fbpx
Pazar, 5 Temmuz, 2020
Faturanın Gerçek Bir Ticari İlişkiye Dayandığının İspatı

Faturanın Gerçek Bir Ticari İlişkiye Dayandığının İspatı

Faturanın Gerçek Bir Ticari İlişkiye Dayandığının İspatı

Ticari yaşamda malı satan alan mükellefin, malı satanın, vergi ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği hususunda bilgi sahibi olması düşünülemez. Esasen vergi mevzuatında bu düşüncenin aksine bir hüküm olmadığı gibi Vergi Usul Kanunu’nun “Vergi mahremiyeti” başlıklı 5’inci maddesinin de bu düşünceyi destekler nitelikte olduğu aşikardır.

Bilerek sahte fatura kullananların dışında bazen malı satan mükellef tarafından, malı gerçekten satın alan ve gerçek bir ticari ilişki meydana getirdiğini düşünen mükellefe, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura düzenlenip verildiği olmaktadır. Bu gibi durumlarda malı satan mükellefin sahteciliğinden hiçbir şeyden haberi olmayan iyi niyetli alıcı mükellef de etkilenmektedir. Düzgün bir şekilde ticari ilişkisini gerçekleştirdiğini düşünen iyi niyetli mükellef sahte fatura kullanmadığını ispat etmek zorunda kalmaktadır. Keza sahte fatura düzenlendiği iddiası ile karşı karşıya kalan mükellef de düzenlediği faturanın gerçek olduğunu ispatlamak zorundadır.

Faturanın Gerçek Bir Ticari İlişkiye Dayandığının İspatı
Faturanın Gerçek Bir Ticari İlişkiye Dayandığının İspatı

Danıştay kararları ile de istikrar kazanmış ispatlama şekli; gerçek bir ticari ilişkinin unsurlarının ortaya net olarak konulmasıdır. Gerçek bir ticari ilişki kuşkusuz ki malın alıcıya teslim ve alıcı tarafından satıcıya malın bedelinin ödenmesi şeklinde gerçekleşir. Sahte fatura iddiası olan bir faturanın içeriğindeki malın gerçekten alınıp satıldığını ve bedelin ödenip ödenmediğini gösteren mal ve para hareketleri ispat aracı olarak en önemli etkendir. Ancak fatura içeriği mala ilişkin mal ve para sirkülasyonun ikisinin de gerçek olduğunun ispatlanması gerekmektedir”.

1.Mal Hareketleri ile İspatı

Hayatın olağan akışına uygun düşecek şekilde gerçek bir ticari yaşam sürdüren bir şirket söz konusu olduğunda hiç kuşkusuz aklımıza satılacak ya da imalatta kullanılacak emtiaların nereden alındığı, satılacak ana kadar nerede saklandığı ve satıldığında nasıl teslim edildiği hususları gelmektedir.

Ticari hayatını sürdüren bir firma gerçekten gerçekleştirdiği gerek mal alımı gerekse mal satışı işlemleri ile ilgili bütün aşamalarda gerekli özeni göstermelidir. Örneğin; X firması bir mal alımında bulunduğunda malın işyerine taşınması gerekeceğinden malın taşınması ile ilgili sevk evraklarını malı satan mükelleften almalı, yine malın ambara gireceğinden ambar fişini almalı, stoklarda kalacak ise gerçekten stokta mevcudu bulunmalı ve malı satacağı zaman sattığı kişiye malı sevk ederken sevk irsaliyesi düzenlemelidir. Bu gibi belgeler ticari ilişkinin gerçekte olduğunu ispatlamaya yarayan evraklardır.

2.Para Hareketleri ile İspat

320 Sıra Nolu VUK Genel Tebliği ile Birinci ve ikinci sınıf tüccarların, kazancı basit usulde tespit edilenlerin, defter tutmak zorunda olan çiftçilerin, serbest meslek erbabı ile vergiden muaf esnafın kendi aralarında yapacakları ticari işlemler ile nihai tüketicilerden (Türkiye’de mu kim olmayan yabancılar hariç) mal veya hizmet bedeli olarak yapacakları 5,000,000,000.-beş bin Türk Lirasını (332 sıra nolu vuk tebliği ile 8.000,00 TL Sekiz bin) aşan tahsilat ve ödemelerin 01/08/2003 tarihinden itibaren banka veya özel finans kurumları aracı kılınarak yapılması ve bu kurumlarca düzenlenen dekont veya hesap bildirim cetvelleri ile tevsikinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Görüldüğü üzere mal veya hizmet alım satımında mal veya hizmet bedelinin belli bir miktardan fazla ise banka kanalıyla ödenmesi kural olarak getirilmiştir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı

Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı

Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı

Türk Vergi Hukukunda sahte belge 01.01.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4369 sayılı kanun ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununa eklenmiş ve ilk olarak bu kanunda tanımlanmıştır. 4369 Sayılı kanun yürürlüğe girmezden önce ise sahte belge ile ilgili tanım 28 Seri Nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde idare tarafından yapılmıştır. Vergi hukuku dünyasında ilk tanım olması bakımından önem arz etmektedir. Tebligin D bölümünde sahte belge ile ilgili olarak “Buna göre, hukuki geçerliliğini sağlayan zorunlu ve yeterli unsurlara sahip olmayan belgeler “sahte belgeler”dir. Bu çerçevede; Bir mal hareketi veya hizmet söz konusu olmadığı halde düzenlenen belgeler, belge düzenleme yetkisi bulunmayanlar tarafından düzenlenen belgeler, başkası adına bastırılıp kullanılan belgeler, sahte belge olarak kabul edilecektir.” şeklinde bahsedilmiştir.

Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı
Türk Vergi Hukukunda Sahte Belge Kavramı

4369 sayılı kanun ile değişik 213 sayılı VUK m. 359/ b-1 de “ gerçek bir muamele ve ya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge” denilerek yasa koyucu tarafından tebliğdeki görüş geliştirilerek sahte belgenin tanımı yapılmıştır. Kanun maddesindeki belge kelimesinden Vergi Usul Kanununda belirtilen belgeler anlaşılması gerekmektedir. Öyle ise Vergi Usul Kanununda belirtilen belgelerin gerçek bir olay olmadığı halde varmış gibi düzenlenmesine aracılık etmesi durumunda sahte belge oluşacaktır. Ceza hukukunda Nevzat Toroslu belgeyi “ olayları nakleden veya irade beyanlarını içeren ve bir kimse tarafından oluşturulan her türlü yazılı belge olarak tanımlamak mümkündür.”! şeklinde tanımlamış yine Tezcan/Erdem/Önek “ belge, onu meydana getiren kişinin delil amacıyla belirli bir beyanını içeren yazı parçasıdır.” tanımlamasında bulunmuştur.

Yukarıda da bahsedildiği üzere Vergi Usul Kanunu kapsamında sahte belge oluşumu için belgenin vergisel bir boyutunun olması gerekmektedir. Bu husus, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen sahtecilik suçları ile ayrılan noktadır. Vergi hukuku ile Türk Ceza Kanunu’ndaki sahte belge farkı belgenin vergisel boyutunun olup olmadığı, belgenin vergisel işlem için kullanılıp kullanılmadığı ile yakın ilişki içerisindedir. Vergisel işlem için kullanılan bir belgenin sahteciliği söz konusu ise bu belgenin cezasının yaptırımı 5237 sayılı TCK’nun 204. Maddesi değil 213 sayılı VUK’un 359 uncu maddesindeki yaptırım olacaktır.

Yargıtay tarafından verilen bir kararda

“Sanığın Y…A.Ş.”‘ne düzenlediği 23-27-30/03/2006 tarihli 3 adet faturanın kendisinde kalan karbon nüshalarının yapılan işin cinsi haneleri üzerinde tahrifat yaparak, 25/04/2007 tarihli ihaleye ilişkin dosya arasında Karayolları Genel Müdürlüğü’ne vermekten ibaret eyleminin, herhangi bir suretle vergisel ödev ve işlemlere yönelik olmayıp esasen ihaleye katılma koşul ve yeterliğine uygun hale gelme saikiyle gerçekleştiği, bu itibarla 213 sayılı Kanun’un 359/a-2 maddesinde düzenlenen “’muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme” suçuna ilişkin kastı bulunmayan sanığın fiilinin

5237 sayılı TCK’nın 207.maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik ““ suçunu oluşturabileceği?” ve diğer bir kararda Yargıtay 11. Ceza Dairesi? “ 01.01.1993 tarihinde yürürlüğe giren 4369 Sayılı Kanunla değişik 213 sayılı VUK’nun 359/b-1. maddesine göre, vergi kanunları uyarınca düzenlenmesi gereken belgelerin sahte olarak düzenlenmesi suçun oluşumu için yeterli olup, bu belgelerin vergi yasalarına göre kullanılması ve vergi ziyaı suçun unsuru olmaktan çıkarıldığı cihetle, sanığın 2002 yılında özel gider indirimi veya vergi iadesinde kullanılmak üzere “sahte faturalar düzenlemekten” ibaret eyleminin VUK’nun 359/b-1. maddesine uygun bulunduğu gözetilmeden, suçu nitelemede yanılgı sonucu özel evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi, Yasaya aykırılık oluşturur” şeklinde karar verilmiştir.

Vergi hukukunda sahte belge birçok şekilde oluşabilmektedir. En basit şekliyle sahte belge, taklit şeklinde yani faturanın taklit edilerek oluşmasıyla oluşan maddi sahtecilik şeklinde oluşabilmektedir? Bu durumda faturanın sahte olduğu tartışmaya mahal vermemektedir. Sahte belge de -vergi hukukunda sahte fatura da- özellik arz eden durum ise; tam anlamıyla hukuki kurallara göre düzenlenen faturanın vergi idaresi tarafından yapılan tespitler sonucu sahte fatura olduğuna kanaat getirildiği durumlardır.

Örnek verilecek olursa;

İnşaat, nakliye ve petrol ürünleri ticareti nedeniyle faaliyete başlayan X şirketi hakkında yoklama da bulunan vergi idaresi X şirketinin merkez adresinden başka şube ve deposunun olmadığını, işçi çalıştırmadığını ve X şirketinin 2010 yılı mal alışlarının tamamına yakını kısmını; adresinde bulunamadığı ve adresini terk ettiğine dair 2010 Şubat, Nisan ve Eylül dönemlerinde yapılan yoklamalar sonucuna göre 2010 yılı itibariyle mükellefiyeti re’sen silinen Y şirketinden gerçekleştirdiği, adı geçen şirketin Ocak 2010 döneminde 400.000,00 TL matrah beyan ettiği, takip eden dönemlerde ise her hangi bir beyanda bulunmadığı, yine 2011 yılı alış faturaları içerisinde ise adı geçen şirket dışında adreslerinde bulunamayan A ve Z şirketine ait faturalar da bulunduğu, ödemeleri çek ile yapmış olmasına karşın çek tahsilatlarını bankadan şirket ortağının tahsil ettiği tespitlerinden yola çıkılarak sahte faturadan söz etmek mümkündür.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura

Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura

Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura,

01/01/1957 tarihinde yürürlüğe giren 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 23’üncü maddesinde fatura ile ilgili düzenlemelere rastlanılmaktadır. Yine 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’nda da fatura ile ilgili 21’inci madde yerini almış maddedeki düzenlemeye göre değişikliğe gidilmemiş aynen korunmuştur.

Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura
Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura

Eski Ticaret Kanun’un Fatura ve Teyit Mektubu başlıklı 23’üncü maddesinin karşılığı olan Fatura ve Teyit Mektubu başlıklı 21’inci maddesi,

“Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.

Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.

Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.“ Şeklinde düzenlenmiştir. Madde metnine bakıldığında kanun koyucu tarafından faturanın tanımının yapılmadığı sadece açıklamada bulunulduğu görülmektedir. Esasında gerek eski Türk Ticaret Kanunun gerekse yeni Türk Ticaret Kanunun tüm içeriğine bakıldığında faturanın ne olduğuna dair bir açıklama yapılmamış fatura tanımlanmamıştır.

Türk Ticaret Kanunu’nun

21’inci madde hükmünden faturanın tanımı ile ilgili ipuçları alınmaktadır. Buna göre satılan bir mal veya görülen bir iş karşılığında satın alan veya işi yapılan tarafından ödenen meblağı gösteren, yine satan tacir veya işi yapan kişi tarafından düzenlenen evraktır şeklinde bir tanım yapılabilir. Türk Dil Kurumu’nun yapmış olduğu tanımlamada faturanın; Satılan bir malın cinsini, miktarını ve fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası olduğu belirtilmektedir.

Tüm bu tanımlamalardan sonra fatura kelimesinin hukuk dünyasındaki tanımının ne olduğunu incelediğimizde fatura kelimesinin hukuk düzenindeki tek tanımının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda karşımıza çıktığı görülmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 229’uncu maddesinde, “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Yargı kararları ile faturanın tanımlanmasına bakılacak olursa, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 2001/1 E. 2003/3 K. Ve 27/06/2003 tarihli kararında? “Fatura: Hemen ifade etmek gerekir ki; Türk Ticaret Kanunu’nda fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunun 229uncu maddesinde yer alan tanımlama ise : “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır şeklindedir.

Böylece Fatura;

ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir. “şeklinde tanımlanmıştır. Aynı kararın devamında “ Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu olgusudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Fatura

01/01/1957 tarihinde yürürlüğe giren 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 23’üncü maddesinde fatura ile ilgili düzenlemelere rastlanılmaktadır. Yine 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı yeni Türk
Ticaret Kanunu’nda da fatura ile ilgili 21’inci madde yerini almış maddedeki düzenlemeye göre değişikliğe gidilmemiş aynen korunmuştur.

Eski Ticaret Kanun’un Fatura ve Teyit Mektubu başlıklı 23’üncü maddesinin karşılığı olan Fatura ve Teyit Mektubu başlıklı 21’inci maddesi,

“Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.

Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.

Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır. “şeklinde düzenlenmiştir. Madde metnine bakıldığında kanun koyu-cu tarafından faturanın tanımının yapılmadığı sadece açıklamada bulunulduğu görülmektedir.

Esasında gerek eski Türk Ticaret Kanunun gerekse yeni Türk Ticaret Kanunun tüm içeriğine bakıldığında faturanın ne olduğuna dair bir açıklama yapılmamış fatura tanımlanmamıştır.

Türk Ticaret Kanunu’nun 21’inci madde hükmünden faturanın tanımı ile ilgili ipuçları alınmaktadır. Buna göre satılan bir mal veya görülen bir iş karşılığında satın alan veya işi yapılan tarafından ödenen meblağı gösteren, yine satan tacir veya işi yapan kişi tarafından düzenlenen evraktır şeklinde bir tanım yapılabilir. Türk Dil Kurumu’nun yapmış olduğu tanımlamada faturanın; Satılan bir malın cinsini, miktarını ve
fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası olduğu belirtilmektedir. Tüm bu tanımlamalardan sonra fatura kelimesinin hukuk dünyasındaki tanımının ne olduğunu incelediğimizde fatura kelimesinin hukuk düzenindeki tek tanımının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda karşımıza çıktığı görülmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 229’uncu maddesinde, “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Yargı kararları ile faturanın tanımlanmasına bakılacak olursa, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 2001/1 E. 2003/3 K. ve 27/06/2003 tarihli kararında “Fatura: Hemen ifade etmek gerekir ki;
Türk Ticaret Kanunu’nda fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunun 229uncu maddesinde yer alan tanımlama ise : “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır. şeklindedir. Böylece Fatura; ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir. “şeklinde tanımlanmıştır. Aynı kararın devamında “ Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu olgusudur.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Vergi Mükellefi Savunucuları