fbpx

    Vergi Borcundan Dolayı Haciz

    Vergileme ve tahsil sürecinin son aşamasıdır. Genel olarak haczin icrası ile vakıf olunur ve bu tarihten itibaren dava açma süresi işlemeye başlar.

    Süregelen, daha doğru ifadeyle tekrarlanan haciz muamelelerinde (örneğin maaş haczi) her tahsil işlemi, öğrenildiği tarihten itibaren 30 günlük dava açma süresi içerisinde davaya konu edilebilir.

    Haciz işlemleri ile mülkiyet hakkına doğrudan müdahale durumu söz konusu olduğundan, Danıştay kararlarında dava açma süresi yönünden farklı yorumlara gidilebildiği görülmüştür.

    Belirtmek gerekir kı yukarıda bir sınıflandırma yapılmamıştır. Vergi mahkemelerinde sıklıkla dava konusu edilen işlemleri başlıklar halinde (küçük, usulü bilgiler vererek), somutlaştırılarak bilginize sunulmuştur.

    Konu başlıklarını, özel esaslara alınma (kod listesi), sakatlık indirimi, ihbar ikramiyesi, tecil-terkin, mahsup- iade, haksız ve fazladan alınan vergilerin iadesi, Mahkeme kararının yerine getirilmemesinden kaynaklı maddi ve manevi tazminat talepleri, arsam” birim değerlerinin belirlenmesine ilişkin kıymet takdir komisyonu kararı, hacizli malların satış ve kıymetlerinin takdirine ilişkin işlemler, teminatın paraya çevrileceği yolunda tesis edilen işlem, …şeklinde uzatabiliriz.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Asgari Geçim İndirimi Haczedilebilir Mi?

    Maliye Ba­kanlığı’nca yayımlanmış olan 265 seri No.lu Genel Tebliğ’de gerekli açıklama yapılmış ve işverenlerin asgari geçim indirimi tutarını mutlaka net ücrete ilave edip ücretliye ödemesi gerektiği açıklanmıştır. Aksi takdirde işverenler, muh­tasar beyannamede ücretliye ödemediği bir tutarı mahsup etmiş olacağından, vergi ziyaına sebebiyet vermiş olacaktır. Asgari geçim indirimine ait tutarların gerek işveren tarafından ücretliye öden­memesi gerekse de ücretlinin medeni durumuna ilişkin yanlış bilgi vermek suretiyle daha yüksek oranda yararlanması 213 sayılı Vergi Usul Kanunu açı­sından cezai işlemlerin yapılmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla, hem işveren hem de ücretli açısından cezai sorumluluk söz konusu olabilmektedir. Vergi Usul Yasası’nın 344. maddesinde vergi ziyaı suçunun işlenmesi halinde ne tür bir ceza verileceği belirtilmiştir. Buna göre vergi ziyaı suçu işleyenlere, zıyaa uğrattıkları verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilmektedir.

    İşverenler tarafından hizmet erbabının ücret gelirlerinden kesilen gelir vergisinden mahsup edilen asgari geçim indirimi tutarının, o ayki ücretiyle birlikte ücretliye nakden ödenmesi gerekir. Aksi takdirde, ücretliye nakden ödenmeyen asgari geçim indirimi, işverenler tarafından haksız yere yapılan bir mahsup işlemi niteliği taşıyacak ve tevkif suretiyle kesilen verginin bu tu­tar kadar olan kısmı, muhtasar beyanname ile eksik beyan edilmiş olacaktır. Bu nedenle, yukarıda belirtilen şekilde ücretliye nakden ödenmeyen asgari ge­çim indirimi o ayda eksik beyan edilmiş vergi tevkifatı olarak kabul edilerek, bu vergiler için de işverenler hakkında cezalı tarhiyat yapılacaktır.

    Gerek 6183 sayılı Kanun, gerekse de 2004 sayılı Kanun gereğince maaşlar ve her nevi ücretlerin en az 1/4’ü hacze konu olabilmekte iken asgari geçim indirimi tutarlarının alınmaktan vazgeçilen vergi tutarı olarak değerlendirilmekte ve ücret olarak kabul edilmemektedir. Dolayısıyla, asgari geçim indirimi tutarının haczedilmesi mümkün değildir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Ücret Dışı Ödemelerden Haciz Kesintisinin Nasıl Yapılacağı

    Haciz, borcunu ödemeyen borçlunun menkul taşınabilir, gayrimenkul taşınmaz mallarına ve alacaklarına alacaklının talebi üzerine adli ve idari makamlarca el konulmasıdır.

    Çalışanlar farklı nedenlerle borçlarını ödeme zorluklarına girmekte  ödememe durumunda ise maaşlarına haciz koydurularak tahsil yoluna gidilmektedir. İşverenler de bu süreçte yapması gereken iş ve işlemler nedeniyle muhatap olmaktadır. İşyerlerinde bu sürecin muhatabı genelde insan kaynakları veya muhasebe birimleridir. Esasında işvereni dolaylı olarak ilgilendiren haciz kesintileri konusu, doğru yönetilemediği takdirde hukuki ve cezai sorumluluk çerçevesinde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

    İşveren, işçinin ücretinden yapılacak haciz kesintisinde doğrudan değil dolaylı muhataptır. Burada esas olarak işçi ile bir diğer kişi/şirket/kurum arasında borç-alacak ilişkisi vardır. Fakat işçinin bu borcu zamanında ödememesi ve konunun icra takibi aşamasına gelmesi, işvereni de sürece dahil etmektedir. İcra ve İflas Kanunu gereği, hakkında haciz kararı verilen çalışanın ücretinden gerekli kesintiyi işveren veya işveren adına yetkili kişi yapmak zorundadır (Md.355).

    İşveren ücretten kesinti yapmazsa, işçinin icra dairesine ödenmesi gereken ücret kesintisi kadar tutar, işverenden tahsil edilir (İİK/Md.356). Fakat işçinin bu borcunu ödeyen işveren, söz konusu meblağı işçiden tahsil edebilir.

     

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    İhtiyati Hacizde Dava Açma Süresi

    İdari işlemlerin dava konusu edilmeleri, yönetilenlere idarenin işlemlerin hukuka uygunluğunu değerlendirme ve dava konusu edip etmeyeceklerini düşünme; yönetilenlerin işlemlerinde ise kararlılık sağlamak amacıyla belirli süre ile sınırlandırılmıştır. Gerçekten de idari işlemlerin sürekli iptal edilme tehdidi altında bulunması, kamu hizmetlerinin işleyişini olumsuz manada etkileyecektir.

    İdari yargı sisteminin kabul edildiği tüm ülkelerde idari işlemin dava edilmesi belirli bir süre ile sınırlandırılmıştır. İYUK’ta da idari dava açma süresine ilişkin bir sınırlama söz konusudur. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.Ancak buradaki hak düşürücü süre, özel hukukta kabul edilen hak düşürücü sürelerden farklı ve idari yargıya mahsustur. Zira özel hukuktaki hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi mümkün değil iken, idari dava açma süreleri kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde durabilir veya kesilebilir.

    İYUK’a göre genel dava açma süresi vergi mahkemelerinde 30 gün iken idare mahkemeleri ve Danıştay’da ise 60 gündür. Ancak özel kanunlarda ayrı dava açma süresi belirlenmesi halinde, bu özel dava açma süreleri uygulanacaktır. 

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Vatandaşın Bilgisi Olmadan Emekli Aylığına Elektronik Haciz

    Günlük hayatımızda birçok kişinin emekli aylıklarına bilgileri ve haberleri olmadan haciz konulma işlemi yapıldığı olmuştur. Emekliler, aylıklarını çekmeye gittiklerinde, kendilerinden habersiz aylıklarına SGK tarafından haciz konulduğunu öğrenmektedirler. SGK tarafından uygulanan bu haciz işlemine elektronik haciz veya e-haciz denilmektedir. 

    Bilgileri dışında gerçekleşen bu haciz konulma işleminin yasal olup olmadığı, vatandaşa bilgi vermeden tebligat göndermeden yapılan e-Haciz işlemlerine karşı ne yapılabileceği, herkes tarafından merak edilen ve bilinmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

    5510 sayılı Yasa’nın “Primlerin Ödenmesi” başlıklı 88. maddesinde; “Kurum’un süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 51, 102 ve 106. maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanun’un uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.” hükümleri bulunmaktadır.

    Üstte yer alan hüküm gereği SGK’nın prim ve prim ferileri (gecikme zammı, işsizlik primi vb.) gibi alacakları amme alacağı kabul edilmekte ve bunların tahsilini 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre yürütmektedir.

    5510 sayılı Kanun’un “Devir, Temlik, Haciz ve Kurum Alacaklarında Zamanaşımı” başlıklı 93. maddesinde; “Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir.” hükümleri bulunmaktadır.

    Üstte yer alan hükme göre, SGK, kendi alacakları için, emeklinin muvafakati olmasa bile emekli aylıklarına haciz koyma yetkisine sahiptir. Yani, kamuoyunda yanlış algı olan “emekli aylıklarına hiçbir şekilde haciz konulamaz” kuralı, SGK alacakları için geçerli değildir.

    SGK’da elektronik haciz genel olarak, borçlunun banka mevduatlarına ve emekli aylıklarına uygulanmaktadır. 6183 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre, borçlunun kaçması, mal kaçırması veya hileli yollara başvurması gibi durumlar oluşursa, ödeme emri gönderilmese bile, haciz kararı alınarak borçlunun emekli aylığına, araçlarına, banka mevduatlarına ve gayrimenkullerine haciz konulabilmektedir. Yani, uygulamada ve bazı durumlar için, SGK tarafından emekli aylıklarına elektronik haciz işlemi tatbik edilebilmektedir. Bazı SGK müdürlükleri, alacağı tahsil için her durumda e-Haciz uygulayabilmektedir.

    Ancak, SGK’nın alacaklarını tahsil yetkisi veren 6183 sayılı Kanun’un “Ödeme Emri” başlıklı 55. maddesinde; “Madde 55 – Amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir “ödeme emri” ile tebliğ olunur. Ödeme emrinde borcun asıl ve ferilerinin mahiyet ve miktarları, nereye ödeneceği, müddetinde ödemediği veya mal bildiriminde bulunmadığı takdirde borcun cebren tahsil ve borçlunun mal bildiriminde bulununcaya kadar üç ayı geçmemek üzere hapis ile tazyik olunacağı, gerçeğe aykırı bildirimde bulunduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağı kayıtlı bulunur.

    Ayrıca, borçlunun 114. maddedeki vazifeleri ve bu vazifeleri yerine getirmediği takdirde hakkında tatbik edilecek olan ceza bu ödeme emrinde kendisine bildirilir. …” hükümleri yer almaktadır.

    Üstte yer alan hüküm gereği, SGK, kendi alacakları için olsa bile, emekliye veya vatandaşa hiçbir koşulda, ödeme emri göndermeden/vatandaşı bilgilendirmeden emekli aylığına veya hiçbir malvarlığına haciz koyamaz. 6183 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre, borçlunun kaçması, mal kaçırması veya hileli yollara başvurması gibi durumlar söz konusu olsa bile, SGK, elektronik haciz veya e-Haciz koymak için emekliye ödeme emri göndermek, yani vatandaşa tebligat yapıp bilgilendirmek zorundadır.

    Emekliye tebligat/ödeme emri gönderilmeden, bilgi verilmeden emekli aylığına ve malvarlığına SGK tarafından konulan hacizler mahkeme kararıyla kaldırılıp, SGK’nın yersiz tahsil ettiği aylık veya mevduatlar yasal faiziyle SGK’dan geri alınabilmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    E-haciz Uygulamasını Yaygınlaştırma Kararı Alındı!

    Vergi borçlularına yönelik pilot olarak başlatılan gayrimenkulde elektronik haciz (e-haciz) uygulamasının yıl sonuna kadar ülke genelindeki tüm vergi dairelerine yaygınlaştırılmasının hedeflendiği açıklandı.

    Gelir İdaresi Başkanlığınca (GİB) vergi borçlularına yönelik pilot olarak başlatılan gayrimenkulde elektronik haciz (e-haciz) uygulamasının yıl sonuna kadar ülke genelindeki tüm vergi dairelerine yaygınlaştırılması sağlanacak.

    e-Haciz Projesi ile amme alacaklarının tahsili için düzenlenen haciz bildirilerinin, kurum tarafından alacaklı vergi daireleri adına e-haciz uygulamasına katılan bankalara elektronik ortamda tebliğ edilmesi ve bu tebligatlara elektronik ortamda bankalar tarafından cevap verilmesi, bu kapsamda haczedilen menkul mallar ile her türlü alacak ve hakların paraya çevrilmesi ve vergi dairesi hesaplarına aktarılması hedefleniyor. 

    Programa yönelik test çalışmaları tamamlanırken, uygulama Kızılbey, Yıldırım Beyazıt ve Ulus Vergi Dairesi müdürlüklerinde pilot olarak başlatıldı. Uygulamanın, yıl sonuna kadar tüm vergi daireleriyle mal müdürlüklerinde uygulamaya geçirilmesi planlanıyor.

    3,9 Milyon Kişiye “E-Haciz” Başladı !

    Türkiye genelinde sosyal güvenlik kurumu ile vergi daireleri “e-haciz” ya da diğer adıyla “e-kısıt” uygulaması ile vatandaşların banka hesaplarını “bloke” ediyorlar.

    Hazine Maliye Bakanlığından aldığım bilgiye göre, vergi yapılandırması yapan 2 milyon 879 bin 562 mükellef bir yıl için de 2 taksit ödeyemedi.

    Çalışma Bakanlığından aldığım bilgiye göre, SGK borcunu yapılandıran ancak 2 taksit ödeyemeyen 792 bin 350 mükellef hakkını kaybetti.

    Milli Eğitim Bakanlığından aldığım bilgiye göre, Kredi Yurtlar Kurumundan (KYK) kredi alan ancak borç taksitlerini ödeyemeyen yaklaşık 217 bin 216 kişi bulunuyor.

    Bu durumda toplamda 3 milyon 889 bin 128 kişinin banka hesaplarına Hazine ve Maliye Bakanlığının vergi daireleri ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından “bloke” konulduğunu öğrendim.

    Bazı bankalar Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerinin yaptığı bu uygulamaları hesap sahiplerine SMS ya da mail göndererek duyuruyorlar.

    Bazı bankalar ise hesap sahiplerine hiç bilgi göndermiyorlar.

    Vergi daireleri de hesaplarını bloke ettikleri vatandaşlara hiçbir mesaj göndererek bilgi vermiyorlar.

    Banka hesapları bloke edilen vatandaşlar, bankamatiklerden ya da şubelerden para çekme işlemleri veya havale, EFT gibi bankacılık işlemlerini cep telefonlarından ya da internet bankacılığından yapmaya çalıştıklarında hesaplarını kullanamıyorlar.

    Bankaların müşteri hizmetlerini arayan vatandaşlara, “Telefon ile bilgi veremeyiz şubeniz ile temasa geçin neden ‘bloke’ konulduğunu şubenizden bizzat giderek öğrenebilirsiniz” deniyor.

    Uzmanlardan aldığım bilgiye göre, elektronik “e-kısıt” işlemi ile vatandaşın banka hesaplarına devlete olan şu borçları için “bloke” uygulaması yapılıyor.

    · Trafik Para Cezaları,

    · Askerlik, Seçim, Nüfus Para Cezaları,

    · Karayolu Taşıma Kanununa göre kesilen para cezaları,

    · Motorlu Taşıtlar Vergisi,

    · RTÜK idari para cezaları,

    · Karayollarından usulsüz geçişler nedeniyle kesilen para cezaları,

    · Öğrencilerin, Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) olan ve vergi dairelerine intikal eden katkı kredisi ve öğrenim kredisi borçları,

    · Ecrimisil borçları,

    · Taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payları,

    · Gümrük vergileri ve idari para cezaları ile gecikme faizi ve gecikme zamları,

    · Sigorta primleri, topluluk sigortası primleri, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi, idari para cezaları ve bu alacaklara ilişkin her türlü gecikme zammı ve gecikme cezaları,

    · Mahkeme cezaları ve yargı harç borçları,

    · Tüm vergi borçları…

    Vatandaşlar, vergi dairelerinin “e-kısıt” ya da “e-haciz” koyması nedeniyle banka hesapları “bloke” edilince; para çekemiyorlar, yurt içi ya da yurt dışı hesaplara havale, EFT gibi bankacılık işlemleri yapamıyorlar.

    Mükellefler haciz ile karşılaştıklarında hangi sorunlarla karşılaştıklarını açıkça söylemek gerekirse;

    – Elektrik, su, doğalgaz gibi konutlarının borçlarını ödeyemiyorlar,

    – Kiralarını ödeyemiyorlar,

    – Kredi kartlarının borçlarını ödeyemiyorlar ve kartları da kullanıma kapanıyor,

    – Araçlarına yakıt alamıyorlar,

    – Toplu taşıt kartlarına dolum yapamıyorlar,

    – Çek ve senet borçlarını ödeyemiyorlar,

    – Okul taksitlerini, servis ücreti paralarını yatırmıyorlar,

    – Çalışanlar maaşlarını kullanamıyorlar.

    Sonuç olarak “e-haciz” uygulaması ile vatandaşın banka hesaplarına “bloke” konuluyor.

    Yaşama hakları da “bloke” ediliyor.

    Ama merak etmeyin VERGİ MÜKELLEFİ SAVUNUCULARI DERNEĞİ olarak mükellefin her zaman yanındayız. Hemen Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

    0262 606 05 41

    Vergi Dairesi Tarafından Mükellefin Bilgisi ve Rızası Dışında Mükellefin Vergi Borcuna Para Yatırılması Zamanaşımını Keser mi?

    Özel hukukta hakkı kaybettiren haller arasında sayılan zamanaşımı, bir alacağın doğumunu takip eden ve kanunla belirlenmiş süre içerisinde alacaklının alacağını istememesi ya da alacağını tahsil etmek için borçluyu dava etmemesi nedeniyle alacağını isteme hakkının ve dava açma hakkının ortadan kalkması şeklinde tanımlanmaktadır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı alacağı ortadan kaldırmamakta ancak alacağı isteme ve/veya dava etme yolunu kapatmaktadır. Zamanaşımı, kanunda belirlenmiş bir sürenin geçmesi ile bir hakkın kazanılması ya da kaybedilmesi şeklinde de tanımlanabilmektedir. Kanun’da belirtilen sürenin sona ermesiyle borçlu açısından borç ortadan kalkmamakta, borçlu borcunu isteyerek ödediği takdirde ödeme kabul edilmektedir. Diğer bir ifade ile zamanaşımı alacaklının söz konusu alacağı isteme hakkını veya dava açma hakkını ortadan kaldırmakta ancak zamanaşımına uğrayan borcun borçlu tarafından, alacaklısına bilerek ya da bilmeyerek ödenmesi geçerli bir ödeme olarak kabul edilmektedir.

    Vergi hukukunda zamanaşımı, vergi idaresinin vergi alacağını tahakkuk ettirme ve tahsil etme yetkilerini ortadan kaldıran bir nedendir. Vergi hukuku açısından bakıldığında alacaklı kamu idaresi, zamanaşımına uğramış kamu alacağı için ödeme emri düzenleyemez, haciz veya diğer cebri takip işlemlerini yapamaz. Vergi hukukunda zamanaşımı, vergi alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaktadır. Yükümlü tarafından ileri sürülmese bile zamanaşımının vergi idaresi ve yargı makamlarınca re’sen dikkate alınması gerekmektedir. Zamanaşımı süreleri vergi alacağının doğduğu tarihten itibaren değil, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından itibaren başlamaktadır. Zamanaşımı süreleri kesindir. Vergi hukukunda yer alan zamanaşımı süreleri tarafların iradeleri ile değiştirilemez. İdare de tek taraflı olarak zamanaşımı sürelerini uzatamaz. Vergi kanunlarında açık olarak gösterilmek suretiyle, zamanaşımı süreleri durabilir ve kesilebilir. Bu çerçevede, tarh zamanaşımı süresinde durma, ceza ve tahsil zamanaşımı sürelerinde ise hem durma hem de kesilme nedenleri hükme bağlanmıştır.

    Vergi hukukunda zamanaşımı, devlet açısından vergi alacağını ve mükellef bakımından vergi borcunu sona erdiren nedenler arasında sayılmaktadır. Devlete belli süreler geçtikten sonra alacağını isteme yetkisi tanınmamıştır. Bu nedenle alacaklı kamu idaresi yasaların belirlediği süreler içinde vergiyi tahakkuk ettirmediği ya da tahsil etmediği takdirde artık bu işlemleri yapma olanağını ve hakkını kaybeder. Zira vergi dairesinin, vergiyi belirli bir zaman içinde tahakkuk ettirmemesi veya tahsil etmemesi halinde vergi zamanaşımına uğramaktadır. Vergi hukukunda zamanaşımının kabul edilmesindeki başlıca neden, özel hukukta olduğu gibi kamu yararıdır. Devletin vergi alma yetkisinin zamanaşımı süreleri ile sınırlandırılması vergiden doğan hukuki ilişkinin uzun zaman askıda kalmasını önler. Çünkü bu durumda vergi idaresi alacaklarını takip etme konusunda daha dikkatli davranma zorunluluğunu hisseder. Böylece kamu yararı kadar tek tek kişilerin yararı da korunmuş olur.

    Vergi hukukunda vergi idaresinin vergiyi isteme yetkisini sınırlandıran iki temel zamanaşımı müessesesi vardır. Bunlar tarh (tahakkuk) ve tahsil zamanaşımıdır. Tarh (tahakkuk) zamanaşımına ilişkin hükümler 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenmiştir. Tahakkuk zamanaşımı, vergiyi doğuran olayın üzerinden kanunda belirtilen sürenin geçmesine rağmen, verginin tarh edilerek mükellefe tebliğ edilmemesi, bir başka deyişle, tahakkuk ettirilmemesi halinde söz konusu olan zamanaşımı türüdür.Vergi Usul Kanunu, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğrayacağını öngörmektedir. Beş yıllık süre aksine bir hüküm bulunmadıkça Vergi Usul Kanunu’na giren bütün vergiler için geçerlidir.

    Yukarıda belirtildiği gibi vergi hukukunda yer alan iki temel zamanaşımı müessesesinden biri olan tahsil zamanaşımı, vergiler ve diğer bütün kamu alacakları için geçerli olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Mezkur Kanun’un 102. maddesinde “Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar, para cezalarına ait hususi kanunlardaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur. Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.” hükmü yer almaktadır.

    Bilindiği üzere vergiler ve diğer kamu alacaklarının tahsil esasları 6183 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. 6183 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacaklarında zamanaşımı süresi 5 yıldır. 6183 sayılı Kanun, tahsil zamanaşımının başlangıcını kamu alacağının vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılının başı olarak belirlemiştir. Bu Kanuna göre kamu alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. 6183 sayılı Kanun’un 37. maddesinin 3. fıkrasına ve Vergi Usul Kanunu’nun 111. maddesinin 2. fıkrasına göre verginin vadesi, o verginin ödeme süresinin son gününü ifade etmektedir. Vergilerin ödeme süreleri ilgili vergi kanunlarında ayrı ayrı belirlenmiş ve özel durumlar için de ayrı süreler öngörülmüştür. Buna göre zamanaşımı süresi, kamu alacağının vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılı başından başlar, beşinci yılın sonunda; yani o takvim yılının 31 Aralık gününün çalışma saatinin bitiminde sona ermektedir. Örneğin vade tarihi 30.04.2014 olan kurumlar vergisi için tahsil zamanaşımı süresi, 01.01.2015 günü işlemeye başlayacak, tahsil işleminin yapılmaması halinde, söz konusu kurumlar vergisi 31.12.2019 günü bitiminde zamanaşımına uğrayacaktır.

    Özel kanunlarında Tahsili Emval Kanunu’na göre takip edileceği hakkında hüküm bulunan ve sözleşmeye dayanan alacakların zamanaşımı süresinin tespitinde de 6183 sayılı Kanun’un 2 ve 3. maddelerinin amme alacağının kapsamı ve tanımına ait hükümleri dolayısıyla, 5 yıllık sürenin esas alınması gerekmektedir. Ancak özel kanunlarında Tahsili Emval Kanunu’na göre takip edileceği kaydı olmayan sözleşmeden (akitten) doğan alacaklar, esasen 6183 sayılı Kanun kapsamına girmediğinden, bunların zamanaşımı sürelerinin, genel hükümlere göre belirleneceği tabiidir.

    6183 sayılı Kanunun 102-104’üncü maddelerinde düzenlenmiş olan tahsil zamanaşımı, (tahakkuk zaman aşımından farklı olarak) vergi alacakları dahil bütün kamu alacakları için geçerlidir. Yani tahsil zamanaşımı hükümleri; kamu idarelerinin akitten haksız fiil ve iktisaptan doğan alacakları ve Türk Ceza Kanununun para cezaları hariç bütün kamu alacakları için uygulanacaktır. Aynı maddede para cezalarına ait özel kanunlardaki zamanaşımı hükümlerinin saklı olduğu belirtildiğinden Türk Ceza Kanunu’ndaki ve diğer para cezası hükmü taşıyan kanunlarda yer alan para cezalarına zamanaşımı bakımından bu hükmün uygulanmayacağı açıktır.Tahsil zamanaşımı süresi dolduktan sonra alacaklı kamu idaresinin vergi ve diğer kamu alacaklarını tahsil edebilme yetkisi ortadan kalkar. Ancak zamanaşımı süresinin dolmasından sonra mükellefin rızası ile (kendiliğinden) yapacağı ödemeler kabul edilmektedir. Fakat borçlu rızaen yaptığı bu ödemeden sonra borcun zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle ödediğini geri alamamaktadır.

    Zamanaşımının durması (tatili, işlememesi); kanunda sayılan sebeplerden birinin varlığı halinde, zamanaşımı süresinin işlemeye başlamaması ve başlamışsa bu sebep ortadan kalkıncaya kadar durarak devam etmemesi demektir. Zamanaşımını durduran sebebin ortadan kalkmasından itibaren süre durmuş olduğu (kaldığı) yerden itibaren tekrar işlemeye devam eder. Zamanaşımının kesilmesi (kat’ı) ise; kanunda sayılan sebeplerden birinin gerçekleşmesi halinde, zamanaşımı süresinin o ana kadar işlemiş (geçmiş) olan kısmının ortadan kalkması ve sürenin baştan/sıfırdan itibaren yeniden işlemeye başlaması demektir.

    Zamanaşımının durması ile kesilmesi arasında sadece sebepleri bakımından değil, hükümleri bakımından da fark vardır. Zamanaşımın durmasında o ana kadar işlemiş olan süre saklı kalırken; zamanaşımın kesilmesinde işlemiş olan süre tamamen yok olmakta ve süre baştan itibaren yeniden işlemeye başlamaktadır. Görüldüğü üzere, zamanaşımının kesilmesi, zamanaşımının durmasından farklı olarak, kesilme anına kadar işlemiş bulunan sürenin bütün sonuçlarını ortadan kaldırmaktadır. Diğer ifade bir ile zamanaşımın durması halinde, durma tarihine kadar geçen süreler hesaba katılırken; kesilmesinde ise, geçmiş olan sürelerin silinmesi ve zamanaşımı süresinin yeniden işlemeye başlaması zamanaşımının durması ile kesilmesi arasındaki en önemli farkı oluşturmaktadır.

    Tahsil zamanaşımını durduran ve kesen haller 6183 sayılı Kanun’un 103 ve 104. maddelerinde düzenlenmiştir. Öte yandan zamanaşımını durduran ve kesen haller, Kanun metinde tadadi olarak sayıldığından zamanaşımı ancak bu nedenlerin varlığı halinde duracak veya kesilecektir.

    Tahsil zamanaşımını durduran haller mezkur Kanun’un 104. maddesinde üç grupta toplanmıştır ve söz konusu durumların devamı süresince zamanaşımı işlemez. Bunlar;

    – Borçlunun yabancı memlekette bulunması,

    – Borçlunun hileli iflas etmesi,

    – Borçlunun terekesinin tasfiyesi dolayısıyla hakkında takibat yapılmasına imkan bulunmamasıdır. Yukarıdaki nedenlerin ortadan kalkmasıyla birlikte, önceden başlamış olan zamanaşımı, kaldığı yerden işlemeye devam eder.

    Tahsil zamanaşımını kesen nedenlere, 6183 sayılı Kanun’un 103. maddesinde 11 bent halinde yer verilmiştir. Tahsil zamanaşımını kesen nedenler sırasıyla şöyledir:

    – Ödeme,

    – Haciz tatbiki,

    – Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat,

    – Ödeme emri tebliği,

    – Mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi,

    – Yukarıdaki 5 sırada gösterilen muamelelerden herhangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması,

    – İhtilaflı amme alacaklarında kaza mercilerince bozma kararı verilmesi,

    – Amme alacağının teminata bağlanması,

    – Kaza mercilerince icranın tehirine karar verilmesi,

    – İki amme idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı amme idaresi tarafından borçlu amme idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi.

    – (5035 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen bent) (31.12.2003 tarihinden geçerli olmak üzere) Amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması.

    Yukarıda belirtildiği gibi, tahsil zamanaşımını kesen nedenlerden birinin varlığı halinde zaman aşımı, kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından başlayarak yeniden/sıfırdan işlemeye başlar. Önceden işlemiş olan süre göz önünde bulundurulmaz. Zamanaşımının bir bozma kararıyla kesilmesi halinde zamanaşımı başlangıcı yeni vade gününün rastladığı; amme alacağının teminata bağlanması veya icranın kaza mercilerince durdurulması hallerinde zamanaşımı başlangıcı teminatın kalktığı ve durma süresinin sona erdiği tarihin rastladığı; takvim yılını takip eden takvim yılının ilk günüdür.

    6183 sayılı Kanun’un 103. maddesine göre, tahsil zamanaşımını kesen nedenlerden birisi ödemedir. Ödeme, vergi borcunun yükümlü tarafından yasalara uygun biçimde yerine getirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu işlemin alacaklı yönünden ifadesine ise tahsil denilmektedir. Tahsil vergilendirmenin son aşamasıdır; muaccel bir vergi borcu ödenmek suretiyle sona erer.Vergi borcunu (geniş anlamda amme borcunu) sona erdiren en doğal yol ödeme olduğuna göre ödeme gerçekleştiğinde, alacak tahsil zamanaşımına uğramayacaktır.

    Ödeme, 6183 sayılı Kanun’un 40 ve 41. maddelerinde yazılı esaslar dahilinde yapılır. Zira kanuna uygun şekilde yapılan ödeme ancak bu yolla rızaen yapılan tahsil işlemini ifade eder.Ödeme 6183 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca yapılmışsa, bu maddede öngörülen alacaklı tahsil dairesinin yetkili ve sorumlu memurları tarafından kesilecek makbuzun tarihi, ödemenin yapıldığı tarihi göstereceğinden, zamanaşımı o tarihte kesilmiş olur. Şayet ödeme 6183 sayılı Kanun’un 41. maddesinde belirtilen hususi ödeme şekilleri uyarınca yapılmışsa çekin tahsil dairesine veya bankaya verildiği; paranın bankaya veya postaneye yatırıldığı; münakale emri üzerine paranın tahsil dairesi hesabına geçtiği gün ödeme yapılmış sayılacağından zamanaşımı da o gün kesilmiş sayılır.

    6183 sayılı Kanun’un 42/2. maddesine göre, çek veya münakale emrinin herhangi bir sebeple tediye edilmemesi halinde amme alacaklısının borçluya karşı rücu hakkı saklı olduğundan bu hallerde zamanaşımının kesilmesinden söz edilemeyeceği açıktır. Öte yandan bazı amme alacakları hususi kanunlarındaki makbuz verilmesinden başka şekillerde ödenmesi halinde de kanuna uygun ödeme söz konusudur. Örneğin basılı damga vurulması veya istihkaktan kesinti yapılması şekilleri ile yapılan ödemeler zamanaşımını keser (Damga vergisi ve harçlarda olduğu gibi.).

    Ayrıca 6183 sayılı Kanun’un 103. maddesinin birinci bendinde yer alan ve tahsil zamanaşımını kesen bir neden olarak kabul edilecek ödeme, borçlusu tarafından yapılan bir ödemeyi ifade etmektedir. Yoksa cebri icra yoluyla yapılacak ödeme, maddenin üçüncü bendine yani cebren takip ve tahsil çalışmaları sonucu yapılan tahsilatlar bendine girmektedir.

    Tahsil dairesi olarak vergi daireleri, mevcut iş yoğunluğu, teknolojik alt yapı ve personel yetersizliği ve kurumlara arası koordinasyon eksikliği gibi idari nedenlerden dolayı bir kısım vergi borçlarının takibini etkin bir şekilde yapamamaktadır. Kamu alacağının zamanaşımına uğrayarak ortadan kalkmasına neden olacak bu durumu önlemek ve tahsil zamanaşımını kesmek amacıyla uygulamada vergi dairesi çalışanları tarafından mükellefler adına (mükelleflerin ve/veya kanuni temsilcilerinin bilgisi ve rızası dışında) zamanaşımına uğrayacak borçlar için borç tutarının sembolik bir kısmının ödenip ödeme makbuzunun da kişinin dosyasına koyulduğu görülmektedir.

    Vergi dairesi tarafından özellikle zamanaşımının son günlerinde bu yönteme başvurulmasının en önemli nedeni, borçlu mükellefin bilinen adresinin tespit edilememesi veya tahsilat için gerekli her türlü tahkikat ve takibatın zamanında yapılmaması nedeniyle kamu alacağının tahsil edilememiş olmasıdır. Vergi dairelerince sıkça yapılan bu uygulamayla; bir taraftan süresinde tahsil edilemeyen vergi borçlarının zamanaşımı yoluyla kaybedilmesi önlenmek istenmekte, diğer taraftan da bu durumun doğurabileceği hukuki sakıncalarla (zamanaşımından sorumlu tutulmak gibi) karşılaşılmamasına çalışılmaktadır.Bu şekilde vergi dairesi çalışanlarının gerçekleştirdiği sembolik ödemeler, kendi hatalarının vergi mükellefine yansıtılmasından başka bir şey değildir. Burada akla gelen ilk soru, alacaklı vergi dairesinde görevli memurlar tarafından yapılan bu sembolik ödemelerin tahsil zamanaşımını kesip kesmeyeceği hususudur.

    Bilindiği üzere vergi borcunu sona erdiren en doğal neden ödemedir. Vergi Usul Kanunu’nun 23. maddesine göre ödeme, vergi borcunun yükümlü tarafından yasalara uygun biçimde yerine getirilmesidir. Bu bakımdan vergi borcunu sona erdiren ve/veya tahsil zamanaşımını kesen bir neden olarak kabul edilecek ödeme, borçlusu tarafından yapılan bir ödemeyi ifade etmektedir. Tahsil daireleri[30] amme alacağının tahsilinde zamanaşımını resen dikkate almak zorundadırlar. Çünkü zamanaşımına ilişkin hüküm kamu düzeni hükmüdür.

    6183 sayılı Kanun’un 103. maddesinde vergi borcuna ilişkin yapılan ödemenin tahsil zamanaşımını keseceği belirtilmiştir. Ancak bu ödemenin kim tarafından yapılacağı veya borç miktarının ne kadarlık bir kısmı için ödeme yapılması halinde zamanaşımını keseceği hususu herhangi bir hükme bağlanmamıştır. Bununla birlikte ödemenin 6183 sayılı Kanun’un 40 ve 41’inci maddelerinde yazılı esaslar dahilinde yapılacağı açıktır. Zira kanuna uygun şekilde yapılan ödeme, ancak bu yolla rızaen yapılan tahsil işlemine ifade eder.Ödeme 6183 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca yapılmışsa, bu maddede ön görülen alacaklı tahsil dairesinin yetkili memurları tarafından kesilecek makbuzun tarihi, ödemenin yapıldığı tarihi göstereceğinden zamanaşımı o tarih itibariyle kesilmiş olur. Kanun’a uygun olarak yapılan ödemelerin zamanaşımını keseceği açıktır.

    Ancak borçlunun kendi istek ve iradesi ile yapılmayan ödemeleri, kanuna uygun ödeme olarak kabul etmek ve bu nitelikteki ödemelerin kanunun yüklediği misyonu yerine getirdiğini (tahsil zamanaşımını kestiğini) söylemek mümkün değildir. Zamanaşımının kesilmesini sağlamak amacı ile alacaklı tahsil dairesinin görevlilerince yapılan ödemeleri de bu şekilde (yasaya uygun olmayan ödemeler olarak) değerlendirmek gerekir. Zira her şeyden önce bir ödemenin tahsil zamanaşımını kesmesi için söz konusu ödemenin kanuna uygun bir şekilde yapılması gerekmektedir.Bu bakımdan borçlunun bilgisi ve rızası dışında vergi dairesi çalışanları tarafından (muvazaalı olarak) yapılan sembolik ödemelerin tahsil zamanaşımını kesmesi mümkün olmayacaktır.Çünkü Kanun’da yer alan ibare açıktır ve borçlunun kendi isteğiyle ödeme yapması durumunu vurgulamaktadır.

    Öte yandan bu uygulamanın genellikle zamanaşımı süresinin son günlerine doğru yapılması ve yapılan ödemelerin çok cüz’i miktarlarda olması, ödemenin bilinen adresi tespit edilemeyen ve o zamana kadar amme alacağı tahsil edilemeyen mükellefler adına yapılması hayatın doğal akışı çerçevesinde değerlendirildiğinde kabul edilebilir bir durum değildir. Zira bu durum, vergi dairesinin kendi eksiklik ve hatasının vergi mükellefine yansıtılmasından başka bir şey değildir. Vergi dairesi çalışanlarınca böyle bir yola başvurulmasıyla zamanaşımının beş yıl daha uzatılması amaçlanmaktadır. Bu bakımdan vergi idaresi çalışanlarınca işlenen bu fiil, hangi sebeple olursa olsun yasaya karşı muvazaa anlamına gelmekte olup mükellef haklarının çiğnenmesine sebebiyet vermektedir. Ayrıca bu uygulamanın mükellef hukuku, hukuk devleti anlayışı ve hukuk güvenliği ilkeleri açısından da savunulması mümkün değildir.

    Bu uygulama zamanaşımı müessesesinin getiriliş amacına da ters düşmektedir. Çünkü vergi hukukunda zaman aşımı devletle yükümlü arasında var olan borç-alacak ilişkisini ortadan kaldıran bir nedendir. Vergi hukukunda zaman aşımı, alacaklı kamu idaresinin kanunda belirlenmiş süreler içinde vergiyi tarh ve yükümlüye tebliğ etmemesi veya tahsil aşamasına gelmiş vergiyi gerekli işlemleri yaparak yine belirli süreler içinde tahsil etmemesi halinde, bu işlemleri yapma yetkisini ortadan kaldırmaktadır. Vergi hukukunda zamanaşımının kabul edilmesindeki başlıca neden, özel hukukta olduğu gibi kamu yararıdır. Bu bakımdan vergi hukukunda zamanaşımı müessesesinin getirilişin bir takım amaçları bulunmaktadır. Vergi hukukunda zamanaşımı, vergi idaresine etkinlik kazandırmaktadır; vergi idaresinin alacaklarını izleme konusunda daha titiz ve dikkatli olmasını sağlamaktadır; devlet ile yükümlü arasındaki hukuki ilişkinin uzun süre askıda kalmasını önlemektedir; gerektireceği giderler göz önüne alındığında, devletin takip ve tahsili uzun süre gecikmiş vergileri izlemesini önlemektedir; defter ve belgeler zaman içinde yitirmiş olabileceği ve ispat zorlukları doğabileceğinden, yükümlünün ömür boyu defter ve belgeleri saklama külfetini ortadan kaldırmaktadır; yargı organlarının iş yükünü azaltmaktadır.

    Devlet ile yükümlü arasındaki hukuki ilişkinin (vergi ilişkisinin) uzun süre askıda kalması kamu yararına ters düşer. Zamanaşımı vergileme yetkisini belirli bir süre ile sınırlayarak kamu yararının gerçekleşmesini sağlar. Devlet vergiden doğan alacak hakkını belirli bir süre içerisinde kullanmamışsa, bu hakkını daha sonra kullanmak istemesi hem vergi yükümlüsünün hem toplumun çıkarlarına hem de evrensel vergilendirme prensiplerine aykırıdır. Bu nedenle devletin belli süreler geçtikten sonra alacak hakkını kullanmak istemesi vergi hukukunda kabul edilmemiştir. Kaldı ki bu durum zamanaşımı müessesesinin getiriliş amacına ve ruhuna da aykırılık teşkil edecektir.

    Vergi dairesinin bu yola başvurmasının şu sakıncaları olacaktır: Bir kere tahakkuk etmiş ve tahsiline imkan olmayan uzun zamandır takip edilen bir vergiye ait zamanın yeniden uzatılması vergi dairesinin tahsilat oranını düşürmektedir. İkincisi, cebinden para yatırarak zamanaşımı süresini uzatan yetkili kendisinden sonraki süreçte görev alacak yöneticiyi riske atmaktadır. Yani cebinden para yatıran yönetici o dönemlerde zamanaşımı riskinden kurtulmakta ancak sonraki yöneticiler adresi bilinmeyen ve bulunamayan mükellefin dosyasını takipte sıkıntı yaşayacak muhtemelen o da aynı yöntemi deneyecek ve bu süreç uzayıp gidecek ve zamanaşımı süresi bir türlü dolmayacaktır. Ancak hukuk devletinde dolmayan zamanaşımı süresi olmaz. Aksi halde zamanaşımı düzenlemeleri, göstermelik olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Bu tür düzenlemeler, hem mükellefleri ömür boyu tedirgin ettiği gibi, idareyi de rehavete sürükleyici işlev yüklenirler. Bu durumda vergi dairesinin yapacağı işlem şu olmalıdır; madem zamanaşımı kanunda öngörülmüş bir haktır, o halde borçlu olan mükellefin adresi bilinemiyor, mükellefle irtibat kurulamıyor ve tahsilat yapılamıyorsa dosya tekamül ettikten sonra zamanaşımı kaçınılmaz olacaktır. Burada vergi dairesinin dikkat edeceği husus, adres araştırmasını titizlikle yapması, borçlunun mal varlığını Türkiye genelinde araştırması ve dosyayı tekamül ettirmesidir. Böylece devletin alacağı gibi öngörülen ancak tahsil imkanı olmayan vergi ortadan kalkmış olacak hem de vergi dairesi sürüncemede olan bir dosyadan kurtulmuş olacaktır.

    Vergi hukukunda zamanaşımı, vergi idaresinin vergi alacağını tahakkuk ettirme ve tahsil etme yetkilerini ortadan kaldıran bir neden olduğundan alacaklı kamu idaresi, zamanaşımına uğramış kamu alacağı için ödeme emri düzenleyemez, haciz veya diğer cebri takip işlemlerini yapamaz. Vergi daireleri tarafından zamanaşımına uğramış bir kamu alacağının terkin edilerek kayıtlardan çıkarılması gerekmektedir. A Seri 1 Sıra No.lu Tahsilat Genel Tebliği’nin üçüncü kısmının birinci bölümünde, zamanaşımına uğramış amme alacaklarının terkin işlemlerinin alacaklı amme idarelerince, tayin edilmiş mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı belirtilerek, bu mevzuat hükümleri belirtilmiştir. Tebliğ’in anılan kısmında da işaret edildiği üzere terkini gereken vergiler ile tahsili zamanaşımına uğrayan Hazine alacaklarının kanunlar gereğince terkin edilmesiyle ilgili işlemlerin yerine getirilmesi görevi Gelir İdaresi Başkanlığı’na verilmiştir.

    5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na dayanılarak hazırlanan ve yayımlanan Merkezi Yönetim Muhasebe Yönetmeliği’nin 510. maddesine göre bir mali yılın başından sonuna kadar yapılan zamanaşımı nedeniyle terkin işlemlerinin Yönetmelik eki “Bütçe Gelirleri Tahakkuk Artıklarından Zamanaşımına Uğramış Olanlara İlişkin Ayrıntı Cetveline” mükellefler ve gelir çeşitlerine göre ayrıntılı olarak kaydedilerek, mahsup dönemi sonu itibarıyla görev başında bulunan muhasebe yetkilisi (vergi dairesi için vergi dairesi müdürü) tarafından yönetim dönemi hesabı adı altında oluşturulacak bir dosya ile en geç mahsup dönemini izleyen bir ay içerisinde Sayıştay Başkanlığı’na gönderilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan söz konusu cetvelin, tahsil daireleri tarafından gerekli terkin iznini almak için de ayrıca Gelir İdaresi Başkanlığı’na gönderilmesi icap etmektedir.

    Zamanaşımına uğramış alacaklarla ilgili ayrıntılı diğer işlemler Otomasyonlu Vergi Daireleri İşlem Yönergesi’nin 131. maddesinde açıklanmış olmakla birlikte temel olarak vergi daireleri tarafından zamanaşımına uğramış bir kamu alacağının terkin edilerek kayıtlardan çıkarılması gerekmektedir. Kanunen yapılan bu terkin sonrasında söz konusu kamu alacağı, devlet alacaklarından çıkarılmış olmaktadır. Devlet varlığından bir kayıp olması nedeniyle kamu alacaklarından zamanaşımına uğramış olanlar bütçe denetimine ve Sayıştay’ın görev alan girmektedir.

    İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

     

    Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

    Mükellef Kriz Hattını arayabilirsiniz.

     0262 606 05 41

     

    Ödeme Emri ve Yürütmenin Durdurulması İstemi Sonuçları

    Anımsanacağı üzere,ödeme emrine karşı açılan vergi iptal davalarında mahkemelerce yürütmenin durdurulmasına hükmedilmesi halinde ve söz konusu mahkeme kararı uyarınca yürütmesi durdurulmuş olan ödeme emrinin tesis edildiği tarihten sonra bu ödeme emrine bağlı olarak yapılan işlemlerin tamamının geri alınması gerektiğinden ilgili mükellef hakkında uygulanan hacizlerin iptali ve tahsil edilen vergilerin mükellefe iadesi zorunludur.

    Uygulamada, amme borçlusu mükellefler tarafından haciz ya da ihtiyati haciz işlemlerine karşı açılmış bir dava olmamakla beraber, hacze dayanak teşkil eden ödeme emirlerine karşı açılmış iptal davalarına istinaden ilk derece vergi mahkemeleri de dahil olmak üzere yargı merciileri tarafından yürütmenin durdurulması kararı verilmesi durumunda mükelleflerin ödedikleri paraların kendilerine red ve iadesi gerekecektir.[1]

    Maliye bakanlığı tarafından yayımlanan konuyla ilgili bir yazı da ödeme emrine karşı açılan ve YD talebi kabul edilen kararlara göre yapılacak işlemler şöyle özetlenmiştir:

    1- Anayasanın 138. Md hükmüne göre mahkeme kararlarına idareler başta olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlar uymak zorundadırlar.

    2- Bütün kurum ve kuruluşlar mahkeme kararlarını 30 gün içerisinde infaz etmek ve kararın gereğini yerine getirmek zorundadır.

    3- Yürütmenin durdurulması ile ilgili olarak 2577 sayılı İYUK’nun md.28/1 hükmüne istinaden; mahkeme kararlarının gerekleri idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde karar doğrultusunda işlem tesis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

    4- Yürütmenin durdurulması kararlarının işlemi başından itibaren askıya alan bir yargı kararı olması ve Anayasanın 138. Maddesinin son fıkrası uyarınca idareyi bağlaması, yürütmenin durdurulması kararının uygulanması bakımından kararın gereklerine göre yürütülmesi durdurulmuş olan işlemlerin tesis edildiği tarihten , bu kararın alınma tarihine kadar doğan tüm etki ve sonuçların idarece giderilmesi gerekmektedir.

    5- Sonuç olarak, ödeme emrine karşı açılan davalarda YD şeklinde hüküm kurulması halinde söz konusu mahkeme kararı uyarınca yürütmesi durmuş olan ödeme emrinin tesis edildiği tarihten sonra bu ödeme emrine bağlı olarak yapılan işlemlerin tümünün geri alması gerekecektir. Bu bağlamda, ilgili mükellef hakkında yürütülmüş olan hacizlerin kaldırılması ve söz konusu hacizler sonucunda tahsil edilen tutarların mükellefe red ve iadesi, bu borçlarından başka vadesi geçmiş borcunun bulunmaması halinde ise yine iade edilmesi gerekecektir.

    6- Öte yandan ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine tahakkuk eden vergiler ödenerek dava konusu edilebilir. Bu gibi durumlarda da ihtirazi kayıtla verilen beyan üzerine dava açılarak yürütmenin durdurulması talep edilmiş ise; ödeme daha evvel yapılmış olduğu için yatırılan para YD kararı gereğince geri alınır.

    7- Maliye Bakanlığı tarafından bütün vergi dairelerine yollanan işbu 16.7.2014 gün ve 75000 sayılı yazı gereğince benzeri hadiselere uygulanmak üzere bakanlık bu açıklamayı yapmış bulunmaktadır.

    8- Doğal olarak hukuk devleti anlayışı idarelerin ve bireylerin yargı kararlarına uyma ve kararların gereklerini yerine getirme görevi bütün kamu kurumlarına aittir.

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

    Vergi Dairesinden Mükellefe Tebliğ Edilen Ödeme Emri

    Mükelleflere tebliğ edilen vergi ve ceza ihbarnameleri ve ödeme emirleri üzerinde bireyleri aydınlatıcı sade, açıklayıcı vergisel bilgilere yer verilmesi zorunludur. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın uzun yıllardır mükellef odaklı hizmetleri giderek artmaktadır.(1) Ancak belli dönemlerde yapılan bazı yasal düzenlemeler sonucunda vergi ceza ihbarnameleri üzerinde mükelleflerin anlayabileceği dilde açıklamalar ve yasal düzenlemeler sonucunda bilgi güncellemesi yapılması zorunlu hale gelmektedir.

    Gelir İdaresi Başkanlığı, Mükellef Hizmetleri Grup Başkanlığı gelir idaresinin resmî internet sitesine son yıllarda çok doyurucu bilgiler, beyanname düzenleme kılavuzları ve vergisel konularda açıklayıcı bilgi notlarına yer verilmektedir. Diğer taraftan, VİMER kanalı ile de pek çok aydınlatıcı bilgi kamuoyu ile paylaşılmaktadır.

    Pek çok batı ülkelerinde olduğu gibi, Gelir İdaresi Başkanlığı ‘nın gerek bireysel mükellefleri ve gerekse kurumsal mükellefleri müşteri olarak kabul etmesi ve bunun sonucunda da yüksek düzeyde kaliteli hizmetler sunması gereği giderek artmaktadır.

    Vergi ve ceza ihbarnamelerinin zaman zaman Gelir İdaresi tarafından güncellenmesi ve üzerinde gerekli değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Örneğin; malî tatil düzenlemeleri, adlî tatil düzenlemeleri, vs. durumlarda idarenin ihbarnamenin görünür bir bölümüne bu konularda doyurucu açıklamalara yer vermesi zorunludur. Hatta Gelir İdaresi ‘nin resmi internet sitesinde, malî tatil, adlî tatil konularında özellikle süreler açısından bireyleri, mükellefleri ve diğer ilgili kurumları sürekli bilgilendirmesi zorunludur.

    Mevcut vergi ve ceza ihbarnamelerinin arka kısmında malî tatil ve adlî tatil ile bilgilerin yeniden güncellenmesi zorunlu hale gelmiştir. Örneğin; DMO Basım İşl. Md. 2013 – Örnek Form : 9608- f üzerinde ve arka kısmında adlî tatil ile ilgili hatırlatmalar bölümünde, adlî tatilin (çalışmaya ara verme) 1 Ağustos – 4 Eylül olarak yer verildiği görülmektedir. Oysa ki, bu tarihler yapılan yasal düzenlemeler sonucunda 20 Temmuz ila 31 Ağustos olarak yeniden düzenlendiği bilinmektedir (2577 sayılı İYUK md. 7, 8, 61 ve 2575 sayılı D.K. md. 86).

    Diğer taraftan, vergi ve ceza ihbarnameleri üzerinde veya arka kısmında malî tatil hatırlatmaları ile ilgili bir açıklamanın da bulunması gerektiği bilinmektedir. Örneğin; her yıl 1 Temmuz ila 20 Temmuz tarihleri arasında malî tatil ilan edilmektedir. Malî tatil de her türlü vergisel süreler, 20 Temmuz ‘dan sonra + (7) gün daha uzamaktadır. Malî tatilde diğer vergisel ödevler, beyanlar, bildirimler, ödemeler otomatik olarak uzamaktadır. İhbarnameler üzerinde bu konuda bir açıklama bulunmamaktadır. Keza, Maliye Bakanlığı ‘nın resmi internet sitesinde de bu konuda da ilan veya duyuru görülmemektedir.Bilindiği gibi, 5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun 28/3/2007 gün ve 26476 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 5604 sayılı yasanın 1. yılı geçen yıl uygulanmış ve bu tatil her sene 1 ila 20 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilmektedir. Mali tatili düzenleyen yasaya göre, tatil kapsamına bazı vergi ve sosyal güvenlik işlemleri ile ilgili yasal ve idari düzenlemeler girmektedir.(2)

    Sonuç olarak, mükelleflere tebliğ zorunlu olan bir çok belge üzerinde özellikle vergi ve ceza ihbarnameleri, uzlaşma davetiyeleri, ödeme emirleri ve diğer bilgilendirme yazılarında malî tatil – adlî tatil hatırlatmalarına yer verilmesi, Gelir İdaresi ‘nin mükellefleri bilgilendirme bağlamında önemli bir işlevi olacaktır.

    ——————————-
    [1]Bkz. www.gib.gov.tr, VİMER

    [2]5604 sayılı yasa hükümlerine göre mali tatil, gümrük idareleri, il özel idareleri ve belediyeler tarafından tarh ve/veya tahsil edilen vergi, resim ve harçlarla ilgili olarak mali tatil uygulanmaz. Ancak, yine 5604 sayılı kanunun 1. maddesinin 2nolu fıkrasının (b) bendine göre ikmalen, resen veya idarece yapılan tarhiyatlara ilişkin olup, vadesi mali tatile rastlayan vergi, resim ve harçlar ile vergi cezaları ve gecikme faizlerinin ödeme süresi mali tatilin son günü olan 20 temmuzdan itibaren 7 gün uzamış sayılacaktır.

    Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven