Tüm Yönleriyle Haciz Uygulama Sürecine Genel Bir Bakış

Giriş

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre Haciz “ Bir alacağın ödenmesi için borçlunun parasına, aylığına veya malına icra dairesi tarafından el konulmasıdır.”  Şeklinde ifade edilmektedir.

Devlet tarafından gerçekleştirilen kamu hizmetlerinin finansmanı kamusal nitelikli alacaklardan karşılanmaktadır. Devlet, kendisinin alacaklı olduğu her türlü vergiyi zamanında ve eksiksiz olarak toplaması tüm kamunun yararınadır. Bu sebepten kamu alacağının özel mahiyetteki alacaklara göre daha hızlı tahsil edilmesinin önemi çok aşikardır. Anayasanın “Vergi Ödevi” başlıklı 73.maddesine göre “ Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi vermekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” Bu yasal güvence ile Devlet, kamu harcama bütçesini oluştururken bu bütçe içine gelir kalemi olarak toplayacağı vergileri koymaktadır. Kamu bütçesinin en önemli kalemi Vergi, resim ve harçlardan meydana gelmektedir. Herkes mali gücü ölçüsünde vergi vermekle yükümlüdür. Devlet ise mali güç ilkesine göre oluşacak vergilerden gelir adaletini sağlamakla yükümlüdür. Vergi adaletinin sağlanması ise etkin bir vergi kontrol-yargı sisteminin oluşturulması sayesinde olur.

Devlet, kendisi ile özel şahıslar veya şirketler ile arasında doğmuş olan bir takım alacaklarını “en başta da vergi alacağı”  olmak üzere takip ve tahsilini bir takım yasal düzenlemelerle yerine getirmektedir. Bu sayede, VUK’nu ve uygulamaları içerisinde yer alan,  6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunu ile (AATUHK), ortaya çıkmış olan vergi borçlarının ödenmesini, vadesi geçmiş borçlar ile ilgili izlenecek yolların belirlenmesini, bu yolların tükenmesi durumunda taşınabilir ve taşınmaz malların cebri-icra yolu ile haczedilerek muhafaza edilmesinin sağlanmasını, daha sonra, bu malların satışının yapılmasının sağlanarak paraya çevrilmesi ile kamu alacağının tahsil edilmesini yasal yollarını hazırlayan kanundur. Özel kişilerin kendi aralarında ihtilaflı olduğu alacak ve borç ilişkilerini ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu düzenlemektedir.

Kamu Alacağının Cebren Tahsilinin Anayasal Dayanağı İle Tanımı ve Şekilleri

Kamu harcamalarının yapılmasının sağlanmasında en önemli gelir kaynağı vergidir. Vergilendirme yetkisi Anayasamızın 73.maddesinde tam ve yalın bir ifade ile tanımlanmıştır. Devlet, ülkesi üzerindeki egemenlik hakkının bir sonucu olarak sahip olduğu fiili ve hukuki gücünü kullanarak vergilendirme yetkisini tesis etmiş olur. Kişilerden toplanan vergiler ile hangi kamu harcamalarının yapılacağı önceden belli olmaz, Devlet, vatandaşından aldığı vergiler ile onun için yapmış olduğu hizmet ve harcama arasında birebir eşitlik kurmaz. Literatüre Adem-i tahsis olarak derç olan bu kurala göre Devlet, yalnızca vergi yükünün tüm topluma adaletli ve dengeli dağıtılmasından sorumludur.

AATUHK’ nun 56. maddesine göre vergi alacakları üç şekilde cebri olarak tahsil edilmektedir;

1- Amme borçlusu tahsil dairesine teminat göstermişse,  teminatın paraya çevrilmesi yahut kefilin takibi.

1- Amme borçlusunun borcuna yetecek miktardaki mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi.

2- Gerekli şartlar bulunduğu takdirde borçlunun iflasının istenmesi.

Haciz yoluyla takipte, borçlunun borcuna yetecek derecede malı haczedip paraya çevrilerek alacak tahsil edilir. Bu durumda bir malın kural olarak haciz edilmiş sayılması için mala fiilen el konulup borçlunun tasarruf sahası dışına çıkarılmış olması gerekmez.[1]

Teminatın Paraya Çevrilmesi veya Kefilin Takibi

AATUHK’ nun 56.maddesine göre, teminata bağlanmış olan kamu alacağı vadesi geldiği halde ödenmemişse borçluya borcunu ödemesi gerektiği ile ilgili 7 günlük süre tanınır. Burada yedi günlük süre verilmesinin amacı, idare lehine bürokratik işlere girilmeden borcun ödenmesinin sağlanması, borçlu lehine de gösterilmiş olan teminat ya da teminatların satılmaması amaçlanmıştır.[2]  Yapılan bu bildirim ödeme emri niteliğinde değildir, idare gönderdiği yazıda yalnızca paranın tahsilini talep etmektedir. Bu ödeme emri talep yazılarına karşı da yargı yolu her zaman açık olup, açılacak dava ödeme emri hükümlerine karşı açılacak davadan farklı olarak Anayasanın 125.maddesi kapsamında İYUK nun genel hükümleri çerçevesince açılmalıdır.

Haciz, 6183 Sayılı AATUK nun 62.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, kamu alacaklarının “Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur” denilerek kamu alacağı bu sayede fiilen ya da kayden güvence altına alınmaktadır. Haczin uygulanması için borçluya mutlaka ödeme emrinin gönderilmesi ve haciz varakasının yetkililer tarafından kurallara göre imza altına alınması şekli şartlarından başında gelmektedir.

İflasın İstenmesi

Cebri icra yoluyla tahsilatın son aşaması da borçlunun iflasının istenmesidir. Özel kanunlarda yer almadığı sürece, gerçek kişilere ait özel ya da kamu borcu için iflas yolu ile kamu borcu tahsiline başvurulmaz. Bu yöntem kural olarak yalnızca tacirlere uygulanabilen bir yoldur.

Ödeme Emrinin Borçluya Tebliği

AATUHK nun 55.maddesine dayanılarak, Kamu alacağının tahsili sürecinin fiili olarak ilk hareket noktası borçluya ödeme emrinin gönderilmesi işidir. Yapılan bu ilk işlem ile birlikte idare işlem zorunluluğunun ilk aşamasını gerçekleştirmiş olur. Ödeme emrinde, kesinleşmiş kamu alacağının aslı ve ferilerinin mahiyeti, miktarları, nereye ödeneceği, zamanında ödenmediği ya da mal bildiriminde bulunulmadığı takdirde borcun cebren tahsil edileceği, borçlunun mal bildiriminde bulunduğu tarihe kadar üç ayı geçmemek üzere hapis ile tazyik olunacağı, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunulduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağı bilgilerine yer verilmesi bu bildirimde yine şekli ve zaruri bir şarttır.

Ödeme Emrine İtiraz

AATUHK nun ödeme emrine karşı borçlunun dava yoluna gitmesini üç ana kurala bağlayarak sınırlandırmıştır. Böyle bir sınırlandırma yapmasının amacı ise amme alacağının uzun bir sürece dayandırılmadan bir an evvel alacaklı kamu idarelerine intikalinin sağlanmak istenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenledir ki; Amme borçlusu böyle bir borcunun bulunmadığını, borcunun bir kısmının ya da tamamının ödenmiş olduğunu veya borcun zamanaşımına uğradığını iddia edebilir. Söz konusu iddialarını somut deliller ile ispatlamak zorundadır. Örneğin, borcunun idarenin başka bir konuda mahsup edilmiş bir alacağının mahsup edilmediğini ya da borcun vadesinin gelmediğini, mücbir bir sebepten idare tarafından borcun terkin edildiğini, borcun tahakkuk-tahsil zamanaşımı ya da affa uğradığını iddia edebilir.

Mal Bildirimi

Mal bildirimi, AATUHK da şu şekilde ifade edilmiştir. “Borçlunun gerek kendisinde, gerekse de üçüncü şahıslar elinde bulunan mal, alacak ve haklardan borcuna yetecek miktarın, nevi’ini, mahiyetini, vasfını, değerini ve her türlü gelirini veya haczi kabil mal veya geliri bulunmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını ve buna nazaran borcunu ne suretle ödeyebileceğini yazı ile veya sözle tahsil dairesine bildirmesidir.”  Madde hükmü ile kanun koyucu borçlunun borcunu karşılayacak miktarda mal bildiriminde bulunmasını amaçlamaktadır. Mal bildirmenin amacı, tahsil dairesinin alacağına karşılık gelebilecek ölçümlendirmeyi yapmalarını sağlamak ve borçlunun mal beyan ile bildirmiş olduğu malları haczetmektir. Mal beyanında mutlaka hacze kabil bir malın bildirilmesi şart olmayıp “malım yoktur” şeklinde bir bildirimde bulunmakta mal bildirimi hükmü taşımaktadır.  Malı olmadığı yolunda bildirimde bulunan borçlular, bu bildirimle veya bu bildirim tarihinden itibaren 15 gün içinde, en son kanuni ikametgah ve iş adreslerini, varsa diğer devamlı mükellefiyetleri bulunan vergi dairelerini bildirmek zorundadırlar. Kabul edilebilir bir özre dayanmadan bu yükümlülüğü zamanında yerine getirmeyen borcular 50 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. [3] Kamu idaresi olan tahsil dairesi, borçlunun bildirdiği malları  haczetmek zorunda olmayıp, 6183 sayılı kanunun 62.maddesine göre “borçlunun bildirdiği veya tahsil dairesinin tespit ettiği mallardan borcuna yetecek kadarı haczedilir” ifadesine dayanarak başkaca malları üzerinde borcu karşılayacak kadarını haczedebilir. Mal bildiriminde gerçeğe aykırı mal beyanı yapmanın da borçlu açısından bir takım ilave cezai işlem doğuracağı yönünde yasal düzenlemelerde bulunmaktadır. Öyle ki, mal bildirimini gerçeğe aykırı yapmış olanların ya da mal bildiriminde bulunduktan sonra, ileride edinmiş olacağı hacze kabil mal, alacak ve hakların tahsil dairesine bildirilmesini sağlamak için aynı kanunun 111. Ve 112.  Maddelerinde cezai hükümlere yer verilmiştir. Madde 111 dayanarak, gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunanlar ile yaşayış tarzları mal bildirimine uymayanlar hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları istenebilir. Yine 112.madde de mal bildiriminden sonra edinilen mallar, kazanç ve gelirlerinde meydana gelen artışları da zamanında bildirmeyenler için de bir seneye kadar hapis cezası istenebilmektedir.[4]

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

Canlı Sohbet Yapabilirsiniz

Hemen Tıkla