İflas Eden Şirketlerin Temsili ve Vergisel Sorumlulukları

Şirketler, ticari faaliyetlerinde başarılı olmak, uzun yıllar hayatiyetini devam ettirmek ve kâr elde etmek amacıyla kurulurlar. Muhasebenin süreklilik kavramı da bunu destekler niteliktedir. Bu kavram, sınırsız kabul edilen ömrün belirli dönemler halinde varlığını ve muhasebeleştirilmesini öngörür.

Ancak bazen ticari hayat istenildiği şekilde başarılı bir şekilde devam etmez. Ortaklar arasındaki uyumsuzluk, şirketlerin geleneksel yöntemlerle profesyonel yönetici desteği almadan yönetilmeye çalışılması, finansal zorluklar, beklenmeyen küresel krizler şirketleri iflasın eşiğine getirebilir.

İflas konusu geniş bir hukuk alanını ilgilendirmektedir. Başta İcra ve İflas Kanunu olmak üzere şirketlerin iflası ve iflasa tabilik yönünden Türk Ticaret Kanunu, Tasfiye hükümleri Kurumlar Vergisi Kanunu, kanuni temsilcilik ve sorumluluk Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (Mükerrer Md. 35) ve Vergi Usul Kanunu (Md. 10) hükümleri belirleyicidir.

Baştan belirtmek isterim ki herkes iflas hükümlerinden yararlanamaz. İflas yolu ile takip, İcra İflas Kanununun 43’ncü maddesine göre, ancak Ticaret Kanunu gereğince tacir sayılan veya tacirler hakkındaki hükümlere tabi bulunanlar ile özel kanunlarına göre tacir olmadıkları halde iflasa tabi bulundukları bildirilen hakiki veya hükmi şahıslar hakkında yapılır.

Tacirin tanımı ise, Türk Ticaret Kanununun 12/I, II ve III bentlerinde yapılmıştır. Buna göre, Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.

Buna göre, tacirlerin borçlarını 7 günlük süre içerisinde ödememeleri halinde alacaklıların asliye ticaret mahkemesi nezdinde iflas talebinde bulunması ve mahkemenin de iflasa karar vermesi halinde, müflis hakkında iflas açılmış sayılır. (Md.155-156)

Ticaret Mahkemesinin iflas kararı verdiği tarihten itibaren şirketin tasfiye haline girdiği kabul edilecek olup iflasına karar verilen şirketin iflas muameleleri sona erinceye kadar masanın kanuni mümessili iflas idaresi olacaktır. (Md. 226)

İflas idaresinin yönetimi ilk alacaklılar toplantısında belirlenir. İflas idaresi, üç kişiden oluşur. İlk alacaklılar toplantısına iflas müdürü veya yardımcılarından biri başkanlık eder. İflas idaresi, birinci alacaklılar toplantısında belirlenen isimler arasından icra mahkemesince belirlenir. (Md.223)

Birinci alacaklılar toplantısında iflas idaresi, alacakların tespit işini yaptıktan sonra alacakları tamamen veya kısmen idarece kabul edilen alacaklılar ile sıra cetveline kayıt davası açmış alacaklıların toplantıya davet edilmesi ise ikinci alacaklılar toplantısı ile yapılır.

Masaya ait mallar iflas idaresi marifetiyle açık artırma yahut alacaklılar karar verirlerse pazarlık suretiyle satılır. Satılan malların bedeli tahsil edilip alacaklıların sıra cetveli katileşince iflas idaresi paraların pay cetvelini ve son hesabını yapar. Paralar dağıtıldıktan sonra idare iflasa hükmeden mahkemeye son bir rapor verir. Mahkeme, tasfiyenin bittiğini anladıktan sonra kapanma kararı verir ve şirketin ticaret sicilinden kaydı silinir.

Bu bilgiler ışığında İflas, İcra İflas Kanununun 165’nci maddesine göre, Ticaret Mahkemesinin iflasa karar verdiği anda, borçlu (müflis) hakkında iflas açılmış, 254’ncü maddesine göre de, mahkeme, tasfiyenin bittiğini anladıktan sonra kapanma kararı vermesi ile süreç tamamlanır. İşte bu süreci ifade eden iflas halinde, temsil yetkisi münhasıran iflas idaresi tarafından yerine getirilir.

2. İFLAS EDEN ŞİRKETLERDE ÖZELLİK ARZ EDEN DURUMLAR

2.1. İflas eden şirket aleyhine dava açılabilir mi?

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 191, 193, 194’ncü maddelerinde takibin durması ve düşmesi hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre, İflasın açılması, borçlu aleyhinde haciz yoluyla yapılan takiplerle teminat gösterilmesine ilişkin takipleri durdurur. İflas kararının kesinleşmesi ile bu takipler düşer. Acele haller müstesna olmak üzere müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları durur ve ancak alacaklıların ikinci toplanmasından on gün sonra devam olunabilir.

İflas dairesine başvurulması münhasıran İcra ve İflas Kanunu kapsamında takip yollarını kapatarak sadece iflas masasına kayıt olma hakkını vermektedir. Cebri icra ve külli tasfiye yolu olan iflas halinde bütün alacaklıların eşit şekilde işlem görmesi sağlanmakta ve bu nedenle ferdi icra takiplerine izin verilmemektedir. İflas bir icra yolu olup alacaklı yönünden normal icradaki gibi amaç alacağa kavuşmak olduğundan iflas masasına kaydı yaptırılan alacaklar iflas idaresi tarafından kabul edilmesi ile icra safhasına intikal ettirilmiş sayılmaktadır.[1]

Bu hükümler çerçevesinde, iflas halinde, alacaklının borçluyu dava etmesi veya icra yoluyla takip edebilmesi yasal olarak mümkün bulunmamaktadır.[2]

2.1. İflasına karar verildiği halde iflas masası teşekkül ettirilmemiş şirketin son kanuni temsilcisi müflis şirket adına dava açabilir mi?

Tasfiyeye giren borçlu şirkete yapılan cezalı tarhiyata ilişkin vergi ceza ihbarnamelerinin icra müdürlüğüne tebliğ edilmiş olmasına karşın cezalı tarhiyata karşı dava açabilecek iflas idaresi henüz oluşturulmaması halinde müflis şirket kendi adına dava açabilir mi?

Tasfiye halindeki şirketlerin iflas idaresi tarafından temsili asıl olmakla birlikte, masanın henüz teşekkül ettirilemediği durumlarda borçlu şirketin haklarını doğrudan etkileyen ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde şirketin son kanuni temsilcisinin yetkili olduğunun kabulü gerekeceğinden, cezalı tarhiyata karşı 30 günlük dava açma süresi içinde şirketin son kanuni temsilcisi tarafından açılan davada kanuni temsilcinin yetkili olduğunun kabulü gerekmektedir. Aksi halde asıl amacı olabildiğince şirket alacaklarının tahsili ve borçlarının ödenmesi olan iflas idaresi de bundan zarar görecek, dava açılmayarak kesinleşen vergi borçları nedeniyle şirket adına ilave yeni borçlar doğabilecektir.

Bu durumda henüz iflas idaresi oluşmadan tebliğ edilen vergi ceza ihbarnamelerine karşı şirketi temsilen son kanuni temsilci tarafından açılan davanın ehliyetli kişi tarafından açılmış bir dava olarak kabulü gerekir.[3]

2.2. İflas Masasına Bildirilen Alacaklar için Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı Ayrılabilir mi?

213 Sayılı Vergi Usul Kanununun “Şüpheli Alacaklar” başlıklı 323’üncü maddesinde, “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,

2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar için şüpheli alacak sayılır. Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kâr zarar hesabına intikal ettirilir.

Bir alacağın dava safhasında olduğunun kabulü için, mahkemece davaya başlanılmış olması ve alacaklının da davayı ciddiyetle takip etmesi gerekmektedir. Diğer taraftan bir alacağın icra safhasında sayılabilmesi için, alacaklının başvurusu üzerine İcra Müdürlüğünce “ödeme” emrinin gönderilmiş ve bunun da borçlu tarafından tebellüğ edilmiş olması gerekir. Borçlu tarafından tebellüğ edilemeyen bir ödeme emrine istinaden, alacağın icra safhasında olduğunu kabul etmek mümkün değildir.

İcra ve İflas Kanunu’nun “Adi Tasfiye ve İflasın Açılmasının İlanı” başlıklı 219’ncu maddesinde tasfiye adi şekilde yapılacak ise, iflas dairesinin 208 inci maddeye göre vereceği karar tarihinden itibaren en geç on gün içerisinde keyfiyeti 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edeceği, bu maddedeki sürelerin hesabında son ilan tarihinin esas alınacağı, ilanda alacaklılara ve istihkak iddiasında bulunanlara alacaklarını ve istihkaklarını ilandan bir ay içinde kaydettirmelerinin bildirileceği düzenlenmiştir.[4]

İflas masasına bildirilen ancak iflas masası tarafından kabul ya da red kararı verilmeyen alacaklar için iflas masasına kayıttan bahsedilemeyecek olup söz konusu alacaklar için iflas masasına kaydedilinceye kadar şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmamaktadır. Bununla birlikte, alacağın iflas masasına kaydı kabul edilen kısmı için, iflas masasına kaydedildiği tarih itibariyle diğer bir ifadeyle icra safhasına intikal ettiği hesap döneminde şüpheli ticari alacaklar karşılığı ayrılması mümkündür.[5]

Diğer yandan, iflas halinde, alacaklının borçluyu dava etmesi veya icra yoluyla takip edebilmesi yasal olarak mümkün bulunmadığından bu yöntem takip edilerek alacağın şüpheli gelmesi ve karşılık ayrılması caiz değildir.

2.3. İflas Halindeki Şirket İçin SMMM Beyanname Verebilir mi?

İcra İflas Kanununun 226’ncı maddesinde ise masanın kanuni mümessili iflas idaresi olduğu, idare masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla mükellef bulunduğu hükümlerine yer verilmiştir. Ticaret Mahkemesinin iflasa karar verdiği anda, borçlu (müflis) hakkında iflas açılmış olur. İflas halinde, mükellefin varlığı ve varsa gelirleri üzerindeki tasarruf hakkı ortadan kalkmakta ve bütün varlığı ve gelirleri iflas masasına intikal etmektedir. Bu nedenle vergileme ile ilgili ödevlerin mükellef tarafından yerine getirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Buna göre, Ticaret Mahkemesinin iflas kararı verdiği tarihten itibaren şirketin tasfiye haline girdiği kabul edilecek olup iflasına karar verilen şirketin iflas muameleleri sona erinceye kadar vergilemeye ilişkin ödev ve sorumluluklarının gerçekleştirilmesinden (tasfiye dönemi beyannamelerinin verilmesi de dahil olmak üzere) iflas masasının kanuni temsilcisi durumunda olan iflas idaresi sorumludur.

İflası açılan şirketlerin beyannameleri kanuni temsilcisi durumundaki iflas idaresi tarafından 340 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen açıklamalar doğrultusunda elektronik beyanname gönderme aracılık yetkisi almış bulunan meslek mensupları vasıtasıyla durumlarına uyan sözleşmeyi düzenlemek suretiyle elektronik ortamda gönderilmesi mümkündür.[6]

2.4. İflas Masası Üyesinin Sorumluluğunu Yerine Getirmemesi Halinde Tarhiyat Kime Yapılır?

Türk Ticaret Kanunu’nun 534’ncü maddesine göre, İflas hâlinde tasfiye, iflas idaresi tarafından İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılır. Şirket organları temsil yetkilerini, ancak şirketin iflas idaresi tarafından temsil edilmediği hususlar için korurlar.

İcra ve İflas Kanununun 223/2.maddesinde, iflasına karar verilen müflisin tasfiyesinin iflas dairesince birinci fıkraya göre teşkil eden iflas idaresine havale edileceği, 226.maddesinde; iflas masasının kanuni mümessilinin iflas idaresi olduğu açıklanmıştır.

Türk Ticaret Kanunu ile İcra ve İflas Kanununun anılan hükümlerinin incelenmesinde, anonim şirketlerin iflas halinde tasfiyenin iflas idaresi tarafından yapılacağı, bu durumda tasfiye memur veya memurlarının iflas idaresi üyeleri olduğu, Türk Ticaret Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanununun tasfiye memurlarının görev ve sorumluluğuna ilişkin hükümlerinin tüm tasfiye memurlarını kapsayan genel hükümler olup anılan hükümlerde İcra ve İflas Kanununa göre yapılan tasfiyelerde görev alan iflas idare üyeleri için herhangi bir ayırım yapılmadığı, bu bakımdan Kurumlar Vergisi Kanununun 17’nci maddesinde öngörülen tasfiye beyannamelerini vermeyen, dolayısıyla bir beyannameye göre hesaplanması gereken vergiyi de ödemeyen iflas idaresinin üyesi olan adına, Türk Ticaret Kanununun 534 ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 17’nci maddesiyle getirilen müteselsil sorumluluğa dayanılarak vergi sorumlusu sıfatıyla tarhiyat yapılması gerekmektedir.[7]

2.5. İflas Halindeki Şirketin Beyanname Verme Yükümlülüğü Kime Aittir?

İcra İflas Kanununun 184’ncü maddesinde, iflas açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil edileceği ve alacakların ödenmesine tahsis olunacağı, iflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya gireceği; 191 inci maddesinde, borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüz kaldığı; 226’ncı maddesinde ise masanın kanuni mümessili iflas idaresi olduğu, idare masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla mükellef bulunduğu hükümlerine yer verilmiştir.

Ticaret Mahkemesinin iflasa karar verdiği anda, borçlu (müflis) hakkında iflas açılmış olur. İflas halinde, mükellefin varlığı ve varsa gelirleri üzerindeki tasarruf hakkı ortadan kalkmakta ve bütün varlığı ve gelirleri iflas masasına intikal etmektedir. Bu nedenle vergileme ile ilgili ödevlerin mükellef tarafından yerine getirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.