fbpx

    Ödeme Emrine Dava Açılması

    Tarh ve tahakkuk eden vergiler kendi vergi Kanunlarında gösterilen süreler içinde (vadelerinde) ödenmektedir. Tarh edilen vergilerin vadesinde ödenmesi gerekmektedir. Kanunlarda belirtilen vadelerde ödenmeyen vergi, resim ve harçlar için cebri tahsil metodları uygulanmaktadır. Cebren tahsil şekillerinde mükellef hakkında; mükellefin vergi idaresinde teminatı bulunması durumunda, teminatın paraya dönüştürülmesi veya şahsi kefalet söz konusu ise, kefilin takibi, borca yetecek miktarda menkul ve gayrimenkul malların haczedilip, paraya dönüştürülmesi ve gerekli koşulların da oluşması durumunda mükellefin iflasının dahi talep edilmesi sonucuna dek bir dizi işlemler yapılabilmektedir. Bu bir dizi işlemlerin yapılabilinmesi için de, öncelikle, kamu alacağı için “ödeme emrinin” tebliğ edilmesi gerekmektedir (6183 sayılı AATUHK md. 55). Vergi icra hukukunda; Cebri icra takibatının asli koşulu, ödeme emrinin düzenlenip, mükellefe veya yetkili kişi veya adamına tebliğ edilmesi gerekmektedir. Ödeme emri tebliğ edilmeden, cebri icrai işlemlerin yapılması söz konusu değildir(1).

    II- ÖDEME EMRİNE KARŞI İTİRAZ YA DA DAVA AÇILMASI KONUSU

    Ödeme emrine karşı dava açılması veya itiraz edilmesi konusu 6183 sayılı Yasa’nın 58. madde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre, kendisine ödeme emri tebliğ edilen kişiler, (7) gün içinde alacaklı tahsil dairesine böyle bir ödeme emri için ilgili vergi mahkemesine dava açabilir(2). Bu süre 29.11.2017 tarihli TBMM’de kabul edilen Torba Yasa ile 15 güne çıkarılması öngörülmüştür. 6183 sayılı AATUH Yasa, 1954 yılında yürürlüğe girmiş olup, Türk Vergi Yargısı ise, 06.01.1982 tarihinde, 2575, 2576 ve 2577 sayılı Yasalar ile değişmiş ve bugünkü şeklini almış bulunmaktadır(3). Buna göre, vergi, resim ve harçlar ve benzeri mali mükellefiyetlere ilişkin olarak tanzim ve tebliğ edilen ödeme emirlerine karşı açılacak davalara vergi mahkemeleri birinci dereceli mahkemeler olarak bakmaya yetkilidir. Diğer yükümlülüklerden doğan alacaklar için düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılacak davalara ise, “idaremahkemelerinde” dava açılması gerekmektedir(4).

    A- KİMLER ÖDEME EMRİNE DAVA AÇABİLİR?

    Ödeme emrine karşı dava açabilecek olanlar kendilerine ödeme emri tebliğ edilmiş bulunan gerçek veya tüzel kişi temsilcileridir. Henüz tebliğ edilmemiş ödeme emrine karşı dava açılamayacağı gibi muhatabına tebliğ edilmemiş ve usulüne aykırı olarak tebliğ edilen ödeme emirlerine karşı da muhatap olmayan kişilerce dava açılamaz. Tebliğin yanlış kişiye yapılmış olması durumunda kendisine borçlu olarak ödeme emri tebliğ edilen kişi söz konusu ödeme emrine karşı da isterse dava açabilecektir. Böyle bir durum isim veya unvan benzerliklerinde ortaya çıkabileceği gibi, tüzel kişilerin sorumlu kamu alacağından, sorumlu olmayan yöneticilerine ödeme emri tebliğ edilmesi şeklinde de ortaya çıkabilir.

    B- DAVA AÇMADA ÖNE SÜRÜLEBİLECEK İDDİALAR NELERDİR?

    Ödeme emrine karşı hangi durumlarda dava açılabileceği kanunda yer almıştır (6183 sayılı Yasa md.58.). Ödeme emri tahakkuku kesinleşmiş ve ödeme vadesi geçmiş alacaklar hakkında tanzim edilmektedir. Kaynak Kullanım Destekleme Fonu, nüfus para cezası, vb. diğer amme alacakları için de ödeme emri düzenlenir. Borcun tahakkuku aşaması bittiğinden ödeme emri tahsil aşaması ile olmaktadır. Bu nedenle de borcun oluşumu ile ilgili konular, hususlar bu safhada dava konusu yapılıp/yapılmayacağı ayrıca tartışılabilir. Ancak bu aşamada dava açma nedenleri borcun olmadığına dair veya borcun tümü ile veya kısmen ortadan kalktığına ilişkin olabilmektedir.

    Buna göre,

    a- Ödeme emrinde yer aldığı gibi böyle bir borcun olmadığı,

    b- Ödeme emrinde yer alan borcun ödenmiş olduğu,

    c- Mükellefin daha önce, “Mahsup” talebi olduğu,

    d- Ödeme emrinde yer alan borcun henüz vadesinin gelmediği (muacceliyet kesbetmediği),

    e- Vergi ertelemesinde, tahakkuk aşaması tamamlanıp, tahsil daha sonraki tarihlere bırakıldığından, erteleme koşullarına ait iddiaların ödeme emrine karşı açılan davada dermayan olunabilir.

    f- Tahakkuka ait vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğinin yapılmamış veya muhataba tebligatın yapılmamış olması

    g- Tahakkuk Zaman Aşımının Dolmuş/Geçmiş olması

    h- Varislerce, ölen kimseye ilişkin mirasın red edilmiş olması hali,

    ı- Amme borcunun Diğer Sebeplerden Ötürü Ortadan Kalkmış Olması

    i- VUK’da Sayılan Alacağı Terkin Edene Hallerin var olması hali,

    j- Alacağa Matrah Olan/Teşkil Eden Alacağın Ortadan Kalkması hali,

    k- Af nedeniyle veya Yargı Kararına istinaden borcun ortadan kalkmış olması halinde,

    l- Borcun bir kısmının ödenmiş olması hali,

    m- Amme borcunun Zaman Aşımına Uğramış Olması hali,

    III- DAVA AÇMADA SÜRE NEDİR?

    6183 sayılı Kanun’un 58. maddesinde ödeme emrine karşı dava açma (ya da itiraz) süresi 7 gün olarak belirlenmiştir. Bu süre 2017 Kasım ayında TBMM’de kabul edilen 29.11.2017 tarihli Torba Yasa ile 15 güne çıkarılmaktadır. Diğer taraftan 2577 sayılı İYUK. Madde 7 uyarınca idari işlemlere karşı vergi mahkemelerinde dava açma süresi 30 gün olarak belirlenmiş bulunmaktadır. Hal böyle olunca hangi Kanun hükmünün uygulanacağı konusunda tereddütler ortaya çıkmaktadır. Bazı hallerde örneğin “çalışmaya ara verme” halinde dava açma süreleri 5 Eylül’den itibaren 7 gün daha uzamaktadır. Bilindiği gibi çalışmaya ara verme hali adli tatil olarak da kabul edilebilir. Ödeme emri tebligatının çalışma ara vermeye rastlaması halinde dava açma müddetleri uzayabilmektedir(5).

    Dava açma süresinin son gününün resmi tatile rastlaması halinde dava açma süresi ilk iş gününün mesai saatinin bitimine kadar uzamasıdır. Şirketten ayrılan ortağa yapılan ödeme emri ile ilgili tebligatlar öncelikle şirket tüzel kişiliği adına tebliğ yapılması, şirketten tahsil edilmesi olanaksız bulunan kamu alacakları için borcun bireyselleştirilerek daha sonra ortak hakkında ödeme emri düzenlenmelidir.

    IV- ÖDEME EMRİNE KARŞI DAVA HANGİ MERCİİDE AÇILMALIDIR?

    Ödeme emrine karşı dava ilk dereceli mahkeme olan, vergi mahkemelerinde 2577 sayılı Kanun’un 37/c maddesi hükmüne göre ödeme emirleri düzenleyen vergi dairesinin bulunduğu yerdeki görevli vergi mahkemeleridir. Ödeme emrini alacaklı tahsil dairesi tanzim ve tebliğ edeceğinden dolayı, tahsil dairesinin bulunduğu yerdeki görevli vergi mahkemesinde dava açılmalıdır. Mükellefler, bazen sehven ödeme emrine karşı yetkisiz mahkemede dava açabilmektedirler. Bu gibi durumlarda mahkemeler dosyayı görevli vergi mahkemesine yollamaktadırlar.

    A- DAVA AÇMANIN ŞEKLİ

    Ödeme emrine karşı açılacak davalarda dava açma şekli 6183 sayılı Yasa’da açıkça belirtilmemiştir. Bununla beraber 2577 sayılı İYUK. 3. maddesinde belirlenen dava açma şekline uyulması gerekmektedir. Ana madde hükmüne göre, idari davalar yetkili mahkeme başkanlıklarına hitaben yazılmış, imzalı, kaşeli dilekçeler ile açılmalıdır. Dilekçelerde, tarafların varsa vekillerinin adı, soyadı, unvanı, adresleri, davanın konusu, sebepleri, delilleri, davaya konu idari işlemin yazılı tebliğ tarihi, vergi, resim, harç vb. mali yükümlerin ayrıntıları miktarları gösterilmelidir. Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya cezanın nev’i, yılı, miktarı, tebliğ dilen ihbarnamenin tarih ve numarası, tebliğ tarihi gösterilmelidir. Ödeme emrine karşı açılacak davalarda, tebliğ edilen ödeme emrinin tarihi, no.su, tebliğ tarihi, ödeme emrinin içeriği, tutarları ve tebliğ edilen ödeme emirlerinin birer fotokopileri dava dilekçesine eklenmelidir.

    B- KISMİ DAVA AÇILABİLİR Mİ?

    Kendisine ödeme emri tebliğ edilen gerçek veya tüzel kişiler, ödeme emri üzerinde yer alan kalemlerin bir kısmına veya tümüne birden dava açabilirler. Ödeme emrinin iptali istemiyle açılacak davalarda borcun bir kısmının iptali ya da terkini talep edilebilir. Özellikle kısmen ödenmiş olan borçların tümü için vergi daireleri tarafından zaman zaman ödeme emri tebliği edilmiş olabilir. Bu gibi durumlarda ödenmiş olan vergiler için değil, ödenmemiş ve kalan borçlar, kalemler ayıklanmalı ve buna göre dava dilekçesi düzenlenmelidir. Bu konuda son olarak şunları söylemek mümkündür. Ödeme emrine yönelik olarak açılan davalarda davacının davayı kaybetmesi veya haksız çıkması gibi durumlarda ödeme emri üzerinde yer alan ve dava dilekçesinde gösterilen tutar % 10 bir zam ilavesi yapılarak tahsil edilmeye çalışılır (6183 sayılı Yasa md. 51.).

    V- YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEBİ VE HUKUKİ SONUÇLARI

    Ödeme emrine karşı açılabilecek davaların gerçekten son aşama olması nedeni ile bu davaların vergi ve ceza ihbarnamelerine karşı açılabilecek davalar kolay bir dava olmadığını söylemek mümkündür. Gerçekten ödeme emri aşamasında bir davanın açılması hali, ileri sürülebilecek sebepler bakımından sınırlı sebepler olacağı kuşkusuzdur. Ödeme emrine karşı dava açılması halinde borçlunun yani davacının mahkeme kararı sonucuna göre bu borcu ödeyip ödeyemeyeceği belli olmaktadır. Davacının dava açma sırasında yürütmenin durdurulması talebinde bulunarak dava açması daha doğru olacaktır. Buna göre, İYUK. md. 27/1.uyarınca yürütmenin durdurulması talep edilmelidir.

    Ödeme emrine karşı dava açan borçlu 6183 sayılı Kanun’da belirlenen şekilde teminat göstermesi durumunda ödeme emrinin takip ve tahsilâtı vergi mahkemesi kararı sonucuna göre beklemektedir. Şayet ödeme emri tebliğ edilmezden evvel ihtiyati haciz tatbik edilmiş ise haczedilmiş bulunan menkul ve gayrimenkuller teminat yerine geçecektir. Bunlar dışında ayrıca teminat gösterilmesine ihtiyaç bulunmamaktadır.

    Mahkemenin mükellef aleyhine karar vermesi durumunda takip işlemleri mahkeme kararının tebliğ tarihinden itibaren yeniden çalışmaya başlar. Mükellefin mahkeme kararını temyiz etmesi durumunda ayrıca teminat gösterilerek yürütmenin durdurulması talep edilmelidir.

    A- DAVANIN KAYBEDİLMESİ HALİNDE UYGULANAN HAKSIZ ÇIKMA % 10 ZAMMI KONUSU

    Ödeme emrine karşı dava açıldıktan sonra davanın kaybedilmesi durumunda en ağır yaptırım olan % 10 haksız çıkma zammı uygulanmaktadır. 6183 sayılı Kanun’un 51. md. uyarınca gecikme zammı uygulanan kamu alacaklarında gecikme zammı çalışmaya devam etmektedir. Buna ilave olarak davanın kaybedilmesi durumunda dava konusu yapılan toplam tutar üzerinden ayrıca % 10 haksız çıkma zammı hesaplanmaktadır. Amme borçlusunun kısmen haklı kısmen haksız çıkması durumunda ise haksız çıktığı toplam tutar üzerinden % 10 haksız çıkma zammı hesaplanmaktadır.

    Ödeme emrine karşı açılan davalarda açtığı bu davayı kaybeden mükellef için % 10 haksız çıkma zammı uygulanmaktadır. Burada amaç mükelleflerin gereksiz yere dava açmalarının önüne geçmek amaçlanmaktadır. Benzeri bir düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda da ilamsız takipler için söz konusudur. Ancak, bu Kanun uyarınca tebliğ edilen ödeme emrine müddeti içerisinde yapılan itiraz takibi kendiliğinden durmakta, borçlu, borcun yalnız bir kısmına itirazda bulunmuşsa takip,  kabul ettiği miktar için devam etmektedir(6).

    Diğer taraftan, idarenin aynı kökten doğan bir borç için asıl borçludan dolayı ve asıl borçlunun birden çok kanuni temsilcilerine aynı anda takip yaptığı ve bu kişiler tarafından da ayrı ayrı dava açılmak zorunluluğu hallerinde aynı konu için birden çok haksız çıkma zammı talebi gündeme gelebilmektedir. Çünkü, bu tür olaylarda borç tek kaynaktan çıkmakta ve bu borç için birden çok kişiye ödeme emirleri tebliğ olunabilmektedir. Bu gibi durumlarda haksız çıkma zammı ciddi bir ceza niteliğine bürünmektedir(7).

    B-  MAL BEYANI YA DA BİLDİRİMİ NEDİR?

    Ödeme emrine karşı dava açılması mal bildiriminde bulunma keyfiyetini ortadan kaldırmaktadır. Başka bir ifade ile ödeme emrine karşı dava açılması halinde artık mal beyanında bulunulmaz. Dava açılmayacak ise, mal bildiriminde bulunma mecburiyeti karşımıza çıkacaktır. Mal bildirimi ile teminat gösterilmesinin ilişkisi bulunmamaktadır. Teminat tahsil işlemlerinin durdurulması için kâfidir. Dava açılmasına karşın teminat gösterilmezse tahsil işlemleri devam eder, ancak mal bildiriminde bulunma mecburiyeti ortadan kalkar. Alacaklı idare tarafından icrai işlemler yapılabilir.

    C- ÖDEME EMRİNE KARŞI DÜZELTME TALEBİNDE BULUNULMASI

    Ödeme emrine karşı düzeltme talebinde bulunulması tarh zaman aşımı içersinde her zaman mümkündür. Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenen vergi hataları içerisinde tahsilâtta yapılan hataların yer almayışı düşündürücüdür. Vergi Usul Kanunu vergi usulü ile ilgili olup ve tahakkuk safhasına kadar yapılacak işlemleri düzenlemiştir. Tahsilât safhası ise 6183 sayılı Yasayı alakadar etmekte olup, vergi usulle doğrudan bir bağlantısı bulunmamaktadır. Dolayısıyla ödeme emirleri hakkında yapılacak düzeltme taleplerinin veya tahsilâta ilişkin hataların vergi usul kanunuyla bağlantısının kurulmaya çalışılması doğru görülmemektedir. Bu nedenle hem hatanın varlığının saptanmasında hem de düzeltme başvurusuna ilişkin koşulların varlığında ve davaya ilişkin VUK. hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu değildir(8).

    Continue Reading

    Ödeme Emrine Karşı Açılan Davanın Reddi Halinde Haksız Çıkma Zammı

    Danıştay 4. Daire
    Tarih : 25.06.2018
    Esas No : 2016/3406
    Karar No : 2018/6275

    6183 s. AATUHK Md. 58

    ÖDEME EMRİNE KARŞI AÇILAN DAVANIN REDDİ HALİNDE HAKSIZ ÇIKMA ZAMMI

    Haksız çıkma zammının dayanağı olan ödeme emrine karşı açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiği durumda, hesaplanan haksız çıkma zammında hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

    İstemin Özeti: Davacı şirket adına, haksız çıkma zammına ilişkin olarak düzenlenen 2 no.lu ihbarnamenin kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında Kanun’un 58. maddesinde kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı iddiası ile itirazda bulunabileceği, itirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağının % 10 zamla tahsil edileceğinin hükme bağlandığı, haksız çıkma zammının dayanağı olan ödeme emrine karşı davacının açtığı davanın ise süre aşımı nedeniyle reddedildiği, bu durumda davacının itirazında haksız çıktığını kabul etmek mümkün olmadığından, dava konusu haksız çıkma zammında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

    Karar: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Ödeme Emrine Karşı Yapılacak İşlemler

    Kamu Alacaklarının Takip ve Tahsili Nasıl Yapılır?

    Kamu alacaklarının takip ve tahsili, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır. Kamu alacağının;

    • Devlete,

    • İl Özel İdarelerine,

    • Belediyelere

    ait olan vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i kamu alacaklarından olması gerekir.

    Ancak alacağın; sözleşmeden, haksız fiilden ve haksız iktisaptan doğması durumunda 6183 sayılı Kanun değil özel hukuk hükümleri uygulanır.

    Ödeme Emri Niçin ve Kimler Adına DÜZENLENİR?

    Ödeme emri, 6183 Sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre vadesinde ödenmeyen kamu alacakları için düzenlenir. Kamu borcunu vadesinde ödemeyenler adına vergi dairesince düzenlenen ödeme emri; borçlulara, borçlarını ödemeleri veya bu borçlarla ilgili mal bildiriminde bulunmaları konusunda yapılan bir bildirimdir.

    Ödeme emrinin düzenlenmesi ile vergi dairesi aynı zamanda kamu alacağının tahsili için cebri tahsilat işlemlerine de başlamış sayılır.

    Asıl borçlulardan tahsilat yapılamaması veya tahsilat yapılamayacağının anlaşılması halinde; kanuni temsilci, limited şirket ortağı, yabancı şahıs veya kurumların mümessilleri gibi borçtan sorumlu olanlara da ödeme emri tebliğ edilerek borcun ödenmesi veya mal bildiriminde bulunması istenilir.

    Ödeme Emrinde Hangi Hususlar Yer Alır?

    Ödeme emrinde;

    • Borcun asıl ve ferilerinin (gecikme faizi gibi) türü ve tutarı,

    • Borcun nereye ödeneceği,

    • Süresinde ödenmeyen borcun vergi dairesince cebren tahsil edileceği,

    • Süresinde ödenmeyen borç ile ilgili mal bildiriminde bulunulması gerektiği,

    • Borçlunun mal bildiriminde bulunmadığı takdirde üç ayı geçmemek üzere hapis ile cezalandırılacağı,

    • Gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağı,

    • Ödeme emrine karşı hangi mahkemede dava açılabileceği,

    • Borçlu, hacze kabil malı olmadığı yolunda bir bildirim yapacak ise; en son kanuni ikametgah ve işyeri adreslerini, var ise kayıtlı olduğu diğer vergi dairelerini ve kamu idarelerini ve bu idarelerdeki kayıt ve hesap numaralarını, nüfus kayıt örneğini bildirmek zorunda olduğu, geçerli bir nedeni olmadan bu bildirimleri yapmayan kişilerin elli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı,

    hususları yer alır.

    Borçlu, Ödeme Emrinde Yer Alan Borcunu Nasıl Öder?

    Ödeme emrinde yer alan amme alacağının, süresinde ödenmeyen kısım için vadenin bitim tarihinden ödendiği tarihe kadar hesap edilecek aylık % 2,5 gecikme zammı (Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesap edilir.) ile birlikte ödenmesi gerekir.

    Ödemeler;

    • Başkanlığımıza ait www.gib.gov.tr internet sitesi (İnteraktif Vergi Dairesi ve GİB Mobil Uygulaması) üzerinden;

    • Anlaşmalı bankaların kredi kartları ile

    • Anlaşmalı bankaların banka kartları veya banka hesabından,

    • Yabancı ülkede faaliyet gösteren bankaların; kredi kartları, banka kartları ve diğer ödeme yöntemleri ile

    • Anlaşmalı bankaların;

    • Şubelerinden,

    • Alternatif ödeme kanallarından (İnternet Bankacılığı, Telefon Bankacılığı, Mobil Bankacılık vb.),

    • PTT işyerlerinden,

    • Tüm vergi dairelerinden, yapılabilmektedir.

    Mal Bildirimi Nedir?

    Mal bildirimi; amme borçlusunun, amme alacağını karşılayacak miktarda, gerek kendi elindeki gerekse üçüncü şahıslar elindeki menkul ve gayrimenkul malları ile alacak ve haklarının nev’ini, mahiyetini ve miktarını veya malı olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynakları ile buna nazaran borcunu ne şekilde ödeyebileceğini vergi dairesine yazılı veya sözlü olarak beyan etmesidir.

    Mal bildiriminde yer alması gereken hususlar şunlardır:

    • Borçlunun kendisinde veya borçluya ait olup da üçüncü şahıslar elinde bulunan mal, alacak ve hakları mal bildiriminde yer alır.

    • Yapılan mal bildiriminin borçlunun borcuna yetecek tutarda olması esastır.

    • Borçlu, bildirimde bulunduğu malın miktarını, nevi’ni, mahiyetini, vasfını ve değerini belirtmelidir.

    • Borçlu, her türlü gelirlerini veya haczedilebilecek malının olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını da ayrıca mal bildiriminde belirtmelidir.

    • Borçlu, mal bildiriminde borcunu ne şekilde ödeyebileceğini belirtmelidir.

    • Mal bildirimi yazılı veya sözlü olarak vergi dairesine yapılmalıdır.

    Malı Olmadığını Bildiren Borçlunun Bildirime Ekleyeceği Hususlar Nelerdir?

    Kendisine ödeme emri tebliğ edilen ve malı olmadığı yolunda bildirimde bulunan kamu borçlusu, bu bildirim ile birlikte veya bildirimin tarihinden itibaren 15 gün içinde;

    • En son kanuni ikametgah ve iş adreslerini bildirmek,

    • Varsa devamlı mükellefiyetleri bulunan diğer vergi dairelerini ve kamu idarelerini ve bu idarelerdeki hesap ve kayıt numaralarını bildirmek,

    • Nüfus kayıt örneğini vermek, mecburiyetindedir.

    Bu mecburiyeti makul bir özrü olmadan zamanında yerine getirmeyenler elli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.

    Gerçeğe Aykırı Mal Bildiriminde Bulunanlar Hakkında Ne Yapılır?

    İstenen mal bildirimini gerçeğe aykırı surette yapanlarla, yaşayış tarzları mal bildirimine uymayanlar üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.

    Mal Bildiriminde Bulunmayanlar Hakkında Ne Yapılır?

    Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu, 15 günlük süre içinde borcunu ödemez ve mal bildiriminde de bulunmazsa (ödeme emrine karşı dava açılan hallerde, ret kararının tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde borçlu mal bildiriminde bulunmazsa) mal bildiriminde bulununcaya kadar bir defaya mahsus olmak ve üç ayı geçmemek üzere hapisle tazyik olunur.

    Hapsen tazyik kararı, tahsil dairesinin talebi üzerine icra mahkemesi tarafından verilir ve Cumhuriyet Savcılığınca derhal infaz olunur.

    Borçlu mal bildiriminde bulunduğu anda hapsen tazyik kararı alınmış olsa dahi infaz edilemez ve borçlu hapsedilmişse derhal tahliye edilir.

    Mal Edinme ve Mal Artması Durumunda Borçlu Ne Yapmalıdır?

    Mal bildiriminde, malı olmadığını gösteren veya borca yetecek kadar mal göstermemiş olan borçlu, sonradan edindiği malları ve gelirindeki artmaları, edinme ve artma tarihinden başlayarak 15 gün içinde vergi dairesine bildirmeye mecburdur.

    Sonradan edinilen mallarını ve malvarlığındaki artışlarını belirtilen süre içinde bildirmeyerek kamu alacağının tahsiline engel olan veya tahsilini zorlaştıran borçlu, bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

    Mal Bildirimi Sonucunda Ne Olur?

    Borçlunun, mal bildiriminde gösterdiği veya vergi dairesince tespit edilen malları ile borçluya ait olup da üçüncü şahıslarda bulunan mallardan borcuna yetecek miktarı vergi dairesince haciz olunur. Yapılan takibat sonunda borçlu borcunu rızaen ödemediği takdirde, vergi dairesince haciz olunan mallar satışa çıkarılarak kamu alacağı tahsil edilir.

    Kamu Alacağının Tahsiline Engel Olanlar Hakkında Ne Yapılır?

    Amme alacağının tahsili için hakkında takip muamelelerine başlanan borçlu kısmen veya tamamen tahsile engel olmak veya tahsili zorlaştırmak maksadıyla mallarından bir kısmını veya tamamını:

    1. Mülkünden çıkararak, telef ederek yahut değerden düşürerek gerçek surette,

    2. Gizleyerek, kaçırarak muvazaa yolu ile başkasının uhdesine geçirerek veya aslı olmayan borçlar ikrar ederek,yahut alındılar vererek gerçeğe aykırı surette, varlığını yok eder veya azaltır ve geri kalan mallar borcu karşılamaya yetmezse altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    Hangi Nedenlerle Ödeme Emrine Karşı Dava Açılabilir?

    Ödeme emrini alan borçlu;

    • Böyle bir borcunun olmadığı,

    • Borcunu kısmen ödediği,

    • Borcun zamanaşımına uğradığı,

    iddiasıyla tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde vergi mahkemesinde dava açabilir.

    Borcun Bir Kısmı İçin Dava Açılabilir mi?

    Ödeme emrinde yer alan borcun bir kısmına dava açılabilir. Ancak dava dilekçesinde dava açılacak kısmın türü ve tutarının açıkça gösterilmesi gerekir. Aksi halde dava açılmamış sayılır.

    Dava Açılması Borçlu Hakkındaki Takip İşlemlerini Durdurur mu?

    Dava açan borçlu hakkında takip işlemleri, davayı gören mahkemece yürütmeyi durdurma kararı verilmediği sürece devam eder.

    Dava Açan Borçlunun Tamamen veya Kısmen Haksız Çıkması Durumunda Ne Olur?

    Açmış olduğu davada tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, haksız çıkılan borç tutarı kadar olan kamu alacağı % 10 zamla tahsil edilir.

    Vergi Mahkemesinde Açtığı Davayı Kaybeden Borçlu Ne Yapmalıdır?

    Borçlu borcun tamamına veya bir kısmına karşı vergi mahkemesinde açtığı davanın tamamen veya kısmen reddi halinde, ret kararının kendisine tebliği tarihinden itibaren

    15 gün içinde mal bildiriminde bulunmak mecburiyetindedir. Bu 15 günlük süre içerisinde ödeme emrine konu borcun tamamen ödenmesi halinde, mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü de ortadan kalkacaktır.

    İlk derece mahkemesinde açtığı davayı kaybeden borçlunun, açtığı davaya konu tutarın

    2019 yılı için 6.000 TL’yi aşması halinde üst yargıya başvurması mümkündür.

    Borcun bir kısmına karşı dava açılması dava konusu yapılmayan kısım için mal bildiriminde bulunma süresini uzatmaz.

    Kanuni Temsilci Adına Ödeme Emri Düzenlenmesinin Şartı

     

    Danıştay 9. Daire
    Tarih    : 07.11.2018
    Esas No : 2016/6774
    Karar No  : 2018/6733

    VUK Md. 10

    KANUNİ TEMSİLCİ ADINA ÖDEME EMRİ DÜZENLENMESİNİN ŞARTI

    Kanuni temsilci sıfatıyla ilgili kişilerin takip edilebilmesi için, vergi borçlusu hakkında tüm takip yollarının tüketilmesi ve amme alacağının vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil imkanının bulunmadığının somut bir biçimde ortaya konulması, 6183 sayılı Yasa ile belirlenen takip yollarının tüketilmesi gerektiği, buna göre haciz uygulanan şirkete ait banka mevduat hesaplarındaki hacizli tutarların idare hesabına alınması işlemlerinin gerçekleştirilerek vergi borcunu karşılayıp karşılamadığının belirlenmesi ve sonrasında kanuni temsilciye gidilmesi gerekirken, bu yol izlenmeden kanuni temsilci adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

    İstemin Özeti  : … Petrol Ürünleri Boya Kimya Otomotiv Nakliyat San. Tic. Ltd. Şti.’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilcisi sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin 2006 yılı kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezası ve özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

    Karar: Uyuşmazlıkta; … Petrol Ürünleri Boya Kimya Otomotiv Nakliyat San. Tic. Ltd. Şti.’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilcisi sıfatıyla davacı adına düzenlenen 13.02.2014 tarih ve … sayılı ödeme emrinin 2006 yılı kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezası ve özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davayı, “2006/Aralık döneminde davacının kanuni temsilcilik sıfatının bulunduğu ve söz konusu amme alacağının şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemediğinin anlaşıldığı” gerekçesiyle reddeden Vergi Mahkemesi kararının, dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde, bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı hükme bağlanmıştır.

    6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un 54. maddesinde, müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının tahsil dairesince cebren tahsil edileceği; 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; 58. maddesinde ise, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde vergi mahkemesi nezdinde dava açabileceği belirtilmiştir.

    Yukarıdaki Kanun hükümlerinin değerlendirilmesinden; kanuni temsilci sıfatıyla ilgili kişilerin takip edilebilmesi için, vergi borcunun usulüne uygun bir biçimde tarh, tahakkuk, tebliğ, safhalarından geçerek borcun kesinleştirilmesi, vergi borçlusu hakkında tüm takip yollarının tüketilmesi ve amme alacağının vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil imkanının bulunmadığının somut bir biçimde ortaya konulması, 6183 sayılı Yasa ile belirlenen takip yollarının tüketilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

    Dosyanın incelenmesinden, davacının kanuni temsilcisi olduğu … Petrol Ürünleri Boya Kimya Otomotiv Nakliyat San. Tic. Ltd. Şti.’nin vergi borçlarının şirketten tahsiline yönelik olarak yapılan malvarlığı araştırması sonucunda, herhangi bir gayrimenkul ve aracın bulunmadığı, şirket hesabındaki mevduatın borcu karşılamadığı ve takibatın sonuçsuz kaldığından bahisle kamu alacağının tahsili için kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına ödeme emri düzenlenip tebliğ edildiği ve iptali istemiyle açılan davanın Vergi Mahkemesince reddedildiği anlaşılmaktadır.

    Olayda şirkete ait banka mevduat hesaplarına haciz uygulandığından, öncelikle banka hesaplarındaki hacizli tutarların idare hesabına alınması işlemlerinin gerçekleştirilerek vergi borcunu karşılayıp karşılamadığının belirlenmesi ve sonrasında kanuni temsilciye gidilmesi gerekirken, bu yol izlenmeden davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde ve vergi mahkemesince davanın reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne, Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oyçokluğuyla karar verildi(*).

    (*)         KARŞI OY: Temyiz isteminin reddi ile temyize konu Vergi Mahkemesi kararının onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.

     

    Ödeme Emrine Karşı Dava Açma Süresi ve Elektronik Tebligat

    Ödeme Emrine Karşı Dava Açma Süresi ve Elektronik Tebligat

    Ödeme Emrine Karşı Dava Açma Süresi ve Elektronik Tebligat,vergi daireleri tarafından e-tebligat yöntemine göre tebliğ edilen yeni tip ödeme emirlerinde itiraz etme süresi veya dava ama süresi normal koşullarda 15 gündür. Ancak, e-tebligat sistemi kapsamında ödeme emirlerin karşı dava açma süresi uzamaktadır. E-tebligatta, tebliğ edilen ödeme emri tebliği izleyen 5 günden sonra tebliğ edilmiş sayılmaktadır. Örneğin;  kendisine elektronik ortamda tebliğ edilen ödeme emri açısından ilk 5 günden sonra tebliğ edilmiş sayılarak buna göre 15 gün vade tayin edilmektedir.

    E-tebligat sistemine göre kendisine 26.05.2017 tarihinde tebliğ kutusuna düşen bir tebligat 31.05.2017 tarihinden itibaren +15 günlük süre başlayacaktır. Bu durumda söz konusu ödeme emirleri için en geç 15.06.2017 tarihine kadar dava açma hakkı kullanılmış olacaktır.

    Vergi dairesiyle elektronik tebligat talep bildirimi sözleşmesi yapan mükelleflere e-tebligat ile ilgili kendilerine şifre ve parola verilmektedir. Söz konusu uygulama 213 sayılı VUK Genel Tebliği 467 kapsamında uygulana gelmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Ödeme Emrine Dava Açılması ve Ödenmiş Paranın Maliyeden Geri Alınması

    Ödeme Emrine Dava Açılması ve Ödenmiş Paranın Maliyeden Geri Alınması

    Ödeme Emrine Dava Açılması ve Ödenmiş Paranın Maliyeden Geri Alınması ,ödeme emrine karşı açılan vergi iptal davalarında mahkemelerce yürütmenin durdurulmasına hükmedilmesi halinde ve söz konusu mahkeme kararı uyarınca yürütmesi durdurulmuş olan ödeme emrinin tesis edildiği tarihten sonra bu ödeme emrine bağlı olarak yapılan işlemlerin tamamının geri alınması gerektiğinden ilgili mükellef hakkında uygulanan hacizlerin iptali ve tahsil edilen vergilerin mükellefe geri iadesi gerekecektir.

    Uygulamada, amme borçlusu mükellefler tarafından haciz ya da ihtiyati haciz işlemlerine karşı açılmış bir dava olmamakla beraber, hacze dayanak teşkil eden ödeme emirlerine karşı açılmış iptal davalarına istinaden ilk derece vergi mahkemeleri de dahil olmak üzere yargı merciileri tarafından yürütmenin durdurulması kararı verilmesi durumunda mükelleflerin ödedikleri paraların kendilerine red ve iadesi gerekecektir.

    Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlğı tarafından yayımlanan konuyla ilgili bir yazı da ödeme emrine karşı açılan ve Yürütmenin Durdurulması talebi kabul edilen kararlara göre yapılacak işlemler şöyle özetlenmiştir. Buna göre:

    1) Anayasanın 138. Md hükmüne göre mahkeme kararlarına idareler başta olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlar uymak mecburiyetindedirler.

    2) Bütün kurum ve kuruluşlar mahkeme kararlarını 30 gün içerisinde infaz etmek ve kararın gereğini yerine getirmek zorundadırlar.

    3) Yürütmenin durdurulması ile ilgili olarak 2577 sayılı İYUK’nun md.28/1 hükmüne istinaden; mahkeme kararlarının gerekleri idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde karar doğrultusunda işlem tesis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

    4) Yürütmenin durdurulması kararlarının işlemi başından itibaren askıya alan bir yargı kararı olması ve Anayasanın 138. Maddesinin son fıkrası uyarınca idareyi bağlaması, yürütmenin durdurulması kararının uygulanması bakımından kararın gereklerine göre yürütülmesi durdurulmuş olan işlemlerin tesis edildiği tarihten , bukararın alınma tarihine kadar doğan tüm etki ve sonuçların idarece giderilmesi gerekmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Ödeme Emrine Vergi Mahkemesinde Dava Açılabilir Haciz Varakasına Dava Açılamaz

    Ödeme Emrine Vergi Mahkemesinde Dava Açılabilir Haciz Varakasına Dava Açılamaz

    Ödeme Emrine Vergi Mahkemesinde Dava Açılabilir Haciz Varakasına Dava Açılamaz , Süresinde ödenmeyen amme alacaklarının tahsili aşamalarında, 6183 sayılı AATUHK.nun cebri icra  hükümleri uyarınca borçlu vergi yükümlülerinin menkul ve gayri menkul malları ile her türlü alacakları önce haczedilerek, bilahare de satılarak paraya tahvil edilebilmektedir (1).

    6183 sayılı yasanın 62.maddesi “haciz” uygulamasına yer verilmiştir. Buna göre,“borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul mallar ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur” hükmüne göre haciz uygulanabilmektedir(2).

    Genel olarak  ödeme emri tebliğ edilmeden  hiçbir şekilde haciz veyahutta e-haciz gibi işlemler tatbik edilemez.(3) Ayrıca,  ödeme emri tebliğ edildikten sonra  mükelleflerin bu ödeme emrine karşı dava açma hakları  saklıdır.  Bu konuda  ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde ilgili vergi mahkemesinde dava açılabilir. Öte yandan, uygulamada  sıkça karşımıza çıkan konulardan biri de  haciz varakalarıdır.  Haciz varakaları bilindiği gibi alacaklı amme  idareleri tarafından  düzenlenen bünyesel bir işlemdir.  Bu belgeler yetkililer tarafından imzalandıktan sonra bu belgeye istinaden haciz işlemleri fiilen yapılmaktadır.  Haciz varakalarının mükelleflere tebliği söz konusu olmadığı için bu  varakaların idari davalara konu edilmesi mümkün değildir.

    Gelir İdaresi, son zamanlarda, vergi dairesine borcunu ödemiş ve artık hiçbir şekilde borcu kalmayan mükelleflerin daha önce haczetmiş olduğu menkul ve gayrimenkul mallar üzerindeki haciz, blokaj vb. tahditleri çözüm aşamasında Türkiye genelinde diğer vergi daireleri nezdinde başka başka borcunun olup/olmadığı, diğer vergi dairelerinde kayıtlı şirketlerde ortaklıklarının bulunup bulunmadığı gibi hukuka aykırı işlemlere teşebbüs edildiğini görmekteyiz. Böyle bir araştırma doğal olarak haczin çözümü ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Çalışmamızın takip eden bölümlerinde söz konusu hukuka aykırı uygulamalar ortaya konularak bunların çözümüne ilişkin öneriler yine çalışmamızın sonuç bölümünde gösterilmektedir.

    2- KAMU ALACAĞININ İZLENMESİNDE YENİ  ALAN ARAŞTIRMALARI  HANGİLERİDİR?

    Vergi Dairelerine borçlu mükellefler nezdinde mal varlığı araştırmaları devam ederken mükelleflerin, vadesi geçmiş borçlarının takibi, ödenmesi, teminat gösterilmesi veyahutta borçların cebri icra yolu ile tahsil edilmesi gibi durumlarda borcunu ödemesi sırasında tahsil daireleri borçluların mal varlıklarına konulmuş hacizlerin süratle kaldırılması, mallar üzerindeki hacizlerin süratle çözülmesi gerekmektedir. Uygulamada ise, bir kısım borçlu mükelleflerin çeşitli vergi türlerine göre ve değişik nedenlerle Türkiye genelinde il veya ilçe bazında birden fazla vergi dairesinin veya mal müdürlüklerinin mükellefi oldukları görülebilmektedir. Böyle durumlarda, özellikle haczin kaldırılması esnasında, diğer vergi dairelerinde, Türkiye çapında, başka vergi dairelerinde, mevcut amme alacaklarının tahsil edilmemesi gibi bir sonucun doğabileceği iddiası ile, genelde bir borç araştırması içine girilmektedir. Bunun sonucunda, şayet başka vergi dairelerinde de iş bu mükellefin borcu yoksa hacizler çözülmektedir. Diğer vergi dairelerinde borcun çıkması halinde ise, bütün borçların ödenmesi istenilmektedir. Oysa, böyle bir uygulama hukuken geçerli değildir. Örneğin, (A) vergi dairesine vergi borcu olup, bu borcu ödeyen mükellef (X)’in ortağı olduğu şirketin (B) vergi dairesine de borcu var ise, (A) vergi dairesi, (X) mükellefinin haczini kaldırması sırasında, ortağı olduğu şirketin (B) vergi dairesine de olan borcunun ödenmesi koşulu ile haczi kaldırmaktadır. Aksi halde haciz çözülmemektedir.

    Konuyla ilgili Gelir İdaresi’nin genelgesi aşağıdaki gibidir; (4).

    “Bilindiği gibi, vadesinde ödenmeyen amme alacaklarının tahsili sürecinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkında Kanunun cebri takibe ilişkin hükümleri

    gereğince borçlu mükelleflerin menkul ve gayrimenkul malları ile her türlü alacakları haczolunarak paraya çevrilmektedir.

    Bu süreçte; 6183 sayılı “Haciz” başlıklı 62.maddesinde yer alan “Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur.” hükmü uyarınca haciz uygulanmakta, bu amaçla da Vergi Daireleri İşlem Yönergesinin “Mal Araştırması” başlıklı 335.maddesine göre araştırma yapılmaktadır.

    Öte yandan, mal varlığı araştırması devam ederken mükelleflerin vadesi geçmiş borçlarını ödemesi, teminat göstermesi ya da borçların cebri icra yoluyla tahsil edilmesi gibi haller yaşanmakta ve bu hallerde de tahsil daireleri tarafından, Başkanlığımızdan amme borçlularının malvarlıklarına konulmuş hacizlerin kaldırılması talep edilmektedir.

    Uygulamada ise, bazı mükelleflerin çeşitli vergi türleri itibariyle ve değişik sebeplerle ilimiz içinde veya yurt genelinde birden çok vergi dairesinin mükellefi olduklarına sıklıkla rastlanmakta, en az iki ayrı vergi dairesinde mükellefiyeti bulunan bir amme borçlusu hakkında cebri takibat sürecinde bulunan aşamalardan diğer vergi dairelerinin haberdar olmadıkları gözlemlenmektedir. Bu durum, özellikle haciz kaldırılması sırasında, diğer vergi dairelerinde mevcut amme alacaklarının tahsil edilememesine fırsat bırakacak sonuçlar doğurmaktadır.

    Bu nedenle, bundan böyle borçlu mükelleflerin menkul ve gayrimenkul malları ile hak ve alacakları tespit edilerek haciz uygulanıp ardından yukarıda belirtildiği gibi tatbik edilmiş hacizlerin kaldırılması gereği doğmuş ise, bu hususun  Başkanlığımızdan talep edilmesinden önce mükelleflerin ilimizde veya yurt genelinde başkaca mükellefiyetinin, tüzel kişilerde ortaklığının ve kanuni temsilciliğinin olup olmadığının, bu veya başkaca nedenlerle borcunun bulunup bulunmadığının VEDOP kaynaklarından araştırması yapılacaktır.

    Yapılacak bu araştırma sırasında hakkında haciz uygulanan mükellefin ilimiz içinde veya dışında diğer vergi dairelerine borçlu olduğunun tespit edilmesi halinde söz konusu daire ile çok acele iletişime geçilmeli ve cebri takibat sürecinde gelinen aşama bildirilerek amme alacağının tahsili sağlanmalı, buna müteakip Başkanlığımızdan haczin kaldırılması talebinde bulunulmalıdır.”

    3- SONUÇ VE ÖNERİLER

    a) Gerek özel hukukta ve gerekse kamu hukukunda, borçlunun borcunu, alacaklıya ödemesi halinde, borç itfa olur. Ve bu borca ilişkin bütün hacizler, rehinler vs. kalkmış olur. Borç ödenince, borç dosyası kapanır. Dosya kapsamında da alacaklının hakları sona ermektedir. Bununla beraber, 6183 sayılı yasa kapsamında, “alacaklı idare” ve“amme borçlusu” tanımları yapılmıştır. Amme borçlusunun borcunu ifa etmesi ile amme borcu sona ermektedir.

    b) Her amme idaresi bakımından, alacaklı olduğu amme borçlusu ile ilgili “dosya bazında” alacağın tahsilinden sorumludur. Dosya kapsamı haricindeki, başka alacaklı kamu idaresinin alacağını takip, tahsil, izleme vs. sorumluluğu veya hakkı yoktur. VEDOP kapsamında borç sorgulamasının haciz çözümlerine mesnet olmaması gerekir.

    c) Amme idaresi, kendi alacağını takip ve tahsil ile mükellef olup, diğer amme idarelerinin yapmaları gerekli takipleri yapmak gibi hak ve yetkiye sahip değildir. Aksi yöndeki bir uygulama halinde kaos ortaya çıkar. Hatta, alacaklı amme idaresinin hangisi olduğu konusunda bir belirleme de yapılamaz.

    d) Borç kişiseldir. Tüzel kişiliğin borcu nedeniyle, ortakları hakkında bir işlem yapılabilinmesi için, 6183 sayılı yasanın 35.md. göre bu hakkı ancak ve ancak alacaklı kamu

    idaresi kullanabilir. Başka hiçbir tahsil dairesinin yetkisi yoktur. Tüzel kişiliğin borcu ile; bir başka yerde vergi kaydı olan ve kaydı olan idareye borcunu ödeyen mükellefin varlıkları üzerindeki haczin derhal çözülmesi gerekir. Bu çözüm sırasında, başka başka yerlerde, başka başka şirketlerde borçlu; diğer tüzel kişiliklerde ortaklıkları var mı? müdürlük görevi var mı? şeklinde bir araştırmanın yapılması dahi hukuken mümkün bulunmamaktadır. Kaldı ki, vergi mahremiyetinin, müşteri bilgi mahremiyetinin bulunduğu realitesinin bulunduğu bir ortamda müşteri veya mükellefin rızası alınmadan bilgi araştırması, bankalar nezdinde istihbarat yapılması, iki kamu kurumu arasında bu denli mal varlığı, borç tahkikatı vs. araştırmaların ne derece hukuki olduğu da ayrıca tartışmaya açık bir konudur.

    e) Vergi Daireleri Otomasyon Projesi (VEDOP) kapsamında, sadece bağlı olduğu vergi dairesine münhasır borcu nedeniyle, o vergi dairesine borcunu ödemiş olan mükellefin o dosya kapsamında bütün haciz ve rehin ve ipoteklerin çözümü zorunludur. Bu esnada, çok farklı bir bölgedeki bir alacaklı kamu idaresinin alacağının “var olması” nedeniyle, haczin çözümünde bu engelleme, kaldırmama nedeni olmamalıdır. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bu konuyu yeniden ele alıp, konunun önemine binaen acilen çözüm getirip, hali hazırdaki, hukuka aykırı olarak yürütülen bu uygulamaya acilen son verilmesi gerekir görüşündeyiz.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Ödeme Emrine Karşı İptal Davası Açma Süresi

    Ödeme Emrine Karşı İptal Davası Açma Süresi

    Ödeme Emrine Karşı İptal Davası Açma Süresi ,vergi dairesinden tebliğ edilen ödeme emrine karşı 6183 sayılı Kanun’unun 58 ‘inci madde hükmüne göre; iptal davası (15) gün içerisinde ilgili vergi mahkemesinde açılmalıdır. Bazı hallerde vergi mahkemesine (15) günlük süre içerisinde dava açılmış olmakla beraber mahkeme çeşitli nedenlerle dava dilekçesini reddetmektedir. Daha sonra vergi mahkemesi,  İYUK 3, 5, ve 15 madde hükümlerine göre yeniden usulüne uygun olarak dava açılması için mükellefe bu ödeme emri ile ilgili yeniden (30) günlük daha ek bir süre verilebilmektedir. Yapılan Yasal düzenleme ile ödeme emrine karşı açılacak iptal davalarında dava açma süresi 7061 sayılı Kanunun 9. mad. hükmüyle 01.01.2018 tarihinden itibaren 15 güne çıkarılmıştır.

    İçinde bulunduğumuz şu günlerde torba Yasa ile yapılan bir düzenleme ile ödeme emrine karşı açılacak iptal davalarında dava açma süresi (15) günden (15) güne çıkarılması torba Yasa tasarısında yer almıştır. Yeni dönemde torba yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte ödeme emrine karşı dava açma süresi (15) gün olarak dikkate alınmalıdır. (Bkz: ALPASLAN Mustafa, KAYA Eda, ALPASLAN N.Gaye, Ödeme Emri, İzmir, MET Matbaacılık Aş., 2017-Ekim)

    Ödeme emrinin  mutlak surette  gerçek ve tüzel kişiliğin asıl muhatabına  tebliğ  edilmesi  zorunludur.  Gerçek kişilerde  mükellefe  veya yanında çalışan sigortalı  personeline  tebligat yapılması  gerekir.  Anonim ve limited şirketlerde ise mutlak surette  tüzel kişiliğin yetkilisine tebligat yapılması  zorunludur.  Hatalı muhataplara  yapılan tebligatlar geçersizdir.

    Böylece, (15) gün içerisinde ödeme emrine karşı açılan iptal davası için mahkeme mükellefe yeni bir dava açabilmesi için (30) gün içerisinde ek bir süre daha tanıyabilmektedir. Bu suretle; (15) gün içerisinde açılan dava, mahkemece tekrar  (30) gün içerisinde yeni bir süre verilerek dava yeniden açılabilmektedir. Böylece, (15) gün içerisinde açılan dava için tekrar yeni bir (30) günlük süre daha mükellef davacıya tanınmaktadır.

    Ödeme emri hakkında dikkat edilecek özet bilgiler aşağıda olduğu gibidir;

    1)    Ödeme emrine karşı yukarıda izah edildiği gibi, vergi dairesine itiraz yapılamaz. Ancak (15) gün içerisinde ilgili vergi mahkemesine iptal davası açılabilir. (Bkz 6183 sayılı kanunun md. 55, 58, İYUK md. 3, 7, 15) Dava açma süresi 7061 sayılı yasanın 9. Maddesiyle 01.01.2018 tarihinden itibaren 15 güne çıkarılmıştır.

    2)    Ödeme emrine karşı dava açılması sırasında ileri sürülebilecek iddialar şunlardır:
    Böyle bir borcumuz yoktur iddiası, borcun kısmen veya tamamen ödenmiş olduğu iddiası, borca karşılık düzeltme talebi veya mahsup talebinin bulunduğu iddiası, ödeme emrinde hata olduğu iddiası , ödeme emri tebliğ edilen kişi şahsı ve  muhatabında hata, tebliğ edilen ödeme emrinin zamanaşımına uğramış olduğu iddiası ( 6183 sayılı AATUH yasa md. 102)

    3)    Ödeme emrine karşı tarh zaman aşımı içerisinde (yani 5 yıl içerisinde) vergi hatası mevcut ise, ancak 213 sayılı VUK md. 116 ila 124 hükümlerine göre düzeltme talep edilebilir. Burada düzeltme zamanaşımı önemlidir.

    4)    Ödeme emrine karşı ilgili vergi mahkemesinde iptal davası açılması halinde mutlak surette yürütmenin durdurulması talep edilmelidir. Bazı hallerde mahkemeler, yürütmenin durdurulmasına teminat istenmeden karar verebilir. (Bkz İYUK md. 27, 28) Bazı hallerde de mükelleflerce gösterilen teminat karşılığında mahkeme tarafından yürütmenin durdurulması kararı verilebilir. (Bkz İYUK md. 27)

    5)    Yürütmenin durdurulması kararı verilmeden önce, mahkeme davalı idarenin savunmasını alıp, işin esasına göre bu konuda karar vermektedir. Yürütmenin durdurması hakkında kararlar İYUK md. 27/9 hükmüne göre öncelikle incelenir, karara bağlanır ve YD kararları (15) gün içerisinde yazılır ve imzalanır. Aynı konu hakkında iki kez yürütme durdurulması talebinde bulunulamaz.

    6)    İYUK md. 28 hükmüne göre YD hakkında verilen kararlar (30) gün içerisinde vergi dairesi tarafından infaz edilerek uygulanır. Tarafların YD kararlarına (15)  gün içerisinde bölge idare mahkemesi nezdinde itiraz/istinaf etme olanakları mevcuttur.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Kamu Alacaklarının Takibinde Ödeme Emri

    Kamu Alacaklarının Takibinde Ödeme Emri

    Kamu Alacaklarının Takibinde Ödeme Emri ,ödeme emri, 6183 sayılı Kanun’un “Amme Alacağının Cebren Tahsili” başlığını taşıyan ikinci kısmında 55. maddede düzenlenmiş olup, kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere 15 gün içinde borçlarını ödemelerini veya mal bildiriminde bulunmaları gerektiği “ödeme emri” ile Tebliğ edilmektedir. Ödeme emri, borcun asıl ve fer’ilerinin mahiyeti ve miktarları, nereye ödeneceği, süresinde ödenmediği ya da mal bildiriminde bulunulmadığı takdirde borcun cebren tahsil ve borçlunun mal bildiriminde bulununcaya kadar 3 ayı geçmemek üzere hapis ile tazyik olunacağı gerçeğe aykırı bildirimde bulunduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağı kayıtlı bulunur. Ayrıca, borçlunun 114. maddedeki vazifeleri ve bu vazifeleri yerine getirmediği takdirde hakkında tatbik edileceği ceza bu ödeme emrinde kendisine bildirilir.

    Kamu alacağının vadesinde ödenmemesi durumunda alacaklı kamu idaresi 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un 54. maddesinde yer alan takip ve tahsil yöntemlerinden duruma uygun olanını kullanır. Alacaklı kamu idaresi özel hukuk gerçek ve tüzel kişileri gibi adli yargı yerinde açacağı dava ile veya İcra Ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca icra dairelerine başvurarak alacağını tahsil ve takip edemez. Bu nedenle, idare kamu gücüne dayanarak alacağını bizzat tarh ve tahakkuk ettirerek takip eder. 6183 sayılı Kanun’un 54. maddesinde üç tür cebri tahsil yöntemi öngörülmüştür.

    Borçlu kamu alacağı için teminat göstermişse, teminat paraya çevrilir. Eğer ayni ya da nakdi teminat gösterilmemiş bunun yerine kefil gösterilmişse kefil takip edilir.

    Kamu alacağı için gösterilen bir teminat ya da kefil bulunmuyorsa, borçluya ait kamu alacağına yetecek miktarda malı haczedilebilir ve paraya çevrilebilir. Gerekli koşulları mevcutsa kamu borçlusunun iflası istenebilir.

    Amme borçlusu hakkında cebri tahsilât işlemlerine başlayabilmek için ilk koşul, alacağın vadesinde ödenmemesidir. Bununla birlikte, ödeme emrinin veya teminatlı alacakların 56. maddede belirtilen hükümlerin yerine getirilmiş olması vadesi gelen borcunu ödemeye davet edilmiş olması gerekmektedir. Yani, cebren takibat ödeme emrinin veya teminatlı alacaklarda ödemeye davet yazısının Tebliğiyle başlamaktadır.

    Netice olarak, vergi yargısında ödeme emrine karşı açılan davaların büyük yer tutması kamu alacaklısı ve kamu borçlusu arasında ödeme emrine ilişkin uyuşmazlıkların çoğunlukta olduğu gösterilmektedir. Türk Vergi İcra Hukuku’nda kamu alacağının tahsiline ilişkin olarak, kamu alacaklısı tarafından kamu borçlusu adına düzenlenen ödeme emrine karşı yapılan itirazların ve sonuçların tartışıldığı bu çalışmamızda konular ayrıntılı olarak ele alınmaya çalışılacaktır.

    II- KAMU ALACAKLARININ TAKİP VE TAHSİLİ NASIL YAPILIR?

    Kamu alacaklarının takip ve tahsili, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır. Kamu alacağının takip ve tahsilinin 6183 sayılı Kanuna göre yapılması için kamu alacağının;

    ● Devlete,

    ● İl özel idarelerine,

    ● Belediyelere ait olması gerekir.

    Ancak kamu alacağının devlete, il özel idarelerine veya belediyelere ait olmasına karşın alacağın; sözleşmeden, haksız fiilden ve haksız iktisaptan doğması durumunda 6183 sayılı Kanun değil özel hukuk hükümleri uygulanır.

    III- ÖDEME EMRİNİN TANIMI

    6183 sayılı Kanun’da ödeme emri ile ilgili herhangi bir tanıma yer verilmemiştir. Ancak, yargı kararlarında ve diğer bilimsel görüşlerde ödeme emrinin değişik tanımları yapılmaktadır. Yüksek mahkeme Danıştay ödeme emrini, “kesinleşmiş ancak zamanında ödenmeyen kamu alacaklarının tahsiline başlangıç olarak, alacağı süresinde ödemeyenlere, borçların ödemeleri veya mal bildiriminde bulunan gereğini bildiren bir belge” olarak tanımlamıştır.[1]

    Bilimsel görüşlerde ise ödeme emrine ilişkin yapılan açıklamalar şu şekildedir:

    “Ödeme emri, cebren tahsil işlemlerine başlanacağının yazı ile bildirilmesidir.” “Ödeme emri, icra takip aşamasından önce yapılan ve kamu alacağının takip ve tahsiline ilişkin hukuki bir işlemdir.” Ödeme emri, kamu alacağının ödenmesi için son kez yapılan uyarıdır. Bununla beraber cebren tahsil sürecinin başlangıcıdır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde ödeme emri; vadesi gelmiş fakat ödenmemiş kamu alacağının 15 gün içerisinde ödenmesini borçluya ihtar eden kişisel, subjektif, kesin, yürütülmesi zorunlu, yükümlendirici, yenilik doğurucu bir idari işlem olarak nitelendirilebilmektedir. Ödeme emri, şekle bağlı bir işlem olduğundan belirli şekil, usul, konu, sebep, yetki ve amaç unsurlarını taşımalıdır; aksi takdirde, dava konusu edilmesi konusunda ödeme emrinin iptali söz konusu olabilir.

    IV- ÖDEME EMRİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ

    Ödeme emri 6183 sayılı Kanun’da öngörülen cebren tahsil ve takip usullerinden birisidir ve bu haliyle, vergi dairelerinin idari işlevleriyle ilgili olarak tesis ettikleri uygulanabilir nitelikte, yükümlülerin hukukunu doğrudan etkileyen ve onların hak ve yükümlülüklerinde yenilik veya değişik yaratan irade açıklaması suretiyle tesis edilen idari işlemlerden farklılık arz etmektedir.

    Kesinleşmiş amme alacağının tahsil ve takibi için düzenlenen ödeme emri, daha önce tesis edilmiş bir idari işlemin gereğinin yerine getirilmesi, başka bir ifadeyle kesinleşmiş bir kamu alacağının tahsili amacıyla tesis edilmiş idari işlemin icrasına yönelik yeni bir işlemdir. İdarenin tek yanlı bir işlemi olması nedeniyle idari davaya konu edilebilen ödeme emrinin, tamamen uygulamaya yönelik olması, onu diğer idari işlemlerden ayıran en önemli unsur olmaktadır. Kanun’da ödeme emri hakkında açılacak davalarda sürenin, diğer davaların aksine 15 günle sınırlandırılmış olması da bu özelliği nedeniyledir. Buna göre, bir kamu alacağının ödeme emri düzenlenmek suretiyle tahsil sürecinin başlatılabilmesi için öncelikle kamu alacağının kesinleşmiş olması gerekir.

    Ödeme emri yazısı, teminata bağlanmamış amme alacaklarında cebri icra yolunun başlangıcını ve temelini teşkil eder.[2] Alacağın cebri icra yoluyla tahsiline ödeme emrinin tebliği ile başlanması ve haciz işleminin tatbiki için öncelikle borçluya ödeme emrinin gönderilmesi gerekmektedir.[3]

    Buna göre, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir “ödeme emri” ile Tebliğ olunur. Vadesinde ödenmeyen amme alacağının takibine tahsil dairesince ödeme emri gönderilerek başlanır. Diğer bir ifade ile ödeme emri amme alacağının vadesinde ödemeyenlere 15 gün içinde borçlarını ödeme veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bildirilmesidir.

    Amme alacağının takip ve tahsil sürecinin başlatılabilmesinin ön koşulu ödeme emrinin Tebliğ edilmesidir. Bu bağlamda amme idaresince kendi Kanunlarında belirtilen vade bitiminden sonra amme borçlarını ödemeyen borçlulardan vadesinde ödemedikleri vergi borçlarını ödemeleri ödeme emri gönderilmek suretiyle talep edilir. Bu yönüyle ödeme emri tebliğ edilmeden cebri icra süreci başlatılamaz.

    Bu yönüyle ödeme emri, mükellefe borcunun durumunu bildiren ve ödenmesi için talimat içeren bir belgedir. Bu belge icrai takibatın başlatılması için borçluya mutlak surette tebliği gerekir. Ödeme emri tebliği Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca yapılır. Belirtilen hukuksal şekil şartlarına uymayan ödeme emirleri bir davet mektubu olarak telakki edilir ve bu şekilde işlem görür.

    Bu bağlamda, Gelir İdaresi bir yazısında[4]; kendilerine intikal olaylarda ödeme emirlerinin tebligat ve şekil hataları nedeniyle iptal edildiği bu hali ile ödeme emrini iptal eden yargı kararı gerekçesinde belirtilen muamelelerin tekemmül ettirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

    Yapılan akademik bir araştırmada[5]; mükelleflerce vergi dairesi aleyhine açılan davaların % 21,5’i (895 dava dosyasından 193’ü ödeme emrine karşı açılmıştır) ödeme emri ile ilgilidir. Bu araştırmadan da görüleceği üzere vergi dairesi işlemlerine karşı açılan davaların büyük kısmını tarhiyatın terkininden sonra ödeme emrine itiraz oluşturmaktadır.

    Ödeme emrinin dayanağını oluşturan ihbarnamenin 213 sayılı VUK’ta yazılı kurallar yerine 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nda belirtilen hükümlere göre tebliğ edilmesi nedeniyle usulüne uygun olarak tebliğ edilip kesinleşen bir kamu alacağından söz edilemeyeceğinden, düzenlenen ödeme emri tebliği geçersizdir.[6]

    Köy azasına yapılan tebliğin mükellefin adresinde bulunanlardan birine tebliğ edildiği şeklinde yorumlanamayacağından usulüne uygun tebligat yapılmayan cezaların kesinleştiği kabul edilerek düzenlenen ödeme emri hukuka uygun bulunmamıştır.[7]

    Açıklanan nedenlerle ödeme emirlerinin borçlulara 213 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilmesi esastır. Gerekli görülen hallerde, postada oluşabilecek gecikme ve tebliğ imkânsızlıklarının önlenmesi, icra takiplerinin geciktirilmemesi ve amme alacağını vadesinde ödemeyen borçlulara ilişkin cebri takip ve tahsil işlemlerinin daha hızlı bir şekilde yürütülmesi için yapılacak tebliğlerde, 213 sayılı Kanun’un 107. maddesine istinaden posta yoluna başvurmadan memur eliyle de tebliğ yaptırılması mümkündür.

    Ödeme emri ancak tebliğ edilmek koşuluyla hüküm ifade edebilmektedir. “Ödeme emri düzenlendiği tarihte değil, tebliğ edildiği tarihte hukuki değer kazanmaktadır.”[8] “Şirket adına düzenlenen ihbarnameler usulüne uygun tebliğe çıkarılmadığından amme alacağının kesinleştiğinden söz edilemez. Bu nedenle ödeme emrinin iptali gerekmektedir.”[9]

    Ödeme emrine karşı 15 gün içinde dava açmayan mükellefin, 2577 sayılı İYUK md.11 hükümlerine göre, üst makamlara başvurup düzeltme yolu ile dava açma sürecine başvurması mümkün bulunmamaktadır.[10]

    V- ÖDEME EMRİNİN DÜZENLENMESİNDE ÖN KOŞUL

    6183 sayılı Kanun’un 55. maddesinin ilk fıkrasına göre, bir kamu alacağı için ödeme emri düzenleyip tebliğ olunabilmesinin ilk koşulu, kamu alacağının vadesinde ödenmemiş olmasıdır.[11] Bu koşul, aynı zamanda ödeme emrinin sebep unsurunu oluşturmaktadır. Ancak, ödeme emrinin sebep unsuru ile ilgili tek koşul bu değildir; ileride, ödeme emrine karşı açılacak idari dava ile ilgili açıklamalarımızda değineceğimiz üzere, ödeme emrinin bu unsuru yönünden hukuka uygun olabilmesi için aranan başka koşullar da vardır.

    Kamu alacağının vadesi, yukarıda da açıklandığı üzere, özel Kanunlarda gösterilen veya 6183 sayılı Kanun’un 37. maddesi uyarınca yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren işlemeye başlayan ödeme müddetinin son günüdür. Ödeme emrinin sebep unsuru yönünden hukuka uygun olarak düzenlenebilmesi için, kamu alacağının, vade günü sayılan bu günün mesai saati sonuna kadar ödenmemiş olması gereklidir.

    VI- ÖDEME EMRİNİN ŞEKLİ

    6183 sayılı Kanun’un 55. maddesi, ödeme emrinin hukuka uygun olabilmesi için içermesi zorunlu bilgileri göstermektedir. Bu bilgilerin ödeme emrinde yer almamış olması, ileride, 58. madde ile ilgili açıklamalarımız da belirtileceği üzere, Danıştay içtihadına göre, kimi zaman, ödeme emrinin iptalini[12]; kimi zaman da yok sayılmasını gerektirmektedir.[13]

    6183 sayılı Kanun’un 55. maddesinde, ödeme emrinde bulunması gereken bilgiler şunlardır:

    Amme alacağının asıl ve fer’ilerinin mahiyetleri, nitelikleri, gelir vergisi, KDV, gecikme faizi para cezası vs. bilgiler ve miktarları[14], amme alacağının 15 gün içinde ödenmesi veya mal bildiriminde bulunulması gereği, amme alacağının 15 gün içinde ödenmemesi veya mal bildiriminde bulunulmaması durumunda borcun cebren tahsil olunacağı ve amme borçlusunun mal bildiriminde bulunuluncaya kadar 3 ayı geçmemek üzere hapis ile tazyik olunacağı.[15]

    Mal bildiriminde bulunulması halinde gerçeğe aykırı bildirimde bulunulduğu takdirde ise bildirimde bulunanın hapis ile cezalandırılacağı amme borçlusunun 6183 sayılı Kanun’un 114. maddesinde yazılı görevlerinin ne olduğu ve bu görevleri yerine getirmediği takdirde hakkında ceza uygulanacağı ve uygulanacak cezanın tür ve miktarı amme borçlusuna tebliğ olunacak ödeme emrinin hukuki sonuçlar doğurabilmesi, bu bilgileri içermesine bağlıdır.[16] Örneğin; mal bildiriminde bulunulması zorunluluğu ve bulunulmadığı takdirde hapisle tazyik olunacağı ihtarını içermeyen ödeme emrine dayanarak, mal bildiriminde bulunmayan amme borçlusu hakkında cezai takip yapılamaz. 6183 sayılı Kanun’un 114. maddesinde yazılı vazifelerin neler olduğu ve yerine getirilmemesi halinde uygulanacak ceza hakkında bilgi içermeyen ödeme emri dolayısıyla da, anılan maddede ön görülen ceza uygulamasının yapılması imkânsızdır.

    VII- ÖDEME EMRİNİN MUHTEVASI

    6183 sayılı Kanun’un 55. maddesinin 2. fıkrasında, ödeme emirlerinde hangi hususların bulunması gerektiği açıklanmıştır. Ayrıca, madde metninde yer almamakla birlikte, borçlunun hukukunu koruma açısından ödeme emrinde; ödeme emrine karşı hangi sürede, hangi yargı merciine başvurulabileceği hususlarına da yer verilmesi gerekmektedir. Buna göre, alacaklı amme idarelerinin, matbu ödeme emirlerinde, Kanunun 55. maddesinde yer alan hususlarla birlikte bu hususlara da yer vermeleri gerekmektedir.

    Öte yandan 7020 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemeler sonucunda 01.01.2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ödeme emrine karşı açılabilecek iptal davalarında 7 günlük dava açma müddeti 15 güne çıkarılmıştır.

    Buna göre, aşağıdaki bilgilerin ödeme emrinde yer alması gerekmekte olup sonuçları itibarıyla birbirinden tamamen farklı hukuki durumlar oluşturan, düzenlenen ödeme emrinde çelişkili bilgiler yer alması ödeme emrine dava açılması halinde sakıncalar yaratacağı bilinmelidir.

    Mükellefin adı soyadı veya unvanı,
    Açık adresi,
    Vergi numarası,
    Takip numarası,
    Dönemi ve taksiti,
    Vergi türü,
    Vadesi,
    Tutarı,
    Kesinleşen gecikme zammı,
    Borcun asıl ve ferilerinin mahiyet ve miktarları,
    Nereye ödeneceği,
    Müddetinde ödemediği veya mal bildiriminde bulunmadığı takdirde borcun cebren tahsil ve borçlunun mal bildiriminde bulununcaya kadar 3 ayı geçmemek üzere hapis ile tazyik olunacağı,
    Gerçeğe aykırı bildirimde bulunduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağı,
    Borçlunun 114. maddedeki vazifeleri ve bu vazifeleri yerine getirmediği takdirde hakkında tatbik edilecek olan ceza,
    Borcun asıl ve ferilerinin mahiyet ve miktarının, nereye ödeneceğinin, müddetinde ödenmediği takdirde nasıl bir usul takip edileceği hususunda muhatabı bilgilendirici ifadelerin bulunmasının Kanun gereği olduğu, bu hususları belirtmenin borçlunun buna karşı ileri sürebileceği savunma sebeplerinden, ödemek ya da kanuni yollara başvurmak gibi alternatiflerden hangisine yöneleceğine karar verebilmesi noktasında belirleyici olacağı, buna ek olarak borçlu tarafından dava açma yoluna gidilmesi halinde yargı mercileri önünde savunma hakkının sağlıklı bir biçimde kullanılabilmesi adına düzenlenen ödeme emrine kanuni dayanağın (takibin hangi Kanun hükmü uyarınca yapıldığının) tereddüde yer bırakmayacak şekilde yazılması gerekmektedir.[17]
    [1] Dnş.13.D.’nin, E:1973/383-K:1974/2776.

    [2] Dnş.7.D.’nin, 14.03.2001 tarih ve E:2000/2004-K:2002/1097.

    [3] Dnş.9.D.’nin, 21.11.2006 tarih ve E:2006/2331-K:2006/4730.

    [4] Gelirler Genel Müdürlüğü’nün 03.04.1997 tarih ve B.07.0.GEL.36/3660-18459/14011 sayılı özelgesi.

    [5] Doç.Dr.Nihal Saban, Türk Yargı Sisteminin Etkinliği Araştırma Projesi Vergi Yargısının Etkinliği Araştırma Raporu.

    [6] Dnş.9.D.’nin, 02.11.2011 tarih ve E:2008/5363-K:2011/7553 sayılı kararı.

    [7] Dnş.3.D.’nin, 02.04.2012 tarih ve E:2010/6814-K:2012/1024 sayılı kararı.

    [8] Dnş.7.D.’nin, 06.10.1987 tarih ve E:1986/2416-K:1987/2115 sayılı kararı.

    [9] Dnş.4.D.’nin, 17.02.2005 tarih ve E:2004/1775-K:2005/244 sayılı kararı.

    [10] Dnş.4.D.’nin, 14.04.2005 tarih ve E:2004/1684-K:2005/637 ve yine Dnş.4.D.’nin, 03.02.2005 tarih ve E:2004/1655- K:2005/146 sayılı kararları.

    [11] Dnş.4.D.’nin, 30.05.1995 tarih ve E:1995/1695-K:1995/2473 beyan üzerine tahakkuk eden ve vadesinde ödenmeyen verginin, vade tarihinden sonra istisna kapsamına alınmasının, tahsili için ödeme emri düzenlenmesine engel olmayacağı hk.

    [12] Dnş.10.D.’nin, 24.09.1992 tarih ve E:1990/4028-K:1992/3218: Borcun asıl ve fer’ilerini, mahiyetini ve miktarını göstermeyen ödeme emrinin, idare mahkemesince iptalinde hukuka aykırılık bulunmadığı hk: Dnş.9.D.’nin, 24.01.1989 gün ve E:1987/3863-K:1989/191: 6183 sayılı kanunun 55.maddesinde şekli gösterilen ödeme emri niteliğinde tanzim edilmemiş olmakla birlikte kesin ve uyulması zorunlu nitelikte bulunan yazının şekil unsurundaki aykırılık nedeniyle iptalinin gerekeceği hk kararlar verilmiştir.

    [13] Dnş.3.D.’nin, 10.12.1986 tarih ve E:1986/1143-K:1986/2547 sayılı kararlarında bir belgenin ödeme emri olarak nitelendirilebilmesi için 6183 sayılı kanunun 55.maddesinde yazılı bilgileri içermesi gerektiğini; bu nitelikte olmayan takip yaprağının ödeme emri olarak kabul edilemeyeceği hakkında kararlar verilmiştir.

    [14] Dnş.7.D.’nin, 06.02.2008 tarih ve E:2005/1825-K:2008/760 sayılı kararda ödeme emrinde yer alan ayrıca gecikme zammı alınacaktır ibaresinin idari davaya konu edilemeyeceği hakkında karar verilmiştir.

    [15] Dnş.7.D.’nin, 17.10.2007 tarih ve E:2006/3371-K:2007/4139 sayılı kararında ödeme emrinde, mal bildiriminde bulunulmaması halinde hapis ile tazyik olunacağı hakkında açıklamanın bulunmaması halinde mal beyanında bulunmayan kamu borçlusunun hapis ile tazyik edilemeyeceği bu durumun ödeme emrini şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olmasını ve iptalini gerektirmeyeceği hk.

    [16] Dnş.4.D.’nin, 15.10.1990 tarih ve E:1988/5350-K:1990/2775: 6183 sayılı Kanun 55. maddesinde bir ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilen tüm bilgileri içeren yazının ödeme emri niteliğinde kabulünün gerektiği hk. karar verilmiştir.

    [17] Dnş.9.D.’nin 01.12.2008 tarih ve E:2008/5719-K:2008/5686 sayılı kararı.

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

    Ödeme Emri Tebliği İle İlgili Mükelleflerin Sorunları

    Ödeme Emri Tebliği İle İlgili Mükelleflerin Sorunları

    Ödeme Emri Tebliği İle İlgili Mükelleflerin Sorunları , Uygulamada vergi idareleri tarafından asıl amme borçlusu mükelleften tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan borçlarla ilgili olarak şirket müdürleri, yönetim kurulu üyeleri ve en son aşamada şirket ortakları hakkında takip ve tahsil yolları sürdürülebilmektedir.

    Tahsil daireleri tarafından son yıllarda VUK 107/A hükmüne göre elektronik ortamda tebligat yöntemi kullanılmaya başlanılmıştır. Bu uygulama ile beraber idarenin tebligat ile ilgili önceki yıllarda yaşanan sorunların azaldığı görülebilmektedir.

    Çalışmamıza gerek asıl amme borçlusu şirketler ve gerekse ikincil kamu borçluları nezdinde sürdürülen takipler ayrıca tüzel kişiliği tasfiye, iflas ve benzeri sebeplerle hukuk yaşamında varlıkları sonlanan şirketler hakkında yapılacak işlemler ortaya konulmaya çalışılacaktır.

     LİMİTED ŞİRKET TÜZEL KİŞİLİĞİNE YAPILACAK ÖDEME EMRİ İLE İLGİLİ TEBLİGATLAR MAHALLE MUHTARINA YAPILAMAZ

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Tebliğ Esasları” başlıklı 93. maddesinde, tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikaların ve yazıların adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmühaberli taahhütlü olarak yollanacağı belirtilmiştir. Öte yandan, adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edileceği, aynı kanunun “Tebliğ Evrakının Teslimi” başlıklı 102.maddesinde de, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerine yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği belirtilmiştir. Muhatabın geçici olarak başka bir yere gittiği, bilinen adresinde bulunanlar veya komşuları tarafından bildirildiği takdirde keyfiyet ve beyanda bulunanın kimliğinin tebliğ alındısına yazılarak altının beyanı yapana imzalattırılacağı açıklanmıştır. Ayrıca, imzadan imtina ederse tebliği yapanın bu ciheti şerh ve imza ederek tebliğ edilemeyen evrakın çıkaran mercie iade olunacağı, bunun üzerine tebliği çıkaran mercii tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarılacağı belirtilmiştir. Öte yandan, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeple tebliğ edilemeyerek iade olunursa tebliğin ilan yoluyla yapılacağı açıklanmıştır. Yasa hükmünün son fıkrasında da, yukarıdaki fıkralarda yazılı işlemlerin komşularından bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyeti taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vazedilmek ve hazır bulunanlara da imzalattırmak suretiyle tespit olunacağı hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.

    Yasal düzenleme gereği, anonim şirketler hakkında yapılabilecek cezalı tarhiyatlarla ilgili ihbarnamelerin veya eklerinin kapalı bir zarf içerisinde şirketin adresine ve yetkili kişilere tebliği gerekmektedir. Bilindiği üzere, 213 sayılı VUK hükümlerine göre anonim şirketlere yapılacak her türlü tebligatlarda bu tebligatın şirketin yetkililerine veya şirkette çalışan sigortalı işçilere veya müstahdemlere yapılması gerekmektedir. Bu konuda 213 sayılı VUK 93. maddesine göre, tebliğin mutlak surette bilinen adreslere yapılması gerekmektedir. Tebliğ yapılacak kişiler yasada belirtilmiştir. Buna göre tebliğ;

    • Mükelleflere,
    • Mükelleflerin kanuni temsilcilerine,
    • Umumi vekillerine,
    • Vergi cezası kesilenlere,

    yapılır.

    VUK 93. maddesinde öncelikle tebliğ yapılacak kişiler belirlenmiştir. Bu kişiler kural olarak, vergi ödevleri nedeniyle vergi dairesi ile muhatap olanlardır. Ancak tüzel kişilerde veya tüzel kişiliği bulunmayan topluluklarda vergi dairesi ile muhatap olabilecek kişiler değiştiği için maddenin 2. fıkrasında tüzel kişiler için tebliğin;

    • Yönetim kurulu başkanı,
    • Şirket müdürü,
    • Kanuni temsilci,

    adlarına yapılması zorunludur.

    Tüzel kişiliklerde kanuni temsilci öncelikle yönetim kurulu başkanı veya müdür olmakla birlikte binlerce kişinin çalıştığı kurumlarda bu kişilerden başka da kanuni temsilci bulunması mümkündür. Nitekim, İş Bankası’na yapılacak bir tebliğ için bankanın yönetim kurulu başkanını aramak hem vergileme yetkisini zayıflatır hem mükelleflere gereksiz külfet getirir. Bunun için kanun koyucu, başkan veya müdürler dışında kanuni temsilcilere de tebliğ yapılabilmesini düzenlemiştir. 213 sayılı Yasa’da tebliğ açısından bazı hallerde Kanun’dan gelen temsilciyi asıl muhatap olarak kabul ettiğini, yetkisiz temsilciye tebliğ yapılmasının mümkün olamayacağını belirtmekte yarar vardır(1).

    Diğer taraftan, mükellefin işyerinde müstahdemlere tebliğ yapılabilmesi için muhatabın işyerinde bulunmadığının usulüne uygun olarak tespit edilmiş olması gerekir. Danıştay, şirket temsilcilerinin bulunmadığına ilişkin herhangi bir tespit olmadan fabrika bekçisine yapılan tebliği geçersiz sayarak ödeme emrinin iptal edilmesi şeklindeki mahkeme kararını tasdik etmiştir(2).

    Adi ortaklıklarda tebliğ ise: bilindiği gibi adi ortaklıkların tüzel kişilikleri yoktur. Bu nedenle, söz konusu ortaklıkların vergi veya cezanın muhatabı oldukları durumlarda bizzat ortaklık adına tebliğ yapılması mümkün bulunmamaktadır.

    Adi ortaklıklarda vergi ve ceza yönünden sorumluluk ortaklıkların kendi şahıslarına aittir ve bu nedenle de vergilendirmeye ilişkin tebliğlerin bizzat ortaklara yapılması zorunludur. Bununla birlikte, her ortağın sorumluluğu sadece ortaklıktaki hissesi yönündedir. Diğer bir ifadeyle, adi ortaklık ortaklarına yapılacak tebliğin, hisseleri ile sınırlı olması gerekmektedir. Bu arada, örneğin ortalama kar haddi, asgari gayrisafi hâsılat esası uygulamasına ilişkin izaha davet yazılarının dahi her ortağa ayrı ayrı tebliğ edilmesi gerekmektedir.

    Bunların yanı sıra, uygulamada KDV ve muhtasar beyanname ile bildirilen gelir vergilerine ilişkin tebliğlerin, ortaklık adına düzenlenecek ihbarnamelerle ortaklardan sadece birisine tebliğ edilmesi yeterli görülmektedir. Ancak, adi ortaklık sözleşmesinde, yetkili ortak belirlemesi yapılmış ise, tebliğin de bu ortağa yapılması gerekecektir(3).

    Örneğin, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanmış olan Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulmuş vakıflara ilişkin tebligatta, vakıf senedinde yazılı olan vakıf organlarının belirtilmesinin zorunluluğu mevcuttur. Bu nedenle, vakıfların yönetim kurulları kanuni temsilci konumundadır.

    Vakıf ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan topluluklarda ise bunlarla işleri idare edenlere veya temsilcilerine tebliğ yapılması gerekir. Cemaatlerin statüleri ise bilindiği gibi Lozan Anlaşması ile belirlenmiştir. Bu cemaatlerin dini temsilcileri seçimle belirlenmektedir. Dolayısıyla bu cemaatlere yapılacak tebliğlerin de cemaatlerin liderine yapılması gerekir. Fakat ülkemizde Lozan Anlaşması ile belirlenen dışında cemaatler de bulunmaktadır. İşte bu cemaatlerle ilgili tebliğin de bunların idarecilerine yapılması gerekir(4).

    Danıştay 9. Dairesi tarafından verilen bir kararda, borçlu şirket adına 213 sayılı VUK ile ilgili yapılacak vergi tebligatlarında, mahalle muhtarına teslim edilmek sureti ile yapılan tebliğ şekillerinden bahsedilmediğinden dolayı ödeme emri ile ilgili tebligatın muhtara yapılmayarak tebligatın usulüne uygun olarak tebliğinin gerektiğine karar vermiştir. Söz konusu kararda; “… 213 sayılı VUK’un ilgili maddelerinde vergilendirmeye ilişkin işlemlerin nasıl tebliğ edileceğinin belirtildiği, söz konusu maddelerde mahalle muhtarına teslim edilmek suretiyle tebliğ şeklinde bahsedilmediği, bu durumda, ödeme emrinin …Taşımacılık Gümrükleme ve Tic. Ltd. Şti.’ne tebliğ edildiğinin kabulünün hukuken mümkün bulunmadığı, ayrıca kanuni temsilci adına düzenlenen ödeme emirleri 04.05.2007 tarihli olduğu halde adı geçen şirket adına düzenlenen ödeme  emirlerinin  bu tarihten sonra tebliğ edilmeye çalışıldığı anlaşıldığından, borçlu  şirket yönünden kesinleşmeyen vergi borçlarının davacıdan tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde isabet görülmediği…” gerekçesi ile muhatara yapılan tebligatı iptal etmiştir.

    Sonuç olarak, anonim şirketin yönetim kurulu üyesinin kişisel işleri dolayısıyla vekâletname verdiği kişiye ihbarnamelerin tebliği suretiyle amme alacağının kesinleştiğinden bahisle düzenlenen anonim şirkete ait ödeme emirlerinin tebliğinde hukuka uygunluk görülmediğinden tebligat geçerli olamaz(5).

    TİCARET SİCİLİNDEN KAYDI SİLİNEN ŞİRKETE ÖDEME EMRİ TEBLİĞİ’NİN HUKUKİLİĞİ NEDİR?

    A- GENEL AÇIKLAMALAR

    Vergi İdaresi, tasfiye işlemi bitmiş, tamamlanmış ve ticaret sicilinden kaydı silinen bir şirkete, Ba-Bs formu vermediği gerekçesiyle, özel usulsüzlük cezası kesmiştir. Kesilen cezaya karşı, mükellef düzeltme talep etmiş. Vergi dairesi bu talebi reddetmiştir. Bunun üzerine tasfiye olmuş şirketin ortakları dava açmıştır. Olaylar sırasıyla şöyle gelişmiştir.

    B- TİCARET SİCİLİNDEN KAYDI SİLİNEN VE TÜZEL KİŞİLİĞİ SONLANAN ŞİRKET DAVAYA TARAF OLABİLİR Mİ?

    İptal davası açılabilinmesi için, dava açan yanın davaya taraf olma ehliyetine sahip olmasına bağlıdır. Adına, ödeme emri düzenlenen şirketin … tarihinde feshedilip, ticaret sicilinden kaydı silinerek, tüzel kişiliğinin sona ermiş olması nedeniyle, hukuken mevcut olmayan, şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsili olanaklı bulunmamaktadır.

    C- FESH EDİLEN LTD.ŞTİ. ADINA BA-BS FORMUNU VERMEDİĞİ GEREKÇESİYLE ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI KESİLEBİLİR Mİ?

    Tasfiye olmuş, tasfiyesi tamamlanmış bir Limited Şirkete, Ba-Bs formu vermediği gerekçesiyle kesilen cezayı vergi mahkemesi ortadan kaldırmıştır. Gerekçe şöyledir:

    Olayda, adına ödeme emri düzenlenen şirketin … tarihinde feshedilip, ticaret sicilinden kaydı silinerek tüzel kişiliğinin sona ermiş olması sebebiyle, hukuken var olmayan şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsili olanaklı değildir. Bunun sonucu olarak, tüzel kişiliğin sona ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, olmayan şirket adına tarh ve ceza kesme işlemleri tesis edilemez; tesis edilen işlemler de, herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz(6).

    GENEL

    Gelir idaresi en son Tahsilat Genel Tebliğlerini tek bir tebliğde toparlayıp, Seri:A, Sıra:1 No.lu tebliğ şeklinde topluca yayınlamış, eski tebliğleri ilga etmiştir. Bundan sonraki çalışmalarda Gelir İdaresi yerleşik yargı kararlarını da dikkate alarak çıkaracağı genel tebliğlerde hukukun üstünlüğünü, müstakar hale gelmiş, içtihatları da dikkate alarak uygulamaya yön vermesi, gereksiz işlemlere başvurmaması ve bürokrasiyi azaltması gerekmektedir. Eski, yanlış ve hukuka aykırı uygulamalara son verilip, Danıştay’ın en son yeni içtihatlarını izleyip, yeni ve en son gelişmelere göre uygulamalarını iyileştirici yönde düzeltmesi gerekmektedir.

    Örneğin pay devri yapıp, ortağı olduğu Limited Şirketten ayrılmış, eski ortak hakkında ödeme emri tebliği hukuki değildir. Şirket borcu nedeniyle orta yerde yeni ortaklar varken, eski ortaklara tebligat yapılması son derece yanlıştır. Diğer taraftan ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk sorunu çözülmelidir. Zira, inceleme elemanı tarafından önerilmemiş tarhiyatlar hakkında, inceleme elemanı tarhiyat için ihtiyati haciz talep etmemiş olmasına rağmen vergi dairesi ihtiyati haciz uygulamaktadır. Bu durum ne derece hukukidir. Borçlu mükellefin özel mal varlıklarına, otomobiline bilhassa banka hesaplarına blokaj konulması ne derece hukuki bir durum ve uygulamadır. Bu gibi uygulamaların, Türkiye çapında yapılan mal varlığı araştırmalarının ne derece geçerli olduğu tartışmalıdır. Vergi uygulamaları mükellefleri mağdur etmemelidir. Vergi uygulaması adeta bu gibi yanlış uygulamalar neticesinde vergi çilesine dönüştürülmek istenmektedir. Özellikle idare tarafından elektronik ortamda konulan hacizlerin yeniden elektronik ortamda kaldırılması gerekmektedir.

     

     

    (1)         M. Ali ÖZYER, “Açıklamalı ve Örneklerle Vergi Usul Kanunu Uygulaması”, HUD Yayınları, 4.Baskı, Mart 2008, s.148

    (2)         Dn. 4. D.nin, 16.02.1989 tarih ve E.1998/4355, K.1989/703 sayılı Kararı.

    (3)         Dn. 4. D.’nin, 22.09.1969 tarih ve E.1967/4213-K.1969/3659 sayılı Kararları. Bu kararlar için bkz. M. Nadir ARICA, Vergi Usul Kanunu, 1989, Ankara, s.351-359.

    (4)         213 sayılı VUK md. 93, 94, 95,96, 97, 98, 99, 100, 101, 102

    (5)         Dn. 9.D.’nin, 12.02.2008 tarih ve E. 2007/6375, K,2008/684 sayılı Kararı.

    (6)         Dn. 7.D.’nin, 14.06.2005 tarih ve E. 2005/1018, K.2005/1227 sayılı Kararı.

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven