fbpx
Cumartesi, 11 Temmuz, 2020
Mükellef Haklarının Tanımı

Mükellef Haklarının Tanımı

Mükellef haklarının tanımı

çok net bir tanımı olmasa da farklı tanımlamalar yapılmıştır. Tanımlardan birisine göre mükellef hakları, temel insan haklarından kaynaklanan ve anayasa, uluslararası anlaşma, kanun veya idari düzenlemeler aracılığıyla hukukun vergi mükellefine tanıdığı, mükellefin devletten, vergilendirme yetkisi çerçevesinde vergi hukuku kurallarını yaratırken veya uygularken, bir şey yapmasını veya yapmamasını talep edebileceği yetkilerdir”.

Başka bir tanıma göre; hukukun vergi mükelleflerine tanıdığı haklar olup, devletten vergilendirme yetkisi doğrultusunda vergi hukuku kurallarını oluştururken veya uygularken talep ettiği yetkilerdir?

Mükellef Haklarının Tanımı
Mükellef Haklarının Tanımı

Bir diğer tanıma göre mükellef hakları, vergi mükelleflerine olumlu ya da olumsuz talepte bulunma yetkisi veren ve ihlal edildiğinde onları korumak amacıyla oluşturulmuş yazılı veya yazısız kurallardır”. Kısacası mükellef hakları, vergilendirme ilişkisinden dolayı devlet ile vergi mükellefi arasındaki hukuki ilişkide vergi mükellefine tanınan haklar olarak ifade edilmiştir.

Kapsamı dikkate alınarak yapılan tanımlamaya göre ise, mükellef hakları iki gruba ayrılmaktadır. Bunlardan birincisi vergi kanunlarına uymaya çalışan ve vergi dairesinin günlük işlemlerinde, tahsilat veya icra sürecinde doğruluk ve etkinlik görmek isteyen mükelleflerin haklarını içerir. Bu haklar vergi idaresi ile mükellefler arasındaki ilişkiden doğmakta olup, gerek kanunlarla gerekse idare tarafından korunurlar ve “mükellefin genel hakları” olarak ifade edilmektedir. İkinci grup haklar ise vergi hukukunun çalışma ve uygulamalarına yöneliktir. Bu tür haklar vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili ortaya çıkan özel durum ve işlemler sırasında mükelleflere tanınan ve ülke mevzuatına göre çeşitlilik gösterebilen hakları içermekte olup, bunlar “mükellefin özel hakları” biçimde adlandırılmaktadır?

Yukarıdaki tanımlardan hareketle mükellef hakları; hukuk sisteminde var olan temel insan haklarından kaynaklanan; anayasa, uluslararası anlaşma, kanun veya idari düzenlemelerle korunan, vergileme işlemi sırasında vergi mükelleflerinin ileri sürebilecekleri haklar olarak tanımlanabilir. Bazı çalışmalarda mükellef hakları kavramı yerine; vergi yükümlüsünün hakları veya vergi ödevlisinin hakları gibi ifadeler” kullanılmış olmasına rağmen, bu çalışmada uluslararası literatür ve gelir idareleri tarafından da tercih edilen “mükellef hakları” terimi kullanılacaktır.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Elektronik Tebligat Ne Zaman Yapılmış Sayılır?

Elektronik Tebligat Ne Zaman Yapılmış Sayılır?

I – Elektronik Tebligat Nedir?

Elektronik Tebligat Ne Zaman Yapılmış Sayılır?

213 sayılı VUK’un 107. Maddesine 23.07.2009 tarih ve 6009 sayılı kanunun 7. Maddesi ile “elektronik ortamda tebligat”ı düzenleyen 107/A maddesi eklenmiştir. Daha sonra 07.04.2015 tarihinde eklenen ek fıkra ile elektronik tebligatın yapılma süresi düzenlenmiştir.

Maliye Bakanlığı yetkisine dayanarak 456467485 ve en son 511 nolu vergi usul kanunu genel tebliğleri ile e-tebligatla ilgili düzenlemeler yapmıştır.

456, 511 Sıra No’ lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde, Elektronik Tebligat  “213 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliği gereken evrakın Elektronik Tebligat Sistemi ile muhatapların Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından internet vergi dairesi bünyesinde oluşturulacak elektronik tebliğ adreslerine tebliğ edilmesi” olarak tanımlanmıştır.

Elektronik Tebligat Ne Zaman Yapılmış Sayılır?
Elektronik Tebligat Ne Zaman Yapılmış Sayılır?

Tebliğlerdeki elektronik tebligatın tanımına rağmen, ödeme emrine karşı açılan davada  Muğla Vergi Mahkemesi 14.05.2019 tarih ve E. 2019/7, K.2019/429 sayılı kararında ödeme emri içeriği ihbarnamelerin ve ödeme emirlerinin şirketten ayrılan personelinin mail adresine tebliğ edildiği, şirketin geçerli kep adresine tebliğ edilmediği gerekçesiyle usulsüz tebligat nedeniyle ödeme emrinin iptali kararı vererek yanlış bir karara imza atmıştır.[1]

Tebliğlerde de açıklandığı üzere e-tebligat başvurusu yapılırken verilen mobil telefon ve e-posta adresine gönderilen mesajlar elektronik tebligat olmayıp sadece bildirim veya bilgilendirmedir.Bu sebeple bilgilendirme mesajının herhangi bir nedenle muhataba ulaşmamış olması tebligat süresini ve geçerliliğini etkilemez.Zaten söz konusu mesajlardan e-tebligat evraklarına ulaşılamamakta olup mesajlar açılmaya çalışıldığında sistem mükellefleri e-tebligat adreslerinin olduğu internet vergi dairesine yönlendirmektedir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Yargı Kararları Işığında İhtirazi Kayıtla Verilen Beyannameler

Örnek olaylar üzerinden, ihtirazi kayıtla verilen beyannamelere Vergi Mahkemesi, Danıştay, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu ve Anayasa Mahkemesi’nin bakışını irdelemeye çalışacağız.

Örnek Olay 1

Örnek olayımızda vergi mükellefine; “olumsuz mükellefler listesinde” yer alan mükelleflerden mal ve hizmet alımında bulunduğu gerekçesiyle bu alımlara ilışkın faturalarda yer alan KDV’nin “indirimlerden çıkarılması” gerektiği vergi dairesi tarafından bildirilmiştir. Bu bildirim üzerine vergi mükellefi, bahse konu KDW’leri indirimlerinden çıkararak gerekli düzeltme beyannamelerini “ihtirazı kayıtla” vermiş ve aynı zamanda da konuyu yargıya taşımıştır. Mükellef tarafından “ihtirazi kayıtla” verilen beyannameler üzerine, vergi dairesi tarafından KDV tahakkuk ettirilmiş, gecikme faizi ile birlikte “o 50 oranında vergi ziayı cezası kesilmiştir. Burada vurgulanması gereken bir husus da mükellefin beyannamelerini “pişmanlıkla vermemiş” olmasıdır.

Örnek Olay ve Vergi Mahkemesinin Bakışı

İstanbul 5’nci Vergi Mahkemesi, 30.05.2016 tarih ve Esas: 2016/207 ve Karar: 2016/1152 sayılı Kararıyla; vergiyi doğuran olayın ortaya çıkarılması ve doğruluğunun saptanması ıçın gerekli araştırmaların yapılmasının zorunlu olduğu, olayda, davacının ikinci bir beyanname vermeye zorlandığı, dava konusu tahakkukların bu zorlama sonucu verilen beyana dayandığı, idarenin mükellefleri ikinci bir beyanda bulunmaya zorlama hak ve yetkisinin bulunmadığı, faturaların sahte fatura olduğu iddia ediliyor ise vergi incelemesi suretiyle her türlü araştırma ve inceleme yapılarak somut verilerle sahteliğinin ortaya konulması gerekirken bu yönde davacı nezdinde bir vergi incelemesi yapılmadığı gerekçesiyle tahakkuk eden vergileri, kesilen cezayı ve hesaplanan gecikme faizini kaldırmıştır.

Örnek Olay ve Danıştay’ın Bakışı

Vergi Mahkemesi’nin mükellef lehine vermiş olduğu kararı üzerine, davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay 3’ncü Dairesi, 29.12.2017 tarıh ve Esas: 2016/16389, Karar: 2017/11031 sayılı Kararı’yla; beyanname verme süresi geçirildikten sonra, faturaları kayıtlara intikal ettirilen firmalar
hakkındaki olumsuz tespitler nedeniyle söz konusu faturalar kayıtlardan çıkarılarak ilgili dönemlere ait KDV düzeltme beyannamelerine konulan ihtirazi kaydın, süresinden sonra verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiye dava açılmasına olanak sağlayan bir çekince olarak kabulüne olanak
bulunmadığı, verginin süresinde tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle vergi ziyaı cezası kesilmesi, VUK’nun 341’nci maddesinin gereği olduğundan, Mahkemece yeniden verilecek kararda bu hususun ayrıca gözetileceğinin açık olduğu gerekçesiyle, (mükellef aleyhine olmak üzere) Vergi Mahkemesi
kararını bozmuştur.

Danıştay mevzu olayda; mükellef tarafından verilen, KDV düzeltme beyannamelerini serbest iradeyle verilen bir beyanname olarak görmüş ve bu beyannamelerin üzerine ihtirazi kayıt konulmasının dava açmaya
yeterli olmadığını (kendi beyanına karşı dava açılamayacağından hareketle) düşünerek, olayın esasına hiç girmeden oy çokluğu ile Vergi Mahkemesi kararını bozmuştur.

Danıştay’ın, “bozma” kararı üzerine Vergi Mahkemesi, mükellef lehine vermiş olduğu ilk kararında “ısrar” etmiştir.

Örnek Olay ve Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun Bakışı

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu da Karar Tarihi: 27.02.2019, Esas No: 2019/145, Karar No: 2019/132 Kararı’yla; Danıştay 3’ncü Dairesi’nin kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle Vergi Mahkemesi’nin ısrar kararının bozulmasına karar vermiştir.

Diğer bir ifadeyle Kurul da mükellef aleyhine düşünerek, Danıştay 3’ncü Dairesi’nin kararına katılmıştır.

Örnek Olay 2 ve Yargı Mercilerinin Olaya Bakışı

Anayasa Mahkemesi’ne de intikal eden bu ÖRNEK OLAY 2; yukarıdaki ÖRNEK OLAY | ile mükellef yönünden aynı olmasa da konu yönünden aynıdır.

Söz konusu bu ÖRNEK OLAY 2 hakkında Anayasa Mahkemesi mükellef lehine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin Karar Başvuru Numarası: 2015/15100, Karar Tarihi: 27.02.2019, yayımlandığı Resmi Gazete tarih sayısı: 03.04.2019 — 30734 tür.

Anayasa Mahkemesi’ne intikal eden ÖRNEK OLAY 2 hakkında kısa açıklama.

(…) Vergi Dairesi Başkanlığı (Vergi Dairesi) tarafından 13.06.2014 tarihli yazı ile hakkında vergi tekniği raporu düzenlenen mükellef G.D. ve firmasından yapılan mal ve hizmet alımlarına ait faturaların sahte olduğu belirtilerek başvuruculardan bu alımlara isabet eden KDW’lerin tenzil edilmesi istenmiş, aksi takdirde olumsuz mükellefler listesine alınacakları uyarısı yapılmıştır.

Başvurucular anılan yazı üzerine olumsuz mükellefler listesine girmemek için Vergi İdaresine 2014 yılı içinde farklı tarihlerde ihtirazi kayıtla düzeltme beyannameleri vermişlerdir. Bu beyannameler üzerine Vergi İdaresince KDV ve gecikme faizi tahakkuk ettirilmiş ve vergi ziyaı cezası kesilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’ne intikal eden bu olayda yargılama safhaları şu şekilde gerçekleşmiştir.

İçeriğin geri kalanını görmek için GİRİŞ yapmanız veya ÜYE olmanız gerekmektedir.

Vergi ile ilgili tüm soru ve sorunlarınız için

0262 606 05 41

üzerinden ulaşabilirsiniz veya

Online Mesaj Gönderebilirsiniz 

Hemen Mesaj Gönder

 

Kamu İdareleri İdare ve Vergi Mahkemelerinin Kararlarını Uygulamak Zorunda Mıdır ?

Bazı devlet daireleri, belediyeler hatta meslek odaları mahkeme kararlarını uygulamak için direnmektedirler.  Vergi daireleri memurları vergi kanunlarındaki zamanaşımı hükümlerini uygulamayarak suç işlemeyi tercih etmektedirler.

Daha da fazlasını söylemek gerekirse, vergi mahkemelerinde açılan haciz davalarında zamanaşımına uğrayan hacizlerin kaldırılmasında ne yapacaklarını bilmiyorlar. Mahkeme kararının vergi dairesine tebliğinden itibaren 30 gün içinde hacizlerin ve vergi borçlarının terkin edilmesi gerekmektedir. Ancak bazı vergi daireleri anayasal suç işlemek suretiyle mahkeme kararını hiçe saymakta ve görevini kötüye kullanmaktadır. Bu gibi durumlarda vergi mükelleflerinin ilgili vergi dairesini savcılığa suç duyurusunda bulunabilir ve ayrıca bu yüzden maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Vergi dairelerinin mahkeme kararlarını 30 gün içinde uygulamalarının anayasanın amir bir hükmü olduğunu unutmamaları gerekmektedir.

Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olduğu vurgulanmakta ve 138. maddesinin son fıkrasında “yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” yolunda kesin ve buyurucu bir kurala yer verilmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesinin 4001 sayılı Yasa ile değişik 1. fıkrasındaki “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez” şeklindeki hükümle Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesine uygun bir düzenleme getirilmiştir.

Anılan maddenin 3. fıkrasında da; Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay veya ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği hükme bağlanmıştır.

Anayasanın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesinin doğal sonucu olarak idarenin mahkeme kararlarını aynen ve gecikmeksizin uygulanmaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır.

Bu kural, idareye kararın tebliğ tarihinden başlayıp otuz günün dolmasına kadar geçen sürede yargı kararını uygulamama yetkisi tanıyan bir hüküm değildir.

Aksine maddede, kararların derhal uygulanması ilkesi benimsenmiş olup, her durumda bu sürenin otuz günü aşamayacağı, kararların uygulanması için idarelerin gereksinim duydukları sürenin nihayet otuz günle sınırlı olduğu kurala bağlanmıştır.

Diğer taraftan, Anayasanın 11. maddesinde; anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtilerek Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü vurgulanmış; bu bağlamda olmak üzere 129. maddenin 1. fıkrasında da, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları hükme bağlanarak Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığı ve üstünlüğü kamu görevlileri yönünden de teyit  edilmiştir.

 

Bu nedenle bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında, hukuk kurallarına uyulmaması, hizmeti yürüten idarenin ağır hizmet kusuru işlediğini gösterir ve tazmin sorumluluğunu doğurur.

 Vergi mükellefleri haklarını vergi daireleri ve vergi yargısında aramaktan korkmaktadır. Devleti devlete mi şikayet edeceğim. Bundan bir şey çıkmaz demektedir. Bu yüzden yasal haklarını kullanmakta çekimser kalmaktadırlar. Vergi mükellefi savunucuları derneği olarak mükelleflerimizi hak ve sorumluluklarının bilincinde olmaları için bilgilendiriyoruz. Ayrıca vergi mükellefi savunucuları eğitim programını başlattık. Bu konuya ilgi gösteren kişileri eğitimimize katılmalarını istiyoruz. Vergi mükelleflerimizi haklarını ve sorunlarını kolay çözebilmeleri açısından üye olmalarını arzu ediyoruz.

Derneğimize üye olmanız halinde hizmetlerimizden yararlandırıyoruz. Ayrıca mükellef kriz hattımız üyelerimizin hizmetindedir.

Derneğimizin üyelerine eksiksiz hizmet verebilmesi için üyelerin önce dayanışma bilinciyle derneğe olan yükümlülüklerini yerine getirmeleri şarttır. Üye sayısı arttıkça ve üyeler aidatlarını düzenli olarak ödedikçe derneğimiz güçlenecektir.

Aidatlarını aksatmadan ödeyen üyelerimize hedeflenen hizmetleri gerçekleştirmemiz kolaylaşacaktır. Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği üyeliği; üye olan mükelleflere birlik, beraberlik, destek ve dayanışma olarak geri dönecektir. Üye olan mükelleflerimizin yetkiler merciler nezdinde temsili söz konusu olacağından üyelerimizin çok olması bizi idare, yargı ve mecliste daha güçlü atılımlar yapmamıza olanak sağlayacaktır. Unutmayın; “tek tek çubuklar çabuk kırılır. Birlikten KUVVET doğar”. Dernek üyesi olmayanların dernekten hizmet, destek veya yardım beklemeleri gerçekçi ve mantıklı değildir. Nicelik olarak üye sayımız önemli olduğu kadar; üyelerimizin bilinçli ve bilgili olmaları gibi nitelik özellikleri de dayanışmamız ve iş bölümümüz için çok önemlidir.

Derneğinize üye olun. Derneğinize üye bulun. Destek olun, destek bulun. Birlik olun, güçlü olun.

Derneğimize/Derneğinize üye olun olun, gücümüze güç katın!

Vergi Mükellefi Savunucuları Derneği

Mükellef Kriz Hattı

0262 606 05 41

 

 

 

Hukuki Haber

Hukuki Haber , hukuki haberleri, alo maliye hukuk; gerçek bireylerle gerçek kişilerin, gerçek kişilerle tüzel kişilerin, tüzel kişilerle tüzel kişilerin, gerçek ve tüzel kişilerle kamunun, devletlerle devletlerin ilişkilerini düzenleyen kurallar topluluğudur.

Kamu hukuku, devletin egemenlik gücünden kaynaklanan ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Bu nedenle eşitlik söz konusu değildir. Devlet tarafı buradan, üstel konumdadır. Çünkü egemen ya da hükümran olan devlettir.

Vergi; devletin egemenlik gücüne dayanarak, tek yanlı ve zorla aldığı ekonomik değerlerdir. Vergi devletin egemenlik gücünün olmazsa olmaz bir simgesi durumunda olduğu için Vergi Hukuku, kamu hukukunun içinde yer alan bağımsız bir hukuk dalıdır.

Bir hukuk dalının bağımsızlığı, o hukuk dalının kendine özgü olayları ve bu olayların yarattığı sorunların çözümünde kullanılabilecek hukuk kurallarının bulunmasına bağlıdır.

Vergi Mükellefi Savunucuları