Makaleler

Bir Faturanın Gerçek Bir Ticari İlişkiye Dayandığının İspatı

Makaleler

Bir Faturanın Gerçek Bir Ticari İlişkiye Dayandığının İspatı , Ticari yaşamda malı satan alan mükellefin, malı satanın, vergi ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği hususunda bilgi sahibi olması düşünülemez. Esasen vergi mevzuatında bu düşüncenin aksine bir hüküm olmadığı gibi Vergi Usul Kanunu’nun “ Vergi mahremiyeti” başlıklı 5’inci maddesinin de bu düşünceyi destekler nitelikte olduğu aşikardır.

Bilerek sahte fatura kullananların dışında bazen malı satan mükellef tarafından, malı gerçekten satın alan ve gerçek bir ticari ilişki meydana getirdiğini düşünen mükellefe, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura düzenlenip verildiği olmaktadır. Bu gibi durumlarda malı satan mükellefin sahteciliğinden hiçbir şeyden haberi olmayan iyiniyetli alıcı-mükellef de etkilenmektedir[1]. Düzgün bir şekilde ticari ilişkisini gerçekleştirdiğini düşünen iyiniyetli mükellef sahte fatura kullanmadığını ispat etmek zorunda kalmaktadır. Keza sahte fatura düzenlendiği iddiası ile karşı karşıya kalan mükellef de düzenlediği faturanın gerçek olduğunu ispatlamak zorundadır.

Danıştay kararları ile de istikrar kazanmış ispatlama şekli; gerçek bir ticari ilişkinin unsurlarının ortaya net olarak konulmasıdır. Gerçek bir ticari ilişki kuşkusuz ki malın alıcıya teslim ve alıcı tarafından satıcıya malın bedelinin ödenmesi şeklinde gerçekleşir. Sahte fatura iddiası olan bir faturanın içeriğindeki malın gerçekten alınıp satıldığını ve bedelin ödenip ödenmediğini gösteren mal ve para hareketleri ispat aracı olarak en önemli etkendir. Ancak fatura içeriği mala ilişkin mal ve para sirkülasyonun ikisinin de gerçek olduğunun ispatlanması gerekmektedir[2].

Mal Hareketleri ile İspatı

Hayatın olağan akışına uygun düşecek şekilde gerçek bir ticari yaşam sürdüren bir şirket söz konusu olduğunda hiç kuşkusuz aklımıza satılacak ya da imalatta kullanılacak emtiaların nereden alındığı, satılacak ana kadar nerede saklandığı ve satıldığında nasıl teslim edildiği hususları gelmektedir[3].

Ticari hayatını sürdüren bir firma gerçekten gerçekleştirdiği gerek mal alımı gerekse mal satışı işlemleri ile ilgili bütün aşamalarda gerekli özeni göstermelidir. Örneğin; X firması bir mal alımında bulunduğunda malın işyerine taşınması gerekeceğinden malın taşınması ile ilgili sevk evraklarını malı satan mükelleften almalı, yine malın ambara gireceğinden ambar fişini almalı, stoklarda kalacak ise gerçekten stokta mevcudu bulunmalı ve malı satacağı zaman sattığı kişiye malı sevk ederken sevk irsaliyesi düzenlemelidir. Bu gibi belgeler ticari ilişkinin gerçekte olduğunu ispatlamaya yarayan evraklardır.

Para Hareketleri ile İspat

320 Sıra Nolu VUK Genel Tebliği ile Birinci ve ikinci sınıf tüccarların, kazancı basit usulde tespit edilenlerin, defter tutmak zorunda olan çiftçilerin, serbest meslek erbabı ile vergiden muaf esnafın kendi aralarında yapacakları ticari işlemler ile nihai tüketicilerden (Türkiye’de mukim olmayan yabancılar hariç) mal veya hizmet bedeli olarak yapacakları 5,000,000,000.-beş bin Türk Lirasını (332 sıra nolu vuk tebliği ile 8.000,00 TL Sekiz bin) aşan tahsilat ve ödemelerin 01/08/2003 tarihinden itibaren banka veya özel finans kurumları aracı kılınarak yapılması ve bu kurumlarca düzenlenen dekont veya hesap bildirim cetvelleri ile tevsikinin zorunlu olduğu belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere mal veya hizmet alım satımında mal veya hizmet bedelinin belli bir miktardan fazla ise banka kanalıyla ödenmesi kural olarak getirilmiştir. Gerçekten de gerçek bir ticari ilişkide satış veya hizmet bedelinin elden nakit olarak ödenmesi akla mantığa uygun düşmemektedir. Ticari hayatta kimi zaman yüzbinler veya üzerinde bedeli bulan mal alım satımı işlemi gerçekleşmektedir. Böyle bir mal alım satımı ilişkisinde örneğin 200,000.00 TL yi elden nakit olarak ödemenin banka gibi güvenilir bir kurumunda olduğu düşünüldüğünde hiçbir mantıklı açıklaması olamaz. Zaten sahte fatura düzenlemeyi ve kullanmayı meslek haline getiren mükelleflerin ortak özelliği gerçekte olmayan ilişkinin bedelini elden nakit olarak ödediği iddialarıdır.

Hiç kuşkusuz ki; sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura düzenleme ve kullanma suçlamalarını bertaraf etmenin en önemli aracı mal alım satım bedelinin banka havalesi veya çek ile yapılmasıdır.


[1]     Karaca, Kazım, “Sahte Belge Düzenleme ve Kullanmanın Sonuçları” Maliye ve Sigorta Yorumları Dergisi, Sayı 359.

[2]     Özel, Salih, “Sahte ve Yanıltıcı Belge”, Yaklaşım Dergisi, Ocak 1999.

[3]     Arıca, M. Nadir, Vergi Usul Kanunu, Ankara, 1989.

 

Kaynak: Av. Ömer Ilıca – www.MuhasebeTR.com

VERGİ MÜKELLEFİ SAVUNUCULARI DERNEĞİ
Soru ve Sorunlarınız Hemen Arayın! 0533 734 46 42 Genel Başkan Mehmet Kaynak