fbpx
Pazar, 5 Temmuz, 2020
Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı

Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı

Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı

Türk Vergi Hukukunda sahte belge 01.01.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4369 sayılı kanun ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununa eklenmiş ve ilk olarak bu kanunda tanımlanmıştır. 4369 Sayılı kanun yürürlüğe girmezden önce ise sahte belge ile ilgili tanım 28 Seri Nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde idare tarafından yapılmıştır. Vergi hukuku dünyasında ilk tanım olması bakımından önem arz etmektedir. Tebligin D bölümünde sahte belge ile ilgili olarak “Buna göre, hukuki geçerliliğini sağlayan zorunlu ve yeterli unsurlara sahip olmayan belgeler “sahte belgeler”dir. Bu çerçevede; Bir mal hareketi veya hizmet söz konusu olmadığı halde düzenlenen belgeler, belge düzenleme yetkisi bulunmayanlar tarafından düzenlenen belgeler, başkası adına bastırılıp kullanılan belgeler, sahte belge olarak kabul edilecektir.” şeklinde bahsedilmiştir.

Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı
Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı

4369 sayılı kanun ile değişik 213 sayılı VUK m. 359/ b-1 de “ gerçek bir muamele ve ya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge” denilerek yasa koyucu tarafından tebliğdeki görüş geliştirilerek sahte belgenin tanımı yapılmıştır. Kanun maddesindeki belge kelimesinden Vergi Usul Kanununda belirtilen belgeler anlaşılması gerekmektedir. Öyle ise Vergi Usul Kanununda belirtilen belgelerin gerçek bir olay olmadığı halde varmış gibi düzenlenmesine aracılık etmesi durumunda sahte belge oluşacaktır. Ceza hukukunda Nevzat Toroslu belgeyi “ olayları nakleden veya irade beyanlarını içeren ve bir kimse tarafından oluşturulan her türlü yazılı belge olarak tanımlamak mümkündür.”! şeklinde tanımlamış yine Tezcan/Erdem/Önek “ belge, onu meydana getiren kişinin delil amacıyla belirli bir beyanını içeren yazı parçasıdır.” tanımlamasında bulunmuştur.

Yukarıda da bahsedildiği üzere Vergi Usul Kanunu kapsamında sahte belge oluşumu için belgenin vergisel bir boyutunun olması gerekmektedir. Bu husus, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen sahtecilik suçları ile ayrılan noktadır. Vergi hukuku ile Türk Ceza Kanunu’ndaki sahte belge farkı belgenin vergisel boyutunun olup olmadığı, belgenin vergisel işlem için kullanılıp kullanılmadığı ile yakın ilişki içerisindedir. Vergisel işlem için kullanılan bir belgenin sahteciliği söz konusu ise bu belgenin cezasının yaptırımı 5237 sayılı TCK’nun 204. Maddesi değil 213 sayılı VUK’un 359 uncu maddesindeki yaptırım olacaktır.

Yargıtay tarafından verilen bir kararda

“Sanığın Y…A.Ş.”‘ne düzenlediği 23-27-30/03/2006 tarihli 3 adet faturanın kendisinde kalan karbon nüshalarının yapılan işin cinsi haneleri üzerinde tahrifat yaparak, 25/04/2007 tarihli ihaleye ilişkin dosya arasında Karayolları Genel Müdürlüğü’ne vermekten ibaret eyleminin, herhangi bir suretle vergisel ödev ve işlemlere yönelik olmayıp esasen ihaleye katılma koşul ve yeterliğine uygun hale gelme saikiyle gerçekleştiği, bu itibarla 213 sayılı Kanun’un 359/a-2 maddesinde düzenlenen “’muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme” suçuna ilişkin kastı bulunmayan sanığın fiilinin

5237 sayılı TCK’nın 207.maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik ““ suçunu oluşturabileceği?” ve diğer bir kararda Yargıtay 11. Ceza Dairesi? “ 01.01.1993 tarihinde yürürlüğe giren 4369 Sayılı Kanunla değişik 213 sayılı VUK’nun 359/b-1. maddesine göre, vergi kanunları uyarınca düzenlenmesi gereken belgelerin sahte olarak düzenlenmesi suçun oluşumu için yeterli olup, bu belgelerin vergi yasalarına göre kullanılması ve vergi ziyaı suçun unsuru olmaktan çıkarıldığı cihetle, sanığın 2002 yılında özel gider indirimi veya vergi iadesinde kullanılmak üzere “sahte faturalar düzenlemekten” ibaret eyleminin VUK’nun 359/b-1. maddesine uygun bulunduğu gözetilmeden, suçu nitelemede yanılgı sonucu özel evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi, Yasaya aykırılık oluşturur” şeklinde karar verilmiştir.

Vergi hukukunda sahte belge birçok şekilde oluşabilmektedir. En basit şekliyle sahte belge, taklit şeklinde yani faturanın taklit edilerek oluşmasıyla oluşan maddi sahtecilik şeklinde oluşabilmektedir? Bu durumda faturanın sahte olduğu tartışmaya mahal vermemektedir. Sahte belge de -vergi hukukunda sahte fatura da- özellik arz eden durum ise; tam anlamıyla hukuki kurallara göre düzenlenen faturanın vergi idaresi tarafından yapılan tespitler sonucu sahte fatura olduğuna kanaat getirildiği durumlardır.

Örnek verilecek olursa;

İnşaat, nakliye ve petrol ürünleri ticareti nedeniyle faaliyete başlayan X şirketi hakkında yoklama da bulunan vergi idaresi X şirketinin merkez adresinden başka şube ve deposunun olmadığını, işçi çalıştırmadığını ve X şirketinin 2010 yılı mal alışlarının tamamına yakını kısmını; adresinde bulunamadığı ve adresini terk ettiğine dair 2010 Şubat, Nisan ve Eylül dönemlerinde yapılan yoklamalar sonucuna göre 2010 yılı itibariyle mükellefiyeti re’sen silinen Y şirketinden gerçekleştirdiği, adı geçen şirketin Ocak 2010 döneminde 400.000,00 TL matrah beyan ettiği, takip eden dönemlerde ise her hangi bir beyanda bulunmadığı, yine 2011 yılı alış faturaları içerisinde ise adı geçen şirket dışında adreslerinde bulunamayan A ve Z şirketine ait faturalar da bulunduğu, ödemeleri çek ile yapmış olmasına karşın çek tahsilatlarını bankadan şirket ortağının tahsil ettiği tespitlerinden yola çıkılarak sahte faturadan söz etmek mümkündür.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura

Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura

Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura,

01/01/1957 tarihinde yürürlüğe giren 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 23’üncü maddesinde fatura ile ilgili düzenlemelere rastlanılmaktadır. Yine 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’nda da fatura ile ilgili 21’inci madde yerini almış maddedeki düzenlemeye göre değişikliğe gidilmemiş aynen korunmuştur.

Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura
Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura

Eski Ticaret Kanun’un Fatura ve Teyit Mektubu başlıklı 23’üncü maddesinin karşılığı olan Fatura ve Teyit Mektubu başlıklı 21’inci maddesi,

“Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.

Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.

Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.“ Şeklinde düzenlenmiştir. Madde metnine bakıldığında kanun koyucu tarafından faturanın tanımının yapılmadığı sadece açıklamada bulunulduğu görülmektedir. Esasında gerek eski Türk Ticaret Kanunun gerekse yeni Türk Ticaret Kanunun tüm içeriğine bakıldığında faturanın ne olduğuna dair bir açıklama yapılmamış fatura tanımlanmamıştır.

Türk Ticaret Kanunu’nun

21’inci madde hükmünden faturanın tanımı ile ilgili ipuçları alınmaktadır. Buna göre satılan bir mal veya görülen bir iş karşılığında satın alan veya işi yapılan tarafından ödenen meblağı gösteren, yine satan tacir veya işi yapan kişi tarafından düzenlenen evraktır şeklinde bir tanım yapılabilir. Türk Dil Kurumu’nun yapmış olduğu tanımlamada faturanın; Satılan bir malın cinsini, miktarını ve fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası olduğu belirtilmektedir.

Tüm bu tanımlamalardan sonra fatura kelimesinin hukuk dünyasındaki tanımının ne olduğunu incelediğimizde fatura kelimesinin hukuk düzenindeki tek tanımının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda karşımıza çıktığı görülmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 229’uncu maddesinde, “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Yargı kararları ile faturanın tanımlanmasına bakılacak olursa, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 2001/1 E. 2003/3 K. Ve 27/06/2003 tarihli kararında? “Fatura: Hemen ifade etmek gerekir ki; Türk Ticaret Kanunu’nda fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunun 229uncu maddesinde yer alan tanımlama ise : “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır şeklindedir.

Böylece Fatura;

ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir. “şeklinde tanımlanmıştır. Aynı kararın devamında “ Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu olgusudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

VERGİDE İSPAT VE DELİL

VERGİDE İSPAT VE DELİL

İspat Ve Delil,

213 sayılı Vergi Usul Kanunumuzda ispat ve delil sistemi ile ilgili özel bir hüküm yoktur. Ancak vergilemedeki ispatlamada serbest delil sisteminin geçerli olduğu kabul edilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin madde başlığı ve metni 2365 sayılı Kanunla değiştirilmiş “Vergi Kanunlarının Uygulanması ve İspat” başlığı altında düzenlenmiştir. Değişikliğin sebebi kanunun gerekçesinde “Vergi Hukukunda ispatlamanın maddi ve biçimsel delil anlayışına dayandırılması durumunda vergiyi doğuran olayın gerçek yönünün tespitinin zorlaştığı ve dolayısıyla vergi kanunlarında belirtilen konuların kavranmasında idare ve yargı mercilerinin büyük güçlüklerle karşılaştığı, vergi güvenliği ve adaleti yönünden ortaya çıkan mahsurları gidermek amacıyla Türk Vergi Sistemi’ne serbest delil ilkesinin getirilmesi öngörülmüştür.” şeklinde ifade edilmiştir.

VERGİDE İSPAT VE DELİL
VERGİDE İSPAT VE DELİL

213 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin B bendinde ise “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz. İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu İddia eden tarafa aittir.” denilmiştir.

Dolayısıyla

Türk vergi sisteminde; serbest delil ilkesi benimsenmiştir. Bu ilke ışığında yemin hariç her türlü delil, ispat vasıtası olarak kullanılabilmektedir. Ancak vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık olmayan tanık ifadelerinin delil olarak kullanılamayacağını öngörülmüştür.

Vergiyi doğuran olay ve vergisel işlemlerde ispat şarttır. Vergiyi doğuran olayı tespit etmek, işlemlerin gerçek mahiyetini ortaya koymak için çeşitli yollarla bilgi ve deliller toplanmaktadır. Toplanan deliller olayın ispatı için kullanılan bir araçtır.

Vergi inceleme ve denetim elemanlarınca tanzim edilen vergi inceleme raporlarıyla mükelleflerin vergisel iş ve işlemlerinde, yasaya aykırı durumlar varsa bu durumu ortaya çıkaran (ispat eden) deliller öncelikle mükellefin defter ve belgelerinde tespit edilmeye çalışılır. İnceleme; beyanların ve ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu sağlamak amacıyla mükellefin defter, belgeleri, kayıtları ve envanteri üzerinde yapılan bir araştırmadır.

Aynı şekilde mükellefle ilişkide bulunan diğer mükelleflerin de defter ve belgeleri de karşıt inceleme yapılarak toplanan deliller esas alınarak ilgili yasa hükümlerine aykırılıklar ispat edilmeye çalışılır. İspatlama işlemi genellikle Vergi İnceleme Raporları ve ekli tutanaklarında yapılır.

Bunun dışında Vergi Usul Kanununa göre yapılan usulüne uygun olarak düzenlenmiş yoklama tutanakları delil niteliği taşır. Yoklama, vergi idaresinin mükellefleri ve mükelleflerle ilgili maddi olayları, kayıtları ve konuları saptamaya yönelik araştırma işlemidir. Yoklamalardaki yapılan tespitler somut değerler taşırsa delil olma niteliği de aynı ölçüde artar.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergisel işlemlerde Yargı Denetimi

Vergisel işlemlerde Yargı Denetimi

Vergisel işlemlerde Yargı Denetimi,

İdarenin hukuka uygunluğunu sağlamak için denetim zorunludur. Hukuk Devletinin temelini oluşturan idarenin yargısal denetimi için ülkemizde idari yargı rejimi kabul edilmiştir. Yargı sistemi adli — idari olmak üzere iki şekilde oluşturulmuştur. İdarenin işlem ve eylemleri idari yargının görev alanındadır. İdarenin yaptığı her işlem ve eyleme karşı kişiler idari yargıya başvurarak bu işlemin iptalini ya da eylemden doğan zararın tazmini isteyebilmektedirler.

İdare aleyhine açılacak davalar, bireylere karşı açılacak davaların dışında ayrı bir yargı düzeni içinde çözümlenir. Bir başka ifadeyle idare aleyhine açılacak davalara idare mahkemeleri bakar. Bu tür mahkemelerin oluşturduğu yargı düzenine idari yargı düzeni adı verilmektedir. İdarenin bu şekilde, özel hukuktan ayrı bir hukuka tabi olmasına ve idarenin ayrı mahkemelerde yargılanmasına idari rejim denir.

Kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerinden doğanlar dışında kalan ve kamu hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü, idari yargı organlarınca yerine getirilmektedir. Bu bağlamda idari yargı, kamu idarelerinin idare hukuku kapsamında yapmış olduğu işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıklara bakan, adli yargının dışında, kendine özgü kuralları ve yargılama usulleri olan ayrı bir yargı düzenidir.

Vergisel işlemlerde Yargı Denetimi
Vergisel işlemlerde Yargı Denetimi

Vergi yargısı

idari yargının özel bir ihtisas dalıdır. Vergi yargısı idari yargı yerlerinde yapılır. İdari yargı mercileri ise Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleridir.

Anayasa’nın 125 nci maddesi 4 üncü fıkrasında, “Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez” hükmüne yer verilmiştir. İdarenin yargısal denetimi, hukuka uygunluk denetimiyle sınırlıdır. İdari yargıç, her uyuşmazlıkta hukuka uygunluğunu denetlemektedir.

Anayasamızın 125 nci maddesiyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisini oluşturmaktadır. Bu itibarla kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması, adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur.

Anayasamızın 2 nci maddesinde

Cumhuriyetin niteliklerini sayarken hukuk devleti olma özelliği belirtilmiştir. Hepimizin bildiği üzere hukuk devletinin en önemli özelliği, idarenin her türlü işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık olmasıdır. Dolayısıyla verginin nasıl doğduğu ve mükellefinin kimler olduğu ve vergi alacağının nasıl hesaplanıp alınacağı, kanunlarla düzenlenmiştir.”

Vergisel uyuşmazlıkların yargısal çözümü ile hukuk devletinin gereği olarak bir yandan idarenin hukuka ve Anayasa’ya uygun hareket etmesi sağlanırken, diğer yandan da mükellef, adına ceza kesilen veya hakkında takibat yapılan kişi/kişiler açısından vergilendirmede adalet ve güvenlik sağlamış olmaktadır.Vergisel işlemlerde Yargı Denetimi

Dolayısıyla, İdari Yargı denetiminin kapsamı ve sınırlarının temeli Anayasa’dır 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2 nci maddesinin 2 nci fıkrasında “İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.

İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.” denilmektedir.

Hukukun üstünlüğünü sağlamanın temel şartı, kamu gücünün (idarenin) hukuka uygun hareket etmesi ve faaliyette bulunmasıdır. Bunu gerçekleştirmenin en etkin yolu ise idarenin yargısal denetimidir. İdarenin yargısal denetimi sonucunda verilen kararların uygulayıcısı yine idaredir. Başka bir ifadeyle, yargısal denetimin amacına ulaşması ve hukuka uygunluğun sağlanabilmesi için, idarenin yargı kararlarını uygulaması ve bu doğrultuda faaliyette bulunması halinde mümkündür.

Vergi yargısı organları karar verdikleri sırada, daha çok vergi toplanması şeklinde ortaya çıkan kamu yararı (hazine çıkarı) ile homo economicus eğilimi gereği daha az vergi ödemek isteyen bireyin yararı arasındaki dengeyi hukuki planda kurmak zorundadır.

Türk vergi sisteminde

vergiyi doğuran olay ve hukuki durumlarla ilgili her türlü muamelenin prensip olarak belgeye bağlanması kabul edilmiştir. Belge ve kayıt düzeni adı verilen bu esas, mükellef yönünden; vergi idaresine, ortaklarına, üçüncü kişilere karşı olayları tevsik etmek, vergi idaresi açısından ise; vergi kanunlarının etkin bir biçimde uygulanmasını temin ve mükelleflerin faaliyetlerinin denetlenmesi, incelenmesi ve tespitinin sağlanması açısından önem taşımaktadır.

Usulüne uygun olarak düzenlenen belge ve kayıtlarla tevsik edilen hukuki işlemlerin vergilendirmeye esas alınabilmesi için biçimsel uygunluk yeterli olmayıp, bu hukuki işlemlerin gerçek durumu yansıtıyor olması da gereklidir. Vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin ortaya çıkarılması ise, Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin “İspat” başlıklı B fıkrasında öngörülen ilkelere göre vergi idaresine aittir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinin 2 nci fıkrası gereğince, vergi mahkemeleri, vergi idaresinin görev alanına giren idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunu denetlemekle görevlidirler.

Örneğin;

Mahkemeler İnceleme elemanına ibraz edilmeyerek mahkemeye sunulan defter ve belgeler üzerinde, Vergi idaresi gibi vergi incelemesi ve karşıt inceleme yoluyla defter ve belgelerin gerçek duruma uygunluğuna ilişkin araştırma yoluna gitmeyip, vergi idaresince inceleme yapılmasına imkân tanıyarak inceleme sonucu alındıktan sonra uyuşmazlıkları karara bağlamaktadırlar.

Anayasanın 141 nci maddesinde “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilmektedir. Mahkeme kararlarında gerekçeler yer almaktadır. Gerekçesiz verilen kararlar gerekli şekil şartını taşımamaktadır. Mutlaka kararın neden verildiğine ilişkin bir değerlendirme taşıyan gerekçe olmalıdır.Vergisel işlemlerde Yargı Denetimi

Bazı uyuşmazlıklarda ise iptal kararı, hakkın yerine getirilmesini sağlayamadığı için, iptal hükmü yanında idareye yol gösterici veya idari işlem niteliğinde karar vermek zorunlu olmaktadır. Ancak Anayasamızın 125’üncü maddesinin 4 üncü fıkrasına göre Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

İdarenin tesis ettiği idari işlem, tesis edildikleri tarihteki hukuki duruma göre uygunluk açısından iptal davaları ile denetlenmektedir. Verilen iptal kararı ile iptali istenen işlem ilk tesis edildiği andan itibaren ortadan kalkar.

İptal kararları, idari işlemden önceki hukuki durumun, idari işlem hiç yapılmamış gibi bütün unsurlarıyla birlikte geri gelmesi sonucunu doğurur.

İdari yargının

önemli bir kurumu ise yürütmenin durdurulmasıdır. Anayasamızın 125 nci maddesinin 5 inci fıkrasındaki düzenlemeye göre İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulması karar verilebilir.

İdari yargıda dava açılması işlemin yürütmesini kendiliğinden durdurmaz. İlk olarak davacının bu yönde bir talebinin bulunması ve yukarıda belirtilen iki şartın mevcut olması gerekmektedir. Yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlar ise idari işlemi değil, idari işlemin yürütülebilirliğini ortadan kaldıran bir nitelik taşır.

Şöyle ki 2577 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin 3 ncü fıkrasında “Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur.” hükmüne yer verilmiştir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergilendirme İşlemlerinde Düzeltme

Vergilendirme İşlemlerinde Düzeltme

Düzeltme

Vergilendirme İşlemlerinde Düzeltme, vergilendirme işlemlerinde yapılan hataların ortadan kaldırılmasına yönelik yargıya gitmeden önce idari aşamada çözüm için yapılan bir işlemdir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Düzeltme Yetkisi ve Reddiyat” başlıklı 120 nci maddesinde Vergi hatalarının düzeltilmesine, ilgili vergi dairesi müdürünün karar vereceği belirtilmiştir. Ayrıca aynı maddenin son fıkrasında “Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı vergi dairesinin görev ve yetkilerini haiz olarak faaliyete geçen vergi dairesi başkanlıklarında düzeltme yetkisi vergi dairesi başkanına ait olup, başkan bu yetkisini ilgili grup müdürlerine ve/veya müdürlere devredebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Vergilendirme İşlemlerinde Düzeltme
Vergilendirme İşlemlerinde Düzeltme

Anılan maddeye istinaden; yapılan vergi hatalarının düzeltme fişine dayanılarak düzeltilebileceği, hatanın mükellef aleyhine yapılmış olması halinde ise fazla verginin aynı fişe dayanılarak terkin edileceği ve tahsil edilmiş bir vergi varsa bunun da mükellefe iade edileceği açıklanmıştır.

Aynı kanunun 122 nci maddesine göre mükellefler, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilirler.

Bunların posta ile taahhütlü olarak gönderilmesi caizdir.

I- Düzeltme Talebi

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 116 ncı maddesinde vergi hatasının; vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması olduğu belirtilerek, 117 nci maddesinde; hesap hataları, 118 nci maddesinde ise vergilendirme hataları kapsamına giren hususlar sayılmış, aynı kanunun 122 nci maddesinde mükelleflerin, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden isteyebilecekleri, 124 ncü maddesinde de; vergi mahkemelerinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların, şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilecekleri belirtilmiştir. Vergi Usul Kanununun 116-126 ncı madde başlıkları aşağıdaki şekildedir.

116-Vergi Hataları

117-Hesap Hataları

118-Vergilendirme Hataları

119-Hataların Meydana Çıkarılması

120-Düzeltme Yetkisi ve Reddiyat

121-Re’sen Düzeltme

122-Düzeltme Talebi

123-Düzeltme Talebinin İncelenmesi

124-Şikayet Yolu ile Müracaat

125-Düzeltmenin Şümulü

126-Düzeltmede Zamanaşımı

2- Düzeltme dilekçesi (WK Md.122)

3- Şikayet yoluyla düzeltme dilekçesi (WK.Md.124)

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Mükellefin Elkonulmuş Defter ve Belgeleri Üzerinde İnceleme Yapmak

Mükellefin Elkonulmuş Defter ve Belgeleri Üzerinde İnceleme Yapma Hakkı

Mükellefin Elkonulmuş Defter ve Belgeleri Üzerinde İnceleme Yapmak

Mükellefin vergi incelemesine yetkili olanlarca elkonulmuş olan ve onların denetim ve gözetimi altında bulunan defter, belge ve diğer vesikalar ile eşyaları üzerinde inceleme yapmak, bunlardan örnekler almak, kayıtlar çıkarmak hakkı bulunmaktadır. Nitekim, mükellefin vergi ilişkisiyle birlikte defter, kayıt ve belgelerini diğer hukuk alanlarında da kullanması söz konusudur.

Ayrıca, defter ve vesikaların muhafaza altına alınmış olması, süresi gelen vergi beyannamelerinin verilmesi ödevini kaldırmaz. Mükellef beyannamesini tanzim için gerekli bilgileri defter ve vesikalardan çıkarabilir.Bu konuda mükellefin ilgili memura yazılı olarak talebini iletmesi gerekir. Mükellefin bu husustaki yazılı isteği yetkililerce derhal yerine getirilir.

Mükellefin,  ilgili memurun katılımıyla, bu defter ve belgeler üzerinde incelemeler yapmaya ve bunlardan suret ve kayıtlar çıkarmaya hakkı bulunmaktadır. Mükellef beyannamesini tanzim için gerekli bilgileri defter ve belgelerinden çıkarabilir. Ayrıca, defter ve vesikaların muhafaza altına alındığı tarihten vergi beyannamesinin verileceği tarihe kadar olan süre bir aydan az ise beyanname verme süresi kendiliğinden bir ay uzar ve ek süre bu müddetin sonundan başlar. Örnek olarak, gelir vergisi mükellefi olan mükellef A’nın 2010 yılına ilişkin defter ve belgelerinin 13 Mart 2011 tarihinde muhafaza altına alınması durumunda, mükellefin 2010 yılına ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamesini vermesi için elkonulma tarihi itibariyle bir aydan az süre kaldığından beyanname verme süresi kendiliğinden 1 ay uzayacaktır. Dolayısıyla, mükellef A’nın 2010 yılına ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamesini verme süresi 25 Nisan 2011 tarihine kadar uzayacaktır. Bu kapsamda VUK’un 13. maddesinin 1 — 3. fıkralarıyla 17. maddesi hükümleri saklıdır.

Mükellefin Elkonulmuş Defter ve Belgeleri Üzerinde İnceleme Yapmak
Mükellefin Elkonulmuş Defter ve Belgeleri Üzerinde İnceleme Yapmak

Bu noktada,

VUK gereğince yapılması gereken ancak arama neticesinde bulunan defter ve vesikaların muhafaza altına alınması sebebiyle yapılamayan kayıtlar defterlerin mükellefe geri verilmesinden sonra idare ile mükellef arasında kararlaştırılan münasip bir süre içinde ikmal edilir. Bu süre bir aydan az olamaz.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

mükellefin bilgi alma hakkı

Mükellefin Bilgi Alma Hakkı

1. Mükellefin Bilgi Alma Hakkı

Mükellefin Bilgi Alma Hakkı, Vergi incelemesi için gelen görevlilerin yetkili olduğunu anlayabilmesi açısından mükellefin kendisini incelemeyen personelden kim olduklarını ve yetkilerini tanımlayan bir kimlik göstermesini talep etme hakkı bulunmaktadır. Vergi inceleme elemanı açısından bu tanıtım aşaması VUK’un 136. maddesinde işe başlamadan önce gerçekleştirilmesi gereken bir usul kuralı olarak tanımlanmıştır.

Ayrıca, ilgilisi bakımından tarhiyat ve ceza kesme işlemlerine dönüşerek temel hak ve özgürlüklerini de etkileyen yükümlendirici sonuçlar doğuran vergi incelemesinin muhatabına işlemin gerçekleştirilmesi aşamasında gerek işlemin nedenleri gerekse sonuçları ile bu işleme karşı hukuki korunma yolları konusunda bilgi verilmesi idare açısından bir gereklilik mükellef açısından ise bir haktır.

mükellefin bilgi alma hakkı
mükellefin bilgi alma hakkı

Bu konuya ilişkin olarak Anayasa’nın “temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinde kısmen koruyucu bir hükme yer verilerek; devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu düzenlenmiştir.

Sonuçları itibariyle, vergi incelemesinin tarhiyat ya da ceza kesme işlemine dönüşmesi sırasında kullanılan ve mükellefe tebliğ edilen tarh/ceza ihbarnamesinde de mükellefin dava açma hakkına ilişkin bilgilere yer verilmektedir. Bununla birlikte, mükellefin işlem sonrasında bilgilendirmesi kadar ve belki bundan da önemli bir aşama olarak işlem öncesinde ve işlem sırasında bilgilendirilmesi de önem arz etmektedir.

Bu konuda,

mükellefin vergi inceleme elemanından, incelemenin konusunun, hangi vergi bakımından ve hangi hesap dönemlerine ilişkin olarak yapıldığının belirtilmesini isteme hakkı bulunmaktadır. VUK’un incelemede uyulacak esasları düzenleyen 140. maddesi uyarınca incelemeyi yürüten inceleme elemanının incelemeye tabi olana, bunun konusunu işe başlamadan önce açık olarak izah etmesi öngörülmüştür.

Bunun dışında mükellefin vergi incelemesinin her safhasında inceleme süreci hakkında inceleme elemanından bilgi isteme ve alma hakkı bulunmaktadır.

Bu konuda 2006 yılının Mart ayında Gelir İdaresi Başkanlığınca “Türk Gelir İdaresinin mükellef odaklı, kaliteli hizmet sunma anlayışı içerisinde, saygılı ve dürüst olma temel ilkesiyle çalışmaya, vergi ödemenin sadece bir yükümlülük değil vatandaş olma ve sorgulama hakkı olduğu bilinciyle kendisinden hizmet alan herkesi memnun etmeye ve sorunları çözmeye olan bağlılığını onayla”mak üzere kamuoyuna duyurulan mükellef hakları bildirgesi” kapsamında da GİB’in işlemleri sırasında açık, güvenilir, zamanında ve yeterli bilgi ile hizmet vereceği belirtilmiştir. Bildirgenin vergi incelemelerine ilişkin kısmında ise vergi incelemelerinde kanunların doğru, tarafsız ve tutarlı bir şekilde uygulanacağı ve her aşamasında mükellefin bilgilendirileceği taahhüt edilmiştir.

2. Mükellefin İncelemenin İşyerinde Yapılması

Vergi incelemesi VUK’un 139.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

vergi inceleme süreci

Vergi İnceleme Süreci

Vergi İnceleme Süreci;

ülkemizde, vergi denetimi ve inceleme sürecine yönelik usul ve esaslar VUK’un ilk kitabını teşkil eden vergilendirmenin “yoklama ve inceleme” başlıklı 7. kısmında düzenlenmiştir. Bu çerçevede, vergi denetiminin temel araçları olarak sırasıyla “yoklama” (md.127-133), “vergi incelemesi” (md.134-141), “arama” (md.142-147) ve “bilgi toplama” (md.148-152) müesseselerine ayrı bölümler halinde yer verilmiştir.

Vergi İnceleme Süreci
Vergi İnceleme Süreci

Vergi incelemesine yönelik usul ve esasların yer aldığı ikinci bölümde, 6009 sayılı Kanun’la I Ocak 2011 tarihinde yürürlüğe girmek üzere önemli düzenlemeler yapılmıştır. Vergi incelemesinde geçerli olan usul ve esasların günün koşullarına ve mevcut ihtiyaçlara göre güncellenmesini ve bunların belirli bir standarda yükseltilmesini hedefleyen yeni hükümler gerek idarenin etkinliği ve verimliliği gerekse mükellef hukukuna katkı açısından vergi inceleme sürecine önemli unsurlar kazandırmıştır.VERGİ İNCELEME SÜRECİ

6009 sayılı Kanun’la vergi incelemesi sürecine yönelik yapılan düzenlemeler kapsamında, usul kurallarının geliştirilmesi ve inceleme sürecine bir standart getirilmesi amaçlanmıştır. 6009 sayılı Kanun’la ihdas edilmesi öngörülen Vergi İnceleme ve Denetim Koordinasyon Kurulu kanalıyla incelemelerin planlanması sürecinden gerçekleştirilmesi ve tamamlanma aşamalarına kadar belirli bir organizasyon ve standart içinde yürütülmesi hedeflenmiştir.

Bu bağlamda,

Vergi İnceleme ve Denetim Koordinasyon Kurulu’nun vergi inceleme ve denetimleri ile raporlamaya ilişkin standart, ilke, yöntem ve teknikleri geliştirmesi, inceleme ve denetim rehberleri hazırlaması, vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların uyacakları etik kuralları belirlemesi, vergi inceleme birimleri arasında koordinasyonu, bilgi akışını ve uygulama birliğini temin etmesi, vergi inceleme ve denetim birimlerinin uygulayacağı yıllık vergi inceleme ve denetim planını hazırlaması ve uygulamayı izlemesi öngörülmüştür. Ayrıca, vergi incelemelerinin, vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca, yıllık vergi inceleme ve denetim planına uygun olarak yerine getirileceği hükme bağlanarak usul ve standart birliğinin yıllık plan üzerinden sağlanması hedeflenmiştir.VERGİ İNCELEME SÜRECİ

Bu noktada, her yıl incelemeye tabi tutulacak sektörlerin ve mükelleflerin vergi incelemesi ve denetimine yönelik olarak kurulacak sisteme dayalı olarak yapılan risk analizi kapsamında belirlenip diğer hususlarla birlikte gerekçeli olarak yıllık planda açıklanması öngörülmüştür. Önemli bir adım olarak vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlar tarafından yapılacak tam ve sınırlı vergi incelemelerinin kapsamının, vergi incelemesine tabi tutulma bakımından mükelleflerin kanunda öngörülen belirli kriterlere göre gruplandırılması konusunda ve bu gruplamaya göre vergi incelemesine alınma bakımından asgari süreler getirilmesi konusunda Maliye Bakanlığı’na yetki verilmiştir.VERGİ İNCELEME SÜRECİ

6009 sayılı Kanun’la

vergi incelemesine başlanıldığı hususunun bir tutanakla tespit edilerek tutanağın bir örneğinin nezdinde vergi incelemesi yapılana verilmesi kuralı getirilmiştir. Ayrıca, vergi incelemesine başlanıldığı tarihten itibaren, tam inceleme yapılması halinde en fazla bir yıl, sınırlı inceleme yapılması halinde ise en fazla altı ay içinde incelemenin bitirilmesi esası getirilerek incelemeler açısından süre sınırı öngörülmüştür. Vergi incelemesine yetkili olanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere aykırı vergi inceleme raporu düzenleyemeyecekleri açık bir kurala bağlanmıştır.VERGİ İNCELEME SÜRECİ

 Vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından düzenlenen vergi inceleme raporlarının, işleme konulmak üzere ilgili vergi dairesine tevdi edilmesinden önce, rapor değerlendirme komisyonları tarafından vergi kanunları ile bunlara ilişkin kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ, sirküler ve özelgelere uygunluğu yönünden değerlendirilmesi hükmü ihdas edilmiştir. Vergi suçu raporlarının Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi sürecinde bu raporlar açısından rapor değerlendirme komisyonu mütalaası koşulu getirilerek bu aşamanın idari denetim ve gözden geçirmeye tabi tutulması sağlanmıştır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

VUK 367 Md. Hükmü

VUK 367 Md. Hükmüne Göre Vergi Ceza Davası İle İlgili Yazılı İzin Şartı

VUK 367 Md. Hükmü

213 sayılı VUK’nun 367. maddesine göre, bazı kaçakçılık suçlarının cezalandırılmasında usul hükümlerine yer verilmektedir. Madde hükmüne göre, yaptıkları vergi incelemeleri ile ilgili olarak denetim elemanları kaçakçılık veya VUK’nun 359 ve 360. maddelerine göre kaçakçılık veya iştirak suçlarını tespit ettikleri taktirde bu durumu Cumhuriyet Savcılıklarına bildirmek zorundadırlar. Uygulamada bu konuda yerel denetim elemanı tarafından mütalaa alınarak keyfiyetin Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, merkezi denetim elemanları olan maliye müfettişi hesap uzmanı ve gelirler kontrolörleri tarafından savcılığa suç duyurulması için yazılı mütalaa koşulu söz konusu değildir. Merkezi denetim elemanlarının bu tür konularda doğrudan yetkileri bulunmaktadır.

VUK 367 Md. Hükmü
VUK 367 Md. Hükmü

Diğer taraftan, Defterdarlığın veya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın ya da Defterdar veya Vergi Dairesi Başkanı adına imza atmaya yetkili olanlardan mütalaa alınmadan açılan kamu davasına devam edilerek hüküm kurulamaz(1).

213 sayılı VUK’nun 367. maddesine göre,

amme davasının açılmasında ilgili Defterdar veya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın müspet mütalaası alınmadan kamu davası açılamaz. Bu nedenle, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın kuruluşu ile ilgili 5345 sayılı kanunun 33. maddesine göre Vergi Dairesi Başkanı tarafından olur verilmeden kamu davasının açılması mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 33. maddesi uyarınca, Defterdar veya Vergi Dairesi Başkanı adına imza atmaya yetkili olanlardan görüş alınmadan Vergi Dairesi Başkanı adına imza atamayan Denetim Grup Müdürü vekilinin ihbarı üzerine açılan kamu davasına devam ile hüküm kurulması isabetli görülmemiştir.

Öte yandan, bir Yargıtay Ceza Dairesi kararına göre: “Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına, oybirliği ile karar verildi.” Şeklinde karar verilmiş ve olayda mütalaa vermede yetkili olmayan kişinin görüşü ile kamu davasına devam edilerek hüküm kurulması kabul edilmemiştir(2).

Malum olduğu üzere, 213 sayılı VUK’nun 367. maddesi hükmünün uygulanmasında kimi idareler yanlış ve hatalı işlemler yaparak kamu davasın açılmasını isteyebilmektedirler.

Aynı durum mükelleflerin

sahte belge kullanmaları veya düzenlemeleri durumlarında da karşımıza çıkabilmektedir. Uygulamada vergi mükellefleri tarafından sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin “bilerek” kullanıldığı, hangi hallerde bilmeden kullanıldığının tespitinde kimi zaman güçlükler çekilebilmektedir. Bu tespit ilk etapta VUK’nun 367. maddesinde sayılan inceleme elemanlarınca yapılacak ve inceleme elemanları varacakları kanaate göre, konuya ilişkin suç duyurusunda bulunup bulunmamaya karar vereceklerdir. Suç duyurusunda bulunulması halinde konuya ilişkin nihai kararın adli yargı mercilerince verileceği tabidir.

Buna karşılık vergi inceleme elemanlarının suç duyurusunda bulunma konusunda takdir yetkililerinin olmadığı, dolayısıyla da sahte veya muhteviyatı itibariyle belge kullanıldığının tespit edilmesi halinde, bu belgelerin ister bilerek ister bilmeden kullanılsın, suç duyurusunda bulunulmasının zorunlu olduğu yönünde görüşler de mevcuttur(3).

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergide Neler Olacak?

Vergide Neler Olacak?

Vergide Neler Olacak?

Ülkemizde yakın bir dönem içerisinde iki önemli belge yayımlanmıştır. Bunlardan ilki Temmuz ayında yayımlanan “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023)” diğeri ise Eylül ayı sonunda yayımlanan “Yeni Ekonomi Programı (2020-2022)”dır(1). Kalkınma planı önümüzdeki beş yıllık dönemde uygulanacak en üst politikaların belirlendiği bir belgedir. Yeni Ekonomi Programı -bir başka ifadeyle Orta Vadeli Program- ise merkezi yönetim bütçesinin hazırlanma sürecini başlatan bir başka önemli belgedir. Bu Program bilindiği üzere geçtiğimiz yıl da yine aynı adla, yeni ekonomi programı olarak yayımlanmıştı.

Bu çalışmada sözü edilen iki önemli belgede kamu maliyesi içerisinde yer verilen “vergiyle ilgili politika ve tedbirler ile hedefler” üzerinde durulmuştur. Amaç, yapılacağı belirtilen vergi reformunda yer verilen temel hedeflerin belirtilmesi, vergi sisteminde hangi alanlarda düzenlemeler yapılacağının ortaya konulmasıdır. Bu amaçla çalışmada önce Kalkınma Planında daha sonra ise Yeni Ekonomi Programında yer verilen politika ve tedbirler ile hedefler belirtilerek değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Vergide Neler Olacak?
Vergide Neler Olacak?

A- ON BİRİNCİ KALKINMA PLANI VE VERGİ POLİTİKALARI

On Birinci Kalkınma Planının maliye politikasıyla ilgili bölümünde, kamu maliyesine ilişkin temel çerçeve belirtildikten sonra kamu harcamaları ile vergisel alanda uygulanacak politika ve tedbirler ve kamu maliyesine ilişkin hedeflere yer verilmiştir. Planda belirtilen söz konusu hususlardan vergisel alandaki düzenlemeler aşağıda belirtilmiştir.

A- Teşvik, destek ve sosyal yardım uygulamaları gözden geçirilerek etkin olmayan uygulamalar kaldırılacak, Plan öncelikleri çerçevesinde yapısal düzenlemeler yapılacaktır.

– Vergisel teşvikler tüm iktisadi ve sosyal etkileriyle birlikte değerlendirilecek,

vergi harcaması nitelikli düzenlemeler gözden geçirilerek etkin olmayanlar kademeli olarak kaldırılacaktır.

B– Vergilemede gönüllü uyum, öngörülebilirlik ve şeffaflık artırılacak, vergileme hizmetleri etkinleştirilecektir.

– İhtiyaç duyulan vergi istatistiklerinin belirlenmesi ve karşılanmasına yönelik etkin bir mekanizma kurulacak, daha detaylı ve açıklayıcı vergi istatistikleri düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılacaktır.

– Gelir idaresinin kurumsal kapasitesi artırılarak kayıt dışıyla mücadele sürdürülecektir.

– “Vergi Veri Analiz Merkezi” kurulmasına yönelik çalışmalar tamamlanacaktır.

– Mükellef hizmetleri merkezinin etkinleştirilmesi, uygulamaya geçirilen İnteraktif Vergi Dairesi Projesi ile tüm hizmetlerin elektronik ortamda sunulması ve küçük ölçekli mükelleflerin vergi kayıtlarını elektronik ortamda tutması sağlanacaktır.

– e-Fatura, e-Defter uygulamaları sistemsel olarak geliştirilerek sahte belgeyle daha etkin mücadele edilecektir.

– Mükellef hakları yasal alt yapıya kavuşturulacaktır.

CVergi adaletinin güçlendirilmesi, vergi tabanının genişletilmesi ve vergi hasılasının artırılmasını sağlayacak şekilde vergi sisteminde revizyonlar yapılacaktır.

– Gelir ve kurumlar vergilerini tek bir kanunda birleştiren, vergi tabanını genişleten, vergiye uyumu kolaylaştıran, öngörülebilirliği artıran, yatırım ve üretimi destekleyen Gelir Vergisi Kanunu’nun yasalaşması sağlanacaktır.

– Ödeme gücüne göre artan oranda vergilendirmeye yönelik mekanizmalar artırılacaktır.

– Vergiye uyum maliyetlerini azaltan, mükellef haklarına ilişkin kapsamlı düzenlemeler barındıran, uyuşmazlıkların kısa sürede çözülmesini sağlayan ve vergi cezalarının gönüllü uyumu artıracak şekilde caydırıcı bir yapıya kavuşturulduğu yeni bir Vergi Usul Kanunu çıkarılacaktır.

– Kapsam, matrah ve vergi oranlarının yeniden düzenlenmesiyle doğrudan vergilerin, vergi gelirleri içerisindeki payında artış sağlanacaktır.

– Maktu vergiler fiyatlar genel seviyesindeki değişime bağlı olarak artırılacaktır.

– Lüks ve ithal yoğunluğu yüksek ürünlerden, Özel Tüketim Vergisine tabi olmayanlar gözden geçirilerek vergi düzenlemesi yapılacaktır.

– Gayrimenkul sahipliği üzerinden alınan vergiler diğer tasarruf araçlarının vergilendirilmesi dikkate alınmak suretiyle yeniden değerlendirilecektir.

D– Yerel yönetimlerin mali yapılarını güçlendirmek amacıyla öz gelirleri artırılacaktır.

– Belediye Gelirleri Kanunu yeniden düzenlenecektir.

– Gayrimenkullerin vergilendirilmesinde esas alınan alım-satım değerinin belirlenmesi ve beyanına ilişkin yeni bir sistem devreye sokulmak suretiyle vergide adalet pekiştirilecek ve vergileme etkinleştirilecektir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Mükellefi Savunucuları