif edilen vergi ve cezayı kabul ettiğini yazılı olarak bildirirse bu takdirde uzlaşma sağlanmış sayılır. Mükellef, uzlaşma görüşmelerinde, bağlı olduğu meslek odasından bir temsilci ve 3568 sayılı Kanun’a göre kurulan meslek odasından bir meslek mensubu bulundurabilir.”

    Yine VUK’un Ek 11. maddesi uyarınca, “Maliye Bakanlığı, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergilerle kesilecek cezalarda (344. Madde’nin üçüncü fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilecek tarhiyata ilişkin vergi ve ceza hariç) tarhiyat öncesi uzlaşma yapılmasına izin verebilir. Tarhiyattan önce uzlaşmaya varılması halinde tutanakla tespit edilen bu husus hakkında dava açılamaz ve hiçbir mercie şikâyette bulunulamaz. Uzlaşılan vergi miktarı üzerinden, bu Kanun’un 112. Maddesine göre gecikme faizi hesaplanır. Tarhiyat öncesi uzlaşmanın temin edilememiş veya uzlaşma müzakeresinde uzlaşmaya varılamamış olması halinde mükellefler veya ceza muhatabı olanlar verginin tarhından ve cezanın kesilmesinden sonra uzlaşma talep edemezler. Tarhiyat öncesi uzlaşmaya ilişkin esas ve usuller Yönetmelikte belirtilir.”

    Yukarıda belirtilen Yasa hükümlerine göre, tarhiyat öncesi ve tarhiyat sonrası uzlaşma taleplerinin hangi süreler esas alınarak belirleneceği farklılık göstermektedir. Tarhiyat sonrası uzlaşma taleplerinin, vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yapılması gerekmekteyken, tarhiyat öncesi uzlaşma taleplerinin vergi incelemesinin tamamlanmasından önce yapılması şarttır. Bu yüzden, mücbir sebep halinin uzlaşma müessesine etkisini, her iki uzlaşma türü bakımından ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

    XIII- MÜCBİR SEBEP HALİNİN PİŞMANLIK VE ISLAH HÜKÜMLERİNİN UYGULAMA ESASLARINA ETKİSİ

    213 sayılı VUK’un 371. madde hükmü uyarınca:

    “Beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren (360. Maddede yazılı iştirak şeklinde yapılanlar dahil) kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber veren mükelleflere aşağıda yazılı kayıt ve şartlarla vergi ziyaı cezası kesilmez:

    1- Mükellefin keyfiyeti haber verdiği tarihten önce bir muhbir tarafından herhangi resmi bir makama dilekçe ile veya şifahi beyanı tutanakla tevsik edilmek suretiyle haber verilen husus hakkında ihbarda bulunulmamış olması[27],

    2- Haber verme dilekçesinin yetkili memurlar tarafından mükellef nezdinde herhangi bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel (kaçakçılık suçu teşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce) verilmiş olması ve resmi kayıtlara geçirilmiş olması;

    3- Hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten başlayarak 15 gün içinde tevdi olunması;

    4- Eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının mükellefin keyfiyeti haber verme tarihinden başlayarak 15 gün içinde tamamlanması veya düzeltilmesi;

    5- Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödenmenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51. Maddesi’nde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranında bir zamla birlikte haber verme tarihinden başlayarak 15 gün içinde ödenmesi. Yukarıdaki şartların yerine getirilmesi halinde kaçakçılık suçlarını işleyenler hakkında 360. Madde hükmü uygulanmaz. Bu madde hükmü Emlak Vergisinde uygulanmaz.”

    Vergi ziyaı ise, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eden ve VUK’un 341. maddesi ile hüküm altına alınmış olan bir düzenlemedir.

    Görüldüğü üzere, pişmanlık ve ıslah müessesesi, beyana dayalı olan vergilerde 341. madde’de yazılı olan vergi ziyaı cezasının ortadan kalkması yönünde düzenlemeler içermektedir. Pişmanlık ve ıslah müessesesini düzenleyen 371. maddenin 4. Bendinde yar alan 15 günlük sürenin uygulaması esnasında mücbir sebep kavramının ortaya çıkması halinde, mükellef veya sorumlunun mücbir sebepten kaynaklanan süre uzatımı imkanından yararlanıp yararlanamayacağı konusunda iki farklı görüş bulunmaktadır.

    Birinci görüşe göre, VUK’da mücbir sebebin düzenlendiği 13. Madde hükümleri sadece vergi ödevlerini dikkate almaktadır Dolayısı ile pişmanlık ve ıslah müessesesi vergi ödevleri ile ilgili bir uygulama olmadığından, pişmanlık ve ıslah hükümlerinin uygulanması esnasında mücbir sebep nedeni ile süre uzatımının imkanı yoktur.

    İkinci görüşe göre ise; VUK’un 15. Maddesi, mücbir sebep nedeni ile hangi sürelerin uzayıp, hangi sürelerin uzayamayacağına dair bir tahdit öngörmediğinden, mücbir sebebin sadece vergi ödevleri ile sınırlı olduğu sonucuna ulaşılamayacağı, kaldı ki, VUK’un 15. maddesi’nde 13. maddeye yapılan atıfın mücbir sebebin neler olduğunun tespit edilmesi için olduğu ve pişmanlık ve ıslah uygulamalarında da mücbir sebep nedeni ile sürelerin uzayacağına ilişkindir.[28]

    Ayrıca, mücbir sebep hallerinden her hangi birisinin varlığı halinde tüm sürelerin duracağından kuşku duyulmadığı, 371. maddede belirtilen 15 günlük süre içersinde, aynı maddede belirtilen yükümlülüklerini yerine getiremeyen ve bu durumunun da mücbir sebepten kaynaklandığını belgeleyen kimselerin pişmanlık ve ıslah müessesesinden yararlanacağı ifade edilmektedir.[29]

    Zor durum halinde ise durum biraz daha farklıdır. Zor durumun değerlendirilmesi, çalışmanın önceki bölümlerin de belirtildiği üzere vergi idaresinin takdirine bırakılmıştır. Bu anlamda zor durum hali, pişmanlık ve ıslah müessesesinin uygulanması yönünden fazlaca bir önem taşımamaktadır. Zira vergi idaresi tarafından mükellefe verilebilecek süre 15 günü geçemeyecektir. Sonuç olarak mükelleflerde çok zor durumda kalmadıkça, bu yola başvurmamaktadırlar. Danıştay tarafından verilen bir kararda; “beyannamesini pişmanlıkla veren mükellefin, belirlenen 15 günlük süre içersinde vergileri ödeyememesinin, çok zor durumda olmasından ileri geldiğinin anlaşılması durumunda re’sen takdir yoluyla tarhiyat yapılamayacağı” yönünde karar vermiştir.[30]

    Sonuç olarak, mücbir sebep ve zor durum hallerinin, pişmanlık ve ıslah hükümleri uygulaması bakımından da süreleri durduracağı ve bu hallerin ortadan kalması ile birlikte de sürelerin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı ifade edilebilir.

    XIV- SONUÇ VE ÖZET

    Bilindiği gibi, 213 sayılı VUK’da mücbir sebep halinin vergi uygulamalarında sürelerin işlemeyeceğine ilişkin olarak çeşitli hükümler yer almaktadır. Dolayısıyla, 213 sayılı VUK’un 15. maddesine göre, 13. maddede yazılı mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması durumunda, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar süreler işlememektedir.[31] Bu durumda tarh zamanaşımı işlemeyen süreler kadar uzamaktadır. Bu hükmün uygulanması için, mücbir sebebin bilinmesi veya ilgililer tarafından kanıtlanması veya belgelendirilmesi zorunludur. Maliyle Bakanlığı, mücbir sebep sayılan haller sebebiyle, bölge, il, ilçe, mahal veya afete maruz kalanlar itibariyle mücbir sebep hali ilan etmeye ve bu sürede vergi ödevlerinden yerine getirilemeyecek olanları tespit etmeye yetkilidir.[32] Bu yetki vergi türleri ve işyerleri itibariyle; beyannamelerin toplulaştırılması, yeni beyanname verme süreleri belirlenmesi ve beyanname verme zorunluluğunun kaldırılması şeklinde de kullanılabilmektedir.[33]

    Mücbir sebep süreye uyulmaması sebebiyle uygulanacak herhangi bir cezai yaptırımına da engel olmaktadır.[34] Çünkü, mücbir sebep yükümlünün iradesi dışında meydana gelen ve önlenmesi mümkün olmadığı bir olay olduğundan, yükümlünün ödevlerini zamanında yerine getirememesi durumunda kendisine bir kusur izafe edilememektedir.

    * Avukat
    [1] Şükrü KIZILOT –Doğan ŞENYÜZ –Metin TAŞ –Recai DÖNMEZ, Vergi Hukuku, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara, Ekim 2006, s. 211.

    [2] Dn. 7. D.’nin, 04.12.1985 tarih ve E:1984/4380-K:1985/2889 sayılı Kararı.

    [3] Kazım YILMAZ, Türk Vergi Hukuku, Değiştirilmiş 3. Baskı, Ce-Ka Yayınları, s.97-101.

    [4] Yılmaz ÖBALCI, Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları, Oluş Yayıncılık, Aralık 2010, s.165.

    [5] Dn. 7. D.’nin, 6.4.1976 tarih ve E:1975/3921-K:1976/1010 sayılı Kararı.

    [6] Gürol ÜREL, Güncel Vergi Usul Kanunu Uygulaması, Maliye ve Hukuk Yayınları, Ankara, s.104.

    [7] Selahattin TUNCER, “Vergi Hukukunda Mücbir Sebep, Yaklaşım, Ağustos 2001, sayı:104

    [8] Mualla ÖNCEL – Ahmet KUMRULU – Nami ÇAĞAN, Vergi Hukuku, Gözden Geçirilmiş Son Değişiklikleri İşlenmiş 13. Bası, Ankara, Turhan Kitapevi, 2005, s.118.

    [9] 213 sayılı VUK md.13

    [10] Tutukluluk hali, beyanname verilmemesinin mücbir sebebi sayılır. Dn. 4. D.’nin, 14.10.1983 tarih ve E:1982/2323-K:1982/7533 sayılı karar. (Dş. Der., S:54-55, s.183-184). “Şirket müdürünün tutukluluk halinin şirket açısından mücbir sebep sayılmayacağı hk.” Dnş 4. D.’nin, 23.06.2004 tarih ve E:2004/178-K:2004/1479 sayılı kararı. (Yaklaşım, Yıl:13, S:147, Mart 2005, s.308-309).

    [11] H.Fevzi KARAGÖZOĞLU, Vergi Usul Kanunu ve Uygulaması, Ünal Matbaası, Ankara 1976, s.68-80.

    [12] Bkz. 01.09.1999 tarih ve 23803 sayılı RG.

    [13] Yılmaz ÖZBALCI, Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları, Oluş Yayıncılık, Nisan 2007, s.168

    [14] Ayrıntılı açıklamalar için bkz. Mehmet ÇAVUŞ, “Vergi Hukukunda Mücbir Sebep ve Etkileri”, Yaklaşım, Ocak 2008, Sayı:54

    [15] 114. madde’nin 2. fıkrası hükmü ceza zamanaşımı için de geçerlidir.

    [16] Bkz. ÖZBALCI, age, s. 991.

    [17] Ayrıntılı açıklamalar için bkz. Selahattin TUNCER, Vergi Hukuku ve Uygulaması, Yaklaşım Yayınları, Mart 2003, s.58

    [18] ÖZBALCI, age, s.992.

    [19] Salih ÖZEL; “Mücbir Sebep Halinde Vergi Cezaları ve Gecikme Faizi”, Yaklaşım, Sayı:127, Temmuz 2003.

    [20] Dn. 11. D.’nin, 01.10.1997 tarih ve E. 1996/5683, K. 1997/3149 sayılı Kararı.

    [21] Şükrü KIZILOT – Zuhal KIZILOT; Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara, Ağustos 2005, s.378

    [22] Mustafa ALPASLAN –Mustafa SAKAL, Vergi Hukuku Uygulaması-I, Makale/İnceleme ve Yorumlar, Grafmat, İzmir Ocak, 2008.

    [23] 02, 03, 04.07.1927 tarih ve 622, 623, 624 sayılı Resmi Gazetelerde yayımlanmıştır.

    [24] Metin TAŞ, “Mücbir Sebepler Dava Açma Süresini Etkiler mi?”, Yaklaşım, Mayıs 1997, Sayı:53

    [25] Şükrü KIZILOT – Zuhal KIZILOT; Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara, Ağustos 2005, s.399.

    [26] Dn. 4. D.’nin, 20.06.1996 tarih ve E. 1995/6183, K. 1996/2698 sayılı Kararı, (Erişim) www.danistay.gov.tr, 25.10.2007.

    [27] Dilekçe veya tutanağın resmi kayıtlara geçirilmiş olması şarttır.

    [28] A. Haydar YILDIRIM –Olcay KOLOTOĞLU, “Mücbir Sebepler ve Süre Uzaması”, Yaklaşım, Ağustos 2001, Sayı:104

    [29] Dn. 4. D.’nin, 22.02.1981 tarih ve E.1982/1748, K.1982/198 sayılı Kararı.

    [30] Yusuf KARAKOÇ, Genel Vergi Hukuku, 4. Baskı, yetkin Yayınları, Ankara 2007.

    [31] Dn. 5. D.’nin, E:2007/7383-K2008/2435 sayılı Kararı.

    [32] Beyanname Düzenleme Kılavuzu, Maliye Hesap Uzmanları Derneği Yayını, Yıl: 2010, s.1168.

    [33] 213 sayılı VUK md. 15/III

    [34] 213 sayılı VUK md.73

    Kaynak:Av. NAZLI GAYE ALPASLAN

    Mali Müşavirin Ağır Hastalığı, Mücbir Sebep Kabul Edilebilir Mi

    Mali Müşavirin Ağır Hastalığı, Mücbir Sebep Kabul Edilebilir Mi?

    Mali Müşavirin Ağır Hastalığı, Mücbir Sebep Kabul Edilebilir Mi?, 213 sayılı VUK’nun 13. maddesinde mücbir sebep konusu düzenlenmiştir. Buna göre, vergi ödevlerinden herhangi birisinin yerine getirilmesine mani olacak derecede ağır hastalık, ağır kaza ve tutukluluk yine yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler, kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler, vb. haller yasada mücbir sebep olarak belirtilmiş bulunmaktadır. Mücbir sebep, vergiyi doğuran olayı etkilememektedir. Ancak, mücbir sebep dolayısıyla vergi alacağının doğması üzerine mükellefçe yerine getirilecek vergileme ile ilgili ödevlerin müddetini ancak uzatabilmektedir. Mücbir sebep durumunda genel olarak vergileme ile ilgili bir görevin yerine getirilmesi açısından gerek kanunen ve gerekse idari sürelerin tümü işlememektedir. Yani, bütün süreler durmaktadır. Bu sürelere ödeme ve bir hak veya olanağın kullanılması ile ilgili süreler de dahil olmaktadır.

     

    Bazı olağanüstü durumlarda mükelleflerin isteseler de ödevlerini zamanında yerine getirmeleri mümkün olmayabilir. İşte böyle durumlarda kanun olağandışı durum sona erinceye kadar mükellefin ödevlerini ertelemekte ve tarh zamanaşımını da ertelenen süre kadar uzatmaktadır. VUK’nunda mücbir sebep hali olarak belirlenen bu tür olağanüstü durumlar 13. maddede örnek verilmek suretiyle sayılmaktadır. Böylelikle mücbir sebepler sınırlandırılmamakta fakat örneğe uygun sebepler mücbir sebep olarak kabul edilmektedir. Bir başka ifade ile, kanunda sayılan durumların oluşması halinde her halükarda mücbir sebebin oluştuğu kabul edilmekte fakat sayılan sebeplere benzer durumların ortaya çıkması da vergi idaresince mücbir sebep olarak kabul edilmektedir(1).

     

    Uygulamada, özellikle, muhasebecinin hastalığı nedeniyle kayıtların zamanında yapılmamış olduğu hallerde bunun mücbir sebep sayılarak, ceza uygulanmaması gerektiği mükelleflerce ileri sürülür.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi Uygulamasında Mücbir Sebepler

    Vergi Uygulamasında Mücbir Sebepler

    Vergi Uygulamasında Mücbir Sebepler ,Mücbir sebepler 213 sayılı VUK’un 13. maddesinde düzenlenen ve mükelleflere belli özel durumların varlığı halinde sürelerin işlemesini durduran nedenlerdir. Mücbir sebep hali herkesçe bilinen nitelikte olabileceği gibi bazı hallerde böyle bir durumu ispat açısından ilgiyle görev yüklemektedir. Mücbir sebep, ceza kesilmesini ortadan kaldırır, vergiyi, gecikme faizini ya da geçmişte tahakkuk ettirildiği halde ödenmemiş olan vergiler, gecikme zamları veya mücbir sebep öncesi kesilmiş olan cezaları etkilemez.

    Mücbir sebep, genel olarak kişilerin iradesi dışında meydana gelen öngörülmeyen ve öngörülemeyen veya öngörülse dahi her türlü imkan ve araca rağmen önlenemeyen olaylar olarak nitelendirilebilir. Mücbir sebep dışsal karakterli olup, mükellef açısından kusurluluğu ortadan kaldırır. Mücbir sebeplerle karşı karşıya kalan kişi bu olaylardan kaynaklanan çok ciddi sıkıntılar hatta çoğu zaman imkansızlıklar içine düşebilir([1]).

    Mücbir sebebin en belirgin özelliği, kişinin iradesi dışında meydana gelen kaçınılamaz ve karşı konulamaz bir olay olmasıdır. Danıştay’a göre, mücbir sebepler, “insanın iradesi ve ihtiyarı dışında meydana gelen tesadüfi olaylardır.” Bu olayların meydana gelmelerinden önce bilinmeleri mümkün olmadığı gibi, meydana geldikleri zamanda giderilmeleri de ilgilinin iradesine bağlı değildir. Mücbir sebebin vergiye ilişkin ödevlerin yerine getirilmesini engelleyecek nitelik ve ağırlıkta olması gerekir([2]).

    Mücbir sebebin yanı sıra mücbir sebep benzeri hallerin de varlığı söz konusudur. Bu haller; zor durum, beklenmeyen olay ve ölüm hallerdir. Zor durum ve beklenmeyen hal mücbir sebep ile benzerlikler göstermesine karşın, mücbir sebebin ihtiva ettiği unsurları taşımazlar. Her mücbir sebep, başlı başına bir beklenmeyen olaydır. Doğal afetler, ilgili kimsenin tutukluluk hali, ağır kaza ve hastalık, yangın gibi olaylar birer beklenmeyen olaydır. Ancak her beklenmeyen olay bir mücbir sebep olarak nitelendirilemez. Zor durum ise, kişinin vergilendirme ile ilgili ödevlerini ifa etmesine engel olabilecek türlü hadiseler olabilir. Mücbir sebep, doğrudan vergi mükellefini etkiler([3]). Bir başka deyişle mücbir sebebin etkileri doğrudan mükellefe yöneliktir. Zor durumun ise böyle bir özelliği olmayabilir. Vergi mükellefini değil ama onun yakınlarını etkileyen bir hadise, vergi mükellefinin de ödevlerini yerine getirmesini engelleyebilir. Ancak bu durumda vergi idaresinin takdir yetkisi önem kazanmaktadır. Vergi idaresi, zor durum halini ve bu hal nedeni ile vergilendirme ile ilgili ödevlerin sürelerinin uzayacağını takdir etme yetkisini haizdir. Doğal olarak bu durumun ilgili kimse tarafından ispat edilmesi şarttır([4]).

    II- KAVRAMSAL OLARAK MÜCBİR SEBEP

    Mücbir sebep, bir hakkın kullanılmasını, bir borcun ya da ödevin yerine getirilmesini engelleyen, önceden bilinmesi ve önlenmesi mümkün olmayan her türlü olaydır. Ayrıca, çeşitli hukuk dallarının ortak kavramıdır. Süresi içinde bir mücbir sebep ya da beklenmeyen hal nedeniyle kullanılmamış olan hakkın kullanılabilmesi hukukun genel ilkelerindendir([5]).

    Mücbir sebep, kolayca kestirileceği gibi, vergi hukukunda da uygulama alanı bulan geçerli bir kavramdır. Bu sebeple VUK’un 13-17. maddeleri arasında mücbir sebep vergi uygulaması açısından, oldukça yetersiz düzeyde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre, mücbir sebebin meydana gelmesi halinde vergisel ödev ve işlemler durmakta ve süreler işlememektedir([6]).

    Diğer yandan mücbir sebep, hukukun değişik alanlarında kullanılan bir kavram olduğundan, yapılacak bir tanımlamanın bütün hukuk dallarını kapsaması gerekeceğinden, böyle bir tanımlama yapmanın imkansız olduğu da ifade edilmektedir. Bununla birlikte mücbir sebebin en belirgin özellikleri kişilerin iradesi dışında meydana gelmesi, kaçınılamaz ve karşı konulamaz bir olayın vuku bulmasıdır([7]).

    Mevzuatta mücbir sebep kavramının kesin bir tanımının yapılmayıp, mücbir sebep sayılacak hallere örnek verilmiş olması ise, belirli nitelikteki olayların önceden mutlak bir şekilde mücbir sebep olarak kabul edilmesinin söz konusu olamayacağındandır. Dolayısı ile her bir olay, kendi koşulları ve özellikleri içinde ayrı ayrı değerlendirilmek durumundadır([8]).

    Ağır hastalık ve ağır kaza halleri, afet halleri, mecburi gaybubet, yükümlünün yasal defter ve belgeleri üzerinde tasarruftan yoksun kalması gibi haller mücbir sebep olarak kabul edilmektedir. İşte bu mücbir sebeplerin varlığı sonucunda vergi mükellef ve sorumlularının ödevlerini ifa edemiyor olmaları, bu durumda olan kimselere ödevleri yerine getirme konusunda kolaylık sağlanmasını gerekli kılmaktadır.

    Yapılan bu açıklamalar doğrultusunda mücbir sebepleri genel olarak, mükellefin kusuru olmaksızın gerçekleşen, öngörülebilmesi ve önlenebilmesi imkansız olan ve aynı zamanda da mükellefin, vergilendirme ile ilgili ödevlerini yerine getirmesine engel olabilecek vasıftaki her türlü olay olarak ifade edebiliriz.

    III- MÜCBİR SEBEP DURUMLARI NELERDİR?

    213 sayılı VUK’da mücbir sebebin tanımı yer almamakla birlikte mücbir sebep sayılabilecek bazı hallere örnek verilmektedir([9]). Buna göre mücbir sebep;

    1- Vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk([10]),

    2- Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler,

    3- Kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler (rehin alınma gibi),

    4- Sahibinin iradesi dışındaki sebeplerle defter ve vesikaların elinden çıkmış bulunması,

    gibi hallerdir.

    Yasa hükümlerinden anlaşılacağı üzere, kanun mücbir sebep sayılan halleri 4 durumla sınırlı tutmamış sonunda yer verildiği “gibi haller” ifadesiyle bu sayılanlar dışında ortaya çıkan olaylarda mücbir sebep olarak değerlendirilebilmektedir([11]).

    Mücbir sebebin genel tarafından bilinmesi durumunda mükelleflerce ayrıca ispat ve tevsikine gerek yoktur. Ancak, mükellef nezdinde meydana gelen büyük ölçüde mükellef tarafından bilinen mücbir sebeplerin vergi dairesi veya yargı organına karşı ispat ve belgelenmesi gerekmektedir.

    IV- MÜCBİR SEBEP HALİNDE İSPAT YÜKÜ KİME AİTTİR?

    Bilindiği gibi, “Herkesin iddiasını ispat etmekle yükümlü olması” genel bir hukuk kuralı olduğuna göre, mücbir sebebin ispat yükümlülüğü de “ilgiliye” aittir. İlgili vergi mükellefi olacağı gibi, vergi sorumlusu da olabilir. Nitekim VUK’un 15. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereği, mücbir sebebin ilgililer tarafından ispat ve tevsik edilmesi gerekmektedir. Fakat bir büyük depremde mücbir sebebin ispat ve belgelendirilmesine gerek yoktur. Nitekim 1999 tarihinde Marmara Bölgesini sarsan büyük depremde Maliye Bakanlığı yayımladığı 277 Seri No.lu VUK GT([12]) ile bu afeti, VUK’un 13. maddesi gereğince, “mücbir sebep hali” olarak kabul ve ilan edilmiştir. Bu durumda ilgililere, ispat yükü düşmemektedir.

    V- MÜCBİR SEBEP VERGİYİ DOĞURAN OLAYI ETKİLER Mİ?

    Mücbir sebep vergiyi doğuran olayı etkilemez. Sadece, vergi alacağının doğması üzerine mükellefçe yerine getirilecek vergileme ile ilgili görevlerin süresini uzatmaktadır([13]).

    Örneğin, Gayrimenkul Sermaye İradı yönünden Gelir Vergisi mükellefi olan Bay(A), 2007 Takvim yılı boyunca tahsil etmesi gereken kira gelirini tahsil edememiş dahi olsa bu gelir, 2007 Takvim yılının geliri olarak vergilendirilir. Bay (A)’nın söz konusu tahsilatı 2008 Takvim yılında yapmış olması bu durumu değiştirmez([14]).

    VI- MÜCBİR SEBEP HALİNİN VERGİNİN TARHINA ETKİSİ NEDİR?

    Verginin tarhının, vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muamele olduğu, VUK’un 20. maddesi hükmüdür. Yine VUK’un “Re’sen Vergi Tarhiyatı” konusunun ele alındığı 30. maddesi uyarınca re’sen tarhiyat; vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. Vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitinin mümkün olmadığı durumlarda ilgili dönem vergi matrahları re’sen tarh edilmektedir.

    Mücbir sebep vergilendirme ile ilgili sürelerin uzamasına imkan sağlarken, verginin tarhı yönünden durum daha farklıdır. Örneğin yangın nedeni ile sahibinin rızası dışında kanuni defterlerinin elden çıkmış olması, “zayi belgesi”nin varlığı halinde ceza kesilmesini önlemekte, ancak yukarıda bahsi geçen VUK’un 30. maddesi gereğince ilgili dönem vergi matrahı re’sen tarhı gerekmektedir. Zira her ne sebeple olursa olsun, kanuni defter ve belgelerin elden çıkmış olması halinde vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmamaktadır.

    VII- MÜCBİR SEBEP HALİNİN TARH ZAMANAŞIMI UYGULAMALARINA ETKİLERİ

    Mücbir sebep halinin zamanaşımı uygulamalarına olan etkisi, tarh ve ceza zamanaşımı açısından farklılık göstermektedir.

    A- TARH ZAMANAŞIMI AÇISINDAN

    Tarh zamanaşımı mevzuusu, VUK’un 114. maddesi ile düzenlenmiştir. Buna göre: “Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.”

    VUK’un 15. maddesi ise, 13. maddede yazılı mücbir sebeplerden herhangi birinin varlığı halinde, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar sürelerin işlemeyeceğine ve bu durumda tarh zamanaşımının duracağına ilişkin düzenlemeler ihtiva etmektedir.

    Örneğin, 22.11.2007 tarihinde, Kurumlar Vergisi mükellefi (X) Limited Şirketinin ticari ikametgâhının bulunduğu iş merkezinde çıkan yangının etkilerinin 30.11.2007 Tarihinde son bulduğunu varsayacak olursak bu durumda, vergi kanunlarında belirtilen süreler, VUK’un 15. maddesi gereğince 22-30 Kasım tarihleri arasında 8 gün süre boyunca ilgili mükellef açısından işlemeyecektir. Bununla birlikte, 2007 takvim yılı için 31.12.2012 Tarihinde sona erecek olan tarh zamanaşımının, 8 gün uzayarak 08.01.2013 Tarihinde tamamlanacak olması da yine VUK’un 15. maddesinin bir gereğidir.

    B- CEZA ZAMANAŞIMI AÇISINDAN

    VUK’un 374. maddesi “Ceza Kesmede zamanaşımı”nı düzenlemektedir. Söz konusu madde, aşağıda yer alan sürelerin geçmesinden sonra ceza kesilmeyeceğini ifade etmektedir:

    “1) Vergi ziyaı cezasında cezanın bağlı olduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden; 353. ve mükerrer 355. maddeler uyarınca kesilecek usulsüzlük cezalarında, usulsüzlüğün yapıldığı yılı takip eden yılın birinci gününden başlayarak 5 yıl([15])

    2) Usulsüzlükte, usulsüzlüğün yapıldığı yılı takip eden yılın birinci gününden başlayarak 2 yıl;

    Ancak 336. madde hükmüne göre vergi ziyaı cezası ile usulsüzlüğün birleşmesi halinde kesilecek ceza, vergi ziyaı cezası için belli edilen zamanaşımı süresi içinde kesilir. Bu süreler içinde ceza ihbarnamesi tebliğ edilmekle zamanaşımı kesilmiş olur.”([16])

    Mücbir sebep nedeni ile işlemeyen sürelerin tarh zaman aşımı süresine ilave edilmesinin gerekliliği, VUK’un 15. maddesi ile hüküm altına alınmışken, ceza zamanaşımı açısından böyle bir durum söz konusu değildir. Bir başka anlatımla, mücbir sebep nedeni ile işlemeyen süreler de ceza zamanaşımı süresine dahildir.

    Ceza zamanaşımını kesen tek durum, ceza kesme zamanaşımı süresi içerisinde ilgiliye ceza ihbarnamesinin tebliği edilmiş olmasıdır.

    VIII- MÜCBİR SEBEP HALİNİN VERGİ CEZALARINA ETKİSİ

    Mücbir sebep halinin, vergi cezalarına olan etkisi, VUK’un 373. maddesi ile düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan madde hükmüne göre; “Bu kanunda yazılı mücbir sebeplerden herhangi birinin vukua geldiği malum ise veya tevsik ve ispat olunursa vergi cezası kesilmez.”([17])

    Cezanın kesilmemesi için VUK’da açık olarak belirtilmiş olan mücbir sebep hallerinin varlığı şarttır. Bununla birlikte mücbir sebebin, vergi ödevinin normal süresi içerisinde yerine getirilmemiş olması nedeni ile VUK uyarınca kesilecek olan cezayı önlediği ve mücbir sebep halinde suçun teşekkül etmemiş olduğu, diğer yandan da, mücbir sebebin etkilemediği veya mücbir sebep halinin devam süresi dışında yapılmış olan kanuna aykırı fiillerin gerektirdiği cezaların, normal şekilde kesileceği ifade edilmektedir([18]).

    Kanun koyucunun, mücbir sebep halinin vergi cezalarının kesilemeyeceği yönündeki düzenlemesi, “vergi ziyaı” cezası ile ilgilidir. VUK’da çok açık olarak belirtilmiş olan bu emir doğrultusunda vergi idaresi de 1991/4 Sıra No.lu KDV İç Genelgesi ile, “Mükelleflerce defter ve belgelerin zayi olduğu hususunda mahkeme kararı ibrazı halinde, VUK’un 373. maddesi uyarınca ceza uygulanmayacaktır.” şeklinde açıklama yapmıştır([19]).

    Yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda, VUK’da açık olarak belirtilmiş bir mücbir sebebin varlığı halinde, aynı Kanun’un 341. maddesinde yer alan “Vergi Ziyaı” cezası ve 352-353. maddelerinde yer alan özel usulsüzlük cezaları kesilmeyecektir.

    Örneğin yangın nedeni ile defter ve belgeleri zayi olan kimsenin, defter ve belgelerini vergi incelemeye yetkili olan kimselere ibraz edememesi ve bu durumunu da tevsik etmesi halinde kendisine ceza kesilmeyecektir. Bu konu ile ilgili olarak Danıştay’ın vermiş olduğu bir kararda; “Yükümlünün defter ve belgelerinin yandığı hususu itfaiye raporu ve mahkeme kararı ile tespit edilmiş olup olayda mücbir sebep bulunduğundan, indirimlerin kabul edilmemesi suretiyle yapılan tarhiyata ceza uygulanmayacağına” hükmetmiştir([20]).

    IX- MÜCBİR SEBEP HALİNİN VERGİ CEZALARINI ÖDEME SÜRELERİNE ETKİSİ

    Mücbir sebebin ortaya çıkmasından önce kesilmiş olan vergi cezalarının ödeme vadelerinin, mücbir sebebin varlığının belli olduğu döneme rastlaması durumunda bu cezaların ödeme süreleri de, mücbir sebebin sona erdiği tarihe kadar işlemeyecektir.

    X- MÜCBİR SEBEBİN İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNUNU’NDA YER ALAN DAVA AÇMA SÜRELERİNE ETKİSİ

    Vergi mükellefi ile vergi idaresi arasında ortaya çıkan ve idari yollardan da çözümlenemeyen uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığın çözümünü sağlamak ve hak aramak maksadı ile vergi mahkemesinde dava açılması mümkündür. Bununla birlikte, bu hakkın kullanılabilmesi için ilgililerin yargı merciine belli bir süre içinde başvurmaları gerekir([21]).

    XI- MÜCBİR SEBEP HALİ VE DAVA AÇMA SÜRESİ

    Danıştay’ın yukarıda örneklerini verdiğimiz genel görüşü, mücbir sebep halinin, idari yargıya başvuru sürelerini durdurmayacağı yönündedir. Yüksek mahkeme, öteden beri bu konu ile ilgili olarak kendisine intikal eden uyuşmazlıklarla ilgili olarak bu doğrultuda kararlar vermiştir([22]).

    Vergi yargısının temel kaynağı durumunda olan İYUK’da, VUK’un mücbir sebep halini tanımlayan düzenlemeleri ile ilgili her hangi bir hükmü bulunmamaktadır. Vergi yargısında VUK’un mücbir sebebi düzenleyen hükümlerinin ge­çerliliği konusunda bir sonuca ulaşabilmek için, bu hükümlerin vergi yar­gısıyla olan ilişkisinin ortaya konması gerekmektedir. İYUK’da hüküm bulun­mayan konularda, İYUK’un 31. mad­desindeki atıf gereği Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HUMK)([23]) uygula­nacaktır. Vergi davalarında HUMK’nın uygulanacağı haller, İYUK’un yine 31. maddesinde sayılmıştır. Maddenin son cümlesinde ise, HUMK’na atıfta bulunulan haller saklı kalmak kaydı ile VUK’un ilgili hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir.

    Mücbir sebep halinin idari dava açma sürelerini durduracağı yönündeki görüşlerin dayanak noktası, Vergi yar­gısında, İYUK ve HUMK’da hüküm bulunmayan durumlarda VUK’un uy­gulanacağıdır. Bu anlamda mücbir sebep halinin sadece mükellefin ödevleri ile ilgili süreleri değil, İYUK’da VUK’a yapılan atıf nedeni ile dava açma sürelerini de durduracağı savunulmaktadır. Zira, Danıştay kararlarına hakim olan ve mücbir sebep halinin vergi yargısında geçersiz olduğunu savunan görüş, VUK’un konuya ilişkin hükümlerini dar anlamda yorumlamaktadır. Ayrıca “mücbir sebepler dolayısıyla elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması”nın yargılamanın yenilenmesi nedeni olduğu, mücbir sebeplerin deliller açısından kabul ediliyorken, süre açısından kabul edilmemesi ve olağan yargı yolu için kabul edilmeyip, olağanüstü bir yargı yolu olan yargılamanın yenilenmesi için kabul edilmesinin bir çelişki olduğu da ifade edilmektedir([24]).

    Diğer yandan da Danıştay’ın, hukuki ve fiili engellerin, özelliklede doğal afet gibi kişilerin iradeleriyle değiştiremeyecekleri veya önleyemeyecekleri mücbir sebep hallerinin, dava açma süresini uzatan veya işlemesini durduran sebepler olarak kabul edilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerinin de ağırlık kazandığı düşünülmektedir([25]).

    Nitekim Danıştay’ca; “Danıştay’ın, kanunda öngörülmemiş olmasına rağmen, çok ağır maddi ve hukuki engellerin varlığı halinde, dava süresinin uzayacağını veya işlemeyeceğini kabul suretiyle, kanunda öngörülen süreden sonra açılmış davaların esası hakkında kararlar verdiği, kişilerin iradeleriyle değiştiremeyecekleri veya önleyemeyecekleri durumlarda mücbir sebep halinin nazara alınmayarak dava açma süresinin işlediğini kabul etmenin haklı bir nedeni olamayacağını ve doğal afet gibi kişilerin iradeleri ile değiştiremeyecekleri veya önleyemeyecekleri durumlarda mücbir sebep halinin göz önünde bulundurulması ve mücbir sebebin ortadan kalkmasından sonraki makul sürede açılan davaların esasının incelenerek karara bağlanması gerektiği” şeklinde karar verilmiştir([26]).

    Özellikle mücbir sebepler dolayısıyla elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olmasının, hukuk sistemimizde yargılamanın yenilenme sebebi olarak kabul ediliyor olması ve kişilerin tamamen iradeleri dışında vuku bulan mücbir sebep hallerinin, kişilerin hak arama hürriyetlerini net bir şekilde kısıtlayabileceği ve bu durumunda genel hukuk prensiplerine aykırı olduğu göz önüne alındığında, mücbir sebep halinin idari dava açma sürelerini durduracağı sonucuna ulaşabiliriz.

    XII- MÜCBİR SEBEP HALİNİN UZLAŞMA MÜESSESESİ VE UZLAŞMA SÜRELERİNE ETKİSİ

    213 sayılı VUK’un Ek 1. maddesi uyarınca, “Mükellef tarafından, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezalarının (344. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilen tarhiyata ilişkin vergi ve ceza hariç) tahakkuk edecek miktarları konusunda vergi ziyaına sebebiyet verilmesinin kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememekten ya da 369. maddede yazılı yanılmadan kaynaklandığının veya bu Kanun’un 116, 117 ve 118. maddelerinde yazılı vergi hataları ile bunun dışında her türlü maddi hata bulunduğunun veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu bölümde yer alan hükümler çerçevesinde mükellefler ile uzlaşabilir. Uzlaşma konusu verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşma sadece toplam matrah farkının bu bölümüne isabet eden vergi kısmı için de yapılabilir. Uzlaşma talebi vergi ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yapılır. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde yeniden uzlaşma talebinde bulunulamaz. Uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağa idarenin nihai teklifi yazılır. Mükellef dava açma süresinin sonuna kadar teklif edilen vergi ve cezayı kabul ettiğini yazılı olarak bildirirse bu takdirde uzlaşma sağlanmış sayılır. Mükellef, uzlaşma görüşmelerinde, bağlı olduğu meslek odasından bir temsilci ve 3568 sayılı Kanun’a göre kurulan meslek odasından bir meslek mensubu bulundurabilir.”

    Yine VUK’un Ek 11. maddesi uyarınca, “Maliye Bakanlığı, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergilerle kesilecek cezalarda (344. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilecek tarhiyata ilişkin vergi ve ceza hariç) tarhiyat öncesi uzlaşma yapılmasına izin verebilir. Tarhiyattan önce uzlaşmaya varılması halinde tutanakla tespit edilen bu husus hakkında dava açılamaz ve hiçbir mercie şikâyette bulunulamaz. Uzlaşılan vergi miktarı üzerinden, bu Kanun’un 112. maddesine göre gecikme faizi hesaplanır. Tarhiyat öncesi uzlaşmanın temin edilememiş veya uzlaşma müzakeresinde uzlaşmaya varılamamış olması halinde mükellefler veya ceza muhatabı olanlar verginin tarhından ve cezanın kesilmesinden sonra uzlaşma talep edemezler. Tarhiyat öncesi uzlaşmaya ilişkin esas ve usuller Yönetmelikte belirtilir.”

    Yukarıda belirtilen Yasa hükümlerine göre, tarhiyat öncesi ve tarhiyat sonrası uzlaşma taleplerinin hangi süreler esas alınarak belirleneceği farklılık göstermektedir. Tarhiyat sonrası uzlaşma taleplerinin, vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yapılması gerekmekteyken, tarhiyat öncesi uzlaşma taleplerinin vergi incelemesinin tamamlanmasından önce yapılması şarttır. Bu yüzden, mücbir sebep halinin uzlaşma müessesine etkisini, her iki uzlaşma türü bakımından ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

    XIII- MÜCBİR SEBEP HALİNİN PİŞMANLIK VE ISLAH HÜKÜMLERİNİN UYGULAMA ESASLARINA ETKİSİ

    213 sayılı VUK’un 371. madde hükmü uyarınca:

    “Beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren (360. maddede yazılı iştirak şeklinde yapılanlar dahil) kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber veren mükelleflere aşağıda yazılı kayıt ve şartlarla vergi ziyaı cezası kesilmez:

    1- Mükellefin keyfiyeti haber verdiği tarihten önce bir muhbir tarafından herhangi resmi bir makama dilekçe ile veya şifahi beyanı tutanakla tevsik edilmek suretiyle haber verilen husus hakkında ihbarda bulunulmamış olması([27]),

    2- Haber verme dilekçesinin yetkili memurlar tarafından mükellef nezdinde herhangi bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel (kaçakçılık suçu teşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce)verilmiş olması ve resmi kayıtlara geçirilmiş olması;

    3- Hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten başlayarak 15 gün içinde tevdi olunması;

    4- Eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının mükellefin keyfiyeti haber verme tarihinden başlayarak 15 gün içinde tamamlanması veya düzeltilmesi;

    5- Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödenmenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51. maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranında bir zamla birlikte haber verme tarihinden başlayarak 15 gün içinde ödenmesi. Yukarıdaki şartların yerine getirilmesi halinde kaçakçılık suçlarını işleyenler hakkında 360. madde hükmü uygulanmaz. Bu madde hükmü Emlak Vergisinde uygulanmaz.”

    Vergi ziyaı ise, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eden ve VUK’un 341. maddesi ile hüküm altına alınmış olan bir düzenlemedir.

    Görüldüğü üzere, pişmanlık ve ıslah müessesesi, beyana dayalı olan vergilerde 341. maddede yazılı olan vergi ziyaı cezasının ortadan kalkması yönünde düzenlemeler içermektedir. Pişmanlık ve ıslah müessesesini düzenleyen 371. maddenin 4. Bendinde yar alan 15 günlük sürenin uygulaması esnasında mücbir sebep kavramının ortaya çıkması halinde, mükellef veya sorumlunun mücbir sebepten kaynaklanan süre uzatımı imkanından yararlanıp yararlanamayacağı konusunda iki farklı görüş bulunmaktadır.

    Birinci görüşe göre, VUK’da mücbir sebebin düzenlendiği 13. madde hükümleri sadece vergi ödevlerini dikkate almaktadır Dolayısı ile pişmanlık ve ıslah müessesesi vergi ödevleri ile ilgili bir uygulama olmadığından, pişmanlık ve ıslah hükümlerinin uygulanması esnasında mücbir sebep nedeni ile süre uzatımının imkanı yoktur.

    İkinci görüşe göre ise; VUK’un 15. maddesi, mücbir sebep nedeni ile hangi sürelerin uzayıp, hangi sürelerin uzayamayacağına dair bir tahdit öngörmediğinden, mücbir sebebin sadece vergi ödevleri ile sınırlı olduğu sonucuna ulaşılamayacağı, kaldı ki, VUK’un 15. maddesinde 13. maddeye yapılan atıfın mücbir sebebin neler olduğunun tespit edilmesi için olduğu ve pişmanlık ve ıslah uygulamalarında da mücbir sebep nedeni ile sürelerin uzayacağına ilişkindir([28]).

    Ayrıca, mücbir sebep hallerinden her hangi birisinin varlığı halinde tüm sürelerin duracağından kuşku duyulmadığı, 371. maddede belirtilen 15 günlük süre içerisinde, aynı maddede belirtilen yükümlülüklerini yerine getiremeyen ve bu durumunun da mücbir sebepten kaynaklandığını belgeleyen kimselerin pişmanlık ve ıslah müessesesinden yararlanacağı ifade edilmektedir([29]).

    Zor durum halinde ise durum biraz daha farklıdır. Zor durumun değerlendirilmesi, çalışmanın önceki bölümlerin de belirtildiği üzere vergi idaresinin takdirine bırakılmıştır. Bu anlamda zor durum hali, pişmanlık ve ıslah müessesesinin uygulanması yönünden fazlaca bir önem taşımamaktadır. Zira vergi idaresi tarafından mükellefe verilebilecek süre 15 günü geçemeyecektir. Sonuç olarak mükelleflerde çok zor durumda kalmadıkça, bu yola başvurmamaktadırlar. Danıştay tarafından verilen bir kararda; “beyannamesini pişmanlıkla veren mükellefin, belirlenen 15 günlük süre içerisinde vergileri ödeyememesinin, çok zor durumda olmasından ileri geldiğinin anlaşılması durumunda re’sen takdir yoluyla tarhiyat yapılamayacağı” yönünde karar vermiştir([30]).

    Sonuç olarak, mücbir sebep ve zor durum hallerinin, pişmanlık ve ıslah hükümleri uygulaması bakımından da süreleri durduracağı ve bu hallerin ortadan kalması ile birlikte de sürelerin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı ifade edilebilir.

    XIV- SONUÇ VE ÖZET

    Bilindiği gibi, 213 sayılı VUK’da mücbir sebep halinin vergi uygulamalarında sürelerin işlemeyeceğine ilişkin olarak çeşitli hükümler yer almaktadır. Dolayısıyla, 213 sayılı VUK’un 15. maddesine göre, 13. maddede yazılı mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması durumunda, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar süreler işlememektedir([31]). Bu durumda tarh zamanaşımı işlemeyen süreler kadar uzamaktadır. Bu hükmün uygulanması için, mücbir sebebin bilinmesi veya ilgililer tarafından kanıtlanması veya belgelendirilmesi zorunludur. Maliyle Bakanlığı, mücbir sebep sayılan haller sebebiyle, bölge, il, ilçe, mahal veya afete maruz kalanlar itibariyle mücbir sebep hali ilan etmeye ve bu sürede vergi ödevlerinden yerine getirilemeyecek olanları tespit etmeye yetkilidir([32]). Bu yetki vergi türleri ve işyerleri itibariyle; beyannamelerin toplulaştırılması, yeni beyanname verme süreleri belirlenmesi ve beyanname verme zorunluluğunun kaldırılması şeklinde de kullanılabilmektedir([33]).

    Mücbir sebep süreye uyulmaması sebebiyle uygulanacak herhangi bir cezai yaptırımına da engel olmaktadır([34]). Çünkü, mücbir sebep yükümlünün iradesi dışında meydana gelen ve önlenmesi mümkün olmadığı bir olay olduğundan, yükümlünün ödevlerini zamanında yerine getirememesi durumunda kendisine bir kusur izafe edilememektedir.

    [1] Şükrü KIZILOT – Doğan ŞENYÜZ – Metin TAŞ – Recai DÖNMEZ, Vergi Hukuku, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara, Ekim 2006, s. 211.

    [2] Dn. 7. D.’nin, 04.12.1985 tarih ve E. 1984/4380, K. 1985/2889 sayılı kararı.

    [3] Kazım YILMAZ, Türk Vergi Hukuku, Değiştirilmiş 3. Baskı, Ce-Ka Yayınları, s.97-101.

    [4] Yılmaz, ÖBALCI, Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları, Oluş Yayıncılık, Aralık 2010, s.165.

    [5] Dn. 7. D.’nin, 06.04.1976 tarih ve E. 1975/3921, K. 1976/1010 sayılı kararı.

    [6] Gürol ÜREL, Güncel Vergi Usul Kanunu Uygulaması, Maliye ve Hukuk Yayınları, Ankara, s.104.

    [7] Selahattin TUNCER, “Vergi Hukukunda Mücbir Sebep”, Yaklaşım Dergisi, Ağustos 2001, sayı:104

    [8] Mualla ÖNCEL – Ahmet KUMRULU – Nami ÇAĞAN, Vergi Hukuku, Gözden Geçirilmiş Son Değişiklikleri İşlenmiş 13. Bası, Ankara, Turhan Kitapevi, 2005, s. 118.

    [9] 213 sayılı VUK md.13

    [10] Tutukluluk hali, beyanname verilmemesinin mücbir sebebi sayılır. Dnş. 4. D.nin, 14.10.1983 gün ve E:1982/2323-K:1982/7533 sayılı karar. (Dn. Der., Sayı: 54-55, s.183-184). “Şirket müdürünün tutukluluk halinin şirket açısından mücbir sebep sayılmayacağı hk.” Dn 4. D.’nin, 23.06.2004 tarih ve E. 2004/178, K. 2004/1479 sayılı kararı. (Yaklaşım, Yıl:13, S:147, Mart 2005, s. 308-309).

    [11] H. Fevzi KARAGÖZOĞLU, Vergi Usul Kanunu ve Uygulaması, Ünal Matbaası, Ankara 1976, s. 68-80.

    [12] Bkz. 01.09.1999 tarih ve 23803 sayılı RG.

    [13] Yılmaz ÖZBALCI, Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları, Oluş Yayıncılık, Nisan 2007, s.168

    [14] Ayrıntılı açıklamalar için bkz. Mehmet ÇAVUŞ, “Vergi Hukukunda Mücbir Sebep ve Etkileri”, Yaklaşım Dergisi, Ocak 2008, Sayı: 54

    [15] 114. maddenin 2. fıkrası hükmü ceza zamanaşımı için de geçerlidir.

    [16] Bkz. ÖZBALCI, age, s. 991.

    [17] Ayrıntılı açıklamalar için bkz. Selahattin TUNCER, Vergi Hukuku ve Uygulaması, Yaklaşım Yayınları, Mart 2003, s.58

    [18] ÖZBALCI, age, s.992.

    [19] Salih ÖZEL, “Mücbir Sebep Halinde Vergi Cezaları ve Gecikme Faizi”, Yaklaşım Dergisi, Sayı:127, Temmuz 2003.

    [20] Dn. 11. D.nin, 01.10.1997 tarih ve E. 1996/5683, K. 1997/3149 sayılı kararı.

    [21] Şükrü KIZILOT – Zuhal KIZILOT, Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara, Ağustos 2005, s.378

    [22] Mustafa ALPASLAN – Mustafa SAKAL, Vergi Hukuku Uygulaması –I, Makale/İnceleme ve Yorumlar, Grafmat, İzmir Ocak, 2008.

    [23] 02, 03, 04.07.1927tarih ve 622, 623, 624 sayılı Resmi Gazetelerde yayımlanmıştır.

    [24] Metin TAŞ, “Mücbir Sebepler Dava Açma Süresini Etkiler mi?”, Yaklaşım Dergisi, Mayıs 1997, Sayı: 53

    [25] Şükrü KIZILOT – Zuhal KIZILOT; Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara, Ağustos 2005, s.399.

    [26] Dn. 4. D.’nin, 20.06.1996 tarih ve E. 1995/6183, K. 1996/2698 sayılı Kararı, (Erişim) www.danistay.gov.tr, 25.10.2007.

    [27] Dilekçe veya tutanağın resmi kayıtlara geçirilmiş olması şarttır.

    [28] A. Haydar YILDIRIM – Olcay KOLOTOĞLU, “Mücbir Sebepler ve Süre Uzaması”, Yaklaşım Dergisi, Ağustos 2001, Sayı: 104

    [29] Dn, 4. D.’nin, 22.02.1981 tarih ve E.1982/1748, K.1982/198 sayılı kararı.

    [30] Yusuf KARAKOÇ, Genel Vergi Hukuku, 4. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2007.

    [31] Dn. 5. D.’nin, E. 2007/7383, K. 2008/2435 sayılı karar.

    [32] Beyanname Düzenleme Kılavuzu, Maliye Hesap Uzmanları Derneği Yayını, Yıl: 2010, s. 1168.

    [33] 213 sayılı VUK md. 15/III

    [34] 213 sayılı VUK md.73

    Kaynak:Av. NAZLI GAYE ALPASLAN GÜVEN

    Mücbir Sebep Halinin Dava Sürelerine Etkisi

    Mücbir Sebep Halinin Dava Sürelerine Etkisi

    Mücbir Sebep Halinin Dava Sürelerine Etkisi,2577 sayılı Kanunun 7’nci maddenin 1’nci fıkrasında Dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde vergi mahkemesinde otuz gün olduğu düzenlenmiştir. Bu sürenin uzunluğu yönünden başka yasalara yapılan gönderme dışında dava açma süresini başlatan, durduran, uzatan veya kesen sebeplere 2577 sayılı yasada yer verilmemiştir.

    Dolayısıyla 2577 sayılı Yasada belirlenen kurallarda; hukukumuzda zorlayıcı nedenler olarak bilinen; doğal afet, savaş, gaiplik, ağır hastalık gibi haller, dava açma süresini durduran, uzatan veya kesen durumlar olarak kabul edilmemiştir.

    Her ne kadar aynı Yasanın 31’nci maddesinin ikinci fıkrasında, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanmasını öngören bir gönderme bulunmaktaysa da dava açma süresi, bu sürenin başlangıcı, durması, uzaması veya kesilmesine ilişkin bir düzenleme içermemektedir.

    Vergi Usul Kanunundaki düzenleme sadece vergi ödevlerinin zamanında yerine getirilmesini önleyen ve bu ödevlerle ilgili süreleri durduran hususları kapsamaktadır.

    Mücbir Sebep Gösterilmeksizin Defter ve Belgelerin İbraz Edilmemesi

    Danıştay 4. Dairesi
    Tarih    : 10.11.2014
    Esas No         : 2012/6573
    Karar No  : 2014/6620

    VUK Md. 30

    KDVK Md. 34

    MÜCBİR SEBEP GÖSTERİLMEKSİZİN DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMEMESİ

    Herhangi bir mücbir sebep gösterilmeksizin idarece istenilen defter ve belgeler ibraz edilmediğinden indirimlerin reddi suretiyle salınan vergi ve kesilen cezalarda hukuka aykırılık bulunmadığı hk.

    İstemin Özeti: Davacı adına, 2006 yılına ait defter ve belgelerini ibraz etmediğinden bahisle salınan 2010/1-12 dönemine ait üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri ile 2006/8 ila 12. dönemlere ilişkin vergi ziyaı cezalarının tekerrürlü kısımlarının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; herhangi bir mücbir sebep

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Mücbir Sebep ve Zor Durum Hallerinde Vergi Hukukunda Süreler

    Mücbir Sebep

    “Mücbir sebep” hukuki olarak; bir sorumluluğun yerine getirilmesini veya hakkın hukuksal bir imkânın kullanılmasını engelleyen, dolayısıyla sorumluluğun yerine getirilmesi veya hakkın kullanılması süresini etkileyen, kişilerin önceden beklemediği öngöremeyeceği beklese bile kişilerin alabilecekleri tedbirlere rağmen meydana gelmesini engelleyemeyeceği nitelikteki olağanüstü olay, olgu veya durumdur.

    Tanımını yaptığımız mücbir sebep halini gerektiren durumlarla hayatta karşılaşmamız imkanlar dahilinde olduğundan yasa koyucu, kanunlar karşısında sorumluluğu olan gerçek veya tüzel kişilerin bu durumlarla karşılaşılması halinde hangi telafi edici imkanlara sahip olacağına ilişkin Türk Vergi Hukukunda yasal düzenleme yapmıştır. VUK Madde 13’de hangi hallerin mücbir sebep olarak kabul edileceği sayılmıştır. Bu durumlar; [1]

    1- Vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk,

    2- Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler,

    3- Kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler,

    4- Sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması gibi hallerdir.[2]

    Mücbir sebep halinde vergisel yükümlülüklerin nasıl ve hangi sürelerde yerine getirileceğine ilişkin durum ise VUK Madde 15’de açıklamıştır. Buna göre, VUK 13’üncü maddede yazılı mücbir sebep hallerinden herhangi birinin bulunması halinde, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar süreler işlemez. Bu takdirde tarh zamanaşımı işlemeyen süreler kadar uzar. Bu hükmün uygulanması için mücbir sebebin malum olması veya ilgililer tarafından ispat veya tevsik edilmesi lazımdır.[3]

    Maliye Bakanlığı, mücbir sebep sayılan haller nedeniyle; bölge, il, ilçe, mahal veya afete maruz kalanlar itibarıyla mücbir sebep hali ilân etmeye ve bu sürede vergi ödevlerinden yerine getirilemeyecek olanları tespit etmeye yetkilidir. Bu yetkinin vergi türleri ve işyerleri itibarıyla; beyannamelerin toplulaştırılması, yeni beyanname verme süreleri belirlenmesi ve beyanname verme zorunluluğunun kaldırılması şeklinde de kullanılabileceği VUK Madde 15’de ifade edilmiştir.

    Yazımızda açıklandığı üzere, yasa koyucu mücbir sebep hallerini sayarken yalnızca durumu tespit edilebilen kaza, hastalık ve tutukluluk maddesini net bir şekilde ifade etmiş, diğer maddelere “gibi” edatını ekleyerek ve“gaybubet” gibi belli olmayan durum anlamına gelen geniş içerikli bir kelime kullanarak, yasa metninde sayılan ve tevsik edilebilenlerin geçerli olduğunu fakat bu durumlara benzer ispat ve tevsik edilebilendurumlarında Maliye Bakanlığı’nın kararıyla geçerli olabileceğini yani mücbir sebep olarak sayılabileceğini maddelere eklenen kelime ve edatla ifade etmiştir.[4]

    VUK Madde 13’de “Mücbir Sebep” durumları arasında yer alan, yukarıda açıklamasını yaptığımız anlam genişletici kelimelere ilişkin idarenin özelge olarak verdiği farklı örnekler mevcuttur ve bu örneklerden bir tanesi aşağıda sunulmuştur.[5]

    Örnek Milletvekilli Seçilme Durumu da Mücbir Sebeptir.

    Maliye Bakanlığı Özelgesi 30.06.1992 tarih ve DMG:2101130915 sayılı

    Mükellefin milletvekili seçilmesi nedeniyle; Anayasanın 82. Maddesi hükmü gereğince TBMM üyeleri, Devlet ve diğer Kamu Tüzel kişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda: Devletin veya diğer kamu tüzel kişilerinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda, özel gelir kaynakları ve özel imkanları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların, Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar, vekili olamazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemeyecekleri, temsilcilik ve hakemlik yapamayacakları sayılarak belirtilmiştir.

    Yukarıda açıklanan Anayasa maddesi hükmü uyarınca, ……..’in 19. dönem milletvekili seçilmesi sebebiyle taahhüt işini Anayasanın 82. maddesinde yer alan hükme göre tamamlamadan bir başkasına devretmek zorunda kalması hali, mezkur maddenin sonunda yer alan ‘gibi’ edatı içerisinde müteala edilmesi imkan dahilindedir. Dolayısıyla adı geçenden tahsil edilecek olan damga vergisi ve harca V.U.K. 373. maddesi gereğince mücbir sebep haline istinaden ceza kesilmemesi gerekmektedir. Örnekte de görüldüğü gibi yasa koyucu mücbir sebep halini gerektirecek durumlara ilişkin kesin tespitlerin yanında anlam olarak ucu açık bir ibarede bırakarak gelişen ve önceden tespit edilemeyen ama tevsik edilebilen durumlarında idarenin kararıyla mücbir sebep kapsamına alınması yolunu açık bırakmıştır.         

    Zor Durum

     

    Mükellefler başlarına gelebilecek ve mücbir sebep halini gerektirmeyecek olumsuz durumlar karşında vergisel sorumluluk ve ödevlerini yerine getirebilmek için idareden belli bir süre talep edebilir. Türk Vergi Hukukun da mükelleflere verilebilecek bu yasal ek süre Vergi Usul Kanunu Madde 17 de “Zor Durum” olarak düzenlemiştir.

    Zor durumda bulunmaları hasebiyle vergi muamelelerine müteallik ödevleri süresi içinde yerine getiremeyecek

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Muhasebecinin Hasta Olması Vergi Mükellefi İçin Mücbir Sebep Midir?

    213 sayılı VUK’nun 13. maddesinde mücbir sebep konusu düzenlenmiştir.

    Buna göre, vergi ödevlerinden herhangi birisinin yerine getirilmesine mani olacak derecede ağır hastalık, ağır kaza ve tutukluluk yine yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler, kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi  gaybubetler, vb. haller yasada mücbir sebep olarak belirtilmiş bulunmaktadır.

    Mücbir sebep, vergiyi doğuran olayı etkilememektedir.

    Ancak, mücbir sebep dolayısıyla vergi alacağının doğması üzerine mükellefçe yerine getirilecek vergileme ile ilgili ödevlerin müddetini ancak uzatabilmektedir.

    Mücbir sebep durumunda genel olarak vergileme ile ilgili bir görevin yerine getirilmesi açısından gerek kanunen ve gerekse idari sürelerin tümü işlememektedir. Yani, bütün süreler durmaktadır.

    Bu sürelere ödeme ve bir hak veya olanağın kullanılması ile ilgili süreler de dahil olmaktadır.

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    VUK’ya Göre Mücbir Sebep Hali ve Sonuçları

    Vergi Usul Kanunu’nda mücbir sebebin tanımı yapılmamıştır. Mücbir sebep niteliğindeki olaylar doğal nitelikte olaylar olabileceği gibi beşeri nitelikteki olaylar da olabilmektedir. Mücbir sebep kavramının vergi kanunlarında karşılık bulabilmesi için mücbir sebep olarak nitelendirilebilecek olayların vergilendirmeyi engelleyecek nitelikte olması ve bu durumun da kişinin bilinç ve iradesi dışında gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu yazıda Vergi Usul Kanunu’nda Mücbir Sebep Hali ve Sonuçları ele alacağım.

    Vuk Md. 13 – Mücbir Sebepler
    Mücbir sebepler:
    1 – Vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk;
    2 – Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler;
    3 – Kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler;
    4 – Sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması, gibi hallerdir.

    Yukarıda da belirtildiği üzere kanunun lafzında en tipik mücbir sebep halleri sıralandıktan sonra gibi hallerdir ifadesi kullanılmıştır. Bunun anlamı vergi idaresinin  durum ve şartlara bağlı olarak yeni mücbir haller tespit edebileceğidir.

    Bu yazıda öncelikle kanunda belirtilen halleri inceleyip, ardından da kanunda belirtilen gibi hallerdir ifadesini genişleteceğim.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla

     

    Mükellefin Muhasebecisi İle İlgili Mücbir Sebep

    Mükellefin Muhasebecisi İle İlgili Mücbir Sebep

    Mükellefin Muhasebecisi İle İlgili Mücbir Sebep ,  213 sayılı VUK’nun 13. maddesinde mücbir sebep konusu düzenlenmiştir.

    Buna göre, vergi ödevlerinden herhangi birisinin yerine getirilmesine mani olacak derecede ağır hastalık, ağır kaza ve tutukluluk yine yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler, kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi  gaybubetler, vb. haller yasada mücbir sebep olarak belirtilmiş bulunmaktadır.

    Mükellefin Muhasebecisi İle İlgili Mücbir Sebep
    Mükellefin Muhasebecisi İle İlgili Mücbir Sebep

    Mücbir sebep, vergiyi doğuran olayı etkilememektedir.

    Ancak, mücbir sebep dolayısıyla vergi alacağının doğması üzerine mükellefçe yerine getirilecek vergileme ile ilgili ödevlerin müddetini ancak uzatabilmektedir.

    Mücbir sebep durumunda genel olarak vergileme ile ilgili bir görevin yerine getirilmesi açısından gerek kanunen ve gerekse idari sürelerin tümü işlememektedir. Yani, bütün süreler durmaktadır.

    Bu sürelere ödeme ve bir hak veya olanağın kullanılması ile ilgili süreler de dahil olmaktadır.

    (1) Bazı olağanüstü durumlarda mükelleflerin isteseler de ödevlerini zamanında yerine getirmeleri mümkün olmayabilir. İşte böyle durumlarda kanun olağandışı durum sona erinceye kadar mükellefin ödevlerini ertelemekte ve tarh zamanaşımını da ertelenen süre kadar uzatmaktadır. VUK’da mücbir sebep hali olarak belirlenen bu tür olağanüstü durumlar 13. maddede örnek verilmek suretiyle sayılmaktadır. Böylelikle mücbir sebepler sınırlandırılmamakta fakat örneğe uygun sebepler mücbir sebep olarak kabul edilmektedir.

    Bir başka ifade ile, kanunda sayılan durumların oluşması halinde her halükarda mücbir sebebin oluştuğu kabul edilmekte fakat sayılan sebeplere benzer durumların ortaya çıkması da vergi idaresince  mücbir sebep olarak kabul edilmektedir.

    (2) Uygulamada, özellikle, muhasebecinin hastalığı nedeniyle kayıtların zamanında yapılmamış olduğu hallerde bunun mücbir sebep sayılarak, ceza uygulanmaması gerektiği mükelleflerce ileri sürülür. Vergi idaresinin muhatabı, mükellefin kendisi veya bazı özel durumlarda kanuni temsilcisidir. Muhasebeci, mükellefin ödevleri bakımından, vergi idaresine muhatap veya ona karşı sorumlu değildir. Bu nedenle muhasebecinin şahsı ile ilgili mücbir sebep, mükellef yönünden geçerli sayılmaz.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

    Hemen Tıkla